Diplomasi
Trump’ın gümrük tarifelerini eleştiren iktisatçıya IMF’de son dakika engeli

Uluslararası Para Fonu (IMF), Londra Ekonomi Okulu Profesörü Ricardo Reis’i başekonomist olarak atama kararından son anda geri adım attı. Financial Times gazetesi, gerekçe olarak Portekizli iktisatçının ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret tarifelerine yönelik itirazlarını gösterdi.
Uluslararası Para Fonu (IMF), Londra Ekonomi Okulu profesörlerinden Ricardo Reis’in başekonomistlik görevine getirilmesi kararından, ABD Başkanı Donald Trump’ın ekonomi politikalarına yönelttiği eleştiriler nedeniyle son anda vazgeçti.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre IMF, kurumun araştırma departmanının başına Reis’i getirmeyi planlıyordu ve konuya ilişkin resmi duyuru hazırlıklarını dahi tamamlamıştı. Ancak fon yönetimi son aşamada bu tercihi değiştirdi.
Gazeteye konuşan üç kaynak, kararın gerekçesi olarak Reis’in Trump’ın ticaret tarifelerine yönelik itirazlarını işaret etti.
Portekizli iktisatçı, ABD Başkanı’nın geçen yıl nisan ayında yürürlüğe koyduğu ek gümrük vergilerinin ardından değerlendirmeler yapmış; bu adımların ABD’deki tüketiciler için fiyat artışlarını tetikleyeceğini ve yeni bir enflasyon dalgası başlatacağını vurgulamıştı.
Resmi işleyiş gereği IMF bünyesindeki üst düzey atama yetkisi Fon Başkanı Kristalina Georgieva’nın yetki alanına giriyor. Buna karşılık teşkilatın en büyük hissedarı konumundaki ABD, yönetim mekanizmasında ciddi bir gayriresmi nüfuz taşıyor.
Yaşanan krizin ardından başekonomistlik koltuğuna Londra Ekonomi Okulu’ndan bir diğer isim, eski İngiltere Merkez Bankası Para Politikası Kurulu üyesi Profesör Silvana Tenreyro getirildi.
Tenreyro, görevi Fransız iktisatçı Pierre-Olivier Gourinchas’dan devraldı.
Seçim sürecinin perde arkasına ilişkin soruları yanıtsız bırakan IMF sözcüsü, adaylar konusunda tam bir gizlilik politikası izlendiğini ve başekonomist seçiminin rekabetçi bir eleme usulüyle yapıldığını belirtmekle yetindi.
Uluslararası para işbirliğini geliştirmek, finansal istikrarı sağlamak ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla 1944 yılında kurulan IMF’nin bünyesinde 191 üye ülke yer alıyor.
Trump yönetimi, Nisan 2025’te birçok ülkeden yapılan ithalata yönelik yüzde 10’luk taban gümrük vergisi getirmiş, onlarca devlete de kademeli yüksek tarifeler uygulamıştı.
Bu kapsamda en yüksek vergi oranları yüzde 49 ile Kamboçya, yüzde 48 ile Laos, yüzde 47 ile Madagaskar, yüzde 46 ile Vietnam ve yüzde 44 ile Sri Lanka mallarına uygulandı.
Yeni düzenleme Çin menşeli ürünlere yüzde 34, AB ürünlerine ise yüzde 20 oranında gümrük vergisi yükledi.
Amerikan basınının küresel bir ticaret savaşı olarak nitelediği adımları değerlendiren ABD Hazine Bakanlığı eski ekonomisti David Beckworth, söz konusu tarifeleri enflasyonu yükseltirken ekonomik büyümeyi frenleyecek bir stagflasyon formülü ve 2026 Kongre seçimlerini kaybetmenin reçetesi olarak nitelemişti.
Diplomasi
ABD, Avrupa’dan gelen İsrail karşıtı yaptırımlara ses çıkarmadı

Beyaz Saray, ABD müttefiklerinin İsrailli yerleşimcilere yaptırım uygulamasının ardından mümkün olduğunca sessiz kalmayı tercih etti.
Başkan Donald Trump çarşamba günü bu konuyla ilgili olarak sadece konuyu incelediğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio Salı günü, ABD’nin kendi yaptırımlarını uygulamayı planlamadığını fakat İngiltere ve diğer bazı ülkelerin eylemlerini de kınamadığını belirtti.
Hatta ABD’nin, Batı Şeria’da “istikrar” sağlama ve bölgedeki şiddetin tırmanmasını önleme konusunda müttefikleriyle aynı hedefi paylaştığını da ekledi.
Rubio, “Bunun, Gazze konusunda ilerleme kaydetme kabiliyetimiz ve büyük önem verdiğimiz 20 maddelik plan ile Barış Kurulu üzerinde de etkileri olacağını düşünüyoruz,” diye konuştu.
İsrail politikasına aşina bir yönetim yetkilisi POLITICO’ya verdiği demeçte, bu tür belirsiz açıklamaların yönetimin stratejisini yansıttığını söyledi.
“Müttefikler arasındaki her tartışmaya karışmamıza gerek yok. İsrail kendini savunabilir ve savunacaktır,” diyen yetkili, Washington’ın “bu konunun dışında kaldığını” da ekledi.
Bu durum, Trump yönetiminin şu anda İsrail konusunda izlediği hassas çizgiyi yansıtıyor.
POLITICO’ya göre Beyaz Saray, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu Trump’ın bölgedeki barış çabalarına uymaya zorlayacak bazı adımlara açık.
Aynı zamanda, İran’a karşı savaş verdiği ve Cumhuriyetçi Parti içinde hâlâ önemli bir desteğe sahip olan uzun süredir ABD’nin müttefiki olan İsrail ile kopuşu ima edecek herhangi bir hamle yapmaktan da kaçınıyor.
İngiltere’den ABD’ye İsrail garantisi: Yaptırımlarımız sembolik
Yönetim yetkilileriyle düzenli olarak görüşen, müdahale karşıtı American Conservative dergisinin yönetici direktörü Curt Mills, salı günü Rubio’nun yaptığı ve yönetimin İsrail’in mevcut hükümetine duyduğu hayal kırıklığına işaret eden açıklamaların, Beyaz Saray’ın bu orta yolu izlediğini gösterdiğini söyledi:
“Bu, onlar için pek çok sorunu çözüyor. İngilizlerle ilişkiler makul derecede iyiyse ve bu, Bibi’nin [Netanyahu] kanatlarını bir nevi kırpmanın bir yoluysa, bence bunu yapmaya hazırlar.”
İngiliz yetkililer de yaptırım planlarını önceden ABD’ye bildirdiklerini vurgularken önemli bir dirençle karşılaşmadıklarını ima ettiler.
Çarşamba günü Sky News’te plana yönelik ABD’nin tepkisi sorulduğunda, İngiliz Dışişleri Bakanı Ed Miliband, “Ne hissettiklerini kendileri söylesinler. Fakat Batı Şeria’da olan bitenle ilgili gerçek bir endişe olduğunu düşünüyorum,” cevabını verdi.
İsrailli yerleşimciler, son haftalarda Batı Şeria’daki yerel Filistinlilere yönelik şiddetli saldırılarını artırdı ve bu durum, hem ABD’li yetkililer hem de İsrail hükümeti tarafından nadir görülen bir kınamaya yol açtı.
Sosyal medyada arka arkaya yaptığı paylaşımlarla tanınan Trump, İsrail’i savunmak için henüz tek bir satır bile yazmadı ve bu konuyu ancak çarşamba günü gazetecilerin ısrarı üzerine ele aldı.
Trump, kararı “henüz gördüğünü” ve “onların düşüncesini” anlamak için İsrail ile görüşmeyi planladığını söyleyerek, tepkisiyle ilgili herhangi bir ayrıntıya girmekten kaçındı.
Başkan, “Neler olup bittiğini tam olarak anlıyorum fakat neden birdenbire böyle bir şeyin gerçekleştiğini öğrenmek istiyorum,” diye ekledi.
Trump’ın ilk döneminde Orta Doğu’dan sorumlu üst düzey bir ulusal güvenlik yetkilisi olarak görev yapan Victoria Coates’a göre Trump’ın belirsiz tavrı ve daha geniş kapsamlı Beyaz Saray tepkisi yönetimin önümüzdeki bir dizi kritik an öncesinde yeni bir kargaşadan ne kadar kaçınmaya istekli olduğunun bir göstergesi.
Coates, “Ara seçimler ve Xi ile yapılacak zirve yaklaşırken, şu anda başka bir büyük dikkat dağınıklığı istediklerini sanmıyorum,” diyerek, bu ayın sonlarında Trump’ın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yapacağı görüşmeye atıfta bulundu.
Ayrıca müttefiklerin yaptırım duyurularının “gerçek bir etki yaratmak için değil, şok etkisi yaratmak için” yapıldığını ve bu nedenle ABD’nin müdahalesini gerektirmediğini savundu.
Şu anda Heritage Vakfı’nda görev yapan ve yaptırım haberlerinin çıktığı sırada Kudüs’te bulunan Coates, İsrailli yetkililerin bu hamleden memnun olmasa da paniğe kapılmadıklarını söyledi.
Yine de İsrail, Kudüs’teki İngiliz konsolosluğunun kapatılması da dahil olmak üzere bir dizi karşı önlemle yanıt verdi.
İsrail politikasına aşina olan yönetim yetkilisi ayrıca, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin Birleşik Krallık’ın yaptırım planlarını kınayan ilk açıklamalarının ABD politikasını yansıtmadığını da belirtti.
Bu kişi, “Huckabee bu konuda tamamen kendi başına hareket ediyor. Bunu her zaman yapıyor. Kendi başına hareket ediyor ve kimseye danışmıyor,” dedi.
Axios daha önce, Huckabee’nin açıklamalarının Beyaz Saray veya Dışişleri Bakanlığı ile koordine edilmediğini bildirmişti.
Trump’ın damadı ve özel temsilcisi Jared Kushner pazar günü, “İsrail’deki bazı siyasi meseleleri çözmeye çalışıyoruz. Çılgın bir seçim süreci yaşıyorlar ve bu da onları bazı konularda biraz mantıksız davranmaya itiyor,” dedi.
Yaptırım meselesine girilmeme kararı, yönetimin ara seçimler öncesinde ticaret anlaşmazlıklarını yatıştırmaya çalışırken müttefiklerle riskli bir gerginliği önlemesine olanak sağlayabilir.
Öte yandan ABD, müttefiki ile birlikte şu anda İran savaşına girişmişken, İsrail ile alenen ayrıştığı izlenimi de veremez.
Mills, Rubio’nun Mart ayında İran savaşını haklı çıkarmak için öne sürdüğü gerekçeye atıfta bulunarak, “İsrail’in talebi olduğu iddia edilen bir şekilde İran’ı işgal etmiş bir yönetimin, İsraillilerle herhangi bir mesafe koyması, bir nevi komik ve inanılmaz görünür,” dedi.
Diplomasi
Füzeler Tahran’a, kâr payları Trump’ın kasasına düştü

ABD Başkanı Donald Trump’ın dokuz büyük petrol ve doğalgaz şirketindeki hisseleri, İran savaşı sürecinde 1,5 milyon ila 4,4 milyon dolar arasında değer kazandı. CNBC’nin resmi mali bildirimlere dayandırdığı analize göre, askeri ve siyasi kararların piyasayı etkilediği kritik günlerde Trump’ın hesaplarında yoğun hisse hareketliliği gerçekleşti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın en büyük dokuz petrol ve doğalgaz varlığının değeri, İran ile yaşanan savaşın ilk altı ayında yaklaşık 1,5 milyon ila 4,4 milyon dolar arttı.
CNBC televizyonunun Amerikan liderinin mal bildirimi, şirket bilançoları ve FactSet piyasa verileri üzerinden yürüttüğü incelemeye göre söz konusu yatırım sepetinde Chevron, ConocoPhillips, ExxonMobil, Kinder Morgan, Marathon Petroleum, Occidental Petroleum, Phillips 66, Valero Energy ve Williams Companies hisseleri yer alıyor.
Televizyon kanalı hesaplamalarında, Trump’ın beyan ettiği varlıkların asgari ve azami taban değerleri ile hisselerin 27 Şubat kapanışından 31 Ağustos’a kadarki fiyat dalgalanmalarını esas aldı.
İran ile çatışma devam ederken Trump’ın yatırım hesaplarını yöneten uzmanlar, enerji şirketlerinin hisselerinde alım satım yapmayı sürdürdü.
İşlemlerin açıklandığı son tarih olan 29 Haziran’a kadar, dokuz şirkete ait hisselerde yeni alımların yanı sıra en az 23 satış operasyonu kaydedildi.
Beyan formlarında kesin hisse adetleri ve işlem fiyatları yer almadığı için CNBC’nin yaptığı tahminler, Trump’ın kesinleşmiş kârını veya yatırımlarının net güncel büyüklüğünü göstermiyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarının başladığı dönemi izleyen ilk işlem günü olan 2 Mart’ta, Trump’ın hesaplarından sekiz büyük petrol ve doğalgaz şirketinin hisseleri alındı.
Bu işlemler arasında 100 bin ila 250 bin dolar değerinde ExxonMobil hissesi de vardı. Çatışma öncesinde Trump’ın ExxonMobil şirketindeki hisselerinin toplam değeri 3,2 milyon ila 12,5 milyon dolar düzeyinde seyrediyordu.
Ağustostaki borsa artışları, sonraki işlemler hariç tutulduğunda, bu hisselerin değerini yaklaşık 176 bin ila 690 bin dolar artırdı.
CNBC, Trump’ın kararlarının petrol piyasasını doğrudan dalgalandırdığı günlerde gerçekleşen işlemleri de mercek altına aldı. Başkanın İran’ın enerji altyapısına yönelik planlanan saldırıları ertelediği 23 Mart’ta Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 11 düştü.
Aynı gün Trump’ın hesapları üzerinden toplam tutarı 163 bin ila 570 bin doları bulan petrol ve doğalgaz hissesi satın alındı.
Benzer bir işlem 7 Nisan’da gerçekleşti. Trump’ın yatırım hesaplarından biri, 500 bin ila 1 milyon dolar aralığında ExxonMobil hissesi sattı.
Borsanın kapanmasından yaklaşık iki buçuk saat sonra Başkan Trump, İran ile iki haftalık ateşkes kararı aldıklarını ilan etti. Ertesi gün piyasa açılışında ExxonMobil hisseleri yüzde 6’dan fazla değer kaybetti.
Haberde, Trump’ın belirli işlemler için doğrudan talimat verdiğine, yöneticilerin adımlarından önceden haberdar olduğuna veya kişisel mali çıkarlarının Beyaz Saray politikalarını yönlendirdiğine dair kanıt görmediği belirtildi.
Beyaz Saray yetkilileri ise konuya ilişkin açıklamalarında, Başkanın yatırım portföyünün bağımsız portföy yöneticileri tarafından idare edildiğini, Trump ve aile üyelerinin varlık alım satım kararlarına müdahale yetkisinin bulunmadığını belirtti.
Portföydeki artış, enerji devlerinin kârlarında görülen genel yükselişle aynı döneme rastladı. Trump’ın hisselerine sahip olduğu dokuz enerji şirketi, ikinci çeyrekte toplam 47,6 milyar dolar kâr elde etti.
Geçen yılın aynı döneminde bu rakam 15,9 milyar dolar seviyesindeydi. Sadece ExxonMobil ve Chevron’un kârı bir önceki yılki 9,6 milyar dolardan 26,6 milyar dolara ulaştı.
ABD Hükümet Etiği Ofisi, Temmuz ayında Trump’ın 2025 yılına ait 927 sayfalık mali beyanını yayımlamıştı.
Söz konusu raporda, Trump’ın kripto para operasyonlarından elde ettiği gelirin 500 milyon doları aştığı kaydedilmişti.
Diplomasi
The Economist: Liderler artık nükleer felaket korkusu taşımıyor

The Economist dergisi, büyük nükleer güçlerin liderlerinde tırmanma korkusunun zayıfladığını ve Soğuk Savaş dengesinin çözüldüğünü yazdı. ABD ve Çin nükleer cephaneliklerini geliştirirken Washington 2025 yılında bu alana 69,2 milyar dolar ayırdı.
Soğuk Savaş yıllarında gerilimin tırmanmasını önleyen nükleer silah kullanımı korkusu, günümüzde büyük nükleer güçlerin liderleri nezdinde etkisini yitiriyor.
İngiliz The Economist dergisinin yayımladığı analize göre, karşılıklı yok olma korkusuna dayanan eski denge zayıflıyor.
Dergi, ABD ile Çin’in nükleer cephaneliklerini genişlettiğine veya modernize ettiğine dikkat çekiyor. Silah kontrol müzakerelerinin sınırlı bir çerçevede kalması, nükleer caydırıcılığın aşındığına işaret ediyor.
Haberde, ABD Başkanı Ronald Reagan ile Sovyet lideri Mihail Gorbaçov arasında 1986 yılında Reykjavik’te yapılan tarihi zirve hatırlatılıyor.
O dönem doğrudan bir anlaşmaya varılamasa da bu temaslar, sonraki yıllarda nükleer silahların belirli kategorilerini tamamen ortadan kaldıran anlaşmaların zeminini oluşturmuştu.
İki lider ayrıca uzun vadede nükleer silahlardan bütünüyle vazgeçmeyi hedeflediklerini teyit etmişti.
Günümüzde ise tablonun tersine döndüğü vurgulanıyor. ABD füze savunma kapasitesini artırıyor; Suudi Arabistan ve Güney Kore gibi müttefikleriyle nükleer teknolojiler geliştiriyor.
ABD Başkanı Donald Trump ise ülkeyi füze saldırılarından korumayı amaçlayan “Altın Kubbe” adlı hava savunma sisteminin kurulmasını savunuyor.
Xi Jinping yönetimindeki Çin, nükleer savaşa karşı olduğunu dile getirmesine karşın ABD ve Rusya ile üçlü nükleer silah kontrol müzakerelerine katılmayı reddediyor. Pekin yönetimi, kendi cephaneliğinin Amerikan ve Rus envanterine kıyasla çok daha küçük olduğunu vurgulayarak bu tutumunu gerekçelendiriyor.
The Economist, Pekin yönetiminin Kuzey Kore ve İran’ın nükleer programlarını sınırlamayı amaçlayan uluslararası yaptırımlara destek verme kararlılığının da azaldığını aktarıyor.
Çin, bu ülkelerdeki siyasi rejimlerin istikrarını riske atacak düzeyde bir baskı uygulamaktan kaçınıyor.
Dergiye göre nükleer caydırıcılığın zayıflamasının temelinde, büyük nükleer güçlerin liderlerinin artık küresel yok oluş korkusundan ziyade kendi siyasi ve stratejik çıkarlarını ön planda tutması yatıyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, Haziran ayında İsviçre gazetesi Le Temps’a verdiği mülakatta, nükleer alandaki mevcut durumun 1980’lerin başındaki silahlanma yarışıyla karşılaştırılamayacağını belirtti.
Grossi, nükleer silahsızlanma ihtimalinin uzak bir hedef olarak kaldığını kaydetti.
Nükleer Silahların Tasfiyesi İçin Uluslararası Kampanya (ICAN) verilerine göre, ABD’nin nükleer silahlara yönelik harcamaları 2025 yılında yüzde 22 artışla 69,2 milyar dolara ulaştı.
Washington yönetimi nükleer cephaneliğine diğer tüm ülkelerin toplamından daha fazla kaynak ayırdı.
Harcamalarda Çin 13,5 milyar dolarla ikinci, İngiltere 12,6 milyar dolarla üçüncü, Fransa ise 7,7 milyar dolarla dördüncü sırada yer aldı.
Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında, 1 Ocak 1967 tarihinden önce nükleer silah üreten ve test eden ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin resmi olarak nükleer güç kabul ediliyor.
Avrupa3 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa2 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa3 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek
Asya1 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya1 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında












