Diplomasi
AB, yeni İngiliz hükümetinden “hızlı” anlaşma bekliyor

AB, Birleşik Krallık’taki başbakanlık değişikliğinin, uzun süredir tartışılan Brexit’in yeniden düzenlenmesi konusunda bir anlaşmaya varılmasını yavaşlatmayacağını umuyor.
Avrupa Komisyonu, Başbakan Keir Starmer’ın halefinin göreve başlamasından sonraki günler ve haftalar içinde tarım ve ticaret konularındaki uzun süredir devam eden müzakereleri sonuçlandırmayı planlıyor.
POLITICO’ya göre Brüksel’in onaylamayı planladığı konular arasında, gıda ürünlerinin ithalat ve ihracatını düzenleyen bitki sağlığı kurallarına ilişkin bir anlaşma; işletmelerin yüksek karbon vergileri ödemesini önlemek için emisyon ticareti sistemlerinin uyumlaştırılması; ve gençlerin sınırlı sürelerle yaşamalarını, seyahat etmelerini, eğitim görmelerini veya çalışmalarını sağlayacak karşılıklı bir gençlik hareketliliği programı yer alıyor.
Bu üç alanda, yaz tatili öncesinde tarafların bir araya gelmesi öncesinde anlaşmaya varılması bekleniyordu.
Başlangıçta 22 Temmuz’da yapılması planlanan AB-Birleşik Krallık zirvesi, bu ayın başlarında Starmer’ın istifasının ardından ertelendi.
Zor günler geçiren İşçi Partisi lideri, ilişkilerde büyük bir “resetleme” duyurmayı umuyordu.
Fakat POLITICO’ya konuşan Avrupalı yetkililerden biri, AB’nin ivmeyi kaybetmemek için yeni bir hükümetin göreve başlamasının ardından zirveyi “mümkün olan en kısa sürede” yeniden gündeme almayı planladığını söyledi.
Henüz kesin bir tarih belirlenmedi ama ekim ortası en olası tarih olarak görülüyor.
İkinci bir yetkili, bu hızın Brüksel’de, Reform UK’in anketlerde yükselişte olması nedeniyle, karşılıklı yarar sağlayan anlaşmaları bir an önce sonuçlandırmanın daha iyi olacağına dair farkındalığı yansıttığını söyledi.
İngiliz hükümeti ayrıca, Ukrayna’ya yönelik bir savunma planına katılma konusunda ilgi gösteriyor.
Bu plan kapsamında, İngiltere savunma sektöründen yapılacak alımlar, AB tarafından verilen 90 milyar avroluk kredi ile finanse edilebilecek.
Bunun dışında, ülkenin AB’nin iç elektrik pazarına entegrasyonu konusunda da görüşmeler sürüyor.
Her iki konunun da temmuz zirvesine kadar çözülmesi beklenmese de üç aylık ek süre, yeniden planlanan toplantıya yetiştirilmek üzere bir anlaşmanın duyurulmasını mümkün kılabilir.
Büyük Manchester eski Belediye Başkanı Andy Burnham, Starmer’ın yerini alacak en güçlü aday olarak görülüyor ve İngiliz müzakereciler, görüşmeleri baltalayacak türde önemli bir politika değişikliği beklemediklerini belirttiler.
Fakat müzakerelerin her iki tarafındaki yetkililer, planlanan anlaşmaların onay alabilmesi için hâlâ önemli çalışmaların yapılması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Bu çabaların bir parçası olarak, Birleşik Krallık AB İlişkileri Bakanı Nick Thomas-Symonds, giderek belirsizleşen jeopolitik ortam karşısında ticari bağları kolaylaştırmak ve iki ekonomiyi birbirine bağlamak amacıyla tasarlanan ortak gündemi görüşmek üzere çarşamba günü Brüksel’e gitti.
Thomas-Symonds, AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič ile yapacağı görüşmeler öncesinde, “Bugün Brüksel’de gerçekleştireceğim toplantılar, geçen yılki Zirve’de duyurduğumuz, hane halkı faturalarını düşürmeyi, gençlere fırsatlar sunmayı ve ülkemizin güvenliğini güçlendirmeyi amaçlayan anlaşmaları hayata geçirmeye odaklanıyor,” dedi.
İki diplomatın doğruladığı bilgilere göre, çarşamba günü Komisyon ile yapılan kapalı kapı toplantısında AB büyükelçilerine de müzakerelerin son durumu hakkında bilgi verildi.
Diplomasi
Sırbistan’ın Çin’den HQ-9 ve başka sistemler almayı planladığı bildirildi

Medyada bu hafta, Sırbistan’ın Çin yapımı HQ-9 uzun menzilli hava savunma füze sistemi tedarik etmeyi planladığına dair haberler yer aldı. Sırp basını ayrıca, Sırbistan’ın gelecekte Çin yapımı savaş uçakları da alabileceğini yazdı.
Çinli bir askeri uzman, perşembe günü Global Times’a yaptığı açıklamada, Sırbistan’ın Çin yapımı sistemleri omurga kabul eden bir hava savunma mimarisi kuruyor gibi göründüğünü söyledi. Uzmana göre işbirliğinin artması, hem Çin teçhizatının avantajlarını hem de iki ülke arasındaki savunma işbirliğinin yükselen seviyesini yansıtıyor.
Sırp medya kuruluşu Tango Six’in haberine göre Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, pazar günü yerel saatle “Pukovnik-pilot Milenko Pavlović” hava üssünü ziyaret etti. Vucic, ziyaret sırasında birkaç kez Çin menşeli yeni askeri teçhizat alımlarından söz etti. Sırbistan’ın Çin’in HQ-9 uzun menzilli hava savunma sistemini alacağını doğruladı.
Defense Security Asia ise salı günü, bu adımın Sırbistan’ı Avrupa’da hava savunması en yoğun biçimde Çin teçhizatıyla donatılmış ülke haline getireceğini iddia etti.
People.cn’ye göre HQ-9 sistemi, Çin’in üçüncü nesil orta-uzun menzilli hava savunma füze sistemi. Sistem, yoğun hava saldırıları ve ağır elektronik karıştırma koşullarında her hava şartında hava savunma operasyonları icra edebiliyor. Çeşitli uçakları, insansız hava araçlarını ve hassas güdümlü mühimmatları önleyebilen sistemin, doygunluk saldırılarına ve çok dalgalı taarruzlara karşı güçlü kapasiteye sahip olduğu, uluslararası ileri standartları karşıladığı belirtiliyor.
Çinli askeri uzman Zhang Junshe, perşembe günü Global Times’a yaptığı açıklamada, Sırbistan’ın halihazırda Çin’in bağımsız olarak geliştirdiği HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi ile FK-3 hava savunma füze sistemini envanterine kattığını söyledi. Zhang’a göre HQ-9’un planlanan tedariki, ülkenin uzun menzilli hava savunma kabiliyetini daha da artıracak. Bu da Sırbistan’ın Çin yapımı sistemleri omurga kabul eden bir hava savunma mimarisi inşa ediyor gibi göründüğüne işaret ediyor.
Zhang, teknik açıdan bunun tasarım felsefesi, bakım ve lojistik destek bakımından uyumluluk sağlayacağını belirtti.
Tango Six ayrıca Vucic’in Hava Kuvvetleri ve Hava Savunma Kuvvetleri subaylarına iki kez Çin’den yapılan alımlardan söz ettiğini; yalnızca HQ-9 sisteminin değil, “başka bir şeyin de satın alındığını” söylediğini aktardı. Vucic’in belirttiğine göre Rafale uçaklarının ardından kısa süre içinde hem savaş uçakları hem de eğitim uçakları dahil yeni hava araçları gelecek.
Tango Six’e göre bu açıklama, Sırp devleti ve askeri liderliğinin daha önce duyurduğu, büyük olasılıkla Çin menşeli bir başka savaş uçağı filosu tedarikine ilişkin planları daha da teyit etti.
Zhang, hava savunma sistemlerinin ötesinde, Sırbistan’ın gelecekte Çin yapımı havadan havaya füzelerle donatılmış Çin savaş uçakları satın alması halinde, hava savunma füze sistemleri ile savaş uçaklarını birleştiren entegre bir muharebe sistemi oluşacağını kaydetti.
Uzmana göre modern savaş, sistemler arası muharebe kabiliyetini öne çıkarıyor. Hava savunma sistemleri, komuta-kontrol sistemleri ve savaş uçaklarının tamamının Çin yapımı olması, entegre operasyonları kolaylaştırır ve Sırbistan’ın hava savunması ile ülke savunması kabiliyetlerini büyük ölçüde artırır.
Zhang, Sırbistan’ın Çin yapımı CM-400AKG havadan yere hipersonik füzesini halihazırda sergilediğini, ancak bu füzenin şu anda Rus yapımı MiG-29’lar tarafından taşındığını söyledi. Ona göre Sırbistan, birden fazla ülkeden teçhizat tedarik ederek askeri bağımsızlığını sürdürmeye çalışıyor, ancak Çin’le işbirliği giderek artıyor.
Zhang’a göre bu durum, Çin teçhizatının güvenilirliğini ve maliyet-etkinliğini yansıtıyor: “Buna karşılık bazı Batılı ülkeler, pahalı ancak performansı vasat ekipmanlar sunuyor. Daha da önemlisi, Çin dost ülkelere siyasi koşullar dayatmadan silah ve teçhizat satıyor. Bazı Batılı ülkeler ise satışları başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmek için kullanıyor, hatta kontrol amacıyla teçhizata arka kapılar yerleştirebiliyor.”
Temmuz 2025’te Sırbistan’ın 250. Hava Savunma Füze Tugayı’na bağlı 2. Hava Savunma Taburu Komutanı Yarbay Dalibor Aleksic, Global Times’a verdiği özel röportajda, FK-3 ve HQ-17AE hava savunma sistemlerinin kullanımına ilişkin deneyimlerin “şu ana kadar çok olumlu” olduğunu söyledi. Aleksic, bu iki hava savunma sisteminin tedarikinin Sırbistan ile Çin arasındaki dostluk ve işbirliğinin daha da güçlenmesine katkı sağladığını belirtti.
Zhang, artan işbirliğinin Sırbistan’ın Çin’e duyduğu yüksek güveni yansıtıyor gibi göründüğünü, satış sonrası hizmetlerin de burada kilit bir faktör olduğunu söyledi. Bunun iki ülke arasındaki savunma işbirliğinin derinleşen seviyesini gösterdiğini ekledi.
Diplomasi
IISS: Rusya, gölge filoyu İHA üssü olarak kullanıyor

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) tarafından hazırlanan rapor, Rusya’nın Avrupa’daki NATO askeri altyapısını ve hava savunma zafiyetlerini izlemek amacıyla gölge filosuna ait tankerleri denizden İHA fırlatma platformu olarak kullandığına işaret ediyor. Raporda, Ağustos 2024 ile Şubat 2026 döneminde Avrupa semalarında stratejik öneme sahip askeri noktalar üzerinde tespit edilen 144 İHA vakası ele alındı.
Rusya’nın, Avrupa ülkelerindeki NATO askeri altyapısını gözetlemek ve hava savunma sistemlerindeki zafiyetleri tespit etmek amacıyla gölge filosuna ait tankerleri deniz platformu olarak kullandığı ihtimali üzerinde duruluyor.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) analistleri tarafından hazırlanan ve Bloomberg tarafından aktarılan rapora göre, Moskova yönetiminin bu adımları geniş kapsamlı bir istihbarat faaliyetinin parçası olarak değerlendiriliyor.
Perşembe günü yayımlanan raporda yer alan verilere göre, Ağustos 2024 ile Şubat 2026 arasındaki dönemde, aralarında İrlanda’nın da yer aldığı 11 Avrupa ülkesinin hava sahasında toplam 144 İHA uçuşu kayda geçirildi.
Bu uçuşlar sebebiyle bazı bölgelerde büyük havalimanlarının geçici olarak kapatılması gibi ciddi aksaklıklar yaşandığı belirtiliyor. Tespit edilen İHA vakalarının yaklaşık yarısının doğrudan askeri tesislerin üzerinde gerçekleştiği aktarılıyor.
İnsansız hava araçlarının, ABD’ye ait B61-12 taktik nükleer bombalarının depolandığı üsler ile Fransa’nın balistik füze taşıyan denizaltılarına ev sahipliği yapan askeri liman gibi son derece hassas ve stratejik bölgelerin üzerinde uçtuğu bildiriliyor.
Raporda, söz konusu uçuşların Rusya’nın Avrupa semalarındaki koordineli gözetleme faaliyetlerinin bir parçası olduğu, temel amacın ise kıtadaki hava savunma ağını haritalandırmak ve test etmek olduğu ifade ediliyor.
Avrupa’daki mevcut hava savunma sistemlerinin füze, bombardıman uçakları ve savaş jetleri gibi daha büyük tehditlere karşı tasarlandığı, bu sebeple alçaktan uçan, yavaş ve küçük boyutlu İHA’ları tespit etmekte ve izlemekte zorlandığı kaydediliyor.
Çalışmanın eş yazarlarından Charlie Edwards, konuya dair yaptığı açıklamada, “Rusya ile bağlantılı gemilerin ve bu ülkeye hizmet eden gölge filonun, İHA’ları fırlatmak, sinyallerini yakalamak ya da bu sinyalleri aktarmak amacıyla deniz platformu olarak kullanılmış olmasını muhtemel görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Patruşev: NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız
Avrupa’nın yanıtı yetersiz kaldı
İHA ihlallerine maruz kalan Almanya, Danimarka, Belçika ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerinin, bağlantılar belirgin olmasına rağmen bu eylemlerden dolayı doğrudan Rusya’yı suçlamaktan kaçındığı belirtiliyor.
Raporda, Avrupa devletlerinin bu duruma yönelik kurumsal reaksiyonu “parçalı” ve “uyumsuz” olarak nitelendirilirken, sorumluların tespit edilme sürecinin çok yavaş işlediği ve verilen yanıtların çoğunlukla orantısız kaldığı vurgulanıyor.
Edwards, Akdeniz bölgesinde benzer İHA faaliyetlerinin görülmemesini, bu havzadaki deniz gözetleme kapasitesinin gelişmiş olmasına ve ABD denizaltılarının bölgedeki yoğun varlığına bağlıyor.
Analist, Akdeniz’de fark edilmeden hareket etmenin ve bu tip platformlardan hava aracı yönlendirmenin çok daha güç olduğunu ekliyor.
Denetimler başlayınca uçuşlar kesildi
Araştırmanın diğer yazarı Louis Byrne ise bazı hükümetlerin bu olayları kendi içlerinde aktif olarak soruşturduğunu ifade etti.
Byrne, 2026 yılının başlarında Avrupa ülkelerinin gölge filoya ait tankerleri denizlerde durdurmaya ve üzerlerinde arama yapmaya başlamasıyla birlikte, şüpheli İHA uçuşlarının neredeyse tamamen bıçak gibi kesildiğine dikkat çekti.
Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Avrupa Birliği (AB), Akdeniz’de gölge filoya ait tankerlerin durdurulması ve aranması için askeri gemilerin görevlendirilmesine izin veren bir düzenlemeyi yakın dönemde onaylamıştı.
Bugüne kadar bu sınıftaki yaklaşık on gemiye yönelik operasyonlar gerçekleştiren Ukrayna ise Birleşmiş Milletler’e (BM) başvuruda bulunarak gölge filo tankerlerinin meşru askeri hedef olarak tanınmasını talep etmişti.
Diplomasi
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Çin ziyaretini tamamladı: Öne çıkan başlıklar

Suudi Arabistan, İran savaşının güvenlik alanındaki sonuçlarını anlamaya çalışırken, Washington’a karşı diplomatik bir denge unsuru ve Tahran’la temas kurabilen bir ortak olarak Pekin’e daha fazla ilgi duyuyor.
ABD-İran mutabakat zaptının imzalanmasından iki hafta sonra Suudi Arabistan, jeopolitik konumlanmasını ve çıkarlarını Washington ile Pekin arasında dengelemeye çalıştığına dair açık sinyaller veriyor.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, ABD Başkanı Donald Trump ile Suudi Arabistan’ın fiili lideri Muhammed bin Selman arasındaki ilişkilerde belirgin gerilimler yaşanırken, çarşamba günü Çin’e yaptığı iki günlük ziyareti tamamladı. Ziyaret, İran’la savaşın bölgesel güvenlik hesaplarını yeniden şekillendirmesinin ardından Riyad’ın yeni bir pozisyon arayışında olduğunu gösteriyor.
Neler konuşuldu?
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, salı günü Pekin’de Çinli mevkidaşı Wang Yi ve Çin Devlet Başkan Yardımcısı Han Zheng ile görüştü. Wang Yi ile görüşmesinde iki taraf, “gerilimi azaltma, güvenliği ve istikrarı güçlendirme çabalarını” ele aldı. Görüşmede ayrıca özellikle enerji, sanayi, teknoloji sektörleri ve tedarik zincirleri başta olmak üzere ekonomik işbirliği de gündeme geldi.
Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA’ya göre Prens Faysal’ın Han Zheng ile görüşmesinde ise ekonomik ve yatırım ilişkilerinin güçlendirilmesi ele alındı.
Neden önemli?
Prens Faysal’ın ziyareti, Körfez-ABD ilişkileri açısından kritik bir jeopolitik döneme denk geliyor. Suudi Arabistan, savaşın güvenlik alanındaki sonuçlarını hâlâ değerlendiriyor ve Washington’a karşı diplomatik denge unsuru, aynı zamanda Tahran’la temas kurabilecek bir ortak olarak Pekin’e daha fazla yaslanarak hareket alanını genişletiyor. Çin’in İran üzerindeki etkisi ve 2023’ten bu yana aktif arabuluculuk rolü, Körfez başkentlerinin daha güçlü bir İran’la birlikte yaşamanın yollarını aradığı bir dönemde Pekin’e alışılmadık ölçüde diplomatik ağırlık kazandırıyor.
Ekonomik ilişkiler bu stratejinin temel itici güçlerinden biri. Çin, son on yılda Suudi Arabistan’ın en büyük ticaret ortağı haline geldi. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık on milyarlarca dolara ulaşıyor. Çin Dışişleri Bakanlığı’na göre 2024’te iki ülke arasındaki ticaret hacmi 107 milyar doları aştı. Çin aynı zamanda Suudi ham petrolünün en büyük tek alıcısı konumunda. Bu da Pekin’e Riyad’ın uzun vadeli ekonomik hesaplarında önemli bir ağırlık kazandırıyor. Çin, 2024’te Suudi Arabistan’dan 47,91 milyar dolarlık ham petrol satın aldı. Çin Gümrük Genel İdaresi’ne göre 2025’te Çin, Körfez ülkesinden günde ortalama 1,4 milyon varil ham petrol aldı. Bu miktar, Çin’in yıl boyunca toplam ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 14’üne karşılık geldi.
Washington’la gerilim
Ziyaret, çatışmanın ardından ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde gerileme işaretlerinin görüldüğü bir döneme denk geldi. Savaş sırasında Riyad gerilimin azaltılması çağrısı yaptı ve bazı ABD operasyon taleplerine direndiği bildirildi. New York Times, mayıs ayında Riyad’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için planlanan bir eskort operasyonunda Washington’ın bazı üsleri ve hava sahasını kullanma talebini reddettiğini yazdı.
Liderler arasındaki kişisel ton da sertleşti. Muhammed bin Selman ile Başkan Trump arasında bildirilen son telefon görüşmesi 30 Mayıs’ta gerçekleşti. Trump, mart ayında Muhammed bin Selman’ın bir dönem ABD’yi zayıf gördüğünü belirterek, “kıçımı öpeceğini düşünmezdi” ifadesini kullandı.
Suudi Arabistan, ABD’nin İsrail’le ilişkileri normalleştirme baskısını da geri çevirdi. Suudi Arabistan, Trump’ın “Barış Kurulu” olarak adlandırılan girişimi için 1 milyar dolar taahhüt etmiş olsa da mayıs sonundaki haberlere göre bu taahhüdü henüz yerine getirmiş görünmüyor. Riyad ayrıca 2026 sezonunun ardından LIV Golf’e sağladığı finansmanı çekti ve Metropolitan Opera ile önerilen bir finansman anlaşmasından da geri adım attı.
Pekin’in açtığı alan
Suudi Arabistan açısından Çin, sembolik bir ortaklıktan daha fazlasını ifade ediyor. Eurasia Group’un Orta Doğu ve Kuzey Afrika birimi direktörü Firas Maksad, Riyad’ın İran ve daha geniş Körfez pozisyonu konusunda atacağı adımları değerlendirirken Pekin’e danışmasının doğal olduğunu söyledi.
Maksad, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, “Sonuçta Çin, İran üzerinde açık ara en fazla etkiye sahip ülke. Ayrıca 2023’te Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin normalleşmesine arabuluculuk eden ve bu süreci kotaran başlıca aktör oldu. Bu nedenle bu kadar çok şeyin belirsiz olduğu, sadece Suudi Arabistan’ın değil bölgenin İran’la ilişkilerinin de sorgulandığı bir dönemde Suudilerin Çinlilerle istişare etmesi, hatta Pekin’le koordinasyon kurmaya çalışması son derece doğal,” dedi.
Maksad, Çin’in Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin İran’la yeni bir yol bulmasına yardımcı olacak diplomatik bir rol oynayabileceğini de ekledi. Riyad’ın dış politika ilişkilerini çeşitlendirmeye ve ABD’ye bağımlılığını azaltmaya çalıştığı bir dönemde bu ihtimal giderek daha fazla önem kazanıyor. Agence France-Presse geçen hafta, krallığın Körfez ülkeleri ile İran arasında uzlaşma görüşmelerine ev sahipliği yapmayı planladığını bildirdi.
Maksad ve Ian Bremmer, Foreign Affairs için kaleme aldıkları son yazıda Çin’i savaş sonrası bölgesel değişimin “başlıca jeopolitik kazananı” olarak niteledi.
Diplomatik temaslar, Riyad ile Pekin arasında giderek derinleşen ekonomik ve güvenlik işbirliğiyle eş zamanlı ilerliyor. Mart ayında yayımlanan haberlerde, Suudi Arabistan ile Çin’in Cidde’de Wing Loong-3 taarruz İHA’ları için üretim hattı kurulmasını öngören 5 milyar dolarlık bir anlaşmaya vardığı belirtilmişti. İddiaya göre anlaşma kapsamında Çin Havacılık Sanayii Kurumu ile Suudi Arabistan Askeri Sanayiler Genel Otoritesi tarafından işletilecek ortak bir tesiste yılda yaklaşık 48 İHA üretilecek. Ancak ne Pekin ne de Riyad anlaşmayı kamuoyuna doğruladı.
Haziran ortasında Suudi Arabistan, Riyad ve Dammam’da 506 milyon doları aşan kalkınma ve konut projeleri için Çinli kuruluşlarla altı anlaşma ve mutabakat zaptı imzaladı.
Al Monitor’a değerlendiren uzmanlara göre, İran’la savaş, özellikle İran’ın İHA ve füzelerine doğrudan maruz kalan Körfez ülkeleri arasında ABD’nin bölgedeki güvenilirliğinde kalıcı bir gedik açmış olabilir. Bu durum, Suudi Arabistan ve diğer ülkeleri kendi güvenlik mimarilerini daha dikkatli değerlendirmeye ve yeni ortaklar aramaya itti. Bu, Suudi Arabistan’ın ABD’yi terk ettiği anlamına gelmiyor, ancak bölgesel güvenliğin belirsizleştiği bir dönemde tek bir güce bağımlı olmak sağlam bir seçenek olarak görülmüyor.
Avrupa1 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Görüş2 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Rusya3 gün önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını1 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Dünya Basını2 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?
Söyleşi4 gün önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını1 hafta önceProf. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi












