Diplomasi
ABD Hint-Pasifik’te ilk kez orta menzilli füze sistemi konuşlandırıyor, Çin tepkili

ABD ordusu, yeni Typhon orta menzilli karadan karaya füze fırlatma rampasını, Çin’i tedirgin etmesi muhtemel bir hamleyle, Filipinler’in kuzeyindeki ortak askeri tatbikat için ilk kez Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırdı.
ABD ordusu pazartesi günü yaptığı açıklamada Tomahawk seyir füzeleri ve SM-6 füzelerini ateşleme kapasitesine sahip fırlatıcıyı Salaknib 2024 ortak askeri tatbikatı için Filipinler’in Kuzey Luzon bölgesine gönderdiğini duyurdu.
Açıklamada, “Tarihi bir ilke imza atan 1. Çok Alanlı Görev Gücü, Orta Menzilli Yetenek (MRC) füze sistemini Salaknib 24 Tatbikatı kapsamında 11 Nisan 2024 tarihinde Filipinler’in Kuzey Luzon bölgesine başarıyla konuşlandırdı” denildi. “Bu önemli konuşlandırma, Filipinler Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde birlikte çalışabilirliği, hazır olma durumunu ve savunma kabiliyetlerini geliştirirken yeni kabiliyet için önemli bir kilometre taşına işaret etmektedir” ifadeleri kullanıldı.
Tayvan’a bir taş atımı uzaklıkta…
Ordu, fırlatıcının tatbikat için konuşlandırıldığı yeri tam olarak belirtmese de, ABD ordusunun şu anda Filipin takımadalarının en büyük ve en kalabalık adası olan Luzon adasında beş farklı bölgeye erişimi var.
Filipinler’in en kuzey noktası olan ada Tayvan’ın yaklaşık 100 km (62 mil) açığında yer alıyor. Daha önce Filipin Senatosu Dışişleri Komitesi Başkanı ve aynı zamanda Devlet Başkanı Ferdinand Marcos’un kız kardeşi olan Senatör Maria Imelda Marcos, savunma yetkilileriyle yaptığı bir görüşmede, “Beyler, Tayvan ile olan mücadelemiz nedir? Tayvan ile savaşımız nedir? Anlamıyorum, neden tüm askeri tatbikatları Tayvan’dan bir taş atımı uzaklıkta… Luzon’da yapıyoruz?” diye sormuştu.
Tomahawk füzelerinin 1.600 kilometreden fazla menzile sahip olduğu düşünüldüğünde, buraya yapılacak herhangi bir konuşlandırma sadece Luzon Boğazı’nın tamamını kapsamakla kalmayacak, aynı zamanda Çin kıyılarının bazı bölümlerini ve tartışmalı Güney Çin Denizi ve çevresindeki çeşitli Halk Kurtuluş Ordusu üslerini de hedef alabilecek.
ABD ordusunun Pasifik’teki komutanı Orgeneral Charles Flynn, aralık ayında yaptığı ve ABD’nin bölgeye orta menzilli bir füze rampası konuşlandıracağı yönündeki yorumlarını geçtiğimiz günlerde yinelemişti.
Flynn 3 Nisan’da yaptığı açıklamada “Hangi sistem olduğunu tartışmayacağım, nerede ve ne zaman olacağını da söylemeyeceğim. Sadece bölgeye uzun menzilli hassas atış kabiliyeti geleceğini söylüyorum” ifadelerini kullanmıştı.
Çin, Hint-Pasifik bölgesine uzun menzilli füzelerin resmi olarak konuşlandırılmasının “tehlikeli bir eğilim” olacağını ve Pekin’in güçlü bir yanıt vermesine yol açacağını söyledi.
Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Wu Qian cuma günü düzenlediği basın toplantısında “Çin buna kesinlikle karşıdır ve kararlı karşı önlemler alacaktır. ABD’yi diğer ülkelerin güvenlik kaygılarına gerçekten saygı göstermeye ve bölgesel barış ve istikrarı baltalamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz” dedi.
Japonya da olasılıklar arasındaydı
ABD Ordusu geçtiğimiz yıl yaptığı açıklamada dört adet römork tabanlı fırlatıcı ve diğer destekleyici ekipmanlara sahip olan sistemin Tomahawk ve SM-6 füzeleriyle bir dizi başarılı test gerçekleştirdiğini duyurmuştu.
Japonya’nın bu sisteme ev sahipliği yapabileceği sık sık dile getirilse de, kamuoyunun anlayışını sağlamadaki güçlükler nedeniyle bu mümkün olmadı. Sistemin ülkede konuşlandırılması, konuşlandırma sahalarını Çin’in kendi güçlü füze cephaneliğinin hedefi haline getireceği düşünülüyor.
Yine de ABD’li yetkililer, eğitim için Japonya’ya geçici transferlerin bir olasılık olduğunu ima ettiler.
Kalıcı ama tehlikeli seçenek Guam
Sistemin bölgeye daha kalıcı bir şekilde konuşlandırılacağı yer ise, geniş bir askeri üsse ev sahipliği yapan ABD toprağı Guam olabilir. Böyle bir hamlenin ise Soğuk Savaş’tan bu yana bir ilk olacağı ve Çin’in Japonya ve Pasifik’teki ABD askeri üslerini vurabilecek güçlü füze stokunu artırmasına yol açacağı söyleniyor.
ABD ile dönemin Sovyetler Birliği arasında 1987 yılında imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması (INF) uyarınca 500 km ile 5,500 km (310 mil ile 3,400 mil) arasında yol alabilen konvansiyonel ve nükleer tüm kara füzeleri yasaklanmıştı. Ancak ABD, Rusların anlaşmayı ihlal eden füzeleri gizlice test ettiğini ve sahaya sürdüğünü iddia ederek 2019 yılında INF’den çekildi.
Pentagon’un Çin ordusu hakkındaki son yıllık raporuna göre, INF Antlaşması’nın bir parçası olmayan Pekin’in 1.000 km ila 5.500 km menzilli 1.850 füzeye sahip olduğu tahmin ediliyor.
Sistemi savunanlar, Guam’a ya da muhtemelen ABD’nin Asyalı müttefiklerine ya da yakınlarına rotasyonel, daha kısa süreli konuşlandırmanın Çin’e karşı caydırıcılığı güçlendirmeye yardımcı olabileceğini söylediler.
Ancak eleştirmenler böyle bir hamlenin Çin’i zaten güçlü olan füze ve nükleer kuvvetlerini daha da güçlendirmeye zorlayacağı ve Washington ile Pekin’i, her ikisinin de kaçınmaya çalıştıklarını söyledikleri bir çatışmaya daha da yaklaştıracağı uyarısında bulundular.
Diplomasi
Trump, yapay zekayı kontrol etmeye yönelik “küreselci komplo”yu reddetti

Donald Trump, yapay zekayı kontrol etmeye yönelik girişimlerin “küreselci komplo” olduğuu öne sürdü ve reddetti.
Trump’ın beyanı, bu teknolojiye ilişkin yeni G20 küresel kılavuzları geliştirmeyi amaçlayan Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham’ın planına bir darbe indirdi.
Trump, salı günü BM’de yaptığı konuşmada, “ABD, yapay zekayı kontrol etmeye yönelik herhangi bir küreselci komplo kurma girişimini tamamen reddediyor,” dedi ve yönetiminin bundan böyle yapay zekayı “süper zeka” olarak adlandıracağını ekledi.
Bu açıklamalar, Burnham ile ilk yüz yüze görüşmesinden kısa bir süre önce geldi.
Burnham, İngiltere’nin gelecek yılki G20 başkanlığını yapay zekanın potansiyel risklerine odaklanmak için kullanmak istediğini belirtmişti.
Başbakan ayrıca, bu teknolojinin gelişimini denetlemek üzere yeni bir küresel çerçeve oluşturulmasında İngiltere’nin ABD ile Çin arasında “dürüst arabulucu” olabileceğini iddia etti.
Trump’ın bu açıklamaları, bu hafta Beyaz Saray’da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yapacağı görüşme öncesinde geldi.
ABD Başkanı, “Şu anda Çin’e ve diğer herkese karşı büyük bir farkla öndeyiz ve bu durumu böyle sürdüreceğiz,” dedi.
Yapay zeka konusundaki anlaşmazlığa rağmen, New York’ta Burnham ile Trump arasında gerçekleşen görüşme büyük ölçüde dostane geçti.
Başkan, yeni başbakanı selefi Keir Starmer’a tercih ediyor gibi göründü.
İkili ilişkilerin durumu sorulduğunda Trump, “İlişkiler, önceki başbakanınızın döneminde olduğundan daha iyi durumda,” dedi.
Greater Manchester’ın eski belediye başkanı Burnham, başkanın daha önce şehri “sıradan bir kasaba” olarak nitelendirmesini şakayla karışık bir şekilde eleştirdi.
Trump, “İngiltere’de muazzam bir vatanseverlik” olduğunu ve insanların “büyük işlerin gerçekleşmesini” beklediğini söyledi ve “Bence bu ülke sadece başarıyı ve büyük bir liderliği bekliyor,” diye ekledi.
BM genel merkezindeki görüşmelerinin ardından birlikte konuşan Trump, Burnham’ın “harika bir başbakan” olacağını düşündüğünü belirterek, bu deneyimli politikacının “doğuştan bir işadamı” olduğunu da sözlerine ekledi.
Burnham, iki liderin “iyi bir bağ” kurduğunu belirtti. Görüşmeleri yaklaşık 40 dakika sürdü.
Trump, Burnham ile Diego Garcia’daki ABD-İngiltere hava üssünün geleceği, işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerleri ve Falkland Adaları üzerindeki İngiliz egemenliği gibi hassas konuları ele aldı.
Trump, Chagos Adaları’nın bir parçası olan Diego Garcia’yı Mauritius’tan geri kiralamaya yönelik İngiliz planı hakkında “Bunu desteklemiyorum. Bu berbat bir anlaşmaydı. On yıllar, hatta yüzyıllar boyunca ortada görünmeyen birinin mülkiyet iddiası var. Bence bu saçma,” demişti.
Beyaz Saray’ın plana verdiği desteği geri çekmesi ve Burnham’ın planı yeniden gözden geçirmeye açık olduğunu belirtmesi üzerine İngiltere, Starmer tarafından onaylanan Chagos Adaları anlaşmasını askıya aldı.
Burnham, “Bu durumu miras aldım ve bir çözüme ihtiyacımız var,” dedi.
Downing Street, Burnham’ın “üssün işleyişini güvence altına alacak ve Birleşik Krallık’ın ulusal güvenliğini koruyacak” bir yol bulmak için Mauritius ve ABD ile işbirliği yapmaya kararlı olduğunu belirtti.
Bu arada Burnham, Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerlerinde üretilen mallara yaptırım uygulama kararını savunarak, bunların iki devletli çözüme ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.
Trump, plana yönelik eleştirilerinde temkinli davranmış ve salı günü, “Şey, bu hamle hakkında bir şey bilmiyorum,” demişti. Burnham, durumu açıklamak için Beyaz Saray’ı aradığını söyledi.
Burnham ayrıca, ABD başkanının geçen ay Amerika’nın tarafsız tutumunu gözden geçirdiğini açıklamasının ardından, İngiltere’nin, Arjantin’in Falkland Adaları üzerindeki iddialarına karşı kararlı bir tutum sergileyeceğini Trump’a iletti.
Burnham, “Falkland Adalıların kendi kaderini tayin etme ve İngiliz kalma haklarını savunacağız. Başkanın, İngiltere’nin net tutumunun bu olduğunu benden doğrudan duymasını istedim. Söylediklerimi çok iyi anladı,” dedi.
Burnham ayrıca, İngiltere’nin kuzeydoğusundaki “belirli bir fabrikayla ilgili” olduğu için ABD’nin gümrük vergileri konusunu gündeme getirdiğini belirtti. Downing Street, söz konusu şirketin adını açıklamayı reddetti.
Salı günü ilerleyen saatlerde BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Burnham, yapay zekanın (AI) kontrolsüz bir şekilde gelişmesini durdurmak için dünyanın harekete geçmesi gerektiği konusunda ısrar etti:
“Yapay zekanın yaşam ve çalışma biçimimizde de bir altüst edici unsur olacağını ve riski kat kat artıracağını biliyoruz. Hepimiz uyarıları duyduk ve bunlara kulak vermeliyiz. İnsanların ne kadar endişeli olduğunu biliyorum. Bu yüzden bu anın gerektirdiği sorumluluğu üstlenmeliyiz . . . Hazırlığımızı artırmak için ihtiyaç duyduğumuz şeffaflığı ve erişimi sağlamak ve yapay zeka geliştirilmesinin güvenli olmasını garanti altına almak amacıyla tek bir küresel ilke ve standartlar dizisi üzerinde anlaşmaya varmak için çalışacağız.”
Burnham ayrıca Rusya’yı, “İngiltere’deki yaşamla ilgili yıkıcı bir anlatı” yaymak için işsiz gençleri istismar etmekle suçladı ve siber tehditle mücadele etmek üzere yeni bir ulusal bilgi savunma merkezi kurulacağını duyurdu.
Burnham, konuşmasının merkezine yeni teknolojinin oluşturduğu potansiyel tehditleri koydu ve özellikle Rusya gibi kötü niyetli aktörlerin, Birleşik Krallık demokrasisini zayıflatmak için savunmasız kişileri hedef aldığını iddia etti.
Düşmanca devlet bilgi saldırılarını tespit etmek, kaynağını belirlemek ve engellemek, ayrıca dezenformasyon ve deepfake’leri ortaya çıkarmak amacıyla güvenlik yetkililerinden ulusal bir bilgi savunma merkezi kurmalarını istediğini duyurdu.
Siyasi muhalifleri tarafından muhtemelen ele alınacak yorumlarda başbakan, zor koşullarda yaşayan İngilizlerin, Birleşik Krallık’ın başarısız olduğu yönündeki Rus propagandasına daha yatkın olduklarını ima etti.
Burnham, “Eğer geçim sıkıntısı çekiyorsanız ve hayatınızda bir iyileşme görmüyorsanız ya da işsiz, eğitim veya mesleki eğitim almayan bir gençseniz, o zaman bu tür etkilere karşı çok daha savunmasız olacaksınız,” dedi.
Diplomasi
Pezeşkiyan: Nükleer bomba İsrail’de, denetçiler İran’da

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulunda Batılı ülkeleri çifte standart uygulamakla suçlayarak nükleer denetimlerin yalnızca Tahran’a dayatıldığını söyledi. İsrail’in kitle imha silahlarına sessiz kalındığını belirten Pezeşkiyan, İran’ın nükleer silah peşinde olmadığını ancak barışçıl teknolojiden vazgeçmeyeceğini vurguladı.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada Batılı hükümetleri nükleer silahlar ve bölgesel güvenlik başlıklarında çifte standart uygulamakla suçladı.
İsrail’in elindeki nükleer cephaneliğe sessiz kalındığını belirten Pezeşkiyan, Tahran yönetiminin ise aralıksız denetim ve yaptırımlara maruz bırakıldığını söyledi.
Bölgedeki atom bombasının ve diğer kitle imha silahlarının İsrail’in kontrolünde olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, “Tekrar ediyorum: Nükleer bomba İsrail’de, müfettişler İran’da. İsrail öldürüyor, İran yaptırımlara maruz bırakılıyor” dedi.
İsrail’in Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na taraf olmadığını ve uluslararası denetçilere kapılarını kapattığını hatırlatan İran Cumhurbaşkanı, buna rağmen Tel Aviv yönetimine milyarlarca dolarlık silah akıtıldığına dikkat çekti.
Konuşması sırasında ABD ve İsrail bombardımanlarında hayatını kaybeden İranlıların fotoğraflarını kürsüden gösteren Pezeşkiyan, “Biz terörist değil, terörün kurbanıyız” ifadesini kullandı.
President Pezeshkian at 81st UNGA:
I come from Iran, where the US assassinated our Leader
Follow: https://t.co/oa9JV4ikYQ pic.twitter.com/vMIFcTKUkg
— Press TV 🔻 (@PressTV) September 23, 2026
İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in savaşın ilk gününde öldürüldüğünü belirten Pezeşkiyan, Tahran’ın en üst düzey yöneticilerinin hiçbir hukuki gerekçe veya kanıt olmadan hedef alındığını savundu.
ABD ordusunun Minab kentindeki Şecere-i Tayyibe İlkokulunu bombaladığını dile getiren Pezeşkiyan, saldırıda ölen çocukların yanı sıra Lamerd kentinde misket bombalarıyla vurulan spor salonunda yaşamını yitiren bilim insanları, kadınlar ve çocukların durumunu Genel Kurul gündemine taşıdı. İran’ın saldırılara karşılık verdiğini belirten Pezeşkiyan, Tahran güçlerinin sivilleri hedef almadığını kaydetti.
İran’ın bölgesel hâkimiyet kurma arayışında olmadığını ve son 200 yılda hiçbir komşusuna savaş açmadığını ifade eden Pezeşkiyan, askeri kapasitelerini saldırı değil caydırıcılık amacıyla geliştirdiklerini belirtti.
İran şehirlerini bombalamanın karşılıksız kalmayacağını göstermek için savunma sistemleri kurduklarını söyleyen Pezeşkiyan, “Ülkemizi savunmak için kimseden izin istemeyeceğimizi açıkça söylüyoruz” dedi.
Tahran yönetiminin savaş baskısıyla teslim alınamayacağını vurgulayan İran Cumhurbaşkanı, müzakere kapısının açık olduğunu ancak savunma haklarından taviz vermeyeceklerini dile getirdi.
Nükleer programın barışçıl niteliğine değinen Pezeşkiyan, bu teknolojinin yalnızca belirli ülkelerin imtiyazında kalamayacağını ifade etti.
Tıptan tarıma, sanayiden elektrik üretimine kadar nükleer enerjinin hayati bir gereksinim olduğunu kaydeden Pezeşkiyan, “Ne nükleer silah ne de nükleer bilgiden mahrumiyet” ilkesini benimsediklerini vurguladı.
Nükleer silahları bir güvenlik unsuru olarak görmediklerini belirten Pezeşkiyan, meselenin askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini, çözümün İran halkının meşru haklarını koruyan ve barışçıl faaliyetler için uluslararası güvence sağlayan bir uzlaşıdan geçtiğini belirtti.
Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere de değinen Pezeşkiyan, Tahran’ın su yolunun güvenliğini sağlarken kendi seyrüsefer haklarının engellenmesine sessiz kalmayacağını duyurdu.
Batılı ülkelerin İran gemilerine yolları kapatırken aynı hattan bölgeye silah sevk ettiğini söyleyen Pezeşkiyan, yabancı donanmaların bölgeye kalıcı konuşlanmasının deniz güvenliği getirmeyeceğini ifade etti.
Filistin meselesi adil bir çözüme kavuşmadan Batı Asya’da kalıcı barışın sağlanamayacağını söyleyen Pezeşkiyan, toprağından sürülen ve evi bombalanan insanların meşru savunma hakkı yürüttüğünü belirterek “Kendini savunduğunda ona terörist diyemezsiniz” dedi.
Bölge sorunlarının dış müdahaleler olmadan çözülmesi gerektiğini kaydeden Pezeşkiyan, hiçbir yabancı güçle kurulan ittifakın komşulara karşı bir savaş gerekçesi yapılmaması gerektiğini vurguladı.
Ekonomik yaptırımların doğrudan sivilleri ve yoksulları vuran bir kitle silahına dönüştüğünü sözlerine ekleyen Pezeşkiyan, uluslararası hukukun yalnızca güçlülerin menfaatine göre işletilmesinin küresel istikrarsızlığı körükleyeceği uyarısında bulundu.
İran Cumhurbaşkanı Genel Kuruldaki hitabını, “Ya güvenliği birlikte kuracağız ya da güvensizliğe birlikte katlanacağız. Herkes için olmayan barış, barış değildir; herkesi kapsamayan adalet de adalet değildir” cümleleriyle noktaladı.
Diplomasi
AB, ABD’nin okyanus veri hakimiyetine karşı bir girişim başlattı

Avrupa Komisyonu, uluslararası ortaklarını bir araya getirerek, dünyanın önde gelen okyanus izleme kuruluşu olarak ABD’nin rolünü üstlenmeyi hedefliyor.
Haziran ayında ABD yönetiminin okyanus izleme fonlarından 368 milyon dolar (322 milyon avro) kesinti yapacağını duyurmasıyla sarsılan Brüksel, bu boşluğu doldurmak için fon toplamak ve müttefikler bulmak üzere yoğun bir şekilde çalışıyor.
New York’taki BM Genel Kurulu’nda AB Balıkçılık ve Okyanuslar Komiseri Costas Kadis, “Bugün, dünyanın dört bir yanından 30’dan fazla ülke küresel OceanEye İttifakı’na katıldı,” dedi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bloğun “destekçi ağımızı daha da genişletmesi” çağrısında bulundu.
Deniz araştırma ağı JPI Oceans’ın müdür yardımcısı Willem de Moore, “On yıllardır küresel okyanus gözlemi, büyük ölçüde ABD’nin finansmanına ve altyapısına dayanıyor,” diye açıkladı.
NATO’nun savunma için ne anlama geliyorsa, ABD’nin okyanus veri izleme çalışmaları da araştırma için o anlama geliyor.
Washington’un geri çekilmesiyle birlikte araştırmacılar, önemli veri serilerinin kaybolabileceğinden endişe duyuyor.
De Moore, “Örneğin okyanus sıcaklığı ve okyanusların karbon emilimi gibi uzun vadeli kayıtlar, iklimimizin nasıl değiştiğini anlamak için paha biçilmez bir değere sahip,” dedi.
Von der Leyen, ABD’nin çekilmesine yanıt olarak hazırlanan bloğun yeni “moonshot” OceanEye planının “bizi birkaç yıl içinde önde gelen okyanus veri sağlayıcısı haline getirebileceğini” söyledi.
Başkan, Brüksel’in 100 milyon avro ek katkı sağlayacağını da ekledi. Diğer katkıcılarla birlikte (en büyük katkı, beş yıl boyunca 51 milyon avro ile Kanada’dan geldi) ilk resmi finansman turu yaklaşık 211 milyon avro topladı.
Avrupa’nın sağladığı 92 milyon avroluk başlangıç fonuyla birleştirildiğinde, bu miktar ABD’nin bıraktığı boşluğu kapatmaya çok yakın bir seviyeye ulaşıyor.
Kanada Başbakanı Mark Carney, “Paylaştığımız okyanus, tek bir ülke tarafından tek başına anlaşılamaz veya korunamaz,” dedi.
Bu fonlar, dünya okyanuslarının durumunun uzun vadeli izlenmesini koordine eden ve halen devam eden bir program olan Küresel Okyanus Gözlem Sistemi’ni (GOOS) finanse etmek için kullanılacak. Brüksel, 2035 yılına kadar BM’nin okyanus izleme sistemlerinin %35’ini sağlamayı hedefliyor.
Bu girişim aynı zamanda pratik nedenlerle de destekleniyor; zira dünyanın en hızlı ısınan kıtası olan Avrupa, bozulmamış okyanuslara diğerlerinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.
Kadis, “Okyanus o kadar önemli ki, iklimin ana düzenleyicisidir,” diye konuştu.
Von der Leyen, okyanus izleme şamandıralarının Avrupa kıyılarını vuran kasırgaları ve fırtınaları tahmin etme yeteneğinden bahsederken, araştırmacılar binlerce şamandıradan oluşan Argo ağı gibi sistemlerin çok daha fazlasını yapabileceğini söylüyor.
De Moore, “El Niño, tropikal Pasifik Okyanusu ile atmosfer arasındaki etkileşimler sonucu gelişir. Okyanus gözlemleri, bu olgunun gelişimini takip etmek ve dünya çapındaki hava koşulları üzerindeki etkilerini tahmin etmeye yardımcı olmak için hayati önem taşır,” dedi.
Bu iklim olgusu, bin yıldır hiç olmadığı kadar şiddetli bir şekilde Avrupa’yı vuracak gibi görünüyor.
Özellikle Carney, Kanada’nın BM açık denizler anlaşmasını onaylarken, Argo programına yaptığı katkıyı ikiye katlayacağına söz verdi.
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Rusya1 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Asya2 hafta önceYatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor
Rusya1 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya1 hafta önce“İran ABD üssünü vurmadan önce Çin’den uydu görüntüsü aldı”











