Diplomasi
ABD, Libya’da iktidar paylaşımı planı hazırlıyor
ABD, Libya’yı yeniden birleştirmek amacıyla ülkenin doğu ve batısındaki rakip yönetimler arasında bir iktidar paylaşımı anlaşması sağlanması için arabuluculuk yapmaya çalışıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu ve Afrika danışmanı Massad Boulos, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, ülkenin parçalanmış kurumlarını tek bir otorite altında birleştirmeye çalışırken, aynı zamanda ABD’li petrol şirketlerini yatırım yapmaya teşvik ettiğini söyledi.
“Planımız, tek bir birleşik hükümet kurmak ve tüm kurumları birleştirmektir,” diyen Boulos, ABD başkanının kızı Tiffany’nin kayınpederi ve Lübnan asıllı Amerikalı bir iş adamı.
Libya, Afrika’nın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip olmakla birlikte, üretim on yıllardır potansiyelinin altında kalıyor.
Boulos, Washington’un ABD’li büyük petrol şirketlerini Libya’ya yatırım yapmaya teşvik ettiğini belirterek, ConocoPhillips ve Chevron’un 2026 yılında Libya ile anlaşmalar imzaladığını kaydetti.
Libya’nın petrol üretiminin on yılın sonuna kadar iki katına çıkarak günde 3 milyon varile ulaşabileceğini de sözlerine ekledi ve “Bu, Libya’yı dünyanın önde gelen petrol üreticileri arasına sokacaktır,” dedi.
Libya analisti ve siyasi risk danışmanlık şirketi Informmi’nin kurucu ortağı Emadeddin Badi, ABD’nin Libya’ya yönelik yaklaşımının Trump yönetiminin “son derece çıkar odaklı” dış politika tarzıyla uyumlu olduğunu belirtti:
“Bence ABD, bu paydaşları tanıdığımızı, bizimle anlaşma yapmaya açık olduklarını ve istikrarsızlık istemediğimizi düşünüyor; öyleyse neden daha fazla anlaşma ve yatırıma elverişli bir siyasi ortam yaratmayalım?”
Boulos, planının parlamento seçimleri düzenlemeye yönelik BM çabalarını “tamamlayıcı” nitelikte olacağını ve sonuçta parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce “bir paketin parçası” ve “kısa vadeli bir düzenleme” haline gelebileceğini söyledi.
Konuya yakın kaynaklara göre, plan kapsamında, Libya’nın doğusunu kontrol eden Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter, yürütme başkanlık konseyinin başına getirilecek.
Kaynaklar, Libya’nın batısındaki Trablus’ta bulunan ve BM tarafından tanınan hükümetin 2021’den beri başbakanlığını yürüten Abdülhamid Dibeybe’nin görevinde kalacağını, yakın bir akrabasının ise ulusal güvenlik görevine atanacağını da ekledi.
Saddam Hafter, babasının komuta ettiği silahlı grup olan, kendi adını koyan “Libya Ulusal Ordusu”nun kara kuvvetleri genelkurmay başkanı.
Dibeybe’nin başbakanlık görevi, birbiriyle ittifak halindeki çeşitli silahlı gruplar tarafından korunuyor.
Bu gruplardan bazıları, BM organları tarafından işkence, yasadışı gözaltı ve göçmen kaçakçılığı gibi suçlarla itham edilmişti.
Diplomatlar ve analistler, Libya’da silahlı gruplara dayanan liderlerin elindeki iktidarı resmileştirecek olan Boulos anlaşmasının, iki taraf arasındaki güvensizlik ve birlikte yönetme konusunda yapılması gereken tavizler göz önüne alındığında gerçekleştirilebileceğine şüpheyle yaklaşıyorlar.
Örneğin şu anda doğu Libya’yı ziyaret eden Uluslararası Kriz Grubu’nun kıdemli analisti Claudia Gazzini şunları söyledi:
“Bu bir hayal. Bingazi’de karşı tarafla uzlaşma ya da artık ilerleme zamanının geldiğine dair kamuoyunda bir söylem yok. Her şey şu anda iktidarda olanların başarılarıyla ilgili ve tamamen Trablus’u düşman olarak tanımlamaya dayalı.”
Konuyla ilgili bilgi sahibi başka bir kişi, Libya’nın ana ticaret ortağı olan İtalya’ya plan hakkında danışıldığını ve İtalya’nın destekleyici olduğunu ama uygulamanın muhtemelen zorlu olacağına inandığını söyledi.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’un kıdemli araştırma görevlisi Tim Eaton, Haftar ailesinin geçmişte iktidarı paylaşmaya istekli olduklarına dair herhangi bir işaret vermediklerini söyledi:
“Dibeybe kampının korkusu, Haftar ailesiyle yapılacak herhangi bir anlaşmanın, özellikle de Saddam’ın başkanlık konseyine girmesi durumunda, onun bunu bir sıçrama tahtası olarak kullanarak hükümetin geri kalanını da ele geçireceği yönünde olacaktır. Bu durumda bir güven sorunu ortaya çıkacak ve bu durumu yönetmek zor olacaktır.”
Badi, Libya’yı yöneten iki taraf da silahlı gruplara bağımlı olduğundan, bu gruplarda reform yapamadıklarını savundu.
Badi, “Şu anda, Dibeybe ile ittifak halindeki gruplar devletin gelir kaynaklarını giderek daha fazla ele geçiriyor,” dedi.
Boulos, Libya’yı birleştirmek için hazırladığı yol haritasında atılan adımlara dikkat çekti. Bunlar arasında, geleneksel olarak bir anlaşmazlık konusu olan ülkenin her iki tarafı için kalkınma fonu konusunda kasım ayında varılan anlaşma da yer alıyor.
Ayrıca, on yıldan fazla bir süredir ilk kez, doğu ve batı tarafları nisan ayında ulusal birleşik bütçeye imza attı.
İki tarafın, nisan ayında Libya’da düzenlenen ve ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) liderliğindeki “Flintlock” adlı askeri tatbikata da katıldığını ekledi.
AFRICOM’daki ABD’liler, her iki tarafla birlikte bir askeri birleşme planı üzerinde çalıştı.
Gazzini ise birçok Libyalı’nın anlaşmanın hayata geçeceğinden şüphe duyduğunu, çünkü “[ana aktörlerin] kişiliklerini ve düşünce tarzlarını bildiklerini” belirtti.
Ayrıca, ülkede şu anda iktidarı elinde tutanların iktidarını pekiştirme fikrine de muhalefet olduğunu ekledi.
Çünkü bu, “yakın zamanda siyasi bir değişim olasılığının, seçimlerin yapılma olasılığının ve gelecekte hükümet değişikliği olasılığının olmayacağı” anlamına geliyordu.
Diplomasi
NATO ve Hint-Pasifik Dörtlüsü savunma ve teknoloji işbirliğini artırma sözü verdi

NATO ve Hint-Pasifik ortakları, Rusya-Çin ilişkilerinin derinleşmesi karşısında transatlantik güvenlik ittifakının askeri yapılanmasını güçlendirdiği bir dönemde, savunma sanayii ve ileri teknoloji alanlarında işbirliğini genişletme sözü verdi.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, salı günü Ankara’daki NATO zirvesi marjında Hint-Pasifik Dörtlüsü olarak bilinen IP4 ortak ülkelerinin —Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore— üst düzey yetkilileriyle bir araya geldi.
Bu dört üye olmayan ülke, 2022’den bu yana ittifakın yıllık zirvelerine konuk olarak davet ediliyor.
Görüşmelere Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung ve Dışişleri Bakanı Cho Hyun, Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi ve Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi, Yeni Zelanda Savunma Bakanı Chris Penk ve Avustralya Savunma Sanayii Bakanı Pat Conroy katıldı.
Lee, bugün sona erecek iki günlük zirveye katılan tek IP4 ülke lideri oldu.
Japonya Dışişleri Bakanlığı’na göre Rutte ve IP4 liderleri; Ukrayna savaşı, Çin’le bağlantılı meseleler dahil Hint-Pasifik’teki durum, Kuzey Kore’ye yönelik politikaları ve İran’daki durum gibi uluslararası gelişmeler hakkında “samimi” görüş alışverişinde bulundu. Bakanlık, tarafların savunma sanayii, siber alan ve teknoloji gibi sahalarda işbirliğini güçlendirme konusunda mutabık kaldığını açıkladı.
Rutte’nin, NATO’nun uluslararası toplumun karşı karşıya olduğu çeşitli sınamalara “uygun şekilde yanıt verebilmek” için IP4 ile ilişkilerini güçlendirmek istediğini söylediği aktarıldı.
Japon Bakan Motegi ise şunları söyledi: “Rusya ile Kuzey Kore arasındaki Ukrayna’daki askeri işbirliğinde görüldüğü üzere, Avrupa-Atlantik ve Hint-Pasifik güvenliği birbirinden ayrılamaz. Bu nedenle IP4 ve NATO’nun bu şekilde bir araya gelerek dayanışmalarını teyit etmeleri son derece önemlidir.”
Japonya Dışişleri Bakanı ayrıca, “Güçlü bir NATO-IP4 ilişkisi, uluslararası toplumun tamamının barış ve istikrarına da katkı sağlar,” dedi. Motegi, NATO ile pratik işbirliğini daha da geliştirme ve “stratejik ilişkiyi” güçlendirme niyetini de dile getirdi.
Salı günü erken saatlerde NATO Zirvesi Savunma Sanayii Forumu’nun açılışında ana konuşmayı yapan Rutte, Rusya’nın ulusal bütçesinin yarısını Ukrayna’daki “savaş makinesine” aktardığını ve Çin, Kuzey Kore ile İran’la “giderek artan” biçimde birlikte çalıştığını söyledi.
Rutte, Çin’in silahlı kuvvetlerini modernize etmeye ve nükleer kabiliyetlerini “şeffaflık olmaksızın” genişletmeye devam ettiğini, Kuzey Kore’nin ise nükleer programını büyütmeyi ve Rusya’ya tedarik sağlamayı sürdürdüğünü savundu. Rutte, bunun “hepimizi kaygılandırması gerektiği” uyarısında bulunarak ittifak içinde ve Hint-Pasifik ortaklarıyla işbirliğinin artırılması çağrısı yaptı.
ABD ve müttefikleri, çok cepheli tatbikatlarla Çin’in etrafında güç gösterisi yapıyor
ABD ve NATO bölgedeki müttefikleri aracılığıyla Çin’i çevreleme ve baskılama çabalarını sürdürürken, askeri tatbikatları ve konuşlandırmayı artırıyor.
Bu arada Pekin de askeri yapılanmasını ilerletiyor. Çin, pazartesi günü nükleer enerjili bir denizaltıdan Pasifik’e doğru sahte savaş başlığı taşıyan “stratejik bir füze” denemesi yaptığını açıkladı. Bu, Halk Kurtuluş Ordusu’nun 1982’den bu yana bilinen ilk denizaltı konuşlu füze testi oldu.
Rutte, füze denemesinin NATO’nun Çin konusunda “saf” olamayacağının “kanıtı” olduğunu söyledi. Pazartesi günü Ankara’da düzenlenen zirve öncesi basın toplantısında, “Hint-Pasifik’te olanlar, transatlantik bölgede yaşananlarla ilgilidir,” dedi. Rutte ayrıca Çin, Kuzey Kore ve İran’ı, “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sebepsiz saldırı savaşının başlıca kolaylaştırıcıları” olarak suçladı.
NATO’nun savunma harcamalarını 2035’e kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarmayı hedeflemesiyle birlikte, savunma sanayi işbirliği bu yılki zirvenin ana teması haline geldi. Buna paralel olarak IP4 ülkelerinin ittifakın askeri yapılanmasına nasıl destek verebileceğine yönelik ilgi de artıyor.
NATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne göre Güney Kore, 2021-2025 yılları arasında Avrupa’daki NATO üyelerine silah ihracatında ABD’nin ardından ikinci sırada yer aldı.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee, IP4 görüşmeleri öncesinde Rutte ile ayrıca bir görüşme yaptı. Bu görüşmede taraflar, temel bir ikili tedarik anlaşması imzalanması için müzakerelere başladı.
Lee, böyle bir anlaşmanın Güney Kore savunma şirketlerinin NATO savunma pazarına daha fazla açılması için “sağlam bir temel” oluşturacağını söyledi.
Lee sosyal medyada, “Dünya çapında teknoloji ve rekabet gücüne sahip şirketlerimizin daha büyük bir sahnede kabiliyetlerini tam olarak göstermesini ve büyüme için yeni fırsatlar yaratmasını dört gözle bekliyorum,” diye yazdı.
Güney Kore Ulusal Güvenlik Direktörü Wi Sung-lac, Ankara’da yaptığı açıklamada, anlaşmanın “dünyanın en büyük savunma tedarik pazarına girmek için bir dayanak kazanılması” anlamına geleceğini söyledi. Wi’ye göre anlaşma, yılda yaklaşık 15 trilyon won, yani 9,9 milyar ABD doları değerindeki NATO ortak tedarik pazarına erişim sağlayacak.
Lee, diğer IP4 temsilcileriyle yapılan görüşmeye ilişkin olarak, katılımcıların Avrupa ve Hint-Pasifik’teki ortakların güçlü yönlerinden yararlanarak savunma sanayileri, ileri teknolojiler ve inovasyon alanlarında işbirliğini genişletme konusunda mutabık kaldığını söyledi. Sosyal medya paylaşımında bunun “kolektif güvenliği daha da güçlendirebileceğini ve küresel barış ile istikrarı sağlamlaştırabileceğini” belirten Lee, hiçbir ülkenin mevcut durumla tek başına başa çıkamayacağı uyarısında bulundu.
“Mevcut güvenlik ortamı o kadar hızlı değişiyor ve o kadar karmaşık bir nitelik taşıyor ki hiçbir ülke bu sınamalarla tek başına başa çıkamaz” ifadelerini kullandı.
Diplomasi
Üç NATO üyesinden Karadeniz’de kritik altyapı adımı

Türkiye, Romanya ve Bulgaristan, Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu kapsamında işbirliğini genişleterek kritik denizaltı altyapısının korunmasını bu misyonun görevlerine ekledi. Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde imzalanan mutabakat muhtırası ek protokolüyle, üç ülkenin bölgedeki ortak deniz operasyonlarının kapsamı büyütüldü.
Karadeniz’e kıyısı bulunan NATO üyesi ülkeler Romanya, Bulgaristan ve Türkiye, kritik denizaltı altyapısını korumak amacıyla ortak mayın karşı tedbir grubu bünyesindeki askeri güçlerini ve görev alanlarını genişletme kararı aldı.
Karara ilişkin resmi açıklama Romanya Savunma Bakanlığının internet sitesinde yayımlandı.
Romanya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Ankara’daki NATO zirvesi kapsamında Ulusal Savunma Bakanı, Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nun (MCM Black Sea TG) kurulmasına ilişkin Romanya, Bulgaristan ve Türkiye hükümetleri arasındaki Mutabakat Muhtırası’na yönelik bir değişiklik protokolü imzalamıştır. Bu değişiklik, grubun görev alanının kritik denizaltı altyapısının korunmasını da kapsayacak şekilde genişletilmesini amaçlamaktadır” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada ayrıca, üç ülkenin Karadeniz’de güvenliği güçlendirme ve denizcilik alanındaki müttefik işbirliğini genişletme konusundaki kararlılığı vurgulandı.
Romanya Savunma Bakanlığı, Karadeniz’deki kritik altyapının korunmasının kapsamlı, entegre ve uzun vadeli bir yaklaşım gerektirdiğini altını çizerek belirtti.
Bakanlık, Romanya Deniz Kuvvetleri ve bölgesel ortakların ülkenin tüm münhasır ekonomik bölgesini kapsayan Karadeniz misyonları vasıtasıyla, “yalnızca bir caydırıcılık aracı olarak değil, aynı zamanda operasyonel müdahale mekanizması olarak da hizmet eden sürekli bir askeri deniz varlığının korunduğunu” ifade etti.
Reuters haber ajansı, söz konusu üç ülkenin de Karadeniz’de doğalgaz arama veya üretim projeleri yürüttüğüne dikkat çekti.
Romanya’nın açık deniz gaz projesi Neptun Deep’in 2027 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor. Bu projenin işletmeye alınmasıyla Romanya’nın Avrupa Birliği içindeki en büyük doğalgaz üreticisi konumuna gelmesi bekleniyor.
Romanya, Bulgaristan ve Türkiye’nin savunma bakanları, Karadeniz Mayın Karşı Tedbir Grubu’nun kurulmasına yönelik ilk Mutabakat Muhtırası’nı Ocak 2024 tarihinde imzalamıştı. Girişimin temel görevi, gözlem misyonları yürütmek, seyrüsefer güvenliğine yönelik potansiyel tehditleri etkisiz hale getirecek önlemleri almak ve deniz arama-kurtarma operasyonlarını gerçekleştirmek suretiyle Karadeniz sularında seyrüsefer serbestisini güvence altına almak olarak belirlenmişti.
Grup bünyesindeki komuta yapısı rotasyon usulüyle işletiliyor. Romanya, 9 Temmuz 2025 tarihinden 8 Ocak 2026 tarihine kadar misyonun komutasını üstlendi.
Şu an itibarıyla komutayı Türkiye yürütürken, 9 Temmuz tarihinden itibaren liderlik görevi Bulgaristan’a devredilecek.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, Türkiye ve Bulgaristan’ın NATO üyesi olduğunu hatırlatarak Kiev’e silah yardımı sağladıklarını belirtmişti.
Zaharova, Kiev’in bu silahları Karadeniz’de ekolojik tehdit oluşturan saldırılarda kullandığını ifade ederek, “Türkiye ve Bulgaristan, sundukları siyasi destek adımlarıyla, finansmanla, doğrudan silah sevkiyatlarıyla ve her türlü enformasyon yardımıyla, kendi ülkelerini de çevreleyen denize yönelik, yani Karadeniz’e yönelik esasen ekolojik bir darbe indirilmesine ortak olmaktadırlar” şeklinde konuşmuştu.
Diplomasi
“Made in NATO” mu, “Made in Europe” mu?

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin yeni savunma anlaşmalarını “Made in NATO” şeklinde duyurması, AB’nin kendi “Made in Europe” programının geleceği hakkında soru işaretleri doğurdu.
Bugün yayınlanan Ankara zirvesi deklarasyonunda da, ortak üretim kapasitesini genişletme ve inovasyonu hızlandırmak için endüstriyle birlikte çalışma taahhüdünde bulunuldu.
Daha da önemlisi, “müttefikler arasında savunma ticareti engellerinin ortadan kaldırılması, savunma sanayisinin derinliğini ve işbirliğini en üst düzeye çıkarmak için NATO ortaklıklarından yararlanılması” yönündeki çalışmaların sürdürüleceği aktarıldı.
Anlaşmazlığın merkezinde, Avrupa’nın Rusya’yı caydırmak için acele ederken ve aynı zamanda kıtanın kendini savunmak için daha fazla çaba göstermesi yönündeki Donald Trump’ın baskısına yanıt verirken, yeniden silahlanmaya aktardığı devasa savunma bütçesinin nasıl harcanacağı konusu yer alıyor.
Rutte zirvenin ilk günü, transatlantik ortak üretim programlarına ayrılan milyarlar da dahil olmak üzere 54 milyar doların üzerinde yeni savunma anlaşmaları duyururken, “Dünya, Kuzey Amerika ve Avrupa’daki sanayilerin el ele verip birlikte yenilikler ürettiğini ve yeni nesil yetenekler geliştirdiğini görecek,” dedi.
“Bunlar gerçekten ‘Made in NATO’ yetenekleri,” diye ekledi ve ABD ile olan bağı canlı tutma hedefini vurgulayarak bunların “transatlantik işbirliğinin somut bir örneği” olduğunu kaydetti.
Bu açıklamalar, Rutte’nin zirveyi sanayi konusuna yoğun bir şekilde odaklamaya çalıştığı Ankara’daki NATO zirvesinin başlamasıyla birlikte geldi.
İttifak, üye ülkelerin 2035 yılına kadar GSYİH’nın yüzde 5’ini savunmaya ayırma taahhütlerinin gerçek askeri güce dönüştürüldüğünü göstermeye çalışıyor.
Geçen yıldan bu yana Avrupa ve Kanada, savunma harcamalarını 2024’e kıyasla yüzde 20 artırdı.
NATO salı günü yaptığı açıklamada, bu yıl harcamaların yüzde 11 daha artmasının planlandığını belirtti.
Bu, transatlantik ittifakın ortak askeri ve sanayi gücünü, savaş teçhizatını biriktirmek ve Washington’u yanında tutmak için kullanılması anlamına geliyor.
ABD şirketlerinin Avrupa’daki silahlanma sürecinde rol almasının sağlanması, “iş odaklı” bir Trump’a da cazip gelecek.
Ne var ki bu çaba, AB’nin yerli silah sanayisini teşvik etmek için yüzlerce milyar avro harcayan Avrupa Komisyonu ile çatışmaya girme riskini barındırıyor.
Bu girişimler, müttefik olsalar bile dışarıdan gelenlerin rolünü sınırlıyor.
NATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
AB’nin 150 milyar avroluk amiral gemisi niteliğindeki SAFE silah kredisi programı, silah değerinin yüzde 35’ini aşan AB dışı içerik kullanımını sınırlarken, AB’nin Ukrayna’ya verdiği 90 milyar avroluk kredi ise Kiev’in AB dışı askeri teçhizat satın alma imkânını kısıtlıyor.
AB’nin bir sonraki mali dönem için önerilen 2 trilyon avroluk uzun vadeli bütçesi, savunma için 131 milyar avro ayırmış durumda ve bu tutarın bir kısmı benzer kısıtlamalar içerebilir.
“Made in NATO” girişimi, Avrupa Komisyonu’nun blokun savunma tedarik kurallarını gözden geçirmeye hazırlandığı bir dönemde de ortaya çıkıyor.
NATO Savunma Sanayii, İnovasyon ve Silahlanma Genel Sekreter Yardımcısı Tarja Jaakkola, POLITICO’ya verdiği demeçte şunları söyledi:
“Avrupa’daki girişimleri büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz, fakat mümkün olduğunca kapsayıcı olmaları gerektiği için oldukça temkinliyiz. Unutmamamız gereken şey, silahlı kuvvetlerimizin hepimizi korumak için ihtiyaç duydukları yeteneklere sahip olmalarını sağlamamız gerektiğidir.”
NATO ve Avrupa ülkeleri, Ankara’da ABD dışındaki şirketlerle anlaşmalar yaptıklarını duyurdu: İttifak, Saab’ın GlobalEye sistemini tedarik edecek ve birkaç ülke, Airbus’ın A400M stratejik hava nakliye uçağını değerlendirecek. NATO, “herkes için yer olduğunu” savunuyor.
Üst düzey bir NATO yetkilisi, “Talebi karşılamak için ne Atlantik’in bu tarafında ne de diğer tarafında yeterli endüstriyel kapasite mevcut. Atlantik’in her iki tarafından da mümkün olan en kısa sürede, elimizden gelen tüm endüstriyel kapasiteye ihtiyacımız var,” dedi.
Fakat üst düzey bir AB yetkilisi, bloğun kaynaklarının AB şirketlerine aktarılması gerektiğini vurguladı.
Yetkili şöyle konuştu:
“Savunma sanayimizi güçlendirerek ve daha fazla Avrupa kapasitesine yatırım yaparak AB, daha güçlü bir NATO’ya da katkıda bulunuyor.”
Bununla birlikte yetkili, “vergi mükellefleri yatırımlarının karşılığını görmek istediği” için bloğun kaynaklarının AB yapımı silahlara öncelik vermesinin “adil” olduğunu savundu.
Brüksel’in dayattığı bu kısıtlamalar karşısında ABD’li şirketler lobi faaliyetlerine yöneliyor. ABD’nin NATO Büyükelçisi Matthew Whitaker, “Avrupa’dan Satın Al” hükümleri konusunda sert eleştirilerde bulundu. Şirketler ayrıca lisans kapsamında üretimin bir kısmını kıtaya kaydırmak için yarışıyor.
Ankara’da düzenlenen bir sektör forumunda, RTX’in Stinger hava savunma füzesinin Avrupa’da üretilmesi, Raytheon’un AMRAAM füzesinin Avrupa’daki üretiminin genişletilmesine yönelik bir fizibilite çalışması, Lockheed Martin’in PAC-3 Patriot önleme füzesi için bir Avrupa bakım tesisi ve Almanya’da ATACMS füze üretimi konusunda Lockheed Martin ile Rheinmetall’in ortak çabası dahil olmak üzere bir dizi duyuru yapıldı.
Brüksel, AB üyesi olmayan silah üreticilerinin kurallarını atlatmasından çekiniyordu. Bloğun savunma sanayisini canlandırmak için ayrılan 1,5 milyar avroluk bir fon olan Avrupa Savunma Sanayii Programı (EDIP) üzerindeki müzakereler sırasında, üye ülkeler, AB fonlarının blok içinde üretilen yabancı lisanslı askeri teçhizatı finanse edip edemeyeceği konusunda aylarca çatıştı.
Sonunda AB kurumları, anlaştılar: EDIP, Avrupa şirketinin makul bir süre içinde ve en geç 2033 sonuna kadar tasarım yetkisini elde etmesi koşuluyla, lisanslı füzeler ve mühimmatı finanse edebilecek.
German Marshall Fund’ın kıdemli başkan yardımcısı Dan Kliman, “AB içinde bir gerilim var; bu durum açıkça ‘Made in NATO’ yaklaşımıyla tam olarak tutarlı değil, fakat mutlu bir orta yol bulunmuş durumda. Birçok Avrupa ülkesi NATO üyesidir; dolayısıyla tanım gereği, bu platformları oluşturacaklarsa, bu AB içinde gerçekleşecektir,” dedi.
Rusya’ya yakın birçok ülke, uzun vadeli yatırım programlarından ziyade, ordularını hızla donatmak için hazır silahlar satın almaya daha fazla önem veriyor.
Salı günü yaşanan bir örnekte Danimarka, Finlandiya, Almanya ve Norveç, Northrop Grumman MQ-4C Triton gözetleme insansız hava araçlarını satın almayı kararlaştırdı.
Birçok ülke için, artan Rus tehdidini caydırmak amacıyla en son teknolojiye sahip silahlar satın alabilme yeteneği hayati önem taşıyor ve ABD’den satın almak ek siyasi avantajlar da sağlayabilir.
İsminin açıklanmaması koşuluyla görüş veren üst düzey bir Avrupalı savunma sanayisi yetkilisi şunları söyledi:
“NATO’da hakim olan görüş, herkesin bunun tam olarak doğru olmadığını bilmesine rağmen, büyük bir transatlantik ailenin parçası olduğumuz yönündedir. Ve biz Ankara’dayız, dolayısıyla AB’nin etkisi söz konusu değil. Ayrıca, Amerikan ürünleri satın almanın kendilerini ittifaka daha sıkı bağladığını düşünenler hâlâ var.”
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Söyleşi1 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını1 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Avrupa2 hafta önceRomanya parlamentosunda Moldova ile birleşme adımı










