Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Libya’da iktidar paylaşımı planı hazırlıyor

Yayınlanma

ABD, Libya’yı yeniden birleştirmek amacıyla ülkenin doğu ve batısındaki rakip yönetimler arasında bir iktidar paylaşımı anlaşması sağlanması için arabuluculuk yapmaya çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu ve Afrika danışmanı Massad Boulos, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, ülkenin parçalanmış kurumlarını tek bir otorite altında birleştirmeye çalışırken, aynı zamanda ABD’li petrol şirketlerini yatırım yapmaya teşvik ettiğini söyledi.

“Planımız, tek bir birleşik hükümet kurmak ve tüm kurumları birleştirmektir,” diyen Boulos, ABD başkanının kızı Tiffany’nin kayınpederi ve Lübnan asıllı Amerikalı bir iş adamı.

Libya, Afrika’nın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip olmakla birlikte, üretim on yıllardır potansiyelinin altında kalıyor.

Boulos, Washington’un ABD’li büyük petrol şirketlerini Libya’ya yatırım yapmaya teşvik ettiğini belirterek, ConocoPhillips ve Chevron’un 2026 yılında Libya ile anlaşmalar imzaladığını kaydetti.

Libya’nın petrol üretiminin on yılın sonuna kadar iki katına çıkarak günde 3 milyon varile ulaşabileceğini de sözlerine ekledi ve “Bu, Libya’yı dünyanın önde gelen petrol üreticileri arasına sokacaktır,” dedi.

Libya analisti ve siyasi risk danışmanlık şirketi Informmi’nin kurucu ortağı Emadeddin Badi, ABD’nin Libya’ya yönelik yaklaşımının Trump yönetiminin “son derece çıkar odaklı” dış politika tarzıyla uyumlu olduğunu belirtti:

“Bence ABD, bu paydaşları tanıdığımızı, bizimle anlaşma yapmaya açık olduklarını ve istikrarsızlık istemediğimizi düşünüyor; öyleyse neden daha fazla anlaşma ve yatırıma elverişli bir siyasi ortam yaratmayalım?”

Boulos, planının parlamento seçimleri düzenlemeye yönelik BM çabalarını “tamamlayıcı” nitelikte olacağını ve sonuçta parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce “bir paketin parçası” ve “kısa vadeli bir düzenleme” haline gelebileceğini söyledi.

Konuya yakın kaynaklara göre, plan kapsamında, Libya’nın doğusunu kontrol eden Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter, yürütme başkanlık konseyinin başına getirilecek.

Kaynaklar, Libya’nın batısındaki Trablus’ta bulunan ve BM tarafından tanınan hükümetin 2021’den beri başbakanlığını yürüten Abdülhamid Dibeybe’nin görevinde kalacağını, yakın bir akrabasının ise ulusal güvenlik görevine atanacağını da ekledi.

Saddam Hafter, babasının komuta ettiği silahlı grup olan, kendi adını koyan “Libya Ulusal Ordusu”nun kara kuvvetleri genelkurmay başkanı.

Dibeybe’nin başbakanlık görevi, birbiriyle ittifak halindeki çeşitli silahlı gruplar tarafından korunuyor.

Bu gruplardan bazıları, BM organları tarafından işkence, yasadışı gözaltı ve göçmen kaçakçılığı gibi suçlarla itham edilmişti.

Diplomatlar ve analistler, Libya’da silahlı gruplara dayanan liderlerin elindeki iktidarı resmileştirecek olan Boulos anlaşmasının, iki taraf arasındaki güvensizlik ve birlikte yönetme konusunda yapılması gereken tavizler göz önüne alındığında gerçekleştirilebileceğine şüpheyle yaklaşıyorlar.

Örneğin şu anda doğu Libya’yı ziyaret eden Uluslararası Kriz Grubu’nun kıdemli analisti Claudia Gazzini şunları söyledi:

“Bu bir hayal. Bingazi’de karşı tarafla uzlaşma ya da artık ilerleme zamanının geldiğine dair kamuoyunda bir söylem yok. Her şey şu anda iktidarda olanların başarılarıyla ilgili ve tamamen Trablus’u düşman olarak tanımlamaya dayalı.”

Konuyla ilgili bilgi sahibi başka bir kişi, Libya’nın ana ticaret ortağı olan İtalya’ya plan hakkında danışıldığını ve İtalya’nın destekleyici olduğunu ama uygulamanın muhtemelen zorlu olacağına inandığını söyledi.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’un kıdemli araştırma görevlisi Tim Eaton, Haftar ailesinin geçmişte iktidarı paylaşmaya istekli olduklarına dair herhangi bir işaret vermediklerini söyledi:

“Dibeybe kampının korkusu, Haftar ailesiyle yapılacak herhangi bir anlaşmanın, özellikle de Saddam’ın başkanlık konseyine girmesi durumunda, onun bunu bir sıçrama tahtası olarak kullanarak hükümetin geri kalanını da ele geçireceği yönünde olacaktır. Bu durumda bir güven sorunu ortaya çıkacak ve bu durumu yönetmek zor olacaktır.”

Badi, Libya’yı yöneten iki taraf da silahlı gruplara bağımlı olduğundan, bu gruplarda reform yapamadıklarını savundu.

Badi, “Şu anda, Dibeybe ile ittifak halindeki gruplar devletin gelir kaynaklarını giderek daha fazla ele geçiriyor,” dedi.

Boulos, Libya’yı birleştirmek için hazırladığı yol haritasında atılan adımlara dikkat çekti. Bunlar arasında, geleneksel olarak bir anlaşmazlık konusu olan ülkenin her iki tarafı için kalkınma fonu konusunda kasım ayında varılan anlaşma da yer alıyor.

Ayrıca, on yıldan fazla bir süredir ilk kez, doğu ve batı tarafları nisan ayında ulusal birleşik bütçeye imza attı.

İki tarafın, nisan ayında Libya’da düzenlenen ve ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) liderliğindeki “Flintlock” adlı askeri tatbikata da katıldığını ekledi.

AFRICOM’daki ABD’liler, her iki tarafla birlikte bir askeri birleşme planı üzerinde çalıştı.

Gazzini ise birçok Libyalı’nın anlaşmanın hayata geçeceğinden şüphe duyduğunu, çünkü “[ana aktörlerin] kişiliklerini ve düşünce tarzlarını bildiklerini” belirtti.

Ayrıca, ülkede şu anda iktidarı elinde tutanların iktidarını pekiştirme fikrine de muhalefet olduğunu ekledi.

Çünkü bu, “yakın zamanda siyasi bir değişim olasılığının, seçimlerin yapılma olasılığının ve gelecekte hükümet değişikliği olasılığının olmayacağı” anlamına geliyordu.

Diplomasi

Reuters: İran, haftalar içinde Çin yapımı omuzdan fırlatılan füze sistemlerini teslim alacak

Yayınlanma

İran’ın, ABD ile süren savaşın ortasında hava savunmasını yeniden güçlendirmeye çalışırken, Çin yapımı 400 adet omuzdan fırlatılan hava savunma füze sisteminin ilk partisinin birkaç hafta içinde teslim alması bekleniyor.

Anlaşma hakkında bilgi sahibi üç kaynağın, Reuters’a yaptığı açıklamada bu bilgiyi paylaştığı kaydedildi.

60 ila 70 milyon dolar değerindeki alım, ABD ve İsrail’le savaşın başlamasından bu yana Tahran’ın kısa menzilli hava savunmasını güçlendirmeye yönelik bilinen en büyük girişimlerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Kaynaklara göre sözleşme, Çin yapımı QW-12 ve FN-16 füzelerini de içeren 300 ila 400 adet taşınabilir hava savunma sistemi, yani MANPADS alımını kapsıyor.

Anlaşma, İran tarafıyla Çinli tedarikçi arasında aracı olarak hareket ettiği belirtilen Hong Kong merkezli Zhongqing Baoshang International Investment şirketiyle imzalandı.

Konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan kaynakların verdiği bilgilere ilişkin İran Dışişleri Bakanlığı Reuters’ın yorum talebine henüz yanıt vermedi.

Çin Dışişleri Bakanlığı ise şu açıklamayı yaptı:

“İlgili haberler tamamen asılsızdır. Çin, barışın teşvik edilmesi ve çatışmanın sona erdirilmesi yönünde sürekli olarak rol oynamıştır.”

Zhongqing Baoshang International Investment’ın ana şirketi olan Pekin merkezli Zhong Qing Bao Shang Group da salı günü gönderilen yorum talebine hemen yanıt vermedi.

İran, ABD ve İsrail’in füze, insansız hava aracı ve hava savunma programlarıyla bağlantılı tesislerini vurduğu aylar süren çatışmaların ardından yeniden silahlanmaya ihtiyaç duyuyor. Tahran bu saldırılara balistik füze ve insansız hava aracı salvo atışlarıyla karşılık verdi.

Çatışmalar, sabit askeri ve stratejik tesislerin gelişmiş savaş uçaklarına ve hassas güdümlü silahlara karşı savunulmasının ne kadar güç olduğunu ortaya koydu.

Washington, iki hafta süren bombardımanı cumartesi günü aniden durdurdu. Ancak ABD Başkanı Donald Trump, teorik olarak nisandan bu yana ateşkes halinde bulunan beş aylık savaşı sona erdirmeye yönelik müzakerelerin başarısız olması durumunda saldırıların yeniden başlayacağını söyledi.

Yüzlerce MANPADS sisteminin teslim edilmesi, İran’ın kısa menzilli hava savunma silahı envanterini önemli ölçüde genişletecektir.

Ancak kaynaklar, anlaşmanın imzalanmış olmasına rağmen teslimat takvimi, miktarlar ve uygulamaya ilişkin diğer ayrıntıların hâlâ değişebileceği uyarısında bulundu.

Taraflar arasında üzerinde uzlaşılan plana göre teslimatlar ilk aşamada Çin’in batısındaki Urumçi kentinden hava yoluyla gerçekleştirilecek, ardından Pakistan üzerinden İran’a ulaştırılacak. Kaynaklar, Pakistan’dan sonraki sevkiyatın hava yoluyla mı yoksa kara yoluyla mı yapılacağını açıklamadı.

Pakistan ordusunun halkla ilişkiler birimi ISPR şu açıklamayı yaptı:

“Pakistan’ın Çin’den İran’a hava savunma silahları tedarikinde rol aldığı yönündeki iddialar tamamen uydurma ve gerçek dışıdır.”

İki Batılı istihbarat kaynağı ve İranlı bir yetkili, Tahran’ın Çin yapımı askeri malzemeleri ve çift kullanımlı bileşenleri daha gizli biçimde taşımak ve sevkiyatların kesintiye uğrama riskini azaltmak amacıyla kara güzergâhlarını kullanma seçeneğini de araştırdığını söyledi.

Söz konusu tedarik süreci, yıllardır devam eden yaptırımlara ve savunma alanındaki ithalat kısıtlamalarına rağmen İran İslam Cumhuriyeti’nin yerli silah üretimiyle yabancı tedarikçileri birlikte kullanmaya devam ettiğini gösteriyor.

Reuters daha önce, görüşmeler hakkında bilgi sahibi kişilere dayandırdığı haberinde İran’ın Çin’den gemisavar seyir füzeleri satın almak üzere ayrı bir anlaşma imzalamaya yakın olduğunu bildirmişti. Reuters, bu anlaşmanın sonuçlandırılıp sonuçlandırılmadığını teyit edemedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Chatham House analizi: Türkiye’nin S-400 tecrübesi BAE için uyarı taşıyor

Yayınlanma

İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House, Türkiye’nin Rusya’dan tedarik ettiği S-400 hava savunma sistemlerini Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne satmak üzere görüşmeler yürüttüğüne dair haberleri değerlendirdi. Benzer bir tedarik adımı atması halinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin de F-35 savaş uçağı programı başta olmak üzere Batı ile olan savunma ortaklıklarında ciddi risklerle karşılaşabileceği kaydedildi.

İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House, Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerini satmak amacıyla yürüttüğü iddia edilen temasları ve savunma teknolojileri diplomasisindeki yansımalarını değerlendirdi.

Kuruluşun Uluslararası Güvenlik Programı Araştırmacısı Tim Chattell tarafından kaleme alınan makalede, “Türkiye’nin S-400 serüveni savunma tedarikinin sert gerçeklerini gösteriyor” tespiti yapıldı.

Türk medyasında yer alan haberlere dayandırılan değerlendirmede, Türkiye’nin uzun süredir atıl durumda tuttuğu iki adet S-400 Triumf sistemi ile 120 önleme füzesini satmak üzere Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile görüşmeler yürüttüğü kaydedildi.

Analizde, BAE yetkililerinin haberlere ilişkin resmi bir açıklamada bulunmadığı ancak şubat ayı sonunda başlayan ABD-İsrail savaşının ardından İran kaynaklı füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına maruz kalan BAE’nin hava savunmasını çeşitlendirmek istemesinin şaşırtıcı olmayacağı ifade edildi.

Makalede, BAE’nin halihazırda ABD üretimi THAAD sisteminin yanı sıra Rus yapımı Pantsir S1 ve Güney Kore ile İsrail menşeili muhtelif sistemleri işlettiği hatırlatılarak, S-400 alımının ülkeye benzersiz bir hava savunma çeşitliliği kazandıracağı belirtildi.

“BAE avantaj ve riskleri tartıyor”

Raporlara göre satış sürecinin henüz ön aşamada olduğu aktarılan makalede, anlaşmanın tamamlanması halinde BAE’nin farklı savunma ortakları arasındaki dengeyi korumakta zorlanabileceği vurgulandı.

BAE’nin daha önce ABD’den 50 adede kadar F-35 uçağı almak için ileri düzeyde müzakereler yürüttüğü, ancak Çinli Huawei şirketinin ülkedeki varlığına ilişkin Washington’dan gelen endişeler nedeniyle 2021’de bu süreci askıya aldığı hatırlatıldı.

Söz konusu muhtemel satışın Washington tarafında huzursuzluk yaratabileceğine dikkat çekilen çalışmada, şu ifadelere yer verildi:

“BAE S-400’leri satın alırsa, F-35 alma ihtimalinin yeniden canlanması son derece düşük bir olasılıktır. Washington’ın Türkiye’nin S-400 alımına ilişkin temel endişesi, F-35’in gizlilik profili ve elektronik harp imzasına dair hassas bilgilerin S-400’ün radar ve sensör sistemleri aracılığıyla Rusya ile paylaşılması potansiyeliydi. Füzelerin Körfez’de konuşlandırılması halinde ABD’nin benzer endişeler taşıması muhtemeldir.”

Öte yandan, Moskova’nın nihai kullanıcı lisansı uyarınca sistemlerin üçüncü bir ülkeye satışına onay verip vermeyeceğinin belirsizliğini koruduğu aktarıldı.

Rus kaynaklarına göre satış ihtimalinin halen incelendiği, Moskova’nın BAE’ye satışı ‘olumlu’ karşıladığına dair iddialar bulunsa da sistemin Türkiye’de kalmasının Ankara ile Batı arasına kama sokmaya devam edeceği değerlendirmesi yapıldı.

Türkiye’nin alternatif arayışı

Makalede, Türkiye’nin yüksek irtifa hava savunma ihtiyacı kapsamında 2017 yılında Fransız-İtalyan ortaklığı SAMP/T ve ABD yapımı Patriot sistemleri için temaslar yürüttüğü hatırlatıldı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2018’de Patriot satışına onay verdiği ancak Ankara’nın teknoloji transferi talepleri nedeniyle anlaşmanın sağlanamadığı ifade edildi.

Fransa ile Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz başlıklarında yaşanan gerilimlerin SAMP/T sürecini tıkaması üzerine Türkiye’nin 2019’da Rusya’dan S-400 tedarik ettiği kaydedildi. Bu gelişmenin ardından ABD hükümetinin Türkiye’nin F-35 programındaki rolünü derhal askıya aldığı ve parasını ödediği altı uçağa el koyduğu vurgulandı.

S-400 kördüğümünü çözmek için daha önce gündeme gelen depolama, parçalarını sökerek ABD gözetiminde tutma veya füzeleri Rusya’ya iade etme gibi seçeneklerin sonuçsuz kaldığı belirtilen makalede, sistemlerin BAE’ye devredilmesinin Türkiye için F-35 programına dönüş kapısını aralayabileceği ifade edildi.

Makalede, söz konusu ihtimalin NATO içi dinamikler üzerindeki etkileri şu sözlerle aktarıldı:

“F-35 sorunu, Türkiye ile daha fazla savunma işbirliği yapılmasının önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır ve bu sorunun çözülmesi, Avrupa’nın en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde savunma sanayii entegrasyonunun derinleşmesini sağlayacaktır. Ancak Türkiye’ye F-35 tedarik edilmesi, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Kıbrıs ile yaşanan gerilimi tırmandırabilir, bu da AB ve NATO’yu savunma konusunda ikiye bölebilir.”

“Hava savunması yüksek maliyetli kalmayı sürdürüyor”

Süreçte yaşananların Türk dış politikasını ve savunma teknolojilerini anlamak açısından önemli veriler sunduğu kaydedilen analizde, hava savunma sistemlerinin yapısı gereği karmaşık olduğu ve Ukrayna savaşında görülen ucuz maliyetli İHA inovasyonlarına rağmen füze savunmasının halen büyük Ar-Ge bütçeleri ile devletlerarası siyasi onaylara tabi kaldığı ifade edildi.

Makalede, Türkiye’nin dış politikada uyguladığı denge stratejisinin sınırlarına ilişkin şu ifadelere yer verildi:

“S-400’ün NATO radar sistemlerine entegre edilememesi, F-35 tedarikini durdurmasının yanı sıra Türkiye’nin bu sistemleri konuşlandırmasını da engelledi. Özel konuşmalarda, Türkiye içinde de bu alımın bir hata olduğunu kabul edenler bulunmaktadır. Hava savunma sistemlerinin temel değeri, münferit sistemlerden ziyade bunların etkin bir şekilde ağa bağlanmasında ve entegrasyonunda yatmaktadır. Kesintisiz bir komuta ve kontrol olmaksızın tüm sistem, parçalarının toplamından daha fazlası olmayı başaramaz.”

Chatham House analizinde, S-400 alımının Türkiye’nin kendi kararlarını alma ve güçler arasında denge kurma iradesinin bir göstergesi olarak başladığı, ancak sistemlerin hiç çalıştırılmadan depolanması ve nihayetinde elden çıkarılması aşamasına gelinmesinin bu tür politikaların somut sınırlarını gösterdiği sonucuna varıldı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Birleşik Krallık, Ukrayna’nın Rus hedeflerini vurmasına teknoloji paylaşımı ile yardım edecek

Yayınlanma

İngilizlerin teknolojisini paylaştığı bir radar bozucu, Ukrayna’nın Rus hedeflerine yönelik insansız hava aracı saldırılarını hızlandırmasına yardımcı olabilir.

Hafta sonunda Londra, Kiev’in “Stone Cloak” adlı İngiliz tasarımı bir radar bozucu üretmesine olanak tanıyan yeni bir teknoloji paylaşım anlaşması imzalandığını duyurmuştu.

Defense One’da yer alan habere göre Ukrayna, bu yıl içinde zaten uzun menzilli saldırı insansız hava araçlarında, bir tablet bilgisayarla yaklaşık aynı boyutta olan bu dijital bozucunun İngiliz yapımı versiyonlarını kullanıyordu. 

Fakat anlaşma, ülkenin bu cihazı kendi başına seri üretmesine olanak tanıyarak, insansız hava aracı kuvvetleri genelinde daha hızlı bir şekilde yaygınlaştırılmasını sağlayacak.

İngiliz hükümeti, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy’in Portsmouth’taki bir deniz üssünde yeni başbakanla bir araya geldiği cumartesi günü, Stone Cloak’ın varlığını ilk kez duyurdu.

Bu buluşma, her yıl düzenlenen Sea Breeze ortak tatbikatı kapsamında gerçekleşti. Ukrayna ulusal haber ajansına göre, bu yılki Sea Breeze tatbikatı sırasında Ukraynalı, ABD’li ve İngiliz denizciler, Rus hava savunma sistemlerine karşı koymaya “özel önem” verdiler.

Burnham, Zelenskiy ile görüştü

Emekli ABD Hava Kuvvetleri subayı Jeffrey Fischer, Defense One’a e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Şu anda Stone Cloak’un tüm ayrıntılarını bilmiyoruz ama şunu söylemek yeterli: Sistem, bazı Rus hava savunma sistemlerine karşı görev etkinliğini muhtemelen artıracak,” dedi.

Ukrayna, insansız hava aracı operasyonlarının bir parçası olarak çeşitli elektronik harp sistemleri kullanıyor. 

Fakat İngiltere gibi ortaklar tarafından sağlanan sistemler genellikle daha büyük araştırma bütçeleriyle destekleniyor.

Operatörler ve geliştiriciler, bu sistemleri Ukrayna savaş alanından daha kontrollü bir ortamda da test edebilirler.

Gelgelelim, Ukraynalı operatörlerin katılımına izin verildiği sürece, bu tür ortamların kendine özgü elektronik harp özelliklerini taklit edebilirler.

Örneğin, Estonya’da düzenlenen Hedgehog 2025 tatbikatında, katılımcı Ukrayna ekibi NATO’nun insansız hava aracı savaş konseptlerindeki büyük boşlukları ortaya çıkarmıştı.

İşte bu nedenle, Ukrayna ile müttefiklerinin ortak tatbikatlarından ortaya çıkan yeni teknolojiler büyük önem taşıyor. Fakat bu teknolojiyle ilgili fikri mülkiyetin fiilen paylaşılması daha nadir görülüyor.

Yeni Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham pazartesi günü Stone Cloak’u, Ukrayna savaşında “cephe hattında kendini kanıtlamış, İngiltere’de geliştirilen en iyi inovasyon” olarak nitelendirdi.

Bu cephe hattı, kısmen İngiltere’nin bağışladığı Storm Shadow füzeleri sayesinde Moskova’ya doğru geri çekildi.

Ukrayna, 2023 yılından bu yana Rusya kontrolündeki topraklardaki hedefleri vurmak için bu füzeleri kullanıyor. 

Ne var ki Birleşik Krallık, asıl tasarım teknolojisini Ukrayna’ya hiçbir zaman aktarmadı; sadece füzelerin kendisini verdi.

Yeni duyuru, iki ülke arasındaki teknoloji paylaşımının sadece üç yıl içinde ne kadar hızlı geliştiğini ve bazı NATO müttefiklerine kıyasla Ukrayna’nın silah geliştirme ve üretimindeki hızı da ortaya koyuyor.

Birleşik Krallık, Storm Shadow’u geliştirmek ve sahaya sürmek için altı yıl harcadı. Üretim, özel Avrupa tedarik zincirlerine dayanıyordu. Fransız ve İtalyan ortaklar da sürece dahil oldu.

Bu durum, teknoloji transferini bürokratik açıdan zorlaştırdı. Ayrıca füzeler, tanesi ortalama 2 milyon dolar olan pahalı hediyelerdi.

Bu ve diğer faktörler, Birleşik Krallık ve Ukrayna’yı, gereksinimleri sadeleştirilmiş ve basitleştirilmiş yeni bir uzun menzilli saldırı insansız hava aracı geliştirmek üzere ortak bir anlaşma imzalamaya zorladı.

İngiliz yetkililerin, bu yılın ilerleyen aylarında cephede kullanılmak üzere füzeler teslim edeceğini söylediği, 2024’te tamamlanması hedeflenen “Breakstop” adlı proje bu amaçla başlatıldı.

Konsept aşamasından tam konuşlandırmaya kadar geçen sürenin 24 aydan az olduğu bu zaman çizelgesi, Storm Shadow’dan çok daha hızlı ve çok daha ucuz.

Bu arada Ukrayna da kendi uzun menzilli saldırı füzesi olan Flamingo veya FP-5’i duyurdu. Bu füze de Rusya’ya saldırı yapabilir ama Storm Shadow’dan çok daha ucuz.

Fischer, inovasyon hızlarındaki bu farkın, bu tür bilgi paylaşımı ortaklıklarının Ukrayna’ya olduğu kadar Birleşik Krallık’a da nasıl fayda sağladığını açıklamaya yardımcı olduğunu söyledi:

“Ukrayna savaşından çıkarılan kritik ancak sıklıkla göz ardı edilen bir ders, Ukrayna’nın uygulayabildiği son derece hızlı adaptasyon döngüsü. Bazı durumlarda, savaş alanında edinilen dersler 10 günden daha kısa bir sürede yeni sistemlere uygulanıyor. Yedi savaş görevim boyunca, buna yakın bir şey HİÇBİR ZAMAN görülmedi.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English