Diplomasi
ABD, Libya’da iktidar paylaşımı planı hazırlıyor
ABD, Libya’yı yeniden birleştirmek amacıyla ülkenin doğu ve batısındaki rakip yönetimler arasında bir iktidar paylaşımı anlaşması sağlanması için arabuluculuk yapmaya çalışıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu ve Afrika danışmanı Massad Boulos, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, ülkenin parçalanmış kurumlarını tek bir otorite altında birleştirmeye çalışırken, aynı zamanda ABD’li petrol şirketlerini yatırım yapmaya teşvik ettiğini söyledi.
“Planımız, tek bir birleşik hükümet kurmak ve tüm kurumları birleştirmektir,” diyen Boulos, ABD başkanının kızı Tiffany’nin kayınpederi ve Lübnan asıllı Amerikalı bir iş adamı.
Libya, Afrika’nın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip olmakla birlikte, üretim on yıllardır potansiyelinin altında kalıyor.
Boulos, Washington’un ABD’li büyük petrol şirketlerini Libya’ya yatırım yapmaya teşvik ettiğini belirterek, ConocoPhillips ve Chevron’un 2026 yılında Libya ile anlaşmalar imzaladığını kaydetti.
Libya’nın petrol üretiminin on yılın sonuna kadar iki katına çıkarak günde 3 milyon varile ulaşabileceğini de sözlerine ekledi ve “Bu, Libya’yı dünyanın önde gelen petrol üreticileri arasına sokacaktır,” dedi.
Libya analisti ve siyasi risk danışmanlık şirketi Informmi’nin kurucu ortağı Emadeddin Badi, ABD’nin Libya’ya yönelik yaklaşımının Trump yönetiminin “son derece çıkar odaklı” dış politika tarzıyla uyumlu olduğunu belirtti:
“Bence ABD, bu paydaşları tanıdığımızı, bizimle anlaşma yapmaya açık olduklarını ve istikrarsızlık istemediğimizi düşünüyor; öyleyse neden daha fazla anlaşma ve yatırıma elverişli bir siyasi ortam yaratmayalım?”
Boulos, planının parlamento seçimleri düzenlemeye yönelik BM çabalarını “tamamlayıcı” nitelikte olacağını ve sonuçta parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce “bir paketin parçası” ve “kısa vadeli bir düzenleme” haline gelebileceğini söyledi.
Konuya yakın kaynaklara göre, plan kapsamında, Libya’nın doğusunu kontrol eden Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter, yürütme başkanlık konseyinin başına getirilecek.
Kaynaklar, Libya’nın batısındaki Trablus’ta bulunan ve BM tarafından tanınan hükümetin 2021’den beri başbakanlığını yürüten Abdülhamid Dibeybe’nin görevinde kalacağını, yakın bir akrabasının ise ulusal güvenlik görevine atanacağını da ekledi.
Saddam Hafter, babasının komuta ettiği silahlı grup olan, kendi adını koyan “Libya Ulusal Ordusu”nun kara kuvvetleri genelkurmay başkanı.
Dibeybe’nin başbakanlık görevi, birbiriyle ittifak halindeki çeşitli silahlı gruplar tarafından korunuyor.
Bu gruplardan bazıları, BM organları tarafından işkence, yasadışı gözaltı ve göçmen kaçakçılığı gibi suçlarla itham edilmişti.
Diplomatlar ve analistler, Libya’da silahlı gruplara dayanan liderlerin elindeki iktidarı resmileştirecek olan Boulos anlaşmasının, iki taraf arasındaki güvensizlik ve birlikte yönetme konusunda yapılması gereken tavizler göz önüne alındığında gerçekleştirilebileceğine şüpheyle yaklaşıyorlar.
Örneğin şu anda doğu Libya’yı ziyaret eden Uluslararası Kriz Grubu’nun kıdemli analisti Claudia Gazzini şunları söyledi:
“Bu bir hayal. Bingazi’de karşı tarafla uzlaşma ya da artık ilerleme zamanının geldiğine dair kamuoyunda bir söylem yok. Her şey şu anda iktidarda olanların başarılarıyla ilgili ve tamamen Trablus’u düşman olarak tanımlamaya dayalı.”
Konuyla ilgili bilgi sahibi başka bir kişi, Libya’nın ana ticaret ortağı olan İtalya’ya plan hakkında danışıldığını ve İtalya’nın destekleyici olduğunu ama uygulamanın muhtemelen zorlu olacağına inandığını söyledi.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’un kıdemli araştırma görevlisi Tim Eaton, Haftar ailesinin geçmişte iktidarı paylaşmaya istekli olduklarına dair herhangi bir işaret vermediklerini söyledi:
“Dibeybe kampının korkusu, Haftar ailesiyle yapılacak herhangi bir anlaşmanın, özellikle de Saddam’ın başkanlık konseyine girmesi durumunda, onun bunu bir sıçrama tahtası olarak kullanarak hükümetin geri kalanını da ele geçireceği yönünde olacaktır. Bu durumda bir güven sorunu ortaya çıkacak ve bu durumu yönetmek zor olacaktır.”
Badi, Libya’yı yöneten iki taraf da silahlı gruplara bağımlı olduğundan, bu gruplarda reform yapamadıklarını savundu.
Badi, “Şu anda, Dibeybe ile ittifak halindeki gruplar devletin gelir kaynaklarını giderek daha fazla ele geçiriyor,” dedi.
Boulos, Libya’yı birleştirmek için hazırladığı yol haritasında atılan adımlara dikkat çekti. Bunlar arasında, geleneksel olarak bir anlaşmazlık konusu olan ülkenin her iki tarafı için kalkınma fonu konusunda kasım ayında varılan anlaşma da yer alıyor.
Ayrıca, on yıldan fazla bir süredir ilk kez, doğu ve batı tarafları nisan ayında ulusal birleşik bütçeye imza attı.
İki tarafın, nisan ayında Libya’da düzenlenen ve ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) liderliğindeki “Flintlock” adlı askeri tatbikata da katıldığını ekledi.
AFRICOM’daki ABD’liler, her iki tarafla birlikte bir askeri birleşme planı üzerinde çalıştı.
Gazzini ise birçok Libyalı’nın anlaşmanın hayata geçeceğinden şüphe duyduğunu, çünkü “[ana aktörlerin] kişiliklerini ve düşünce tarzlarını bildiklerini” belirtti.
Ayrıca, ülkede şu anda iktidarı elinde tutanların iktidarını pekiştirme fikrine de muhalefet olduğunu ekledi.
Çünkü bu, “yakın zamanda siyasi bir değişim olasılığının, seçimlerin yapılma olasılığının ve gelecekte hükümet değişikliği olasılığının olmayacağı” anlamına geliyordu.
Diplomasi
TürkAkım işletmecisi Ukraynalı Naftogaz ve Hollandalı Gasunie’ye dava açtı

TürkAkım boru hattının işletmecisi South Stream Transport B.V., Ukraynalı Naftogaz ve Hollandalı Gasunie aleyhine Moskova Bölgesi Tahkim Mahkemesinde dava açtı. Duruşması 1 Aralık’a planlanan dava dosyasında Gazprom üçüncü taraf sıfatıyla yer alırken, uyuşmazlığın arka planında Kırım’daki kamulaştırmalar gerekçesiyle uygulanan 218,5 milyon dolarlık tahkim tedbirleri var.
TürkAkım boru hattının işletmecisi South Stream Transport B.V. (SST), Ukrayna şirketi Naftogaz ile Hollandalı Gasunie Transport Services B.V. aleyhine dava açtı.
Moskova Bölgesi Tahkim Mahkemesi dava kayıtlarına göre, SST’nin başvurusu 5 Kasım’da yapıldı.
Mahkeme, sunulan dava dilekçesini aynı gün kabul ederek inceleme sürecini başlattı.
Davada Rus enerji şirketi Gazprom ise üçüncü taraf olarak yer alıyor.
Davanın ilk duruşması 1 Aralık tarihine planlandı.
Rusya ile Türkiye’yi Karadeniz’in tabanından birbirine bağlayan TürkAkım, iki hattan oluşan bir doğalgaz ihracat boru hattı niteliği taşıyor.
Hatların biri Türkiye’ye gaz sağlarken, diğeri Güneydoğu Avrupa ülkelerine yakıt ulaştırıyor.
Temelleri 2007 yılında atılan ancak Avrupa Birliği tarafından 2014’te durdurulan Güney Akım projesinin yerini alan TürkAkım, Ocak 2020’de işletmeye alındı.
Boru hattı, Ocak 2025 itibarıyla Rus doğalgazının Avrupa’ya ulaştırıldığı tek güzergah konumuna geldi.
Öte yandan, Ukraynalı enerji şirketi DTEK Krymenergo’nun talebi üzerine geçen yılın aralık ayında Amsterdam’daki bir mahkeme, Gazprom’un Hollanda’daki iştirakinin ve SST’nin varlıklarına el koydu.
Aynı hukuki süreç kapsamında mahkeme, Temmuz 2025’te SST’nin ABN Amro Bank N.V. nezdindeki fon ve varlıklarına da ihtiyati tedbir uyguladı.
Bahse konu karar, Kırım’daki varlıkların kamulaştırılması nedeniyle Rusya’nın Krymenergo’ya 207,8 milyon dolar tazminat ile 10,7 milyon dolar masraf ödemesine hükmeden 2023 tarihli daha geniş kapsamlı bir tahkim uyuşmazlığı çerçevesinde alındı.
Rusya, 2024 yılının başında Lahey Bölge Mahkemesinde bu tahkim kararının iptali için yasal süreç başlattı.
Ekim ayında ise Londra Yüksek Mahkemesine başvuran Rusya tarafı, mahkemenin Lahey kararının icrasını askıya almasını sağladı.
Diplomasi
Ukrayna nüfusunun 2040 yılında 25 milyona düşeceği öngörülüyor

The Economist dergisi, seferberlik şartları, can kayıpları ve 5 milyonu aşkın mültecinin yol açtığı nüfus kaybı nedeniyle Ukrayna’nın demografik çöküş tehdidi altında olduğunu yazdı. Doğurganlık hızının 0,8 seviyesine gerilediği ülkede ölümlerin doğumları üçe katladığı, nüfusun 2040 yılına kadar 25 milyona düşebileceği öngörülüyor.
İngiliz The Economist dergisi, seferberlik, çatışma kaynaklı kayıplar ve belirsizliğin Ukrayna’yı demografik çöküş tehdidiyle karşı karşıya bıraktığını yazdı.
Derginin verilerine göre Ukrayna’da doğurganlık oranı 2020 yılındaki kadın başına 1,2 çocuk seviyesinden 0,8-0,9 aralığına geriledi.
Söz konusu oran, Güney Kore haricindeki tüm büyük ülkelerden daha düşük bir seviyeye işaret ediyor.
Ukrayna’da 2026 yılının ilk yarısında hayatını kaybedenlerin sayısı, yeni doğanların sayısının üç katını aştı.
Haberde, bağımsızlığın kazanıldığı 1991 yılından bu yana ülkede doğum sayısının her yıl ölüm sayısının gerisinde kaldığı kaydedildi.
The Economist, devam eden çatışmaların etkisiyle ülkedeki demografik çöküşün “varoluşsal bir tehdit” oluşturduğunu vurguladı.
Dergi, nüfus kaybının temel nedeni olarak kitlesel mülteci göçünü gösterdi.
5 milyonu aşkın Ukraynalı çoğunluğu Avrupa’da olmak üzere yurt dışında yaşıyor.
Ülkeden ayrılanlar arasında geri dönmek isteyenlerin oranı da giderek azalıyor.
Ekonomik Strateji Merkezi (CES) verilerine göre geri dönmek isteyenlerin oranı 2022 yılındaki yüzde 74 seviyesinden yüzde 43’e düştü.
Mültecilerin çoğunluğunun Ukraynalı çocuklar ile 44 yaş altı kadınlardan oluşması demografik tabloyu daha da ağırlaştırıyor.
Kiev yönetimi demografik düşüşü hafifletmek amacıyla 25 yaş altındaki erkekleri seferberlikten muaf tutma kararı aldı.
Dergi, buna karşın gençlerin birçoğunun ülkeyi terk ettiğini, kalanların ise aile kurmayı planlamadığını aktardı.
Haberde yer verilen tahminlere göre çatışmalar önümüzdeki yıllarda sona erse dahi Ukrayna’yı en iyi senaryoda yalnızca nüfussuzlaşmanın yavaşlaması bekliyor.
Ukrayna merkezli düşünce kuruluşu Frontier Institute uzmanı Olga Duhniç, 1990’lar ve 2000’lerde doğan kuşağın Ukrayna’nın modern tarihindeki en az nüfuslu nesil olduğunu, bu nedenle ülkenin çatışma sonrasında bir doğum patlaması bekleyemeyeceğini belirtti.
Birleşmiş Milletler (BM), önümüzdeki yirmi yıl boyunca Ukrayna nüfusunun her yıl yüzde 0,7 ila 0,9 oranında azalacağını öngörüyor.
Bu projeksiyona göre Ukrayna nüfusu 2040 yılına gelindiğinde yaklaşık 25 milyona gerileyecek.
Çatışmaların uzaması durumunda ise insanların çocuk sahibi olma planlarından vazgeçebileceği ve krizin daha da derinleşeceği tahmin ediliyor.
Kiev yönetimi, 25 yaş altı erkekleri seferberlikten muaf tutmanın yanı sıra doğum oranlarını yükseltmek amacıyla çeşitli destek paketleri devreye sokuyor.
Ülkede kabul edilen yasa kapsamında çocuk sahibi olan ebeveynlere 50 bin grivna (yaklaşık 1,1 bin dolar) tutarında doğrudan ödeme yapılıyor.
Ebeveynlere ayrıca ilk yıl boyunca her ay 7 bin grivna ödeniyor.
Diğer devlet programlarıyla çocuk bakım masraflarına katkı sağlanırken Ukraynalı askerlere yumurta ve sperm hücrelerini ücretsiz dondurma imkânı tanınıyor.
Ukrayna Sosyal Politika Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayında Livıy Bereg yayın organına yaptığı açıklamada hükümetin kontrolündeki topraklarda yaklaşık 22-25 milyon kişinin yaşadığını söylemişti.
Ulyutin mevcut tabloyu “Bu bir felaket” sözleriyle nitelendirmişti.
Demografi ve Yaşam Kalitesi Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Ella Libanova ise aynı dönemde nüfusun 29 milyon olduğunu tahmin etmişti.
Libanova, 2025 yılında 30 milyon olan nüfustaki sert düşüşü yüksek ölüm oranları ve demografik krizle gerekçelendirmişti.
Libanova ekim ayında yaptığı açıklamada Ukrayna nüfusunun 28,5 milyona gerilediğini duyurdu.
Enstitü Müdürü Libanova, “Nüfus şimdiden 28,5 milyon seviyesinde, yarım milyon insan kaybettik. Kaybettik ancak çok şükür bu durum can kayıplarından ziyade yine de göçten kaynaklandı” ifadelerini kullandı.
Diplomasi
Avustralya’da “AUKUS’tan ayrılalım” sesleri yükseliyor

Eski bir Avustralya İşçi Partisi milletvekili ve savunma bakanı tarafından düzenlenen AUKUS soruşturması, Avustralya hükümetinden bu ortaklıktan vazgeçmesini talep etti.
İncelemede AUKUS, ülkenin şimdiye kadar aldığı “en kötü, en riskli ve en maliyetli savunma kararı” olarak nitelendiriliyor.
Eski bakan ve rock müzisyeni Peter Garrett, Avustralya İşçi Partisi hükümetinin eski “merkez sağ” Başbakan Scott Morrison’dan devraldığı ve hiçbir zaman parlamento denetimine tabi tutulmadığı için kamuoyunun eleştirisine maruz kalan anlaşma üzerine tartışmayı kolaylaştırmak amacıyla Haziran ayında bu incelemenin başlatılmasına yardımcı oldu.
Soruşturma, Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD arasındaki üçlü ortaklık hakkında kamuoyunda bir tartışma ortamı yaratma fırsatı olarak kendini tanımlıyor.
Fakat proje, mevcut federal hükümetten hiçbir politikacının katılımını sağlayamadı. Garrett, organizatörlerin hükümetin bunun yerine “bize orta parmak göstermeyi tercih ettiğini” düşündüklerini söyledi.
Garrett, 4 Kasım’da Ulusal Basın Kulübü’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“AUKUS’a karşı ilk etapta en büyük itirazım, herhangi bir tartışma yapılmamış olmasıydı. Yani, ben, önemli konuların tartışılmasında hararetli tartışmaların olağan bir parçası olduğu ya da olması gerektiği bir siyasi partinin üyesiyim.”
Mayıs ayında Amerika Birleşik Devletleri Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir ankette, Avustralyalıların yaklaşık yarısının nükleer enerjili denizaltılara sahip olmanın iyi bir fikir olduğuna inandığı (%48) ortaya çıkarken, Avustralya hükümetinin AUKUS’un gerekçesini yeterince açıkladığını düşünenlerin oranı sadece %23’tü.
Soruşturma raporu, Avustralya hükümetine, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumla çalışan nükleer enerjili denizaltıları satın alma anlaşmasından çekilmesini ve Collins sınıfı denizaltılarının ömrünü uzatma seçeneklerini değerlendirmesini tavsiye etti.
Raporda ayrıca, savunma kapasitelerinin geliştirilmesine odaklanan ikinci ayağın da iptal edilmesi ve Avustralya’nın bu çalışmaları AUKUS dışında yürütmesi çağrısında bulunuldu.
Komisyon üyeleri ayrıca, AUKUS hakkında bir kraliyet komisyonu kurulmasını talep ettiler. Bu, gizli devlet kurumlarından delil ve tanık çağırma yetkisine sahip kapsamlı ve bağımsız bir soruşturma olacak.
Temmuz 1998’den Temmuz 2002’ye kadar savunma bakanı olarak görev yapan Chris Barrie, “AUKUS denizaltı planı savunulamaz” dedi ve şöyle devam etti:
“Hükümetimizin bu konuda öncülük etme zamanı geldi: AUKUS denizaltı planını derhal rafa kaldırmalı ve ulusal güvenlik karar alma süreçlerini yeniden yapılandırmalıdır.”
Raporda, Avustralya’nın “ulusal egemenliğini ve bağımsızlığını vurgulamak amacıyla” ABD ile olan ittifakını “yeniden ayarlaması” öneriliyor:
“Son dönemde ABD’nin karar alma sürecini karakterize eden tutarsızlık ve mevcut uluslararası hukukun hızla terk edilmesi, küresel belirsizliğe ve istikrarsızlığa önemli ölçüde katkıda bulunuyor.”
Raporda, ABD’nin Perth yakınlarındaki ek bir üsse erişimine izin vermenin “egemenliğimizi ve kontrolümüzü daha da tehlikeye attığı ve savaş durumunda Avustralya’nın hedef alınma olasılığını artırdığı” belirtiliyor.
AUKUS’un feshedilmesinin Avustralya’nın ABD ile ilişkileri için felaket olup olmayacağı sorulduğunda Barrie, “ABD’deki AUKUS coşkusunun göründüğü kadar somut olduğuna inanmadığını” söyledi:
“Bence bu, tabiri caizse, ABD’nin omuzlarındaki yükü hafifletecektir çünkü… O üç Virginia sınıfı denizaltının kullanıma sunulmasının hiçbir yolunu göremiyorum.”
ABD şu anda kendi ihtiyaçları için yeterli sayıda denizaltı veya askeri teçhizat üretmekte zorlanıyor.
Bu durum, önde gelen Kongre üyelerinin, Avustralya yeni SSN AUKUS sınıfı denizaltıları inşa edebilecek duruma gelene kadar ABD’nin Virginia sınıfı denizaltılardan vazgeçip vazgeçemeyeceğini sorgulamasına yol açıyor.
Avustralya’da ise tartışmalar, nükleer denizaltıları kabul etmenin Avustralya’yı Tayvan konusunda Çin ile çatışmaya sürükleyip sürüklemeyeceği ve Avustralya’nın bu denizaltıları ABD’den bağımsız olarak ve ön koşul olmaksızın işletebileceği üzerine odaklanıyor.
Bir hükümet sözcüsü, İşçi Partisi’nin AUKUS’u hayata geçireceğini ve anlaşmanın önümüzdeki 30 yıl içinde sanayi, Avustralya Savunma Kuvvetleri ve kamu hizmetlerinde yaklaşık 20.000 iş yaratacağını söyledi.
“AUKUS, ülkemizi, çıkarlarımızı ve güvenliğimizi korumaya yönelik Albanese Hükümeti’nin ulusal güvenlik politikasının temel direğidir. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nin de yeniden teyit ettiği gibi, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en zorlu stratejik koşullarla karşı karşıyayız ve bunu, Avustralya’nın dünya ile iktisadi bağlarının hiç olmadığı kadar güçlü olduğu bir dönemde yaşıyoruz.”
Diplomasi2 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Asya2 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Dünya Basını2 hafta önceGünah keçisi olarak Netanyahu
Ortadoğu2 hafta önceYBŞ, Irak ordusuna katılacak
Avrupa2 hafta önceSırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Dr. Hudson: Trump aynı anda iki petrol cephesinde savaşamaz
Asya2 hafta önceÇin, ticari sırlarını ‘yabancı kuruluşlara’ karşı korumak için yeni kurallar hazırladı
Ortadoğu2 hafta önceRiyadh Air seferleri durdurdu: Uçaklar Riyad yerine El-Kasım’a inecek










