Diplomasi
ABD Shangri-La’da işbirliklerini güçlendirirken, Çin’le görüşme olmadı

Merkezi Londra’da bulunan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsünce (IISS) düzenlenen Shangri-La Diyaloğu, 2-4 Haziran’da Singapur’da yapıldı.
Bu yıl 20’nci kez düzenlenen foruma, Asya-Pasifik, Avrupa, Kuzey Amerika ve Orta Doğu’dan 40’ı aşkın ülkeden hükümet yetkilileri, savunma bakanları, askeri yetkililer ve güvenlik uzmanları katıldı.
Asya’nın en büyük güvenlik zirvesi olan Shangri-La Diyaloğu’na bu yıl, ABD-Çin gerginliği damga vurdu. Gerilim hem zirvede iki ülkenin savunma bakanlarının konuşmalarında hem de sahada hissedildi.
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Japonya, Avustralya ve Filipinler ile ilk dörtlü savunma bakanları toplantısına ev sahipliği yapmaktan, Tokyo ve Seul ile gerçek zamanlı bir istihbarat paylaşım mekanizması başlatmaya kadar, önümüzdeki üç yıllık süre boyunca müttefiklerle savunma işbirliğinde ilerleme kaydetti.
Diğer yandan cumartesi günü ise, Kanada ile ortak tatbikat yapan ABD gemisi Tayvan Boğazı’ndan geçerken neredeyse Çin donanmasından bir gemi ile çarpışıyordu.
Pekin ve Washington arasında ikili bir görüşme olmasa da, zirvede Tayvan’ın statüsü, Güney Çin Denizi’ndeki faaliyetler ve Ukrayna’daki savaş için tartışmalı bir ateşkes planı da dahil olmak üzere dünyanın acil güvenlik meseleleri hakkında hararetli tartışmalar yaşandı.
“Amaç seyrüsefer hegemonyası uygulamak”
Çin Savunma Bakanı Li Shangfu, Tayvan Boğazı’da yaşanan krizle karşı tarafı suçlayarak, geçişin amacının “seyrüsefer hegemonyası uygulamak” olduğunu söyledi.
Li, “Savunma Bakanı olarak her gün yabancı hava araçlarının ve gemilerin sınırlarımıza yaklaştığına dair çok sayıda istihbarat alıyorum. Bunlar masum geçiş değil, provokasyon için yapılıyor” dedi.
Çin’in Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne ve Güney Çin Denizi’nde Tarafların Davranış Deklarasyonu’na uygun hareket ettiğini vurgulayan Li, “Neden bu hadiselerin hepsi Çin’e yakın bölgelerde oluyor? Neden diğer ülkelerin yakınında olmuyor? Çünkü Çin savaş uçakları ve gemileri, diğer ülkelerde seyrüsefer hegemonyası eylemlerinde bulunmuyor” ifadelerini kullandı.
Görüşme olmadı ancak diyalog çağrısı yapıldı
Bu arada Pekin, Pentagon’un savunma şefleri arasında görüşme talebini reddetmişti. Çinli uzmanlar bu görüşmenin olabilmesi için önce Washington tarafından Çin Savunma Bakanı Li’ye uygulanan yaptırımın kaldırılması gerektiğini savunuyor. Forumda konuşan ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ise, yanlış anlamaları önlemek için her iki taraf arasındaki diyaloğu “bir gereklilik” olarak nitelendirdi.
Li de diğer yandan, Çin’in ABD ile yeni türden bir büyük güç ilişkisi geliştirmek istediğini vurgulayarak, “Büyük güçler, büyük sorumlulukla hareket etmelidir. Çatışma ve cepheleşme yerine farklılıkları çözmeye, bencil çıkarlar yerine herkesin ortak çıkarını gözetmeye çalışmalıdır. Tarih, Çin ve ABD’nin işbirliğinden kazanç sağladığını, cepheleşmeden kaybettiğini göstermiştir” ifadelerini kullandı.
Li, ABD’ye iki ülke liderinin geçen yıl Bali’de vardığı anlayış birliği doğrultusunda, karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve kazan-kazan işbirliği ilkeleri temelinde yeniden rayına oturma çağrısında bulundu.
Nikkei Asia’ya konuşan Güneydoğu Asya uzmanı ve Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde (CSIS) misafir araştırmacı olan Huong Le Thu, hem ABD’nin hem de Çin’in, farklı da olsa, diyalogu iki güç arasındaki yüzleşmeye tercih ettiklerini vurgulamasının dikkate değer olduğunu söyledi.
“Diyalog kuramamak, gerilimi artırmak anlamına gelir ve etraftaki küçük devletler için bir endişe düzeyi yaratır” diyen Huong Le Thu, Singapur zirvesinin düzenli olmasının “diyalog alışkanlığını oluşturduğu ve sürdürdüğü için en büyük gücü” olduğunu da sözlerine ekledi.
NATO’yu Asya’ya genişletme planı
Ancak gerginliği yaratan unsurlardan biri de ABD’nin bölgede Çin’i çevreleme planları ve NATO’nun Asya’ya doğru yayılma hedefi.
2024’te Tokyo’da bölgede türünün ilk örneği olan bir irtibat ofisi açmayı planlayan NATO, Japonya gibi Asya ülkeleriyle ortaklığını güçlendirirken, Singapur zirvesine NATO üyelerinden delegeler de katıldı.
Mayıs ayında İngiltere ve Japonya yeni bir küresel stratejik ortaklık imzaladılar ve “NATO-Japonya işbirliğini derinleştirme” konusunda anlaştılar. Cumartesi günkü bir panel oturumunda, İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace gelişme hakkında yorum yaptı ve Tokyo’da bir ofis sahibi olmanın “NATO’nun çıkarına olduğunu” ve “bir dizi konu için önemli olduğunu” söyledi.
Wallace, Rusya’nın donanma filosunun bir kısmını Pasifik’e kaydırdığına dikkat çekerek, “Birincisi, tehdidin bilgisini paylaşmaktır” dedi ve ekledi: “Yüksek Kuzey veya İskandinav ülkelerinin toprakları, Kremlin ve Pekin’in Avrupa ile Asya arasında doğrudan bir bağlantı olan farklı ticaret yollarına ilgi duyduğu bir bölgedir.”
“ABD’nin Hint-Pasifik liderliği”
Nitekim ABD Savunma Bakanı Austin de konuşmasında, bir yandan Hint-Pasifik’te ABD’nin liderliğini vurgulayıp silahlanma ve bölge ülkelerini silahlandırma planlarını anlatırken, diğer yandan Hint-Pasifik stratejisiyle “baskı, tehdit ve zorbalığın olmadığı, özgür ve açık bir bölge” için ittifaklarını ve ortaklıklarını geliştireceklerini savundu.
Austin, “ABD’nin Hint-Pasifik Bölgesindeki Liderliği” başlıklı konuşmasında, ABD’nin Hint-Pasifik’te dost ülkelerle tüm bölgede ve özellikle Tayvan Boğazı’nda tek taraflı baskı ve zorlamalara karşı çıkacağını belirterek, “Şunu açıkça belirtmek isterim; çatışma ve cepheleşme arayışında değiliz, fakat baskı ve zorlama karşısında tereddüt etmeyeceğiz” dedi.
Austin, “Bana göre Tayvan’da çatışma ne yakın ne de kaçınılmaz. Şu anda caydırıcılık güçlü durumda, bunu böyle muhafaza etmeliyiz. Tayvan Boğazı’nda barışı ve istikrarı muhafaza etmek tüm dünyanın çıkarına” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın Ukrayna’daki müdahalesinin, barışın ve güvenliğin asla garanti kabul edilemeyeceğini hatırlattığını belirten Austin, Washington’ın Hint-Pasifik bölgesinde saldırganlığı önlemek ve ortak değerleri korumak için işbirliğine dayalı bir güvenlik mimarisi oluşturmaya çalıştığını öne sürdü.
Austin, son bir yılda bölgedeki müttefikleri ve ortakları ile güvenlik alanında ikili ve çok taraflı işbirliğinde ilerlemeler kaydettiğine işaret ederek, “Doğu Çin Denizi’nden Güney Çin Denizi’ne ve Hint Okyanusu’na planlama, koordinasyon ortak eğitim ve tatbikatlarımızı artırıyoruz. Müttefiklerimiz Avustralya, Japonya, Güney Kore, Filipinler ve Tayland ile bağlarımız güçleniyor. Hindistan, Endonezya ve Singapur ile savunma işbirliğimiz gelişiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Filipinler’in bu yıl Genişletilmiş Savunma İşbirliği Anlaşması (EDCA) kapsamında ABD’nin 4 askeri üsse daha erişimine izin verdiğini hatırlatan Austin, iki ülkenin nisanda düzenlediği Balikatan askeri tatbikatının, 7 binden fazla askerin katılımıyla bugüne dek düzenlenenlerin en geniş kapsamlısı olduğunu ifade etti.
Austin, Avustralya ile AUKUS kapsamında nükleer denizaltı anlaşmasında ilerleme kaydetmekten memnun olduklarını, anlaşmanın caydırıcılığını artırarak bölgede barışa ve istikrara katkı sağlayacağını belirtti.
Japonya’nın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde karşı saldırı kapasitesi geliştirme konusundaki kararının çok önemli bir gelişme olduğunu kaydeden Austin, Tokyo’nun bu kapasiteyi geliştirmesini destekleyeceklerini, güdümlü füze teknolojisi ve hipersonik silahlar dahil savunma sanayi işbirliğini geliştireceklerini anlattı.
Austin, ABD’nin nükleer caydırıcılığını bölgeye genişletmek konusunda kararlı olduğunu, Güney Kore ile imzalanan Washington Deklarasyonu ile ABD’nin nükleer denizaltılar gibi kritik askeri varlıklarını Yarımada çevresinde daha fazla konuşlandırmayı taahhüt ettiğini anımsattı.
ABD’nin Güneydoğu Asya Uluslar Birliğinin (ASEAN) bölgedeki merkeziliğini tanıdığını dile getiren Austin, bölge ülkeleri arasındaki ortak tatbikatlar ile ASEAN ve Hindistan arasındaki ortak tatbikatın bölgede barışçı ve refah içinde bir geleceğe yönelik arzunun ifadesi olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Austin, Hint-Pasifik bölgesinde Avrupalı müttefikleri İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da çıkarları olduğunu, ortak değerleri paylaşan Avrupalı paydaşlarının katkısına da açık olduklarını ifade etti.
Bölgedeki ittifak ve ortaklıklarının NATO benzeri bir güvenlik yapılanması oluşturmayı hedeflemediğini öne süren Austin, “Mevcut ilişkiler üzerine bir şeyler inşa ediyoruz. İkili, üçlü, çok taraflı işbirliği imkanlarını değerlendiriyoruz ancak her ülkenin bağımsızlığını ve çıkarlarını göz önünde bulunduruyoruz” şeklinde konuştu.
AB Temsilcisi Borrell: Ukrayna’dan Güney Çin Denizi’ne…
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell konuşmasında, Ukrayna’dan Güney Çin Denizi’ne kadar temel güvenlik ilkelerini savunma sorumluluğu taşıdıklarını söyledi.
Avrupa ve Asya’nın, birbirlerinin güvenliği konusunda doğrudan çıkarları olduğunu savunan Borrell, “Küreselleşen dünyada uzak diye bir şey yok” dedi.
Borell, Kore Yarımadası, Güney Çin Denizi, Tayvan Boğazı gibi bölgesel tansiyonun yükselebileceği noktalarına işaret ederek Hint-Pasifik’te rekabetin siyasi, ideolojik ve ekonomik temellerine değindi.
Borrell, Ukrayna’dan Güney Çin Denizi’ne kadar temel güvenlik ilkelerini savunma sorumluluğu taşıdıklarını söyleyerek “AB, daima uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) ve silahsızlanma karşıtı rejimleri savunacak. Sadece sözle değil, eylemle de” ifadelerini kullandı.
“Çok kutupluluğun yol açtığı tehlikelerin” altını çizen Borrell, yeni çatışmalardan kaçınmak gerektiğini söyledi. Borrell, Avrupa ve Hint-Pasifik’te işbirliğini artırmanın önemine işaret etti.
Ukrayna konusunda ise, barışı herkes kadar istediklerini savunan Borrell, ancak Ukrayna’yı askeri olarak desteklemekten vazgeçemeyeceklerini çünkü ‘bir teslim olma barışı’ istemediklerini vurguladı.
“Çin’in ekonomik dönüşümü tüm bölgeye fayda sağladı”
Açılış konuşmasını yapan Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, bölgede barışı ve güvenliği korumanın kimsenin tek başına omuzlayabileceği bir yük olmadığının, istikrar için sorumluluğun paylaşılmasını gerektiğinin altını çizerek, “orta ölçekli güç” olarak tanımladığı Avustralya’nın hem askeri kapasitesini hem de ilişkilerini geliştireceği mesajını verdi.
Albanese, Asya-Pasifik bölgesinin “potansiyel çatışma sahası” olarak tasvir edilmesinin yanlış olduğunu belirterek, “Biz Avustralya’dan kuzeye baktığımızda dünya tarihinde benzeri görülmemiş ekonomik gelişme ve küresel refahın ve büyümenin motoru olan bir bölge görüyoruz” dedi.
Avustralya’nın ABD’de Joe Biden yönetiminin Çin ile çatışmayı önlemek için iki ülke arasında açık ve güvenilir iletişim mekanizmalarının oluşturulmasına yönelik çabalarını desteklediğini belirten Albanese, kendilerinin de Çin ile ilişkilerini istikrara kavuşma çabalarında diyaloğu merkeze koyduğunu dile getirdi.
Albanese, diyaloğun ortak çıkarların anlaşılmasına yardımcı olduğunu ifade ederek, Çin ile ticaretteki engellerin kaldırılmasını savunduklarında bunun yalnızca Avustralyalı üreticilere değil Çin’e de faydası olduğunu gösterme olanağı bulduklarını söyledi.
Çin’in olağanüstü ekonomik dönüşümünün yalnızca kendi nüfusuna değil tüm bölgeye fayda sağladığını vurgulayan Albanese, bunun da serbest ticareti mümkün kılan bölgesel mimari sayesinde olduğunu belirtti.
Albanese, kurallara dayalı bölgesel düzeni ve ülkelerin egemenliklerini korumanın önemine işaret ederek, “Eğer bir ülke kendini kurallara uymak zorunda olmayacak kadar büyük, diğerlerinin saygı duyduğu standartlara tabi olmayacak kadar güçlü görürse bölgenin stratejik istikrarı bozulacak, ülkelerin egemenliği aşınacaktır” şeklinde konuştu.
ABD-Japonya- Güney Kore toplantısı: Gerçek zamanlı bilgi paylaşımı
Zirvede, ikili ve üçlü toplantılar da yapıldı.
Japonya ve ABD savunma bakanları, Japonya’nın savunma kapasitelerinin güçlendirilmesine yönelik ikili işbirliğinin artırılması konusunda anlaştı.
Görüşmede, iki bakan, hem Japonya-ABD hem de Japonya-ABD-Güney Kore savunma işbirliklerinin geliştirilmesinde fikir birliğine vardı.
Basına kapalı gerçekleşen görüşme sonrası Japonya Savunma Bakanı Hamada ile ABD’li mevkidaşı Austin ortak basın toplantısı düzenledi. Hamada, bölgesel statükonun değiştirilmesi teşebbüslerine, Japonya’nın müttefiki ABD ile birlikte karşı duracağını söyledi.
Kuzey Kore’nin füze denemesine değinen Hamada, yeni denemelere karşı Tokyo-Washington-Seul işbirliğini de güçlendireceklerinin altını çizdi.
Austin de “Kuzey Kore’nin tehditkar füze denemelerine karşı” ABD’nin, bölgedeki güvenlik müttefiklerini korumak amacıyla gerekli tedbirleri alacağını kaydetti.
Otonom ve hipersonik sistemler dahil ileri teknoloji işbirliğine odaklandıklarını aktaran Austin, “(İki ülke) Savunma sanayilerimiz arasında kritik bağlar kuruyoruz” dedi.
Austin, ABD’nin Japonya’ya “sarsılmaz taahhütlerini” yinelediğini vurgulayarak, “Bu, konvansiyonel ve nükleer dahil ABD’nin tüm kapasitelerince sağlanan caydırıcılığı içeriyor” ifadesini kullandı.
Ayrıca, Japonya, ABD ve Güney Kore Savunma Bakanları arasında da üçlü bir görüşme yapıldı ve Kuzey Kore’nin füzeleri karşısında, üç ülke gerçek zamanlı bilgi paylaşımı sağlayacak bir sistemin kurulması konusunda mutabakata vardı.
Çin-Japonya toplantısı: Acil hattın etkinleştirilmesi
Zirvede bir araya gelen Japonya ve Çin savunma bakanları ise, iki ülke askeri otoriteleri arasında kurulan acil hattın etkin işletilmesi, sürtüşme veya çatışma olasılığından kaçınmak için askeri alandaki diyaloğun sürdürülmesi konusunda mutabakata vardı.
Görüşmenin basına açık bölümünde konuşan Japon Savunma Bakanı Hamada, iki ülkenin de Doğu Çin Denizi’ndeki durum dahil birçok güvenlik kaygısının bulunduğunu söyledi.
Hamada, Japonya ve Çin arasında samimi müzakereler vasıtasıyla yapıcı ve istikrarlı ilişkilerin kurulması için çaba sarf edilmesinin önemine işaret etti.
Çin Savuna Bakanı Li ise, Tayvan konusundaki hassasiyetini yineleyerek, sorunun “tamamen Çin’in işi” olduğunu, Japonya’nın buna müdahale etmemesi ve Tayvan’ın bağımsızlığını savunan güçlere yanlış mesaj vermemesi gerektiğini vurguladı.
Görüşmede iki bakan, Japonya Öz Savunma Kuvvetleri (SDF) ve Çin ordusu arasındaki acil durum hattının, diyaloğu artıracak şekilde işletilmesinde anlaştı.
Çin-Singapur toplantısı: Direkt telefon hattı kurulacak
Diğer yandan bir araya gelen Çin ve Singapur savunma bakanları, üst düzey askeri yetkililer arasında iletişim için direkt telefon hattı kurulması kapsamında çalışma yürütülmesi konusunda mutabakat zaptı imzalandı.
Çin ve Singapur, 2019’da imzaladıkları Savunma İlişkileri ve Güvenlik İşbirliği anlaşmasıyla askeri alandaki ilişkilerini derinleştirme kararı almıştı. İki ülke orduları, Nisan 2023’de, 2021’den bu yana ilk kez ortak askeri tatbikat düzenlemişti.
İlk dörtlü zirve: ABD, Japonya, Avustralya, Filipinler
Zirvenin son günü, Japonya Savunma Bakanı Hamada Yazukazu, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Avustralya Savunma Bakanı Richard Marles ve Filipinler Savunma Bakanı Carlito Galvez görüştü.
Bakanlar, “Serbest ve Açık Hint-Pasifik” için güvenlik işbirliklerinin artırılmasında fikir birliğine vardı.
Japonya Savunma Bakanlığı açıklamasına göre “Serbest ve Açık bir Hint-Pasifik” vizyonunu ele alan 4 bakan, vizyonun gelişmesi için kolektif çaba gösterileceğini teyit etti.
4 ülke savunma bakanlarının görüşmesi, şimdiye kadar ilk olarak kayda geçti. Bölgesel sorunlar ile ortak çıkarları ele alan bakanların, işbirliğini genişletme fırsatlarını müzakere ettiği bildirildi.
Japonya-Avustralya: Savunma teknolojisi işbirliği
Japonya ve Avustralya savunma bakanları ayrıca, iki ülke arasında savunma teknolojisi alanında işbirliğinin artırılması için mutabakat zaptına imza attı.
Bu kapsamda, savunma teçhizatlarına ilişkin ortak teknik araştırmalar yürütülmesi ve prosedürlerin kolaylaştırılması hedefleniyor.
İki ülke, Ocak 2022’de , karşılıklı ülke topraklarında ortak tatbikat ve afet kurtarma kapsamlı askeri güçlerin konuşlandırılmasını kapsayan anlaşma imzalamıştı.
Japonya-Güney Kore: ABD ile üçlü işbirliği teyit edildi
Ayrıca, Japonya ile Güney Kore savunma bakanları, 3 yıldır ilk kez bir araya geldi ve Kuzey Kore’nin füze denemelerine karşı savunma işbirliğini güçlendirme kararı aldı.
Bakanlar, ciddi bölgesel güvenlik ortamı ve küresel sorunlara karşı koymak amacıyla Tokyo ve Seul’ün ortak güvenlik müttefikleri ABD ile ikili ve üçlü işbirliğini ilerleteceklerini teyit etti.
Yeni Zelanda’dan AUKUS talebi
Yeni Zelanda Savunma Bakanı Andrew Little, ülkesinin yapay zeka gibi nükleer teknolojinin kullanılmadığı alanlarda, AUKUS anlaşması çerçevesinde Avustralya, İngiltere ve ABD ile işbirliği yapabileceğini açıkladı.
AUKUS üyelerinin Yeni Zelanda’yı resmi olarak kendilerine katılmaya davet etmediğini kaydeden Little, ancak bu yönde göstergelerin olduğunu, bu konuda karar vermenin de henüz erken olduğunu ifade etti.
Austin Hindistan’a geçti
Bu arada ABD Savunma Bakanı Austin dün zirve sonrası Yeni Delhi’ye geçti. Hindistan’a ikinci ziyaretinde bulunan Austin’in, Başbakan Narendra Modi’nin 22 Haziran’da Washington’a yapacağı ziyaretin zeminini hazırlaması bekleniyor.
Savunma analisti Rahul Bedi, Hindistan’ın General Atomics Aeronautical Systems Inc.’den tahmini 1,5 ila 2 milyar dolar karşılığında 18 silahlı yüksek irtifa uzun ömürlü insansız hava aracı satın almak istediğini söyledi. Bedi, İHA’ların muhtemelen Çin ve Pakistan ile olan huzursuz sınırları boyunca ve stratejik Hint Okyanusu bölgesinde konuşlandırılacağını söyledi.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Diplomasi
NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.
Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.
Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.
Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.
NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.
Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.
Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.
Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.
Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.
Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.
Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.
Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.
ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor
The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.
Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.
Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.
Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.
Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor











