Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD Shangri-La’da işbirliklerini güçlendirirken, Çin’le görüşme olmadı

Yayınlanma

Merkezi Londra’da bulunan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsünce (IISS) düzenlenen Shangri-La Diyaloğu, 2-4 Haziran’da Singapur’da yapıldı.

Bu yıl 20’nci kez düzenlenen foruma, Asya-Pasifik, Avrupa, Kuzey Amerika ve Orta Doğu’dan 40’ı aşkın ülkeden hükümet yetkilileri, savunma bakanları, askeri yetkililer ve güvenlik uzmanları katıldı.

Asya’nın en büyük güvenlik zirvesi olan Shangri-La Diyaloğu’na bu yıl, ABD-Çin gerginliği damga vurdu. Gerilim hem zirvede iki ülkenin savunma bakanlarının konuşmalarında hem de sahada hissedildi.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Japonya, Avustralya ve Filipinler ile ilk dörtlü savunma bakanları toplantısına ev sahipliği yapmaktan, Tokyo ve Seul ile gerçek zamanlı bir istihbarat paylaşım mekanizması başlatmaya kadar, önümüzdeki üç yıllık süre boyunca müttefiklerle savunma işbirliğinde ilerleme kaydetti.

Diğer yandan cumartesi günü ise, Kanada ile ortak tatbikat yapan ABD gemisi Tayvan Boğazı’ndan geçerken neredeyse Çin donanmasından bir gemi ile çarpışıyordu.

Pekin ve Washington arasında ikili bir görüşme olmasa da, zirvede Tayvan’ın statüsü, Güney Çin Denizi’ndeki faaliyetler ve Ukrayna’daki savaş için tartışmalı bir ateşkes planı da dahil olmak üzere dünyanın acil güvenlik meseleleri hakkında hararetli tartışmalar yaşandı.

“Amaç seyrüsefer hegemonyası uygulamak”

Çin Savunma Bakanı Li Shangfu, Tayvan Boğazı’da yaşanan krizle karşı tarafı suçlayarak, geçişin amacının “seyrüsefer hegemonyası uygulamak” olduğunu söyledi.

Li, “Savunma Bakanı olarak her gün yabancı hava araçlarının ve gemilerin sınırlarımıza yaklaştığına dair çok sayıda istihbarat alıyorum. Bunlar masum geçiş değil, provokasyon için yapılıyor” dedi.

Çin’in Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne ve Güney Çin Denizi’nde Tarafların Davranış Deklarasyonu’na uygun hareket ettiğini vurgulayan Li, “Neden bu hadiselerin hepsi Çin’e yakın bölgelerde oluyor? Neden diğer ülkelerin yakınında olmuyor? Çünkü Çin savaş uçakları ve gemileri, diğer ülkelerde seyrüsefer hegemonyası eylemlerinde bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

Görüşme olmadı ancak diyalog çağrısı yapıldı

Bu arada Pekin, Pentagon’un savunma şefleri arasında görüşme talebini reddetmişti. Çinli uzmanlar bu görüşmenin olabilmesi için önce Washington tarafından Çin Savunma Bakanı Li’ye uygulanan yaptırımın kaldırılması gerektiğini savunuyor. Forumda konuşan ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ise, yanlış anlamaları önlemek için her iki taraf arasındaki diyaloğu “bir gereklilik” olarak nitelendirdi.

Li de diğer yandan, Çin’in ABD ile yeni türden bir büyük güç ilişkisi geliştirmek istediğini vurgulayarak, “Büyük güçler, büyük sorumlulukla hareket etmelidir. Çatışma ve cepheleşme yerine farklılıkları çözmeye, bencil çıkarlar yerine herkesin ortak çıkarını gözetmeye çalışmalıdır. Tarih, Çin ve ABD’nin işbirliğinden kazanç sağladığını, cepheleşmeden kaybettiğini göstermiştir” ifadelerini kullandı.

Li, ABD’ye iki ülke liderinin geçen yıl Bali’de vardığı anlayış birliği doğrultusunda, karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve kazan-kazan işbirliği ilkeleri temelinde yeniden rayına oturma çağrısında bulundu.

Nikkei Asia’ya konuşan Güneydoğu Asya uzmanı ve Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde (CSIS) misafir araştırmacı olan Huong Le Thu, hem ABD’nin hem de Çin’in, farklı da olsa, diyalogu iki güç arasındaki yüzleşmeye tercih ettiklerini vurgulamasının dikkate değer olduğunu söyledi.

“Diyalog kuramamak, gerilimi artırmak anlamına gelir ve etraftaki küçük devletler için bir endişe düzeyi yaratır” diyen Huong Le Thu, Singapur zirvesinin düzenli olmasının “diyalog alışkanlığını oluşturduğu ve sürdürdüğü için en büyük gücü” olduğunu da sözlerine ekledi.

NATO’yu Asya’ya genişletme planı

Ancak gerginliği yaratan unsurlardan biri de ABD’nin bölgede Çin’i çevreleme planları ve NATO’nun Asya’ya doğru yayılma hedefi.

2024’te Tokyo’da bölgede türünün ilk örneği olan bir irtibat ofisi açmayı planlayan NATO, Japonya gibi Asya ülkeleriyle ortaklığını güçlendirirken, Singapur zirvesine NATO üyelerinden delegeler de katıldı.

Mayıs ayında İngiltere ve Japonya yeni bir küresel stratejik ortaklık imzaladılar ve “NATO-Japonya işbirliğini derinleştirme” konusunda anlaştılar. Cumartesi günkü bir panel oturumunda, İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace gelişme hakkında yorum yaptı ve Tokyo’da bir ofis sahibi olmanın “NATO’nun çıkarına olduğunu” ve “bir dizi konu için önemli olduğunu” söyledi.

Wallace, Rusya’nın donanma filosunun bir kısmını Pasifik’e kaydırdığına dikkat çekerek, “Birincisi, tehdidin bilgisini paylaşmaktır” dedi ve ekledi: “Yüksek Kuzey veya İskandinav ülkelerinin toprakları, Kremlin ve Pekin’in Avrupa ile Asya arasında doğrudan bir bağlantı olan farklı ticaret yollarına ilgi duyduğu bir bölgedir.”

“ABD’nin Hint-Pasifik liderliği”

Nitekim ABD Savunma Bakanı Austin de konuşmasında, bir yandan Hint-Pasifik’te ABD’nin liderliğini vurgulayıp silahlanma ve bölge ülkelerini silahlandırma planlarını anlatırken, diğer yandan Hint-Pasifik stratejisiyle “baskı, tehdit ve zorbalığın olmadığı, özgür ve açık bir bölge” için ittifaklarını ve ortaklıklarını geliştireceklerini savundu.

Austin, “ABD’nin Hint-Pasifik Bölgesindeki Liderliği” başlıklı konuşmasında, ABD’nin Hint-Pasifik’te dost ülkelerle tüm bölgede ve özellikle Tayvan Boğazı’nda tek taraflı baskı ve zorlamalara karşı çıkacağını belirterek, “Şunu açıkça belirtmek isterim; çatışma ve cepheleşme arayışında değiliz, fakat baskı ve zorlama karşısında tereddüt etmeyeceğiz” dedi.

Austin, “Bana göre Tayvan’da çatışma ne yakın ne de kaçınılmaz. Şu anda caydırıcılık güçlü durumda, bunu böyle muhafaza etmeliyiz. Tayvan Boğazı’nda barışı ve istikrarı muhafaza etmek tüm dünyanın çıkarına” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın Ukrayna’daki müdahalesinin, barışın ve güvenliğin asla garanti kabul edilemeyeceğini hatırlattığını belirten Austin, Washington’ın Hint-Pasifik bölgesinde saldırganlığı önlemek ve ortak değerleri korumak için işbirliğine dayalı bir güvenlik mimarisi oluşturmaya çalıştığını öne sürdü.

Austin, son bir yılda bölgedeki müttefikleri ve ortakları ile güvenlik alanında ikili ve çok taraflı işbirliğinde ilerlemeler kaydettiğine işaret ederek, “Doğu Çin Denizi’nden Güney Çin Denizi’ne ve Hint Okyanusu’na planlama, koordinasyon ortak eğitim ve tatbikatlarımızı artırıyoruz. Müttefiklerimiz Avustralya, Japonya, Güney Kore, Filipinler ve Tayland ile bağlarımız güçleniyor. Hindistan, Endonezya ve Singapur ile savunma işbirliğimiz gelişiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Filipinler’in bu yıl Genişletilmiş Savunma İşbirliği Anlaşması (EDCA) kapsamında ABD’nin 4 askeri üsse daha erişimine izin verdiğini hatırlatan Austin, iki ülkenin nisanda düzenlediği Balikatan askeri tatbikatının, 7 binden fazla askerin katılımıyla bugüne dek düzenlenenlerin en geniş kapsamlısı olduğunu ifade etti.

Austin, Avustralya ile AUKUS kapsamında nükleer denizaltı anlaşmasında ilerleme kaydetmekten memnun olduklarını, anlaşmanın caydırıcılığını artırarak bölgede barışa ve istikrara katkı sağlayacağını belirtti.

Japonya’nın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde karşı saldırı kapasitesi geliştirme konusundaki kararının çok önemli bir gelişme olduğunu kaydeden Austin, Tokyo’nun bu kapasiteyi geliştirmesini destekleyeceklerini, güdümlü füze teknolojisi ve hipersonik silahlar dahil savunma sanayi işbirliğini geliştireceklerini anlattı.

Austin, ABD’nin nükleer caydırıcılığını bölgeye genişletmek konusunda kararlı olduğunu, Güney Kore ile imzalanan Washington Deklarasyonu ile ABD’nin nükleer denizaltılar gibi kritik askeri varlıklarını Yarımada çevresinde daha fazla konuşlandırmayı taahhüt ettiğini anımsattı.

ABD’nin Güneydoğu Asya Uluslar Birliğinin (ASEAN) bölgedeki merkeziliğini tanıdığını dile getiren Austin, bölge ülkeleri arasındaki ortak tatbikatlar ile ASEAN ve Hindistan arasındaki ortak tatbikatın bölgede barışçı ve refah içinde bir geleceğe yönelik arzunun ifadesi olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Austin, Hint-Pasifik bölgesinde Avrupalı müttefikleri İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da çıkarları olduğunu, ortak değerleri paylaşan Avrupalı paydaşlarının katkısına da açık olduklarını ifade etti.

Bölgedeki ittifak ve ortaklıklarının NATO benzeri bir güvenlik yapılanması oluşturmayı hedeflemediğini öne süren Austin, “Mevcut ilişkiler üzerine bir şeyler inşa ediyoruz. İkili, üçlü, çok taraflı işbirliği imkanlarını değerlendiriyoruz ancak her ülkenin bağımsızlığını ve çıkarlarını göz önünde bulunduruyoruz” şeklinde konuştu.

AB Temsilcisi Borrell: Ukrayna’dan Güney Çin Denizi’ne…

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell konuşmasında, Ukrayna’dan Güney Çin Denizi’ne kadar temel güvenlik ilkelerini savunma sorumluluğu taşıdıklarını söyledi.

Avrupa ve Asya’nın, birbirlerinin güvenliği konusunda doğrudan çıkarları olduğunu savunan Borrell, “Küreselleşen dünyada uzak diye bir şey yok” dedi.

Borell, Kore Yarımadası, Güney Çin Denizi, Tayvan Boğazı gibi bölgesel tansiyonun yükselebileceği noktalarına işaret ederek Hint-Pasifik’te rekabetin siyasi, ideolojik ve ekonomik temellerine değindi.

Borrell, Ukrayna’dan Güney Çin Denizi’ne kadar temel güvenlik ilkelerini savunma sorumluluğu taşıdıklarını söyleyerek “AB, daima uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) ve silahsızlanma karşıtı rejimleri savunacak. Sadece sözle değil, eylemle de” ifadelerini kullandı.

“Çok kutupluluğun yol açtığı tehlikelerin” altını çizen Borrell, yeni çatışmalardan kaçınmak gerektiğini söyledi. Borrell, Avrupa ve Hint-Pasifik’te işbirliğini artırmanın önemine işaret etti.

Ukrayna konusunda ise, barışı herkes kadar istediklerini savunan Borrell, ancak Ukrayna’yı askeri olarak desteklemekten vazgeçemeyeceklerini çünkü ‘bir teslim olma barışı’ istemediklerini vurguladı.

“Çin’in ekonomik dönüşümü tüm bölgeye fayda sağladı”

Açılış konuşmasını yapan Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, bölgede barışı ve güvenliği korumanın kimsenin tek başına omuzlayabileceği bir yük olmadığının, istikrar için sorumluluğun paylaşılmasını gerektiğinin altını çizerek, “orta ölçekli güç” olarak tanımladığı Avustralya’nın hem askeri kapasitesini hem de ilişkilerini geliştireceği mesajını verdi.

Albanese, Asya-Pasifik bölgesinin “potansiyel çatışma sahası” olarak tasvir edilmesinin yanlış olduğunu belirterek, “Biz Avustralya’dan kuzeye baktığımızda dünya tarihinde benzeri görülmemiş ekonomik gelişme ve küresel refahın ve büyümenin motoru olan bir bölge görüyoruz” dedi.

Avustralya’nın ABD’de Joe Biden yönetiminin Çin ile çatışmayı önlemek için iki ülke arasında açık ve güvenilir iletişim mekanizmalarının oluşturulmasına yönelik çabalarını desteklediğini belirten Albanese, kendilerinin de Çin ile ilişkilerini istikrara kavuşma çabalarında diyaloğu merkeze koyduğunu dile getirdi.

Albanese, diyaloğun ortak çıkarların anlaşılmasına yardımcı olduğunu ifade ederek, Çin ile ticaretteki engellerin kaldırılmasını savunduklarında bunun yalnızca Avustralyalı üreticilere değil Çin’e de faydası olduğunu gösterme olanağı bulduklarını söyledi.

Çin’in olağanüstü ekonomik dönüşümünün yalnızca kendi nüfusuna değil tüm bölgeye fayda sağladığını vurgulayan Albanese, bunun da serbest ticareti mümkün kılan bölgesel mimari sayesinde olduğunu belirtti.

Albanese, kurallara dayalı bölgesel düzeni ve ülkelerin egemenliklerini korumanın önemine işaret ederek, “Eğer bir ülke kendini kurallara uymak zorunda olmayacak kadar büyük, diğerlerinin saygı duyduğu standartlara tabi olmayacak kadar güçlü görürse bölgenin stratejik istikrarı bozulacak, ülkelerin egemenliği aşınacaktır” şeklinde konuştu.

ABD-Japonya- Güney Kore toplantısı: Gerçek zamanlı bilgi paylaşımı

Zirvede, ikili ve üçlü toplantılar da yapıldı.

Japonya ve ABD savunma bakanları, Japonya’nın savunma kapasitelerinin güçlendirilmesine yönelik ikili işbirliğinin artırılması konusunda anlaştı.

Görüşmede, iki bakan, hem Japonya-ABD hem de Japonya-ABD-Güney Kore savunma işbirliklerinin geliştirilmesinde fikir birliğine vardı.

Basına kapalı gerçekleşen görüşme sonrası Japonya Savunma Bakanı Hamada ile ABD’li mevkidaşı Austin ortak basın toplantısı düzenledi. Hamada, bölgesel statükonun değiştirilmesi teşebbüslerine, Japonya’nın müttefiki ABD ile birlikte karşı duracağını söyledi.

Kuzey Kore’nin füze denemesine değinen Hamada, yeni denemelere karşı Tokyo-Washington-Seul işbirliğini de güçlendireceklerinin altını çizdi.

Austin de “Kuzey Kore’nin tehditkar füze denemelerine karşı” ABD’nin, bölgedeki güvenlik müttefiklerini korumak amacıyla gerekli tedbirleri alacağını kaydetti.

Otonom ve hipersonik sistemler dahil ileri teknoloji işbirliğine odaklandıklarını aktaran Austin, “(İki ülke) Savunma sanayilerimiz arasında kritik bağlar kuruyoruz” dedi.

Austin, ABD’nin Japonya’ya “sarsılmaz taahhütlerini” yinelediğini vurgulayarak, “Bu, konvansiyonel ve nükleer dahil ABD’nin tüm kapasitelerince sağlanan caydırıcılığı içeriyor” ifadesini kullandı.

Ayrıca, Japonya, ABD ve Güney Kore Savunma Bakanları arasında da üçlü bir görüşme yapıldı ve Kuzey Kore’nin füzeleri karşısında, üç ülke gerçek zamanlı bilgi paylaşımı sağlayacak bir sistemin kurulması konusunda mutabakata vardı.

Çin-Japonya toplantısı: Acil hattın etkinleştirilmesi

Zirvede bir araya gelen Japonya ve Çin savunma bakanları ise, iki ülke askeri otoriteleri arasında kurulan acil hattın etkin işletilmesi, sürtüşme veya çatışma olasılığından kaçınmak için askeri alandaki diyaloğun sürdürülmesi konusunda mutabakata vardı.

Görüşmenin basına açık bölümünde konuşan Japon Savunma Bakanı Hamada, iki ülkenin de Doğu Çin Denizi’ndeki durum dahil birçok güvenlik kaygısının bulunduğunu söyledi.

Hamada, Japonya ve Çin arasında samimi müzakereler vasıtasıyla yapıcı ve istikrarlı ilişkilerin kurulması için çaba sarf edilmesinin önemine işaret etti.

Çin Savuna Bakanı Li ise, Tayvan konusundaki hassasiyetini yineleyerek, sorunun “tamamen Çin’in işi” olduğunu, Japonya’nın buna müdahale etmemesi ve Tayvan’ın bağımsızlığını savunan güçlere yanlış mesaj vermemesi gerektiğini vurguladı.

Görüşmede iki bakan, Japonya Öz Savunma Kuvvetleri (SDF) ve Çin ordusu arasındaki acil durum hattının, diyaloğu artıracak şekilde işletilmesinde anlaştı.

Çin-Singapur toplantısı: Direkt telefon hattı kurulacak

Diğer yandan bir araya gelen Çin ve Singapur savunma bakanları, üst düzey askeri yetkililer arasında iletişim için direkt telefon hattı kurulması kapsamında çalışma yürütülmesi konusunda mutabakat zaptı imzalandı.

Çin ve Singapur, 2019’da imzaladıkları Savunma İlişkileri ve Güvenlik İşbirliği anlaşmasıyla askeri alandaki ilişkilerini derinleştirme kararı almıştı. İki ülke orduları, Nisan 2023’de, 2021’den bu yana ilk kez ortak askeri tatbikat düzenlemişti.

İlk dörtlü zirve: ABD, Japonya, Avustralya, Filipinler

Zirvenin son günü, Japonya Savunma Bakanı Hamada Yazukazu, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Avustralya Savunma Bakanı Richard Marles ve Filipinler Savunma Bakanı Carlito Galvez görüştü.

Bakanlar, “Serbest ve Açık Hint-Pasifik” için güvenlik işbirliklerinin artırılmasında fikir birliğine vardı.

Japonya Savunma Bakanlığı açıklamasına göre “Serbest ve Açık bir Hint-Pasifik” vizyonunu ele alan 4 bakan, vizyonun gelişmesi için kolektif çaba gösterileceğini teyit etti.

4 ülke savunma bakanlarının görüşmesi, şimdiye kadar ilk olarak kayda geçti. Bölgesel sorunlar ile ortak çıkarları ele alan bakanların, işbirliğini genişletme fırsatlarını müzakere ettiği bildirildi.

Japonya-Avustralya: Savunma teknolojisi işbirliği

Japonya ve Avustralya savunma bakanları ayrıca, iki ülke arasında savunma teknolojisi alanında işbirliğinin artırılması için mutabakat zaptına imza attı.

Bu kapsamda, savunma teçhizatlarına ilişkin ortak teknik araştırmalar yürütülmesi ve prosedürlerin kolaylaştırılması hedefleniyor.

İki ülke, Ocak 2022’de , karşılıklı ülke topraklarında ortak tatbikat ve afet kurtarma kapsamlı askeri güçlerin konuşlandırılmasını kapsayan anlaşma imzalamıştı.

Japonya-Güney Kore: ABD ile üçlü işbirliği teyit edildi

Ayrıca, Japonya ile Güney Kore savunma bakanları, 3 yıldır ilk kez bir araya geldi ve Kuzey Kore’nin füze denemelerine karşı savunma işbirliğini güçlendirme kararı aldı.

Bakanlar, ciddi bölgesel güvenlik ortamı ve küresel sorunlara karşı koymak amacıyla Tokyo ve Seul’ün ortak güvenlik müttefikleri ABD ile ikili ve üçlü işbirliğini ilerleteceklerini teyit etti.

Yeni Zelanda’dan AUKUS talebi

Yeni Zelanda Savunma Bakanı Andrew Little, ülkesinin yapay zeka gibi nükleer teknolojinin kullanılmadığı alanlarda, AUKUS anlaşması çerçevesinde Avustralya, İngiltere ve ABD ile işbirliği yapabileceğini açıkladı.

AUKUS üyelerinin Yeni Zelanda’yı resmi olarak kendilerine katılmaya davet etmediğini kaydeden Little, ancak bu yönde göstergelerin olduğunu, bu konuda karar vermenin de henüz erken olduğunu ifade etti.

Austin Hindistan’a geçti

Bu arada ABD Savunma Bakanı Austin dün zirve sonrası Yeni Delhi’ye geçti. Hindistan’a ikinci ziyaretinde bulunan Austin’in, Başbakan Narendra Modi’nin 22 Haziran’da Washington’a yapacağı ziyaretin zeminini hazırlaması bekleniyor.

Savunma analisti Rahul Bedi, Hindistan’ın General Atomics Aeronautical Systems Inc.’den tahmini 1,5 ila 2 milyar dolar karşılığında 18 silahlı yüksek irtifa uzun ömürlü insansız hava aracı satın almak istediğini söyledi. Bedi, İHA’ların muhtemelen Çin ve Pakistan ile olan huzursuz sınırları boyunca ve stratejik Hint Okyanusu bölgesinde konuşlandırılacağını söyledi.

Diplomasi

Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Yayınlanma

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.


Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.

Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.

Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.

Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.

Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.

Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.

Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.

İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.

Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.

Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.

Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.

Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.

Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.

Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.

Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.

Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.

Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.

Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.

Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.

‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.

Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.

Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.

East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB ve Kanada, kapsamlı yeni bir ortaklık anlaşmasını duyuracak

Yayınlanma

AB ve Kanada, dijital ticaret engellerinin kaldırılmasından Ukrayna’ya ortak destek verilmesine ve orman yangınlarıyla mücadelede yatırım yapılmasına kadar uzanan kapsamlı yeni bir ortaklığı duyuracak.

29 Ekim’de başlayacak olan zirveye hazırlık amacıyla AB büyükelçilerine dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen, iki tarafça yayınlanacak ortak bildiri taslağında, “Dünya, benzeri görülmemiş jeopolitik zorlukların yanı sıra ticaret, enerji, teknoloji, iklim ve kaynaklar alanındaki zorluklarla birlikte hızla değişiyor,” ifadesi yer alıyor.

AB ve Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşının yarattığı etkilerle boğuşurken stratejik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu ay Kanada’yı AB’ye ortak üye olarak davet etmeyi önerdi.

Bu öneri, Trump’ın derhal gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmasına yol açtı.

Taslak belgede, “Kanada ve AB, benzersiz ticaret erişimimiz, ortak değerlerimiz ve birbirini tamamlayan iktisadi güçlerimiz sayesinde daha derin ve daha entegre bir ilişki kurabilir,” deniyor.

Taraflar, Montreal’de düzenlenecek zirvede, kritik maden projelerine yönelik yatırımları hızlandırmak, tedarik zincirlerini güçlendirmek ve “piyasa dalgalanmalarını ve jeopolitik etkileri” hafifletmek amacıyla kritik kaynakları stoklamak da dahil olmak üzere tedarik güvenliğini artırmak istediklerini açıklamayı planlıyor:

“Stratejilerimizi ve standartlarımızı uyumlu hale getirecek, endüstrilerimizi birbirine bağlayacak ve hedeflerimizi halklarımız için en yüksek getiriyi sağlayacak sektörlere odaklayacağız. Buna, sıvılaştırılmış doğal gazdan hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerjiye kadar, dünyanın büyük bir kısmının ihtiyaç duyduğu düşük karbonlu, güvenilir enerjinin geliştirilmesi de dahil.”

Ottawa ve Brüksel ayrıca, 2030 yılında Kanada ve Avrupa’da orman yangınlarıyla mücadele için kullanıma hazır olacak 50 adet De Havilland su bombardıman uçağının ortak satın alımını da duyuracak.

Von der Leyen, 15 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında, “Gönüllü olarak güçlerimizi birleştiriyoruz… Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayi üslerimizi entegre edeceğiz. Kuzey Kutbu’nu amiral gemisi niteliğinde bir ortak proje haline getireceğiz. Enerji, kritik mineraller ve piller üzerinde çalışacağız. Yapay zeka, kuantum, siber ve iktisadi güvenlik alanlarında da işbirliği yapacağız,” demişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avrupalı şirketlerden AB-ASEAN ticaret paktı çağrısı

Yayınlanma

Avrupalı şirketler, Avrupa Birliği’nin geçen hafta Filipinler ile yaptığı anlaşmada sağlanan ilerlemenin ardından ASEAN ile bölgeden bölgeye kapsamlı bir ticaret paktı yapılması çağrısında bulunuyor. Brüksel ise ticari ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışıyor.

Avrupa Birliği’nin ayrıca Tayland ile yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini bu yılın sonuna kadar sonuçlandırması bekleniyor. Görüşmelerin 10. turu salı gününe kadar sürüyor. AB’nin bölgede halihazırda Singapur, Endonezya ve Vietnam ile ticaret anlaşmaları bulunuyor; Malezya ile de müzakereler devam ediyor.

Ancak şirketler, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD ile rekabet ortamında AB’nin daha ileri giderek ASEAN’ın tamamıyla blok düzeyinde bir anlaşma yapmasını istiyor.

AB-ASEAN İş Konseyi İcra Direktörü Chris Humphrey, “Güneydoğu Asya, Avrupalı şirketleri güvenilir yatırımcılar olarak görüyor ancak bu şirketler Amerikan ve Çin hükümetlerinin tüm siyasi ve mali ağırlığıyla rekabet ediyor,” dedi.

Humphrey, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada ikili anlaşmaların nihai hedef olmaması gerektiğini belirterek, Avrupalı şirketlerin özellikle enerji, sağlık, dijital hizmetler ve finansal hizmetler alanlarında uzun süredir bölgeden bölgeye bir ticaret anlaşması çağrısı yaptığını söyledi.

İş konseyinin eylül başında 150 Avrupalı iş dünyası yöneticisiyle gerçekleştirdiği ankette katılımcıların yalnızca yüzde 18’i AB’nin ASEAN ile yeterince angaje olduğunu düşündüğünü söyledi. Humphrey, Ticaret Komiseri Maros Sefcovic ile AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas’ın ziyaretleri dışında üst düzey temasların hâlâ sınırlı kaldığını belirtti.

Sözde insan hakları ile çevre ve gıda güvenliği standartlarına ilişkin kaygılar, iki blok arasındaki müzakereleri uzun süredir zorlaştırıyor. Örneğin AB’nin Endonezya ile yürüttüğü görüşmelerde ormansızlaşma meselesi yıllarca önemli bir anlaşmazlık konusu oldu. Taraflar ancak geçen yıl kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalayabildi.

Benzer şekilde AB ile Bangkok arasındaki ticaret müzakereleri, başladıktan bir yıl sonra, 2014’te Tayland ordusunun darbeyle iktidarı ele geçirmesi üzerine askıya alındı. Görüşmeler 2023’te resmen yeniden başlatıldı. Analistler yakın zamanda bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük bir engel görmediklerini söylese de Tayland’ın ton balığı ve deniz ürünleri balıkçılığındaki çalışma standartları Avrupa sektöründe kaygı yaratıyor.

Bölgeden bölgeye düzeydeki müzakereler ise ilk kez 2007’de başlatılmış, Myanmar’daki askeri darbe nedeniyle 2009’da karşılıklı mutabakatla durdurulmuştu.

Brüksel Özgür Üniversitesi ve KU Leuven’de öğretim görevlisi Camille Nessel, “ASEAN, mevcut jeopolitik tartışmaların ima ettiğinden çok daha uzun süredir bir öncelik,” dedi.

Singapur’daki ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Joanne Lin de tarafların beklentilerindeki uyumsuzluğun ilişkileri sınırladığını belirtti. Lin’e göre AB, ticaret yoluyla iş gücü, çevre, sürdürülebilirlik, insan hakları ve düzenlemeler alanlarında reformları teşvik etmeyi umuyor.

Lin, “Ancak ASEAN, AB’nin daha pratik bir ortak olmasını ister,” dedi. İşbirliği alanları arasında yeşil dönüşüm, enerji bağlantıları, dijital ticaret, dirençli tedarik zincirleri ve sürdürülebilir altyapıyı örnek gösterdi.

Ancak koşullar değişti. Son birkaç yılda jeopolitik rekabet ve gerilimler belirgin biçimde arttı. Büyük Avrupa ekonomilerinin büyümekte zorlandığı bir dönemde AB, Çin ve ABD arasında sıkışmış hissediyor. Analistlere göre bu ortamda Sefcovic daha pragmatik bir yaklaşım benimseyebilir ve coğrafi olarak daha uzak olsalar bile müttefiklerle işbirliği arayışına girebilir.

ASEAN ülkeleri açısından ise komşular arasındaki rekabet, tarafları uzlaşmaya yönelterek ticaret anlaşmalarının sonuçlandırılmasını hızlandırmış olabilir.

Nessel, “Vietnam AB ile bir anlaşma yaptıktan sonra bu durum Endonezya ve Filipinler açısından önem kazandı,” dedi. “Bu ülkeler birçok aynı sektörde rekabet ediyor ve tercihli erişim, rekabet dengesini değiştiriyor” diye ekledi.

AB-Filipinler anlaşması, tarım-gıda ürünleri, makineler ve beyaz eşya dahil olmak üzere ticarete konu malların yüzde 94’ündeki tarifeleri kaldıracak. Ayrıca Filipinler’in kamu ihaleleri pazarı ilk kez yabancı şirketlere açılacak.

Sefcovic, “Anlaşma her büyüklükteki işletme için gerçek fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda dayanıklılığın stratejik bir öncelik haline geldiği bir dönemde daha güçlü ve çeşitlendirilmiş bir tedarik zinciri sağlıyor” dedi.

Resmi verilere göre AB, geçen yıl Filipinler’in dördüncü büyük ticaret ortağıydı ve ülkenin toplam mal ticaretinin yüzde 8,3’ünü oluşturdu. İki taraf arasındaki mal ticaretinin hacmi 17,6 milyar avro, yani yaklaşık 19,9 milyar dolar seviyesindeydi.

Bu tekil ticaret anlaşmaları, iki bloğu sonunda daha kapsamlı bir anlaşmaya doğru taşıyabilir.

Bir AB sözcüsü, “ASEAN’ın tek tek üyeleriyle oluşturulan bu ikili serbest ticaret anlaşmaları ağı, ortak uzun vadeli hedefimiz olmaya devam eden nihai bölgeden bölgeye serbest ticaret anlaşmasına giden yolda yapı taşları işlevi görebilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English