Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD ve Çin zirve hakkında nasıl iki farklı hikaye anlattı?

Yayınlanma

ABD ve Çin, perşembe günü gerçekleşen zirvenin ardından verdikleri açıklamalarda, her iki tarafın önceliklerinin belirgin şekilde farklı olduğunu ortaya koydu.

Washington, ticaret, fentanil ve İran konularına odaklanırken, Pekin Tayvan, ikili ilişkilerin istikrarı ve Başkan Xi Jinping hakkında Trump’ın yaptığı övgülere vurgu yaptı.

Trump’ın Çin’e gerçekleştirdiği devlet ziyareti, 9 yıl sonra bir ABD başkanının Çin’e yaptığı ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Ziyaretin sabahında, Xi ve Trump arasında Pekin’de iki saatten fazla süren görüşmeler yapıldı.

Çin’in zirveyle ilgili açıklamasında, liderlerin iki ülkenin “yapıcı, stratejik ve istikrarlı bir ilişki” kurması gerektiği konusunda anlaşmaya vardıkları belirtildi. Bu, “önümüzdeki üç yıl ve sonrasındaki ilişkileri yönlendirecek” bir çerçeve olarak tanımlandı.

Trump’ın görev süresi üç yıl daha devam edecek.

Pekin’in açıklamasında, ABD ile Çin’in büyük güçler arasındaki ilişkiler için yeni bir paradigmaya sahip olup olamayacağı ve “Thucydides Tuzağı”nı aşmanın mümkün olup olmadığı sorusu da gündeme geldi. Bu teori, yükselen bir güç ile yerleşik bir hegemon arasında savaşın kaçınılmaz olduğunu savunur. “Tarih, dünya ve halklar tarafından sorulan sorular” olarak nitelendirilen bu konuya dikkat çekildi.

Xi’den Trump’a uyarı: ABD-Çin ilişkileri Tayvan’a bağlı

Tayvan, açıklamada dikkat çeken bir diğer konu oldu. Xi, Tayvan’ı “Çin-ABD ilişkilerindeki en önemli konu” olarak tanımladı.

“Tayvan [iyi] yönetilirse, ikili ilişkiler genel istikrarını sürdürebilir. Kötü yönetilirse, iki ülke çatışabilir ya da hatta savaşabilir, bu da Çin-ABD ilişkilerini çok tehlikeli bir duruma sokar,” diye uyardı Xi. “Tayvan bağımsızlığı” ve Tayvan Boğazı’nda barış birbirleriyle bağdaşmaz” dedi.

Ancak Tayvan meselesi ve ilişkilerin istikrarı, ABD’nin daha kısa açıklamasında yer almadı. ABD açıklaması sadece 158 kelimeye dayanıyor ve iki liderin “iyi” bir toplantı yaptığı belirtilerek başlıyor.

ABD açıklamasının çoğu, ticaret ve pazar erişimiyle ilgili anlaşmalara odaklandı. Trump’ın, Çin’in daha fazla Amerikan tarım ürünü alması için yaptığı baskı vurgulandı.

Liderler ayrıca, “fentanil öncüllerinin” ABD’ye akışını durdurmak için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğini de konuştular, diye belirtildi Washington açıklamasında.

Pekin, fentanil yapmak için kullanılan kimyasallara değinmedi, açıklamasında bunun yerine ticaret ve diğer alanlarda, askeri iletişim, tarım, turizm ve hukuk uygulamaları gibi konularda işbirliğini genişletmeye dair kısa bir paragraf yer aldı.

Ticaret ilişkilerine dair, Xi, Çin’in dünyaya olan kapısının “daha da genişleyeceğini” söyledi, Çin açıklamasına göre.

Xi Jinping, Nvidia, Tesla ve Apple CEO’larına Çin’in ‘daha da geniş bir şekilde açılacağını’ söyledi

İki taraf, İran kriziyle ilgili de farklı açıklamalarda bulundu. Pekin, sadece Orta Doğu’daki durum, Ukrayna savaşı ve Kore Yarımadası gibi büyük uluslararası meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti.

Buna karşın, Beyaz Saray, iki tarafın Hürmüz Boğazı’nın açık kalması gerektiği ve İran’ın asla nükleer silah sahibi olamayacağı konusunda anlaştığını belirtti. Beyaz Saray açıklamasında, “Başkan Xi, ayrıca boğazın askeri amaçlarla kullanılmasına ve kullanım için herhangi bir ücret alınmasına karşı çıktığını açıkça belirtti ve gelecekte Çin’in boğaza olan bağımlılığını azaltmak için daha fazla Amerikan petrolü almayı düşündüğünü ifade etti,” denildi.

Pekin’in açıklamasında ise Trump’a atfedilen bölümler, çoğunlukla Çin ve onun “büyük lideri” hakkındaki övgülerine odaklanırken, belirli politik meseleler hakkında fazla bilgi sunulmadı.

Diplomasi

Belarus, Polonya’ya terör şüphesiyle ilgili istihbarat aktardı

Yayınlanma

Belarus Dışişleri Bakanlığı, Polonya’daki bir aktivistin çocuklarını hedef alan terör saldırısı hazırlığına ilişkin Varşova’ya bilgi aktardığını duyurdu. Minsk yönetimi, Belarus’ta hüküm giyen bir şahsın intikam amacıyla bu eylemi planladığını bildirerek iki ülke kolluk kuvvetleri arasında veri paylaşımına hazır olduğunu kaydetti.

Belarus Dışişleri Bakanlığı, Polonya’nın Minsk Maslahatgüzarı Krzysztof Ozanna ile yapılan görüşmede, Polonya topraklarında gerçekleşme ihtimali bulunan bir terör eylemine dair verilerin Polonya tarafına iletildiğini duyurdu.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, “Belarus Cumhuriyeti Ceza Kanunu’nun çok sayıda maddesinden hüküm giyen, Polonya’da bulunan ve yakın zamanda Polonya makamlarınca ek koruma statüsü ile ikamet hakkı iptal edilen bir şahıs tarafından terör eylemi hazırlanıyor” ifadesi yer aldı.

Dışişleri Bakanlığı, planlanan saldırının ana hedefinin Polonya’da ikamet eden Belarus vatandaşı bir kadın aktivistin reşit olmayan çocukları olduğunu kaydetti.

Saldırı gerekçesinin, söz konusu kişinin Polonya’daki statüsünü koruması adına yeterli çabayı göstermeyen kadına yönelik bir intikam arayışıyla bağlantılı olduğu bildirildi.

Belarus tarafı, bilginin ülke kolluk kuvvetlerinden Dışişleri Bakanlığına ulaştığını ve suçla mücadele kapsamındaki işbirliği mutabakatları çerçevesinde Varşova’ya aktarıldığını bildirdi.

Açıklamada, iki ülkenin emniyet birimleri arasındaki temas hatları üzerinden konuya ilişkin yeni veriler elde edildikçe paylaşımın sürdürülmesine hazır olunduğu vurgulandı.

Güvenlik birimleri düzeyindeki temaslar çerçevesinde Belarus ve Polonya özel servisleri, kasım ayında Polonya makamlarınca demiryolu altyapısına yönelik sabotajlara karışmakla suçlanan Ukrayna vatandaşlarının yerini tespit etmek üzere ortak çalışmalar yürüttü.

Bu soruşturmanın gerekçesini, 16 Kasım’da Varşova-Lublin demiryolu hattında meydana gelen hasarlar oluşturdu. Varşova’dan yaklaşık 100 kilometre uzaklıktaki Mikas yerleşimi yakınlarında yer alan hatta bir patlayıcının infilak etmesi sonucu raylar zarar gördü.

Aynı güzergâhtaki Pulawy bölgesinde ise katener hattının hasar alması nedeniyle 475 yolcu taşıyan bir tren durmak zorunda kaldı. Olayda yaralanan olmadı.

Hadisenin ardından Polonya makamları, Ukrayna vatandaşı Vladimir B. hakkında demiryolu altyapısına yönelik sabotajlara yardım ettiği gerekçesiyle iddianame düzenledi.

Soruşturma dosyasına göre sanık, saldırıların hazırlanması ve düzenlenmesine yönelik lojistik desteği Aleksandr K. ve Yevgeniy İ. isimli diğer iki sanıkla birlikte sağladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, Suudi Arabistan’ın “İbrahim Anlaşmaları”na katılmasını istedi

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan’la imzalanan nükleer anlaşmanın, “İbrahim Anlaşmaları”na Suudi Arabistan’ın katılması şartına “tamamen bağlı” olduğunu söyledi.

Biden ve Trump yönetimleri daha önce Suudi Arabistan’ı İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek için bir sivil nükleer anlaşma yapmayı düşünmüştü.

Fakat 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonunun ardından yaşananlar ve bunu izleyen savaş, konuyu karmaşıklaştırdı.

Suudi Arabistan, Filistin devletinin kurulmasına yönelik inandırıcı bir yol bulunmadıkça anlaşmaları imzalamayı daha önce reddetmişti.

Trump, ayrıntıları hâlâ belirsiz olan anlaşmanın onaylanacağını ama Suudi Arabistan’ın “son derece saygın ve başarılı İbrahim Anlaşmaları’na katılmasına tamamen bağlı olduğunu” yazdı.

Başkan, “ABD, sivil (zenginleştirilmemiş) nükleer tesislere karşı değildir,” diye devam etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bu fikri hemen destekledi ve ofisinden yaptığı açıklamada, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının “barış çemberini genişletme imkânı yarattığını” belirtti.

Açıklamada, “Başkan Trump’ın da söylediği gibi, Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılması, Orta Doğu’da barış için tarihi bir adım olacaktır,” denildi.

Çarşamba günü açıklanan anlaşma, ABD’nin nükleer güvenlik önlemleri için bir çerçeve oluşturuyor.

Fakat Wall Street Journal’ın daha önce bildirdiği üzere, anlaşmada Suudi Arabistan’ın “altın standart” olarak kabul edilen zenginleştirme yapmama taahhüdüne imza atmaması ya da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın kapsamlı denetimlerine izin verilmesi konusunda bir mutabakat bulunmuyor.

Birleşik Arap Emirlikleri ile 2009 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın şartları arasında yer alan bu güvenlik önlemlerinin atlanması, çarşamba günü Kongre’deki bazı kararlı nükleer silahların yayılmasını önleme savunucularını endişelendirdi.

Bu kişiler, anlaşmanın ileride Suudi Arabistan’ın kendi ülkesinde uranyum zenginleştirmesine kapı açabileceğini belirttiler.

Diğerleri ise anlaşmanın İran’ı nükleer silah geliştirmeye itebileceği konusunda uyarıda bulundu.

Fakat Enerji Bakanı Chris Wright, çarşamba günkü açıklamada, “Emin olun ki bu anlaşmalar, dünyanın en iyi nükleer teknolojisi ve bilim insanlarına dayanırken, nükleer güvenlik ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda en yüksek standartları koruyor,” dedi.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin “dünyanın hiçbir ülkesiyle, nükleer silahların yayılma riskine yol açacak herhangi bir anlaşmaya varmayacağını” vurguladı.

Washington ile Riyad arasında on yıl süren gidip gelen müzakerelerin ardından varılan bu anlaşmanın, Amerikan özel şirketlerine milyarlarca dolarlık gelir getirmesi bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, CIA hedeflerine vurulan darbelerde Rusya izini araştırıyor

Yayınlanma

ABD istihbarat birimleri, İran’ın Ortadoğu’daki CIA tesislerine yönelik insansız hava aracı saldırılarındaki hassasiyet artışında Moskova’nın rolü olup olmadığını incelemeye aldı. Reuters’a konuşan soruşturmaya vakıf kaynaklar, Rusya’nın Tahran’a hedefleme verisi veya teknoloji sağlamış olabileceği ihtimalinin araştırıldığını bildirdi.

ABD istihbarat servisleri, İran’a ait insansız hava araçlarının Ortadoğu’daki Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tesislerine düzenlediği saldırılarda Rusya’nın muhtemel dahiliyetini ele alıyor.

Soruşturmanın seyrine vakıf dört kaynağın Reuters haber ajansına aktardığına göre Amerikan yetkilileri, Moskova’nın saldırıların isabet oranını artıracak hedefleme verilerini veya teknolojilerini Tahran yönetimine tedarik edip etmediğini araştırıyor.

Amerikalı istihbarat yetkililerinin, Rusya’nın söz konusu CIA hedeflerine yönelik saldırılardaki olası rolüne dair henüz nihai bir sonuca varmadığı vurgulanıyor.

Beyaz Saray konuya ilişkin bilgi taleplerini CIA’ye yönlendirirken, teşkilat açıklama yapmaktan kaçındı. İran’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği ile Suudi Arabistan makamları da iletilen soruları yanıtsız bıraktı.

Rusya ile İran, 2025 yılının ocak ayında siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında işbirliğinin geliştirilmesini öngören Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması’na imza attı. Bununla birlikte söz konusu metin, taraflara karşılıklı askeri yardım yükümlülüğü getirmediği gibi bir tarafın dahil olduğu bir çatışmaya diğer tarafın otomatik katılımını da şart koşmuyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, mart ayında yaptığı açıklamada, ülkesinin yürürlükteki askeri-teknik işbirliği anlaşması çerçevesinde İran’a askeri ürün tedarik ettiğini doğrulamış, ancak Tahran’a istihbarat verisi aktarıldığı yönündeki iddiaları kesin bir dille reddetmişti.

Ortadoğu’daki Amerikan askeri üslerinin konumlarının gizli bir bilgi olmadığını dile getiren Lavrov, bölgedeki tesislerin koordinatlarının herkes tarafından bilindiğini belirterek İran’ın bu noktaları hedef almasının şaşırtıcı olmadığını kaydetti.

Bölgedeki ABD üslerinin uydu verileri de dahil olmak üzere İran hakkında istihbarat toplamak amacıyla kullanıldığını vurgulayan Lavrov, bu tesislere yönelik saldırıların Washington’ın kendi eylemlerinin bir sonucu olduğunu savundu. Lavrov, Amerikalıların personellerinin büyük bölümünü bu üslerden tahliye etmesinin de yaşanacakları önceden bildiklerini gösterdiğini dile getirdi.

ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, aynı ay içinde yaptığı açıklamada, Moskova’dan İran’a istihbarat verisi aktarmamasını talep ettiğini bildirdi.

Witkoff, bu görüşmeden iki gün sonra yaptığı değerlendirmede ise Rus tarafının kendisine veri transferi yapılmadığına dair güvence verdiğini ve bu beyanlara güvenilebileceğini kaydetti.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise İran’a istihbarat aktarıldığına dair iddiaları “bilgi sızdırması ve dezenformasyon” olarak niteledi. Peskov, ABD’li resmi yetkililerin de ellerinde bu iddiaları doğrulayacak bir bilgi bulunmadığını bizzat açıkladıklarını hatırlattı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English