Amerika
ABD seçimlerine dair bilinmesi gerekenler: Başkan ve Kongre üyeleri nasıl seçiliyor?

5 Kasım’da, tüm dünyada büyük bir ilgiyle beklenen ABD başkanlık seçimleri yapılacak. Siyasetçiler ve uzmanlar, bugünün yalnızca Amerika’nın değil, tüm dünya düzeninin geleceğini etkileyeceğine inanıyor. Ancak seçim günü, bu uzun soluklu seçim sürecinin yalnızca bir aşaması; hatta sürecin sonu bile değil.
ABD’de başkanlık seçimleri, kasım ayının ilk salı günü yapılan ana oylamanın çok öncesinde başlıyor ve oylar sayıldıktan sonra bile aylarca sürebilen bir süreç.
ABD’de başkanlık seçimlerinin dolaylı bir seçim olduğu bilinir: 538 üyeden oluşan Seçiciler Kurulu’nda yüzde 50’den fazla oy alan, yani en az 270 oya ulaşan aday Beyaz Saray’ın başına geçer. Bu sistem, halk oyuyla kazananın başkan olmasını şart koşmaz.
“Dolaylı seçim” terimi kafa karışıklığına yol açabilir ve sanki ABD vatandaşları sürecin dışında bırakılmış gibi görünebilir. Fakat gerçekte, Amerikalılar bu sürecin doğrudan içinde. Başkanlık yarışı, Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin ön seçimleriyle ocak veya şubat ayı gibi erken bir tarihte başlar.
Bu dönemde, Oval Ofis’e talip politikacılar, partilerinin desteğini kazanmak için yarışır. Her eyalette yapılan bu ön seçimlerde Amerikalılar, ülkenin iki büyük partisinin başkan adaylarını doğrudan belirleme sürecine katılır.
Ancak bu sistem her zaman böyle değildi. 20. yüzyılın başlarına kadar, Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin başkan adaylarını belirleme kararı doğrudan parti liderliğine aitti.
Adayların resmen açıklandığı ulusal kongreler, parti içi büyük rekabetlerin yaşandığı siyasi savaşlara sahne olurdu. Yüzde 100 halk katılımıyla yapılan ön seçimlerin 1970’lerde neredeyse tüm eyaletlerde yaygınlaşmasıyla, bu sistem bugünkü şeklini aldı.
Ön seçimlerde en sert rekabet, görevdeki başkanın iki dönem görev yapmış ve yeniden aday olma hakkını kaybetmiş olduğu yıllarda yaşanır. Örneğin, 2016’da pek çok siyasetçi başkanlık hırsıyla ortaya çıkarak partilerinin desteğini almak için yoğun bir mücadele vermişti. Görevdeki başkanın yeniden aday olduğu yıllarda ise en çok ilgi, muhalefetin ön seçimlerine odaklanır. Bu durumda, muhalefetin adayları, seçmenlere kendilerinin başkanı devirebilecek kişi olduğuna ikna etmeye çalışır.
2024 yılı ön seçimleri, bu rekabetin farklı bir versiyonunu sundu. Demokrat Parti, Joe Biden’ı ikinci dönem aday gösterirken, Cumhuriyetçilerde ise eski Başkan Donald Trump öne çıktı. Trump, parti içindeki gücü sayesinde diğer adayları hızlıca saf dışı bıraktı.
Bu yılın ön seçimlerinde, temmuz sonunda Demokratlar sürpriz bir değişiklik yaparak, Başkan Yardımcısı Kamala Harris’i aday gösterdi. Joe Biden’ın sağlık durumu ve yaşı nedeniyle seçimi kazanamayacağı endişesiyle yapılan bu hamle, Demokrat seçmenlerin desteğini büyük ölçüde kazandı.
Sonuç olarak, görevdeki Başkan Yardımcısı Harris ve eski Başkan Trump, 5 Kasım’da kıyasıya bir final mücadelesine girişecek.
2024’te rekor erken katılım
2024 seçimlerinde dikkat çeken bir diğer nokta ise rekor düzeyde erken oylama katılımı oldu. Koronavirüs pandemisi sırasında, 2020’de yüzde 66’sı erken oy kullanarak bir rekora imza atmıştı. Bu yıl, daha fazla Amerikalı seçmenin sandık başına gitmesi bekleniyor.
1 Kasım itibariyle, 66 milyon kişi oyunu kullanmış durumda ve bunların yüzde 53‘ü şahsen, yüzde 47’si ise posta yoluyla oy kullandı. Bu rakam, 2020 seçimlerinde 154 milyon seçmenin katılım gösterdiği rekor oranının yüzde 40’ını temsil ediyor.
Erken oylamada, başkanlık yarışının sonucunu belirleyebilecek kritik eyaletlerdeki yüksek katılım da dikkat çekiyor. Bu eyaletlerdeki seçmenlerin yoğun katılımı, seçim sonuçları hakkında ipucu arayan stratejistlerin ve uzmanların ilgisini çekiyor.
Salıncak eyaletler
ABD’deki başkanlık seçimleri dolaylı bir seçim sistemine dayanır ve bunun en doğrudan sonucu “salıncak eyaletler” olgusu. ABD’nin kurucu babaları, ülkenin ilk federasyon yapısını oluştururken, her eyaletin yönetim belirleme sürecinde özel bir rol oynaması gerektiği konusunda hemfikirdi.
Böylelikle hem küçük eyaletlerin seçim sonucuna etki edebilmesi sağlanmış hem de büyük eyaletlerin baskın iradesinin diğer eyaletleri gölgede bırakmasının önüne geçildi.
Bu kapsamda Seçiciler Kurulu tasarlandı ve 538 üyeden oluşan bu organ, eyaletlerin ABD Kongresi’ndeki temsil oranına göre belirli sayıda seçmenden oluşuyor. Temsilciler Meclisi’ndeki sandalye sayısı eyalet nüfusuna göre dağıtılırken, Senato’da her eyalete iki sandalye verilerek bu oran dengelendi. Örneğin, Kaliforniya 54 seçmene sahipken, Alaska sadece 3 seçmenle temsil ediliyor. Columbia’da ise 3 seçmen hakkı tanınıyor.
Seçmenlerin, eyaletlerinde hangi adaya oy vereceği halk oylaması ile belirlenir. Çoğu eyalette “kazanan hepsini alır” ilkesi uygulanır; bu da bir adayın, eyalet halk oylamasını kazanması halinde tüm seçmen oylarını aldığı anlamına gelir.
Fakat Maine ve Nebraska gibi eyaletlerde daha orantılı bir sistem mevcut. Seçim sonuçlarının öngörülemez olduğu ve her iki adayın oy farkını kapatma mücadelesi verdiği bu kararsız eyaletlerde, başkanlık yarışının kaderi belirlenir. 2024 yılı itibariyle Wisconsin, Michigan, Pennsylvania, Georgia, Kuzey Carolina, Arizona ve Nevada gibi eyaletler bu kritik konumda yer alıyor.
ABD seçimlerinin karmaşıklığı yalnızca oy verme günü ile sınırlı değil. Oy sayımı tamamlandığında, hangi adayın önde olduğu genel hatlarıyla netleşse de Seçiciler Kurulu yaklaşık bir buçuk ay sonra, 17 Aralık’ta toplanarak oylama yapar. Bu süreçte, eyaletlerin seçmenleri yasal olarak halk oylamasını kazanan adaya oy vermeye zorlanmaz; yanlış oyu kullanan seçmenler ise en fazla 1000 dolar cezaya tabi tutulur.
Fakat bu tür durumlar çok nadir ve Seçiciler Kurulu halk iradesine saygı gösterir. Örneğin, 2016 seçimlerinde “yanlış” oy kullanan yalnızca on civarında seçmen vardı ve sonuç üzerinde bir etkisi olmadı.
Seçim süreci burada da sona ermez. 6 Ocak’ta Kongre’de, başkanlık yarışının resmi olarak onaylandığı bir oturum düzenlenir ve yeni başkan ile başkan yardımcısının görevi devralması 20 Ocak’ta yemin töreni ile gerçekleşir.
Seçim sonuçları çoğu kez çarşamba sabahı netleşir ve Seçiciler Kurulu oylaması ya da Kongre onayı formalite haline gelir. Ancak bazı yıllarda, yarışın son ana kadar devam ettiği ve seçim sonucunun belirsiz kaldığı dönemler yaşanmıştı.
Seçim dönemlerinde en büyük sorunlardan biri oy pusulalarının işlenmesi aşamasında yaşanır; özellikle kararsız eyaletlerdeki yarışlarda başkanlık sonucunu belirlemek için yalnızca birkaç yüz oy yeterli olabilir.
Demokrat Al Gore’un Cumhuriyetçi George W. Bush Jr. ile başkanlık yarışı verdiği 2000 seçimleri, ABD’nin seçim sisteminin karmaşıklığını gözler önüne seren tarihi bir örnek.
Ulusal düzeyde Gore, Bush’tan yarım milyon fazla oy alarak zafer ilan etmeye hazırlanırken, seçim sonucu nihai olarak Seçiciler Kurulu’na bağlı olduğu için Florida’daki oylar belirleyici oldu. Florida’da, yaklaşık 6 milyon oy kullanılmış, ancak bu oyların sadece 1784’ü rakipleri ayırmıştı.
Al Gore, sonucu kabul etmeyerek yasaların gerektirdiği şekilde yeniden sayım talep etti. İlk yeniden sayım sonucunda Bay Bush’un farkı 900 oy pusulasına düştü. Bu durum karşısında Demokratlar, Florida’da yoğun bir yeniden sayım ve mahkeme süreci başlattı.
Bir sonraki turda Cumhuriyetçilerin avantajı 327 oya kadar geriledi. Fakat 12 Aralık’ta ABD Yüksek Mahkemesi, beşe karşı dört oyla yeniden sayımın durdurulmasına ve Bay Bush’un zaferinin kesinleşmesine karar verdi. Bu kararla birlikte, 2000 başkanlık seçimlerinin kaderi yalnızca 537 Amerikalının oyu ile tayin edilmiş oldu.
Al Gore’un, direnmeye devam etmesi için pek çok gerekçesi olmasına rağmen, 13 Aralık’ta seçimi kaybettiğini kabul etti ve “Amerika’nın partiler üstü bir değer” olduğunu ifade etti. 6 Ocak 2001’de seçim sonuçları Kongre’de onaylanırken, Temsilciler Meclisi’nden yaklaşık yirmi üye Florida sonuçlarına itiraz etse de oturumu yöneten Al Gore, tüm itirazları geri çevirdi ve Bush’un zaferini resmen kabul etti.
Donald Trump ve 2020 seçimlerinin yansımaları
ABD seçimlerinin süreci yalnızca seçim gününde sonuçlanmayabiliyor. 2020 başkanlık seçimleri de buna örnek bir vaka olarak dikkat çekiyor. Koronavirüs salgını nedeniyle pek çok seçmen oylarını posta yoluyla kullandı; bu oyların sayım süreci uzun sürdüğü için, örneğin kararsız eyaletlerden Pennsylvania’da seçim sonucunu ilan etmek dört gün sürdü.
Sonunda zaferini ilan eden, dört yıl önce Beyaz Saray’a çıkan Demokrat Joe Biden oldu. Ancak Donald Trump, yenilgiyi kabul etmeyerek “çalınmış seçim” iddialarını gündeme getirdi ve hâlâ bu iddialarını sürdürüyor. Trump’ın 2020’deki tutumu, ABD başkanlık seçimlerinin seçim günü bitmeyebileceğinin en çarpıcı örneği olarak kayıtlara geçti.
Ancak yılın en büyük skandalı, Pennsylvania’da değil, Demokratların Cumhuriyetçilere 13.500 oy fark attığı Georgia‘da patlak verdi. Eyalet Dışişleri Bakanı Brad Raffensperger elle yeniden sayım yapılmasını emretti ve sonuç olarak Biden‘ın farkı 12 bin 200 oya düştü.
Mesele burada da kapanmadı; yeniden sayımlar devam etti ve Demokratların zaferi ancak 7 Aralık’ta 11 bin 779 oy farkla onaylandı. Buna rağmen, dönemin başkanı Donald Trump, ocak ayında Raffensperger’i arayarak kendi lehine “11 bin 780 oy bulmasını” istedi. Raffensperger bu talebi reddettiğinde, Trump onu yasal sonuçlarla tehdit etti. Bu tür girişimler sonunda Trump hakkında federal bir ceza davası açılmasına yol açtı ve dava hala devam ediyor.
2020 seçimlerinin doruk noktası ise 6 Ocak 2021’de, Trump’ın mitinginden çıkan öfkeli bir kalabalığın seçim sonuçlarının onaylandığı sırada Kongre Binası’nı basması oldu.
Trump’ın başkan yardımcısı Mike Pence‘ten seçim sonuçlarını onaylamamasını, böylece Joe Biden’ın zaferini engellemesini istediği biliniyor. Ancak Pence, bu sürecin törensel olduğunu ve sonuçları değiştirme yetkisinin olmadığını belirterek Trump’a karşı çıktı.
O zamandan beri eski dostlar düşman oldu; muhafazakâr görüşleriyle tanınan Pence, Amerika’nın bir daha asla Donald Trump tarafından yönetilmemesi gerektiğini defalarca vurguladı. Ancak Joe Biden veya Kamala Harris’e açık bir destek sunmaktan kaçındı.
Kadınlar sola, erkekler sağa
2020 kampanyasının yarattığı yoğun atmosfer, Amerikalıların gündeminde derin bir etki bıraktı. Scripps News/Ipsos tarafından kısa süre önce yapılan ankete göre, Amerikalıların yüzde 62’si seçim sonrasında ülkede bir şiddet dalgası yaşanabileceğini düşünüyor.
Demokratların yüzde 70’i ve Cumhuriyetçilerin yüzde 59’u bu kaygıyı paylaşırken, Amerikalıların yüzde 51’i seçim sonrası olası huzursuzlukları önlemek için ordunun kullanılmasını destekliyor.
Aynı ankete göre, Amerikalılar olası bir şiddet ortamından uzak durmak istiyor. ABD vatandaşlarının dörtte üçü, kendi adayları kaybetse dahi seçim sonuçlarını kabul etmeye hazır olduklarını belirtti. Bu oran Demokratlar arasında yüzde 85, Cumhuriyetçilerde ise yüzde 77 olarak kaydedildi.
Her iki partinin temsilcileri de Kongre’de huzursuzluk çıkmasından endişe ediyor. Demokratlar, yenilgi halinde Trump’ın seçimlerin çalındığını iddia ederek halkı tahrik edebileceğinden korkuyor. Cumhuriyetçiler ise Trump’ın kazanması durumunda, sol eğilimli seçmenlerin şiddet olaylarına başvurabileceğinden endişe duyuyor.
Trump’a yönelik iki suikast girişiminin gerçekleştiği ve bu saldırılardan birinin Trump’ı neredeyse ciddi şekilde yaralayacağı düşünüldüğünde, bu korkular yersiz görünmüyor.
ABD federal hükümeti, 6 Ocak’taki Kongre oturumu sırasında Washington’daki güvenlik seviyesini en üst düzeye çıkarmaya karar verdi. Bu tören, Amerikan futbolu şampiyonası Super Bowl finali ve BM Genel Kurulu haftası gibi en yüksek güvenlik önemleriyle aynı seviyeye taşındı. Kongre toplantısı, “özel bir ulusal güvenlik etkinliği” olarak sınıflandırılacak.
Şimdiden çeşitli kurumlar, ocak ayında yapılacak bu toplantıya yoğun hazırlıklar yapıyor. Kongre Polisi kısa süre önce, üç helikopterin bina dışına iniş yaptığı bir “yaralı tahliye tatbikatı” gerçekleştirdi. Kolluk kuvvetleri bu tür önlemler için her türlü haklı sebebe sahip.
Sorun sadece, geçmişte olduğu gibi Al Gore’un “partiden önce Amerika” anlayışını desteklemeyen Trump’ın yeniden aday olması değil. Aynı zamanda, Amerikan toplumunun 2024’e kadar benzeri görülmemiş bir kutuplaşma içinde olması da dikkat çekiyor.
Bir yandan, tarih boyunca geleneksel olarak iki siyasi gücün hâkim olduğu ve 19. yüzyılın ortalarındaki İç Savaş’tan sonra Demokrat ve Cumhuriyetçi partilere dönüşen ABD’deki bu ayrışma oldukça olağan sayılabilir.
Fakat, uzmanlar modern Amerika’nın temel sorununu toplumun bölünmesinden ziyade kutuplaşmanın derinleşmesi olarak görüyor. Son yıllarda, her iki partinin de aşırı uçları ciddi şekilde güçlenmiş ve bir zamanlar marjinal ve radikal olarak görülen fikirler artık siyasi yelpazenin her iki tarafında da ana akım hale geldi.
2024 kampanyasının bir başka önemli özelliği, seçmenler arasındaki cinsiyet farkının tarihsel olarak yüksek olması. USA TODAY ve Suffolk Üniversitesi tarafından seçimlerden kısa bir süre önce yapılan bir ankete göre, Kamala Harris, kadın desteğinde Donald Trump’a yüzde 53’e yüzde 36 gibi büyük bir üstünlük sağladı. Cumhuriyetçiler ise erkek seçmenler arasında yüzde 53’e karşı yüzde 37 oranında benzer bir avantaj elde etti. Bu farkın seçim gününe yansıması durumunda, bu tür verilerin tutulmaya başlandığı 1980 yılından bu yana bir rekor kırılması muhtemel olacak.
Örneğin, 2020’de Joe Biden, kadınların yüzde 57’sinin desteğini alırken, Trump kadın seçmenlerin yüzde 42’sini kazanmıştı. Ancak Cumhuriyetçiler, erkek seçmenler arasında Demokratları yüzde 53’e karşı yüzde 45 ile geride bırakmıştı.
Uzmanlara göre, 2024’te cinsiyetler arasındaki farkın artmasının birkaç nedeni var. İlk olarak, Amerika’nın ilk kadın başkanı olma ihtimali olan Kamala Harris’in rolü, Demokratlara desteği artırıyor. İkinci olarak, kürtaj meselesi de büyük bir etken.
Yüksek Mahkeme’nin 2022’de federal kürtaj hakkını iptal etmesi sonrası, bu konu Amerikan toplumunun en önemli meselelerinden biri haline geldi. Cumhuriyetçilerin yönettiği eyaletlerin yaklaşık yarısında kürtaj yasaklanırken, bu durum kadınları Kamala Harris’in kısıtlamaları kaldırma vaatlerine yönlendiriyor.
Tüm bu gelişmeler ışığında, Kamala Harris ile Donald Trump arasındaki yarış sadece çekişmeli değil, kamuoyu açısından da son derece gergin bir atmosfer yaratıyor. Bu nedenle, 6 Kasım sabahı başkanlık yarışının sonucu hala belirsiz olabilir.
Temsilciler Meclisi
Başkanlık seçimleriyle aynı gün, kongre seçimleri de gerçekleşecek. Üyeleri her iki yılda bir yenilenen Temsilciler Meclisi ve her iki yılda bir üçte biri yenilenen Senato için yapılan seçimlerin sonucu, Beyaz Saray’ın iç ve dış politikalar üzerindeki etkisini de belirliyor.
Özellikle ara dönem seçimlerine genellikle büyük ilgi gösterilse de başkanlık yarışı sırasında siyasilerin koltuk mücadeleleri gölgede kalıyor.
Ancak, başkan adayları için parti arkadaşlarının kongrede başarılı olması oldukça kritik. Beyaz Saray yarışının galibi açısından her iki meclisteki güç dengesi, önümüzdeki dönemde ne ölçüde etkili olacağını belirleyecek.
Eğer Oval Ofis’in yeni sahibi muhalefet ağırlıklı bir Kongre ile karşılaşırsa, başkanlığın ilk günlerinden itibaren ciddi zorluklar yaşaması kaçınılmaz olabilir. Bu yüzden başkan adayları, yalnızca kendi mitinglerine katılmakla kalmaz, aynı zamanda Kongre’de, özellikle de Senato’da koltuk için yarışan parti üyeleriyle de ortak etkinlikler düzenler.
Örneğin ağustos ayında, Joe Biden’ın yarıştan çekilmesi ve Kamala Harris’in kampanyaya başlamasıyla anketlerde düşüş yaşayan Trump, başkanlık seçimleri açısından güvenli bir Cumhuriyetçi eyalet olan Montana’ya gitti.
Burada Demokrat Senatör Jon Tester ve Cumhuriyetçi Tim Sheehy’nin 2024’teki koltuk yarışı önem taşıyor. Montana’daki seçim sonucu, Senato’da hangi partinin çoğunluğu sağlayacağını etkileyebileceği için Trump kendisi için değil, partisi adına kampanya yürüttü.
Ekim ortasında Kamala Harris, anketlerde ivme kaybettiği, salıncak eyaletlerde geride kalmaya başladığı bir dönemde, Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu Teksas’a sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. Burada, uzun zamandır Senatör Ted Cruz’a karşı meydan okuyan Demokrat aday Colin Allred’i destekledi.
Amerika’da aynı seçmenlerin bir partinin başkan adayını ve eyaletlerindeki diğer partinin Senato adayını desteklemesi oldukça yaygın bir durum. Ancak 2024 yılında Kongre için verilen mücadele Beyaz Saray yarışından geri kalmayacak gibi görünüyor.
Birçok medya kuruluşuna göre, Cumhuriyetçilerin Senato ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluk elde etme olasılığı yüksek. The Hill‘e göre, Cumhuriyetçi Parti’nin Senato seçimlerini kazanma ihtimali yüzde 71, Temsilciler Meclisi’nde ise yüzde 54.
Bu arada The Hill, Donald Trump’ın seçimleri kazanma olasılığını da yüzde 53 olarak öngörüyor. Bu durum, Cumhuriyetçilerin 2024’te zafer kazanma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor.
Amerika
OpenAI ve Anthropic vakaları açık kaynak yapay zeka tartışmasını büyüttü

OpenAI ve Anthropic sistemlerinde yaşanan siber güvenlik ihlallerinin ardından Silikon Vadisi’nde açık kaynak teknolojisinin riskleri ve faydaları yeniden tartışmaya açıldı. Nvidia öncülüğünde kurulan yeni ittifak açık kaynak araçlarının savunma kapasitesini artıracağını savunurken, Anthropic yönetimi bu modellerin siber ve biyolojik saldırılarda kullanılabileceği uyarısını yineledi. ABD yönetimi ve milletvekilleri, Çin ile rekabet ve açık kaynak geliştirme süreçleri karşısında nasıl bir tutum alınacağını değerlendiriyor.
OpenAI ve Anthropic’te yaşanan iki siber güvenlik vakasının ardından yapay zekanın taşıdığı siber güvenlik risklerine yönelik endişeler bu hafta en üst seviyeye ulaştı.
Yaşananlar, Silikon Vadisi’nde açık kaynak teknolojilerinin bu tehditleri azaltıp azaltamayacağına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Son olaylar, yılın başlarında Çin ile artan rekabet ve Trump yönetiminin yapay zeka düzenlemelerine yönelik anlık yaklaşımları arasında ivme kazanan açık kaynak teknolojisi talebini daha da güçlendiriyor.
Ülkenin en büyük teknoloji şirketlerinden bazıları, OpenAI ve ardından Anthropic’in kendi modellerinin bir siber güvenlik testi sırasında başka şirketlerin sistemlerine sızdığını açıklamasının ardından bu hafta tartışmaya dahil oldu.
On altıdan fazla büyük teknoloji şirketi, Nvidia’nın bu hafta duyurduğu yeni açık kaynak girişimine destek verirken, şirketin CEO’su Jensen Huang konuyla ilgili olarak Kongre binasında milletvekilleriyle bir araya geldi.
Ancak teknoloji sektöründeki tüm aktörler bu adımı desteklemiyor. Perşembe günü Claude modeliyle ilgili üç güvenlik ihlali açıklayan Anthropic yöneticileri, açık ağırlıklı (open-weight) modellerin güvenliğine dair endişelerini yineleyerek bu sistemlerin siber veya biyolojik saldırılar için kötüye kullanılabileceği uyarısında bulundu.
Booz Allen Hamilton Başkan Yardımcısı ve Siber Güvenlik Yapay Zeka Sorumlusu Aaron Saint-Miller Cuma günü The Hill’e yaptığı açıklamada, “ABD’nin şu anda daha büyük modeller ile daha küçük modeller arasındaki doğru yolun ne olduğu ve daha büyük modellerin kabiliyetine erişmek için gereken küçük modellerin hacmi konusunda tam olarak ne düşündüğünden emin değilim” dedi.
OpenAI veya Anthropic tarafından barındırılan özel modellerin aksine, açık kaynaklı sistemler genellikle daha küçük, daha ucuz ve kamuya açık alanlarda yer alıyor. Bu durum, hemen her kişinin veya şirketin modeli indirmesine ve geniş bir kullanım yelpazesi için özelleştirmesine olanak tanıyor.
Bazı durumlarda bir model tam anlamıyla açık kaynak olmayabiliyor; ancak açık ağırlıklı yapıya sahip olabiliyor. Bu da modelin bilgileri taramak ve yanıtlar oluşturmak üzere nasıl eğitildiğine ilişkin yöntemlerin kamuoyuyla paylaşıldığı anlamına geliyor.
Claude veya ChatGPT gibi özel ve mülkiyet altındaki modellerin artan maliyetleri ile Çin’in yapay zeka gelişiminin önünde kalma ihtiyacı nedeniyle son haftalarda ABD’de daha fazla açık kaynaklı geliştirme yapılmasına yönelik talep hız kazandı.
Bu endişeler, OpenAI’ın iki modelinin izole bir test ortamında kontrol dışına çıktığını ve yüz binlerce açık kaynaklı modele, veri kümesine ve bulut ortamına ev sahipliği yapan Hugging Face’in iç sistemlerini ihlal ettiğini açıklamasıyla bu ayın başlarında tekrar gündeme geldi.
Pazartesi günü “Açık Güvenli Yapay Zeka İttifakı”nı (Open Secure AI Alliance) başlatan Nvidia, söz konusu siber güvenlik vakasına işaret ederek, hem yapay zeka modellerinin hem de bunların yarattığı siber güvenlik risklerinin büyüdüğü bir dönemde açık kaynaklı araçların kritik altyapıları korumak için bir fırsat sunduğunu savundu.
İttifak kapsamında teknoloji şirketleri, gelecekteki vakalara karşı savunma yapmak amacıyla güvenlik açıklarını tespit etmek, yamalamak ve bildirmek üzere açık kaynaklı araçları paylaşabilecek ve kullanabilecek.
Nvidia yaptığı açıklamada, “Siber savunucuların meşru müdafaa için açık, öncü ve ajan tabanlı (agentic) sistemlere ihtiyacı var. Saldırganları savunuculardan ayıramayan kapalı yapay zeka araçları temel adli analizleri engellediğinde Hugging Face, 17 binden fazla eylemi analiz etmek ve sızmayı kontrol altına almak için kendi altyapısında açık ağırlıklı GLM 5.2 modelini çalıştırdı” ifadelerine yer verdi.
Teknoloji devi; açık modellerin sektörler genelinde savunma kabiliyetlerine erişimi genişlettiğini, şeffaflığı artırdığını, verileri koruduğunu ve “özelleştirilebilir, yerelleştirilmiş kontrollerle öncü kapalı modelleri tamamladığını” ileri sürdü.
İttifakta yer alan şirketler arasında Reflection AI, Hugging Face ve OpenClaw gibi diğer açık kaynak savunucularının yanı sıra teknoloji devleri Microsoft, Palantir, SpaceX ve IBM bulunuyor.
Özel model geliştirmede uzmanlaşan ABD’nin en büyük öncü yapay zeka laboratuvarlarından OpenAI, Anthropic ve Google’ın ittifakta yer almaması dikkat çekti.
OpenAI ve Anthropic’in ittifakta bulunmaması, sektör analistlerinin tepkisini çekti. Analistler, bu şirketlerin ticari bir kazanç elde edemeyecekleri gerekçesiyle açık kaynağı desteklemediklerini savundu.
Riske dayalı sermaye yatırımcısı Bill Gurley Salı günü X sosyal platformunda yaptığı paylaşımda, “Yaklaşık 3 yıl önce, açık modellerin yapay zekadaki mevcut liderler için temel bir tehdit haline geleceğine ve ne yazık ki bu şirketlerin buna yanıt olarak mevzuat kısıtlamalarına (regulatory capture) sığınacaklarına inanıyordum” diye yazdı.
Gurley, “Bu iş dışı yaklaşımı kullanacakları hırsı eksik tahmin etmişim” ifadesini ekledi.
OpenAI CEO’su Sam Altman internet üzerinden gelen eleştirilere yanıt vererek, açık teknolojiyi destekleyen sektör mektubunu görmekten “memnuniyet duyduğunu” belirtti.
Altman, X’teki paylaşımında, “ABD’nin yapay zekada hem açık kaynakta hem de mülkiyet altındaki modellerde kazanmasını istiyorum” diye yazdı.
Nvidia, ittifakı kurmadan günler önce açık ağırlıklı modellere yönelik “erken kısıtlamalara” karşı uyarıda bulunan bir mektuba imza atmıştı. Llama ailesi altında açık ağırlıklı modeller sunan Meta ve Microsoft da imzacılar arasında yer alırken, OpenAI da sonradan bu mektuba katıldı.
Anthropic CEO’su Dario Amodei Salı günü yayımladığı bir blog yazısında, açık ağırlıklı teknolojiye yönelik bir yasağı desteklemediğini; ancak bu kritik konuda orta yolu bulmaya çalışırken “iki kusuursuz kabus senaryosundan” korktuğunu belirtti.
Amodei’nin korkuları arasında, otoriteryen bir hükümetin güçlü yapay zekayı “kalıcı askeri üstünlük sağlamak veya kendi halkına yönelik inanılmaz derinlikte bir baskıyı sürdürmek” amacıyla kullanması riskinin yanı sıra, yapay zekanın siber veya biyolojik saldırılar gerçekleştirmek üzere genel olarak kötüye kullanılması yer alıyor.
Amodei, açık ağırlıkların yapay zeka ekonomisine erişimi genişletebileceği ve bazı kullanım alanlarında rekabeti artırabileceği konusunda hemfikir olduğunu; ancak bu modellerin siber saldırganlardan ziyade savunuculara daha fazla yardımcı olduğu iddiasına katılmadığını bildirdi.
“Bana bunun tam tersinin gerçekleşme ihtimali en azından aynı derecede muhtemel görünüyor” diye yazan Amodei, yaygın olarak erişilebilen modellerin biyolojik saldırılara yardımcı olabileceğinden endişe ettiğini ve teknoloji şirketleri ile hükümet yetkililerinin buna karşı nasıl savunma yapılacağını anlamasının yıllar alacağını savundu.
Bu açıklamadan günler sonra Anthropic, son aylarda yapılan siber güvenlik testleri sırasında kendi modellerinin üç farklı kuruluşun sistemine eriştiğini duyurdu. Vakalar, OpenAI’ın tespitinin ardından 141 binden fazla Claude değerlendirmesinin incelenmesi sırasında ortaya çıkarıldı.
Açık kaynaklı modeller daha fazla özelleştirme imkanı sunuyor ve bu durum belirli senaryolarda hem siber saldırgan hem de savunucu için avantaj sağlayabiliyor.
Saint-Miller, “Açık modeller, onların istismar edilebilir yollarını bulma fırsatını açığa çıkarıyor; ancak aynı zamanda savunma uygulamaları için onları daha elverişli hale getirme imkanı da veriyor. Bir modeli ne kadar ince ayardan geçirebilirim ve bu şekilde yaparsam modele yönelik istismar veya manipülasyon risklerini ne kadar azaltabilirim?” değerlendirmesini yaptı.
Meta CEO’su Mark Zuckerberg de Salı günü yayımlanan kaleme aldığı görüş yazısıyla tartışmaya katılarak teknolojinin geleceğinin sınırlı sayıdaki büyük aktör tarafından kontrol edilmemesi gerektiğini savundu.
The Wall Street Journal gazetesinde yazan Zuckerberg, “Çağımızın belirleyici sorusu süper zekanın var olup olmayacağı değil, ona kimin erişebileceğidir. Birkaç kurumla sınırlı kalıp merkezileşecek mi, yoksa herkesi güçlendiren bir araç mı olacak?” ifadelerini kullandı.
Teknoloji milyarderi, açık ağırlıklı modellerin yanlış ellere geçmesine yönelik uyarıları nedeniyle Amodei gibi kilit rakiplerine göndermede bulunarak, “Yapay zekanın son derece tehlikeli olduğu ve tek güvenli yolun yetkinin aşırı merkezileşmesi olduğu düşüncesi tehlikeli görünüyor” diye yazdı.
Zuckerberg, “Tarihsel olarak, mutlak bir gücün yeterince aydınlandığı takdirde insanlığa hayırsever bir şekilde hizmet edeceğini ummak güvenli veya olumlu sonuçlar doğurmamıştır” dedi.
ABD yönetiminde ve Kongre’de yapay zeka mesaisi
Bu tartışma, Beyaz Saray’ın kamuoyuna sunulmadan önce yapay zeka modellerinin hükümet tarafından gönüllü olarak test edilmesine ilişkin bir çerçeve yayımlamasının beklendiği günlerden hemen önce gerçekleşiyor.
Trump yönetiminin Çin üretimi açık ağırlıklı modellere yönelik kısıtlamaları veya bir yasağı değerlendirdiği bildirilmiş; ancak yetkililer daha sonra ABD’deki açık kaynaklı geliştirmenin Beyaz Saray için bir öncelik olduğunu açıklamıştı.
Söz konusu söylentiler, Çinli girişim Moonshot AI tarafından geliştirilen gelişmiş yapay zeka modeli Kimi K3’ün ardından ortaya çıktı. Ticaret Bakanlığı, Kimi K3’ün ABD’deki yapay zeka modelleriyle aynı seviyede performans göstermediğini belirledi; ancak modelin kodlama kabiliyetleri yine de Washington ve Silikon Vadisi’nde yankı uyandırdı.
Beyaz Saray, Moonshot’ı Kimi K3’ü geliştirmek için Anthropic’in en son modelini usulsüz kullanmakla ve kısıtlanmış Nvidia çiplerine erişmekle suçladı. Hazine Bakanı Scott Bessent, Amerikan teknoloji şirketlerinin fikri mülkiyetini çaldığı iddia edilen Çinli şirketlere mali yaptırımlar uygulama tehdidinde bulundu.
İttifakın kurulmasından bir gün sonra Huang, açık kaynak da dahil olmak üzere yapay zekadaki Amerikan liderliğini görüşmek üzere her iki partiden milletvekilleriyle bir araya geldi.
Huang, İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Senatör Mark Warner (Demokrat-Virginia) ile görüştü.
Warner Salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Nvidia başkanının “açık kaynaklı modelleri güçlü bir şekilde savunduğunu” söyledi.
Warner, “Altı ay önce kapalı kaynaklı model fikrine çok daha sıcak bakıyordum, çünkü Claude o zaman çıktı ve durum bu şekildeydi” dedi.
Warner, “Şimdi Kimi gibi bazı Çin modellerinin çıktığını ve giderek daha fazla Amerikan şirketinin açık kaynağa yöneldiğini gördüğümüzde, açık kaynak bakımından bu cinin tekrar şişeye konulabileceğinden emin değilim. Ancak bu konu üzerinde hala düşünüyorum” diye ekledi.
Amerika
ABD vize başvurularında 20 bin dolarlık depozito uygulamasını kalıcı yapıyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, kalış sürelerini ihlal eden ülke vatandaşlarından vize başvurularında 20 bin dolara kadar teminat alınmasını 3 Ağustos itibarıyla kalıcı hale getiriyor. İş ve turizm vizelerini kapsayan uygulama 50 ülkenin vatandaşlarını hedefliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı yayınladığı güncellenmiş bildirimle, ülkede kalış sürelerini ihlal eden yabancı ülke vatandaşlarından alınan vize teminatı uygulamasını 3 Ağustos tarihinden itibaren kalıcı hale getireceğini duyurdu.
İş seyahati (B-1) ve turizm (B-2) vizelerini kapsayan düzenlemeyle birlikte, başvuru sahiplerinden 20 bin dolara kadar depozito talep edilebilecek.
ABD yönetimi, vize başvurusunda bulunanlara yönelik pilot teminat programını ilk olarak geçen yılın ağustos ayında 12 aylık süreyle başlatmıştı.
B-1 ve B-2 vize türlerini kapsayan bu pilot çalışma, konsolosluk görevlilerine kendi takdirlerine bağlı olarak 5 bin, 10 bin veya 15 bin dolar tutarında teminat isteme yetkisi veriyordu. Yatırılan teminat tutarları, kişilerin ABD’den zamanında ayrılması durumunda iade ediliyor.
Dışişleri Bakanlığının güncellenen bildiriminde yeni dönemin kuralları şu sözlerle aktarıldı:
“Ülkeyi iş veya turizm amacıyla geçici olarak ziyaret etmek üzere vize başvurusunda bulunan bir yabancı ülke vatandaşından (B-1/B-2 kategorileri), göçmen olmayan statüsüne uyacağını ve ülkeden usulüne uygun şekilde ayrılacağını garanti etmek amacıyla teminat (‘vize teminatı’) yatırması istenebilir. Konsolosluk görevlileri, ilgili göçmen olmayan vize başvuru sahiplerinden, vize verilme şartı olarak ve tamamen kendi takdirlerinde olmak üzere 20 bin dolara kadar teminat yatırmasını talep edebilir.”
Söz konusu uygulama, vizelerdeki kalış sürelerini ihlal eden kişilerin bulunduğu 50 ülkenin vatandaşlarını kapsıyor. Liste ağırlıklı olarak 30 Afrika ülkesinin yanı sıra Kırgızistan ve Tacikistan gibi devletleri içeriyor.
Havalimanlarında gözaltı operasyonları başladı
The New York Times gazetesi geçen hafta aktardığı haberde, ABD göçmenlik yetkililerinin havalimanlarında ABD vizelerinin süresi dolmuş yabancı ülke vatandaşlarını gözaltına almaya başladığını yazdı. Gözaltına alınanlar arasında ABD vatandaşlarının eşlerinin de bulunduğu kaydedildi.
Yetkililerin doğrudan bilet alma bankolarında ve geliş alanındaki çıkış kapılarında müdahalede bulunduğu belirtilirken, bu tür denetimlerin son haftalarda en az 15 havalimanında yürütüldüğü ifade edildi.
ABD İç Güvenlik Bakanlığı konuya ilişkin açıklamasında, “Mevcut yönetim, ülkemizde yasa dışı olarak bulunan yabancıların, gönüllü olarak ülkelerine dönmek amacıyla yapacakları uçuşlar hariç olmak üzere, artık uçakla seyahat edememelerini sağlamak için her türlü çabayı göstermektedir” ifadelerine yer verdi.
Amerika
ABD’de 152 milyar dolarlık dev volfram keşfine NASA engeli

ABD’nin Nevada eyaletinde ülkenin en büyük volfram rezervi olduğu değerlendirilen dev bir saha keşfedildi. Ancak NASA’nın alan üzerindeki sondaj yasağı nedeniyle kritik madenin çıkarılması tehlikeye girdi. 152 milyar dolar değerindeki sahanın üçte biri uydu kalibrasyon bölgesinde kalıyor.
ABD’nin Nevada eyaletinde ülkenin tahmini olarak en büyük volfram yatağı keşfedildi. Ancak uzay ajansı NASA’nın tutumu nedeniyle maden sahasının bir bölümünde işletim yapılması imkansız hale gelebilir.
Financial Times gazetesinin madencilik şirketi 3 Proton Lithium (3PL) raporuna dayandırdığı habere göre, stratejik rezervin geliştirilmesi uzay ajansının engeline takıldı.
Railroad Valley Minerals madencilik projesi sahasındaki rezervlerin miktarı ilk belirlemelere göre 1,78 milyon ton olarak hesaplandı.
Mevcut piyasa fiyatlarıyla değerinin yaklaşık 152 milyar dolar olduğu belirtilen bu tahmine, şu anda sondaj yapılması yasaklanan bölge dahil edilmedi.
Maden sahasının yaklaşık üçte biri, NASA’nın uydu ekipmanlarını kontrol etmek ve ayarlamak için kullandığı alan içerisinde yer alıyor. Uzay ajansı, bölgedeki madencilik faaliyetlerinin bu çalışmalara zarar vereceğini savunuyor.
Volfram; savunma sanayisi, makine imalatı, havacılık, elektronik ve enerji sektörlerinde kullanılan stratejik öneme sahip bir metal olarak öne çıkıyor.
Yüksek dayanıklılığı ve ısıya karşı direnci sayesinde mühimmat, roket, motor ve diğer yüksek teknoloji ürünlerinin imalatında tercih ediliyor.
3PL Yönetim Kurulu Başkanı ve Finans Direktörü Kevin Moore, keşfin yalnızca madencilik sektörü için değil, ABD’nin ulusal güvenliği açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı.
ABD’nin yaklaşık on yıl önce volfram üretimini durdurduğunu ve tamamen ithalata bağımlı hale geldiğini belirten Moore, küresel pazarın yaklaşık yüzde 80’inin Çin’in kontrolünde olduğuna dikkat çekti.
Çin’in Washington Büyükelçiliği ise Financial Times’a yaptığı açıklamada, Pekin’in küresel tedarikin istikrarından yana olduğunu ve yürürlükteki kurallara uyulması halinde volfram ihracat lisansı verdiğini bildirdi.
Proje sahasında volframın yanı sıra yüksek miktarda lityum, bor ve potasyum tuzu rezervleri de tespit edildi.
Donald Trump yönetimi, Railroad Valley sahasını stratejik ham maddelerin çıkarılmasına yönelik büyük projelerin onay sürecini hızlandıran FAST-41 federal programına dahil etmişti.
Madencilik şirketi, NASA’nın talebi üzerine 2023 yılında getirilen arama ve çıkarma yasağını kaldırmak için mücadele veriyor. Yasak, yaklaşık 44 kilometrekarelik (17 mil kare) bir alanı kapsıyor. NASA yetkilileri gazete yaptığı açıklamada tutumlarını değiştirmeyi düşünmediklerini ifade etti.
Gazeteye konuşan uzmanlar, küresel volfram kıtlığı yaşandığı bir dönemde bu keşfin büyük ilgi uyandıracağını değerlendiriyor. Ancak NASA ile yaşanan anlaşmazlık çözülse dahi üretim safhasına geçilmesinin birkaç yıl alabileceği belirtiliyor.
ABD’nin kendi volfram tedarikini güvence altına alması konusu bu yıl özellikle kritik bir boyut kazandı. Foreign Policy nisan ayında yayınladığı haberde, artan mühimmat tüketimi nedeniyle ABD’nin elindeki volfram stoklarının eridiğini uyarmıştı. Bu durum karşısında Washington yönetimi dışa bağımlılığı azaltmaya çalışıyor.
Pentagon, savunma sanayisi için volfram alım şartlarını sıkılaştırmayı planlarken ABD Savunma Bakanlığı yeni yatakların işletilmesi amacıyla yürütülen projeleri finanse ediyor.
Yayınlanan bilgilere göre bakanlık, Nevada’daki Golden Metal Resources projesinin geliştirilmesi için 6,2 milyon dolarlık hibe ayırdı.
NBC kanalı da mayıs ayında servis ettiği haberde ABD’nin yeni volfram kaynakları aramaya başladığını bildirdi.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











