Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi: İsrail kibri yüzünden gafil avlandı

Yayınlanma

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Martin Indyk, Hamas’ın İsrail’i şok eden baskını ve devam eden savaşı Foreign Affairs’e değerlendirdi. Indyk’e göre İsrail gücüne çok güvendiği için Hamas’ın baskını karşısında gafil avlandı: “İsraillileri 1973’te yenilmez olduklarına, Ortadoğu’da süper güç olduklarına, çok güçlü oldukları için artık Mısır ve Suriye’nin endişelerini dikkate almalarına gerek olmadığına inandıran şey kibirdi. Aynı kibir son yıllarda, birçok kişi İsraillilere Filistinlilerle ilgili durumun sürdürülemez olduğunu söylediğinde bile kendini tekrar gösterdi. Sorunun kontrol altında olduğunu düşünüyorlardı. Ancak şimdi tıpkı 1973’te olduğu gibi tüm varsayımları yerle bir oldu. Ve bununla yüzleşmek zorunda kalacaklar.”

Indyk’e göre Hamas’ı yönlendiren İran değil ancak kesinlikle eşgüdüm söz konusu çünkü başta Suudi-İsrail barışı olmak üzere İsrail’in Araplarla barışı Hamas’ın da İran’ın da aleyhine.

Foreign Affairs’te yayınlanan analizin tamamını dikkatinize sunuyoruz:

***

Hamas Neden Saldırdı ve İsrail Neden Şaşırdı?

Filistinli grup Hamas, 7 Ekim Cumartesi sabahı İsrail’e eşi benzeri görülmemiş ölçekte sürpriz bir saldırı gerçekleştirdi: binlerce roket fırlattı, İsrail topraklarına militanlarını sızdırdı ve sayısı bilinmeyen rehineler aldı. En az 100 İsrailli öldü ve en az 1.400 kişi yaralandı; İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ülkesinin “savaşta” olduğunu ilan etti. İsrail güçlerinin karşılık vermesi üzerine yaklaşık 200 Filistinli öldürüldü ve yaklaşık 1.600 Filistinli yaralandı.

Foreign Affairs, bunun İsrail, Filistinliler ve bölge için ne anlama geldiğini anlamak için Dış İlişkiler Konseyi’nde ABD-Ortadoğu Diplomasisi alanında Lowy (Enstitüsü) kıdemli üyesi olan Martin Indyk’e başvurdu. Indyk, ilki 1995-1997 yılları arasında ve ikincisi 2000-2001 yılları arasında iki kez ABD’nin İsrail Büyükelçisi olarak görev yaptı. Ayrıca 2013-2014 yılları arasındaki İsrail-Filistin müzakerelerinde ABD Başkanı Barack Obama’nın özel temsilcisi olarak yer aldı. Daha önce Başkan Bill Clinton’ın özel yardımcısı ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Yakın Doğu ve Güney Asya işlerinden sorumlu kıdemli direktör ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Yakın Doğu işlerinden sorumlu dışişleri bakan yardımcısı olarak görev yaptı. Indyk cumartesi öğleden sonra Genel Yayın Yönetmeni Justin Vogt ile görüştü. Aşağıdaki konuşma uzunluk ve anlaşılırlık açısından düzenlenmiştir.

-Bazı gözlemciler bugün yaşananların İsrailliler üzerinde 11 Eylül saldırılarının Amerikalılar üzerinde yarattığı etkiye benzer bir etki yarattığını belirttiler. Ancak İsrailliler son yıllarda çok sayıda şiddet olayına maruz kaldı, elbette Filistinliler de öyle. Bunu farklı kılan nedir?

Bu olay İsrail açısından tam bir sistem hatasıydı. İsrailliler, sofistike casusluk araçlarıyla Filistinlilerin tam olarak ne yaptıklarını ayrıntılı olarak bilmeye alışkınlar. Gazze ile sınırın İsrail tarafındaki topluluklar arasına çok pahalı bir duvar inşa ettiler. Hamas’ın büyük bir saldırı düzenlemekten caydırıldığından emindiler: buna cesaret edemezlerdi, çünkü ezilirlerdi, çünkü Filistinliler başka bir savaşa neden olduğu için Hamas’a cephe alırlardı. İsrailliler Hamas’ın artık farklı bir modda olduğuna inanıyordu: her iki tarafın da yaşa ve yaşat düzeninden faydalanacağı uzun vadeli bir ateşkese odaklanmıştı. Gazze’den her gün yaklaşık 19,000 Filistinli işçi İsrail’e geçiyordu ve bu da ekonomiye fayda sağlıyor, vergi geliri yaratıyordu.

Ancak tüm bunların büyük bir aldatmaca olduğu ortaya çıktı. Bu yüzden insanlar şokta ve tıpkı 11 Eylül’de olduğu gibi, şöyle bir his var: “Nasıl olur da ayak takımı bir grup terörist bunu başarabilir? Nasıl olur da güçlü İsrail istihbaratını ve güçlü İsrail Savunma Kuvvetlerini yenebilirler?” Bu soruya henüz iyi cevaplar bulamadık ama eminim ki bunun bir nedeni de kibirdi -İsrail’in salt gücün Hamas’ı caydırabileceğine ve İsrail’in uzun vadeli sorunları çözmek zorunda olmadığına dair inancı.

-Hamas neden şu anda bu tür bir saldırı gerçekleştirmeyi seçti? Stratejik mantık neydi?

Sadece tahmin yürütebilirim, açıkçası hâlâ şoktayım. Ancak şu anki bağlamı göz önünde bulundurmanız gerektiğini düşünüyorum. Arap dünyası İsrail ile uzlaşıyor. Suudi Arabistan İsrail ile ilişkileri normalleştirmekten bahsediyor. Bu olası anlaşmanın bir parçası olarak ABD İsrail’e, Hamas’ın düşmanı olan Filistin Yönetimi’ne taviz vermesi için baskı yapıyor. Dolayısıyla bu Hamas ve İranlı destekçileri için tüm süreci bozmak için bir fırsattı ve bence geriye dönüp bakıldığında her ikisi için de son derece tehdit ediciydi. Hamas’ın İran’dan emir aldığını düşünmüyorum, ancak koordinasyon içinde hareket ettiklerini ve devam etmekte olan ve Arap halkları arasında büyük destek kazanan normalleşmeyi sekteye uğratmak konusunda ortak bir çıkarları olduğunu düşünüyorum. Amaç, İsrail ile barış yapan ya da yapma ihtimali olan Arap liderleri utandırmak ve İsrail’i askeri yenilgiye uğratabilecek olanların Hamas ve İran olduğunu kanıtlamaktı.

İsrail ile Suudi Arabistan arasında bir barış anlaşması ve ABD’nin Suudi Arabistan’a güvenlik garantisi vermesine ilişkin görüşmeler devam ediyor. Büyük olasılıkla Hamas ve İran’ın temel motivasyonlarından biri bu anlaşmayı bozmaktı çünkü bu anlaşma onları izole etmekle tehdit ediyordu. Bu da en azından yakın vadede umutlarını yok etmek için çok iyi bir yoldu. Filistin meselesi yeniden gündeme geldiğinde ve Orta Doğu’daki Araplar İsrail’in elindeki Amerikan silahlarının çok sayıda Filistinliyi öldürdüğünü gördüklerinde, bu çok güçlü bir tepkinin fitilini ateşleyecektir. Ve [Suudi Arabistan Veliaht Prensi] Muhammed bin Selman gibi liderler bu tür bir muhalefete karşı durma konusunda çok isteksiz olacaklardır. Bunu yapması için ayağa kalkması ve halkına “Bu yol doğru değil. Benim yolum Filistinlilere, sadece sefalet getiren Hamas’ın yolundan çok daha fazlasını kazandıracaktır” demesi gerekecektir. Bence bu tür bir krizde herhangi bir Arap liderden bu tür bir cesaret beklemek çok fazla.

-İsrail hükümeti için şu anda ne gibi seçenekler var?

Bunu daha önce beş kez yaşadılar ve ortada net bir taktik kitabı var. Orduyu harekete geçiriyorlar, havadan saldırıyorlar, Gazze’ye zarar veriyorlar. Hamas liderliğinin başını ezmeye çalışıyorlar. Ve eğer bu Hamas’ın roket atmayı durdurması ve rehineleri serbest bırakmak için müzakerelere başlaması açısından işe yaramazsa, o zaman İsrail’in Gazze’ye tam ölçekli bir işgali ile karşı karşıya kalacağımızı düşünüyorum.

Bu da iki sorunu beraberinde getirir. Birincisi, İsrail, nüfusun yoğun olduğu bölgelerde savaşacak ve İsrail’in kullanacağı yüksek teknolojili Amerikan silahları sivil kayıplara yol açacak ve bu uluslararası tepkileri ve kınamayı ABD ve İsrail’e kaydıracak ve İsrail’e durması için baskı yapacak. İkinci sorun ise, eğer İsrail geniş çaplı bir savaşta başarılı olursa, Gazze’nin sahibi olur ve şu sorulara yanıt vermek zorunda kalır: Nasıl çıkacağız? Ne zaman çekileceğiz? Kimin lehine çekileceğiz? Unutmayın, İsrailliler 2005 yılında Gazze’den zaten çekildiler ve geri dönmek istemiyorlar.

-Netanyahu ile on yıllardır kişisel ve profesyonel düzeyde tanışıyor ve iş yapıyorsunuz. Nasıl bir yol seçmesini bekliyorsunuz?

Bilinmesi gereken ilk şey, savaş söz konusu olduğunda ihtiyatlı davranmakla gurur duyduğudur. Büyük çaplı savaşlar başlatmamaya çok dikkat ediyor. Dolayısıyla bence ilk tercihi hava kuvvetlerini kullanarak Hamas’ı ateşkesi kabul edecek kadar cezalandırmak ve ardından rehinelerin iadesi için pazarlık yapmak olacaktır. Başka bir deyişle, statükoya geri dönüş: Hamas’ı durdurmak için ABD, Mısır ve Katar’ı kullanmaya çalışarak elde etmeye çalışacağı şey bu olacak. Eğer bu işe yaramazsa, ki ben yarayacağından şüpheliyim, o zaman başka seçeneklere bakması gerekecek.

-Bunun işe yarayacağından neden şüphe ediyorsunuz?

Çünkü Hamas’ın niyetinin İsrail’in büyük bir misilleme yapmasını sağlamak ve çatışmayı tırmandırmak olduğundan korkuyorum: Batı Şeria’da bir ayaklanma, Hizbullah saldırıları, Kudüs’te bir isyan.

-Yani başka bir deyişle Hamas, İsrail’in statükoyu eski haline getirmeyi amaçlayan herhangi bir girişimine boyun eğmeyecek mi?

Doğru. Ve tırmandırma açısından en yakından izlenmesi gereken taraf Hizbullah. Filistinlilerin ölü sayısı artarsa Hizbullah da mücadeleye katılmak isteyecektir. İsrail’in ana şehirlerine yağdırabilecekleri 150,000 roketleri var ve bu sadece Gazze’de değil Lübnan’da da topyekûn bir savaşa yol açacaktır. Ve bu durumda herkes sürüklenecektir.

Diğer taraftan Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün ve İsrail ile İbrahim Anlaşmalarını imzalayan ülkeler – Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn – hepsinin olayların yatışmasında ve ateşkesin sağlanmasında çıkarı var çünkü bu durum ne kadar uzun sürerse İsrail ile ilişkilerini sürdürmeleri o kadar zorlaşacak.

–İsrail’deki mevcut siyasi istikrarsızlık oradaki karar alma mekanizmasını etkileyecek mi?

Bence tüm bunlar şimdilik ikinci planda kalıyor. Bu henüz bilinmeyen boyutlarda derin bir kriz. Ve başbakan sadece vatandaşları savunmakla değil, olanlardan dolayı suçlanmaktan kaçınmak gibi gerçek bir sorunla da karşı karşıya. Ve bunu nasıl yapabileceğini de öngöremiyorum. Bu yüzden çatışma yoluyla kendini kurtarmanın bir yolunu bulmak zorunda. Koalisyonundaki aşırılık yanlısı, aşırı sağcı üyelerin ne olacağını dikte etmesini göze alamaz, çünkü İsrail’i çok kötü bir yere götüreceklerdir. Bu yüzden ya onlar üzerinde kontrol sahibi olmalı ki bunu henüz yapamadı ya da onları uzaklaştırmalı. Muhalefet lideri [Yair] Lapid bugün Netanyahu’nun Likud partisi, Lapid’in partisi ve [muhalefet lideri] Benny Gantz’ın partisinin yer alacağı dar kapsamlı bir acil durum hükümetine katılmayı teklif etti. Netanyahu bunu aşırılık yanlılarını bir kenara itmenin, sorumluluk göstermenin ve ülkeyi bir araya getirmenin bir yolu olarak görebilir.

-Bunun 1973 Yom Kippur Savaşı’nı başlatan İsrail’e yönelik sürpriz Arap saldırısından 50 yıl sonra, neredeyse bugün gerçekleşiyor olması dikkat çekici.

Bu dikkat çekici ve tesadüf değil. Araplar için Yom Kippur savaşının bir zafer olarak görüldüğünü hatırlayalım. Mısır ve Suriye, İsrail ordusunu gafil avlamış, Süveyş Kanalı’nı geçmeyi ve Golan Tepeleri’ne ilerlemeyi başarmışlardı ki birçok İsrailli İsrail’in bittiğini düşünmüştü. Sonuçta İsrail bu savaştan galip çıkmış olsa da ilk günlerin zaferi Arap dünyasında hâlâ kutlanıyor. Dolayısıyla Hamas’ın 50 yıl sonra aynı şeyi yapabileceğini göstermesi, Arap dünyasındaki konumunu güçlendirecek ve 50 yıl boyunca İsrail’in yanında yer alan ülkelere ve liderlere karşı büyük bir meydan okuma olacak. Hamas’ın çok farklı bir düşman olduğunu da belirtmek gerekir. 1973 yılında [Mısır Devlet Başkanı] Enver Sedat, İsrail ile barış yapmak için İsrail ile savaşa girdi. Hamas ise İsrail’i yok etmek ya da onu zayıflatmak için elinden geleni yapmak için savaş başlattı. Hamas’ın İsrail ile barış yapmak gibi bir niyeti yok.

İsraillileri 1973’te yenilmez olduklarına, Ortadoğu’da süper güç olduklarına, çok güçlü oldukları için artık Mısır ve Suriye’nin endişelerini dikkate almalarına gerek olmadığına inandıran şey kibirdi. Aynı kibir son yıllarda, birçok kişi İsraillilere Filistinlilerle ilgili durumun sürdürülemez olduğunu söylediğinde bile kendini tekrar gösterdi. Sorunun kontrol altında olduğunu düşünüyorlardı. Ancak şimdi tıpkı 1973’te olduğu gibi tüm varsayımları yerle bir oldu. Ve bununla yüzleşmek zorunda kalacaklar.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English