Ortadoğu
ABD’nin “liman” fiyaskosu: 600 kamyon yardım güneşte çürüdü
Aşağıda çevirisini okuyacağız makale, Washington yönetiminin Gazze’ye insani yardım ulaştırmak için İsrail’e baskı yaparak kara sınırından geçirmek yerine Gazze’ye kurduğu geçici limanın nasıl ve neden başarısız olduğuna odaklanıyor:
***
ABD’nin 230 milyon dolarlık Gazze iskelesi nasıl ‘devasa bir başarısızlığa’ dönüştü?
İddialı proje, Amerikan baskısı karşısında İsrail’in uzlaşmazlığının sembolü haline geldi
Mehul Srivastava ve Felicia Schwartz
ABD tarafından inşa edilen 230 milyon dolarlık yüzer iskele, ABD Başkanı Joe Biden’ın bile İsrail’i Gazze’ye insani yardım akışını düzene sokmaya ikna edememesi karşısında karmaşık da olsa ustaca bir çözüm olarak düşünülmüştü.
Ancak Akdeniz yazının ılımlı rüzgarlarıyla parçalanan, iki aylık ömrünün büyük bölümünde kapalı kalan ve şimdi de planlanan konuşlandırması sona ermeden rafa kaldırılan proje, İsrail’in uzlaşmazlığı karşısında uluslararası iktidarsızlığın bir sembolü haline geldi.
Gazze’deki kıtlığı acilen önlemesi gerekiyordu. Ancak iki ay boyunca aralıksız çalışarak, savaştan önce bölgeye akan yardımın sadece birkaç günlük değerine eşdeğer yardım sağladı.
Biden’ın mart ayındaki Ulusa Sesleniş konuşmasında bizzat duyurduğu ve ABD’li televizyonların yüzlerce ABD askeri personeli tarafından montajının yapıldığını yayınlanmasının ardından, BM ve diğer yardım kuruluşlarının Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e saldırarak savaşı tetiklemesinden bu yana İsrail’e çözmesi için yalvardığı sorunlarla karşılaştı.
Financial Times’ın tahminlerine göre 600 kamyon kadar yardım kıyıya yığıldı ve yaz güneşinde çürüdü.
Çalkantılı yollar, kanunsuzluk ve Gazze içindeki İsrail kontrol noktalarının öngörülemezliği, yardımların Filistinlilere ulaştırılmasını neredeyse imkânsız hale getirdi.
1992’de Somali’de kurulan benzer bir liman olan Kıyı Ötesi Ortak Lojistik’i denetleyen emekli ABD ordusu tümgenerali Paul Eaton. “Eğer alıcı tarafta aç bir Filistinli iseniz, bu tam anlamıyla bir felaket” diyor.
Eaton şöyle ekliyor: “Neden bu kadar zor bir şey yapıyoruz- malları bu kadar zorlukla denizden geçiriyoruz? Neden Gazze duvarlarla çevrili bir yerleşim bölgesi haline geldiğinden beri yaptığımız şeyi yapmıyoruz ve desteği karadan sağlamıyoruz?”
Bu soru pek çok insani yardım kuruluşunun sorduğu bir soru, ancak ABD hükümetini kızdırmamak için genellikle özel olarak soruluyor.
İsrail’in Aşdod limanı arabayla sadece bir saat kuzeydeyken ve İsrail ordusu Gazze’ye birçok giriş noktasını kontrol ederken, neden yardımların pahalı ve karmaşık bir yüzer iskeleye boşaltılması için Kıbrıs’tan deniz yoluyla yüzlerce kilometre yol kat etmesi gerekiyordu?
Yardım konusunda İsrail ordusuna karşı dava açan İsrailli insan hakları grubu Gisha’nın yöneticisi Tania Hary, “ABD insani yardım çabalarına destek olmak için bir şeyler yaptığını göstermek istedi ama İsrail’i, en bariz gereklilik olan kara geçişine tam izin vermesi ya da İsrail ve Batı Şeria pazarlarından erişime izin vermesi için zorlamakta başarılı olamadı” dedi.
“Bu yüzden inanılmaz derecede pahalı, verimsiz ve sonunda tamamen feci bir para israfı ve üstüne üstlük devasa ve utanç verici bir başarısızlık olduğunu kanıtlayan bu geçici çözümü uygulamaya koydu” diye ekledi.
ABD ordusu, iskelenin rüzgâr ve dalgalar nedeniyle en az üç kez hasar gördüğünü söyledi. Bazı parçalar kıyıya vurarak Tel Aviv sahillerine ulaştı. Hary, bir noktada iskeleye ulaşmak isteyen gemilerin Aşdod limanına yönlendirildiğini ve yardımların buradan karayoluyla Gazze’ye gittiğini, bunun çok daha verimli bir rota olduğunu söyledi.
Yardım kuruluşları aylardır, İsrail’in uluslararası hukuk ve İsrail yasaları uyarınca yükümlülüğü olan insani yardımın Gazze’ye sorunsuz girişini kolaylaştırmaması ve 2,3 milyonluk nüfusa dağıtılacak malzemelerin dağıtım koşullarını yaratmaması halinde, Gazze’nin tam bir kıtlıkla karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunuyordu.
Ancak Başbakan Binyamin Netanyahu’nun koalisyonunda Gazze’de gıda ve ilaç sıkıntısı yaşandığına dair kanıtları reddeden ve yardım malzemelerini Hamas’ın elindeki yaklaşık 120 rehineyi serbest bırakması için baskı aracı olarak kullanmaya çalışan aşırı sağcı milletvekilleri bulunuyor.
Sağcı İsrailli protestocular Gazze yakınlarında yardım kamyonlarını engelledi; diğerleri Ürdün’den İsrail’in güneyine giden tedarikçileri pusuya düşürdü.
Ancak yardım grupları en büyük engelin İsrail’in sınır geçişlerinde öngörülemeyen çalışma saatlerinden -sık sık yeni çatışmalarla kesintiye uğruyor- Gazze’nin Mısır’la olan Refah ve yakınlardaki Kerem Şalom geçişlerinde kamyonların müfettişler tarafından kapsamlı bir şekilde taranmasına kadar uzanan kısıtlamaları olduğunu söylüyor.
Sonuncusu savaştan önce günde en az 500 ila 600 kamyon dolusu yardım getirmek için kullanılıyordu, bu da yaklaşık olarak iskelenin iki ayda sağladığı kadar bir miktardı.
İsrail’in mayıs ayı başında Refah sınır kapısının kontrolünü ele geçirmesinin ardından yardım sevkiyatı yavaşladı: BM verilerine göre Haziran ayında Gazze’ye 1.300’den az kamyon girdi. İsrail ordusu bu hafta BM’nin kamyonları eksik saydığını ve sayının çok daha fazla olduğunu, sadece mayıs ayında 5.000 kamyonun daha giriş yaptığını söyledi.
Yardım kuruluşları da yakıtın kıt olduğu ve yolların bombardımanlarla tahrip edildiği düzensiz bölgede yardım dağıtmakta zorlanıyor.
UNRWA’ya göre İsrail saldırıları BM’nin ana yardım kuruluşu için çalışan en az 200 Filistinlinin yanı sıra World Central Kitchen yardım çalışanlarını da öldürdü.
Eaton, Somali’deki insani yardım malzemelerinin ABD güçleri tarafından oluşturulan bir “güvenlik koridoru” içinde taşındığını ve bu sayede yardım kuruluşlarının etkin bir şekilde dağıtım yapabildiğini söyledi. Gazze’de ise İsrail ordusu, yardımlar Gazze’ye girdikten sonra bundan BM ve yardım kuruluşlarının sorumlu olduğunu söyledi.
Yağma ve kaotik çatışmalar daha fazla ulaşım yolunu kapatmış durumda. Şubat ayında gece geç saatlerde İsrail ordusu tarafından güvenliği sağlanan bir konvoy bile, yağmayı önlemeye çalışan IDF personelinin açtığı ateş sonucu çıkan izdihamda en az 100 Filistinlinin ölmesiyle kana bulandı.
ABD’li yetkililer yüzer iskelenin kamyonlarla yapılan yardımların yerini almayacağını, onları tamamlayacağını belirtmeye özen gösterdiler. Ancak bu sorunları aşmanın bir yolu olarak görülüyordu. Kıbrıs’ta taranan malzemeler Gazze’de indirilecek ve İsrail askerleri tarafından güvenlik altına alınan bir bölgeye götürülecekti.
ABD’li yetkililer buradan Gazze’nin gıda sıkıntısından en çok etkilenen kuzey bölgesine hızla dağıtılabileceğini umuyordu.
Ancak İsrail askerlerinin 8 Haziran’da kurtarılan bir rehineyi tahliye etmek için iskelenin yanındaki alanı kullanırken görüntülenmesinin ardından BM, alanın askeri bir operasyonda kullanılmasının insani yardım çalışanlarını tehlikeye atıp atmadığını değerlendirmesi gerektiğini söyleyerek yardımları askıya almaya ara verdi.
ABD’nin İsrail’in Gazze’deki savaşa yaklaşımını etkilemeye çalıştığı tek alan yardım değil.
Washington, İsrail mayıs ayında asker göndermeden önce Netanyahu’yu 1 milyondan fazla insanın sığındığı güney Gazze’deki Refah’ta geniş çaplı bir kara saldırısı başlatmaması için defalarca uyarmıştı. Ayrıca İsrail ve Hamas’ı, Hamas’ın elindeki rehinelerin serbest bırakılması ve çatışmalara ara verilmesi için bir anlaşma yapmaya zorlamaya çalıştı ama şimdiye kadar başarısız oldu.
ABD ordusu perşembe günü yaptığı açıklamada, havanın daha da kötüleşeceği göz önüne alındığında iskelenin yeniden bağlanmasının pek olası olmadığını söyledi. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan şu anda asıl meselenin “Gazze’ye etkili bir şekilde yardım ulaştırmak” olduğunu söyledi.
Ayrıca projeye yönelik eleştirileri de geri püskürttü. Sullivan, “Gazze halkına daha fazla gıda, daha fazla insani yardım malzemesi ulaştıran her sonucu başarı olarak görüyorum” dedi.
FT’nin tahminlerine göre, kesintiye uğrayan iki aylık operasyonlar sonunda iskeleden 8.000 tondan biraz fazla yardım indirildi- yaklaşık 600 kamyon değerinde. Yardım kuruluşları Gazze’nin her gün yaklaşık 700 kamyona ihtiyacı olduğunu söylüyor.
Save the Children International’ın insani yardım politikası başkanı Alexandra Saieh, “İskelenin faaliyette olduğu günlerin sayısını toplasanız, kara geçişinden gelebilecek yardımın ancak çok küçük bir kısmını karşılar” dedi.
Saieh, “İskele, asıl sorun olan İsrail’in engelsiz ve sınırsız yardım girişine izin vermemesi konusunda pahalı bir dikkat dağıtma aracıydı. Gazze’ye insani yardım ulaştırmanın en etkili ve en güvenli yolu kara yollarıdır” dedi.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak










