Diplomasi
ABD’nin Ukrayna planında “toprak karşılığı para” şeması önerildi

ABD’nin Ukrayna için hazırladığı barış planında, Rusya’nın Donbass bölgesi üzerindeki fiili kontrolü karşılığında Kiev’e “kira ödemesi” yapması öngörülüyor. İngiliz gazetesi The Telegraph, önerilen bu “toprak karşılığı para” şemasının, Ukrayna’nın hukuken bölge üzerindeki hak iddialarını korumasını sağladığını bildirdi.
İngiliz gazetesi The Telegraph, ABD tarafından önerilen potansiyel Ukrayna barış anlaşması taslağında Rusya’nın, Donbas üzerindeki fiili kontrolü karşılığında Kiev’e kira ödemesi yapmasının öngörüldüğünü bildirdi.
Gazete, planın içeriğine aşina olan kaynaklara dayandırdığı haberinde, bu şemayı “toprak karşılığı para” olarak nitelendirdi.
The Telegraph’ın görüştüğü kaynaklara göre, söz konusu anlaşma Ukrayna’nın Donbass üzerindeki kontrolü Rusya’ya bırakmasını şart koşuyor.
Ancak Ukrayna, hukuki olarak bu toprakları kendi bünyesinde tutma hakkını koruyor.
Donbass bölgesini oluşturan Lugansk ve Donetsk Halk Cumhuriyetleri (LHC ve DHC) toprakları, Eylül 2022’deki referandumun ardından Rusya’ya katılmıştı. Ukrayna ve Batı ülkeleri ise oylamanın sonuçlarını tanımadıklarını açıklamıştı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, daha önce yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın var olma hakkına sahip olduğunu ancak bunun, referandumlarda Rus kültürüne ait olduğunu düşünen insanları serbest bırakması şartıyla mümkün olacağını belirtmişti.
Devlet Başkanı Vladimir Putin ise geçen ayın başlarında, Rus güçlerinin LHC’nin “neredeyse yüzde 100’ünü” ele geçirdiğini, Kiev’in ise cumhuriyet topraklarının sadece yüzde 0,13’ünü kontrol ettiğini söylemişti.
Putin, DHC’de ise Ukrayna güçlerinin “yüzde 19’luk” bir bölümü elinde tuttuğunu ifade etmiş ve “Rus askerinin ayağının bastığı yer bizimdir” vurgusunu yapmıştı.
Diğer şartlar: Askeri kısıtlamalar ve dil
The Telegraph‘ın kaynakları, planda Rusya tarafından Ukrayna’ya transfer edilmesi teklif edilen kira bedelinin miktarını belirtmedi.
Bununla birlikte, İngiliz gazetesi Reuters ve Financial Times (FT) ile aynı doğrultuda, anlaşmanın diğer koşullarını da sıraladı. Buna göre, plan; Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin mevcudiyetinin yarı yarıya azaltılmasını ve Kiev’e uzun menzilli füze bulundurma yasağını içeriyor.
Aynı zamanda, anlaşma Ukrayna’ya yabancı asker konuşlandırılmasını engelleyecek, ABD’nin Kiev’e askeri yardım sağlamasını durduracak ve Rusçayı devlet dili yapacak.
The Telegraph, özellikle FT’nin de bahsettiği Rus Ortodoks Kilisesi’nin (ROK) yerel şubesine resmi statü verilmesi maddesinin, yalnızca Rusya’ya katılan toprakları kapsayacağını aktardı.
Gazetenin verdiği bilgilere göre, plan uyarınca Ukrayna’ya yabancı diplomatik uçakların inişinin de yasaklanması gerekiyor.
Fakat gazete, Ukrayna’ya ABD ve Avrupa ile güvenlik garantileri konusunda müzakere etme izni verileceğini ekledi.
Planda neler var?
Daha önce Axios sitesi, ABD’nin Rusya ile istişare ederek 28 maddelik yeni bir gizli barış planı üzerinde çalıştığını duyurmuştu. Derginin aktardığına göre, ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff, geçen ayın sonunda ABD’yi ziyaret eden Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev ile bu belgeyi “aktif olarak görüştü”.
Financial Times, planın detaylarını inceleyen Ukraynalı yetkililerin bu taslağı eleştirdiğini bildirdi. Yetkililer, ABD teklifinin Rusya’nın “maksimalist” taleplerine uyduğunu ve önemli değişiklikler yapılmadığı sürece Ukrayna’nın bunu kabul etmeyeceğini dile getirdi. Politico ise planın detaylarının Kiev’in Avrupalı müttefikleri arasında da endişe yarattığını yazdı.
Kirill Dmitriyev, planın ana fikrinin, ABD ve Rusya başkanları Donald Trump ve Vladimir Putin’in ağustos ayında Alaska’daki zirvede üzerinde anlaştıkları ilkeleri temel almak olduğunu söylemişti. Dmitriyev, iki liderin bir sonraki toplantısına kadar sadece Ukrayna’daki çatışmayı çözmeyi değil, aynı zamanda Amerikan-Rus ilişkilerini onarmayı ve Rusya’nın güvenlik endişelerini dikkate almayı amaçlayan bir belge geliştirmeyi hedeflediklerini ifade etti.
Kremlin ise Axios ve Politico‘nun haberlerini yorumlarken, Putin ve Trump’ın Alaska’daki görüşmesinden bu yana herhangi bir “yenilik” olmadığını savundu.
Beyaz Saray’dan Zelenskiy’e baskı iddiası
The Telegraph‘ın kaynakları, Beyaz Saray’ın Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’den önerilen koşulları kabul etmesini talep ettiğini aktardı.
Bu talebin gerekçesi olarak, Kiev’in Devlet Başkanı’nın iş ortağı Timur Mındiç ile bağlantılı olan devlet şirketi Energoatom’daki yolsuzluk skandalı karşısında zayıflaması gösterildi.
The New York Times, bu soruşturmanın, kendisini Ukrayna siyasetinde “düzeni sağlama” yeteneğine sahip bir lider olarak konumlandıran ve yolsuzlukla mücadeleyi ön plana çıkaran Zelenskiy’in kaderinde “çarpıcı bir dönüm noktası” olduğunu yazmıştı. Ukrayna parlamentosunda hükümetin istifa süreci başlatılırken, son olarak iki bakan görevden alınmıştı.
Diplomasi
Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.
Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.
Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.
Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.
Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.
Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.
Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.
Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.
Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.
AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.
Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.
Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.
Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.
Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.
Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









