Avrupa
Almanya, 50 milyar avroluk askeri alımları onaylamaya hazırlanıyor

Almanya parlamentosu (Bundestag) bugün (17 Aralık) 50 milyar avrodan fazla tutan askeri alımları onaylamaya hazırlanıyor.
AB’nin en büyük ülkesi büyük bir yeniden silahlanma sürecine girerken, bu yıl da rekor bir yıl olacak. Financial Times’ın (FT) gördüğü belgelere göre, tüm önemli silah alımlarını engelleme veya onaylama yetkisine sahip Bundestag bütçe komitesi üyeleri, yetkililer tarafından askerler için 21 milyar avroluk giysi ve koruyucu ekipman siparişi de dahil olmak üzere projelerin onaylanması için çağrıldı.
Diğer sözleşmeler arasında Puma piyade savaş araçları için 4 milyar avroluk bir anlaşma ve NATO’nun doğu kanadındaki Avrupa keşif yeteneklerini artırmayı amaçlayan uydu sistemleri için 2 milyar avroya yakın bir anlaşma yer alıyor.
Berlin merkezli düşünce kuruluşu Edina’nın direktörü Christian Mölling, Alman tedarik politikasının sloganının “2029’a kadar elinden geleni al” olduğunu söyledi. Berlinli yetkililer, Rusya’nın 2029 yılında NATO’ya saldırmaya hazır ve istekli olabileceğine inanıyor.
Yüksek harcamalar, yeni üniformalar ve İsrail’den alınan milyarlarca dolarlık Arrow 3 füze sistemleri gibi büyük ve küçük kalemlerin, on yıllarca süren yetersiz finansman ve ihmalin ardından Almanya’nın askerlerine ulaşmaya başlamasıyla ortaya çıktı.
AB’nin en büyük ekonomisi, 2000’li ve 2010’lu yıllarda GSYİH’sinin sadece yüzde 1’ini savunmaya harcadı. Ukrayna savaşı, dönemin Almanya Başbakanı Olaf Scholz’u ülkenin güvenlik ve savunma yaklaşımında “Zeitenwende” (dönük noktası ilan etmeye sevk etti. Scholz, ordunun yenilenmesi için 100 milyar avroluk özel bir fonun kurulduğunu açıkladı.
Almanya’da askerileşme odaklı devlet-sanayi bütünleşmesi tam gaz
Scholz’un halefi Friedrich Merz, bu yılın mayıs ayında göreve başladıktan sonra daha da ileri gitti. Savunma harcamalarında sınırlama olmaması için borçlanma kısıtlamalarını kaldırdı ve Alman ordusunu Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu haline getireceğine söz verdi.
Almanya, 2025 ile 2030 yılları arasında savunma için toplam 650 milyar avro harcamayı planlıyor ki bu, önceki beş yılın bütçesinin iki katı.
Bu yıl ve 2026 için bütçe parlamentoda onaylanmış olsa da, Bundestag’ın bütçe komitesi, 25 milyon avronun üzerindeki her satın alma sözleşmesini onaylamalı ve ödemeler önümüzdeki yıllarda ardışık bütçelerden karşılanmalı.
Berlin, 2022’den bu yana uzun bir yüksek meblağlı satın alma listesi hazırladı. Bu liste, Alman topraklarında depolanan Amerikan nükleer silahlarını taşıyabilen 35 adet ABD yapımı F-35 savaş uçağı ve 20 adet Eurofighter Typhoon uçağı içeriyor.
ABD yapımı Patriot ve Alman yapımı IRIS-T hava savunma sistemleri, 100’den fazla modern Leopard 2A8 tankı, 60 Chinook ağır yük helikopteri, ayrıca bir dizi yeni savaş gemisi ve denizaltı ile milyarlarca euro değerinde mühimmat sipariş etti.
Bu yıl imzalanan çok sayıda sözleşme, savunma bakanı Boris Pistorius’un Almanya’nın bilinen yavaş savunma tedarik sistemini önemli ölçüde hızlandırmaya çalışmasıyla gerçekleşti. Parlamento birçok engelden biri olmuştu, fakat yetkililer onay oranını 2021’de 46 projeden geçen yıl 97’ye çıkarmış olmaktan gurur duyuyorlar.
Bu silahlanma çılgınlığı, savunma sanayii içinde yoğun tartışmalara yol açtı. ABD’li silah üreticilerinden ne kadar ekipman satın alınması gerektiği, Avrupalı üreticilerden ne kadar satın alınması gerektiği ve insansız hava araçları gibi yeni teknolojiler yerine tanklar gibi “geleneksel” silahlara ne kadar harcama yapılması gerektiği konusunda gerginlikler yaşandı.
Alman tedarik yetkilileri, NATO’nun yetenek eksikliklerini gidermeye öncelik verdiklerini, hava savunmasına ve Rusya topraklarının derinliklerine ulaşabilen hassas füzeler gibi saldırı yeteneklerine odaklandıklarını söylediler.
Savunma Bakanlığı üst düzey yetkilisi Carsten Stawitzki, geçen ay Berlin’de düzenlenen bir konferansta “Sonuçta, düşmanım sınırımı geçmeden onu yenmek istiyorum,” dedi.
Almanya’da ‘sanayisizleşme’ ile ‘sanayinin askerileşmesi’ el ele
Stawitzki, “dinozor” olmadığını ve yeni teknolojiler satın alarak inovasyonu desteklemenin önemini anladığını savundu ama Ukrayna’nın NATO’nun insansız hava aracı savaşına öncelik vermesi gerektiğini gösteren bir örnek olduğunu söyleyen startup dünyasından kişilere de karşı çıktı.
“Ukrayna bir model değil,” diyen Stawitzki, Kiev’in birçok NATO ordusunun sahip olduğu konvansiyonel yeteneklerden yoksun olduğu için çok sayıda insansız hava aracı satın almak zorunda kaldığını savundu.
Münih Bundeswehr Üniversitesi Metis Enstitüsü araştırma başkanı Frank Sauer, Almanya’nın şüphesiz tanklara, topçu silahlarına, piyade savaş araçlarına ve diğer “eski” silahlara ihtiyacı olduğunu söyledi fakat “Asıl soru, her birinden ne kadar ihtiyacım var ve hangi zaman diliminde ne alabilirim? Şu anda, ucuz ve mevcut olan her şeye özellikle büyük önem verirdim,” diye ekledi.
Sauer, birçok geleneksel silahın teslimatının yavaşlığından duyduğu endişeyi dile getirdi. Almanya’nın ilk operasyonel F35’leri 2027’nin ikinci yarısına kadar teslim edilmeyecek, yeni denizaltıları ise 2030’ların başında teslim edilecek.
KNDS ve Rheinmetall tarafından üretilen Leopard 2A8 tanklarının siparişi 2030 yılına kadar tamamlanmayacak. Ülkenin ilk P-8 Poseidon deniz devriye uçağı, siparişinden dört yıl sonra ekim ayında Boeing tarafından teslim edildi.
Bundeswehr, yaklaşık 1 milyar avroya 12.000 adede kadar silahlı insansız hava aracı satın almayı planlıyor ve teslimatların önümüzdeki yıl başlamak üzere başlaması bekleniyor fakat bu miktar, toplam harcamaların çok küçük bir kısmını oluşturuyor.
Sauer, “Rusya ile bir savaş çıkarsa, ki umarım böyle bir şey olmaz, Ukrayna’daki gibi olmayacak. Fakat Berlin ve Brüksel’deki insanların öngördüğü gibi de olmayacak. Ruslar bizi kendi istedikleri şekilde savaşmaya zorlarsa, başımız büyük belaya girer,” dedi.
Almanya’nın yeniden silahlanma hamlesi, ABD’nin Avrupa’ya gelecekte destek verip vermeyeceği ve Washington’un kıtada konuşlanmış 90.000 askerini tutmaya devam edip etmeyeceği konusundaki belirsizliğin artmasıyla birlikte gerçekleşiyor.
Pistorius, profesyonel ordunun büyüklüğünü bugünkü 184.000’den 2035 yılına kadar 260.000’e çıkarmak istediği için yeterli personel bulma konusunda da zorluklarla karşı karşıya.
Aynı zamanda, ordunun iletişim sistemlerini dijitalleştirmek için 20 milyar avroluk bir proje ve denizaltı karşıtı fırkateynler inşa etmek için milyarlarca avroluk bir sözleşme dahil olmak üzere, gecikmeler ve artan maliyetlerle boğuşan birkaç yüksek profilli tedarik projesiyle uğraşıyor.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’









