Avrupa
Almanya’da SpaceX paniği

Bugün gerçekleşecek olan ABD’li SpaceX şirketinin halka arzı, Almanya ile Avrupa’nın ABD uzay endüstrisi arasındaki giderek artan uçurumu gözler önüne seriyor.
German Foreign Policy’de yer alan habere göre bir süredir, Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü (SWP) gibi düşünce kuruluşları, Almanya’nın uzay sektöründe “ABD’ye aşırı derecede bağımlı” olduğu konusunda uyarıda bulunuyor.
Siyasetçiler ve uzmanlar, ABD hükümetinin özellikle de Başkan Donald Trump yönetiminde bu bağımlılıkları kendi çıkarları için acımasızca kullanabileceği konusunda uyarıyor.
AB, bağımlılığını azaltmak için ilk adımları attı. Geçen yıl, parçalanmış ulusal düzenlemeleri uyumlaştırarak uzay için bir AB tek pazarı oluşturmayı amaçlayan yeni bir Uzay Yasasını duyurdu.
ABD, endüstri devlerinin dezavantajlı duruma düşmesinden korkuyor ve Uzay Yasasına şiddetle karşı çıkıyor.
Alman hükümeti de 2030 yılına kadar, diğer şeylerin yanı sıra bir “Alman Starlink” kurmak için 35 milyar avroluk devasa bir yatırım yapmayı planlıyor.
Fakat uzayda tamamen Alman liderliği hedefliyor ve Fransız şirketlerini dışlıyor.
SpaceX’in halka arzı Avrupa’dan sermaye kaçışına neden olabilir
ABD’ye uzayda bağımlılık Almanya’da yeni gündem
Almanya’da, SpaceX’i örnek alarak ülkenin kendi uzay faaliyetlerini kararlılıkla ilerletmesi yönünde çağrılar yeniden yükseliyor.
Bavyera Dijital Bakanı Fabian Mehring, şirketin halka arzının Avrupa için bir “uyarı” işlevi görmesi gerektiğini açıklıyor.
Teknolojik üstünlüğün doğrudan dış politika gücüne yol açtığını savunan Mehring, “Geleceği kendileri şekillendirmeyenler, bunu yapanlara bağımlı hale gelecektir,” diyor.
AB’nin uzay endüstrisindeki geriliğine ilişkin endişeler bir süredir tekrar tekrar tartışılıyor. Örneğin Ekim 2025’te, Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü’nün (SWP) Güvenlik Politikası Çalışma Grubu’ndan uzman Juliana Süß, AB’nin uzay sektöründe “ABD’ye aşırı derecede bağımlı” olduğunu belirtti.
Süß, bu bağımlılığın, Almanya’nın Taurus seyir füzeleri için ABD’nin GPS navigasyon sistemi gibi yeri doldurulamaz unsurları içerdiğini ve “keşif, iletişim ve navigasyon” ile “erken füze tespiti” alanlarına kadar uzandığını özellikle belirtti.
Avrupa’nın, diğer şeylerin yanı sıra Musk’ın Starlink’ine de bağımlı olduğu gerçeği, şirketin yaklaşık 50.000 terminal kurarak ülkenin savaş açısından kritik internet bağlantısını sağladığı Ukrayna örneğinde açıkça görülüyor.
Berlin ve Brüksel’de, ABD hükümetinin, özellikle de Başkan Donald Trump yönetimindeki mevcut yönetimin bu bağımlılıkları istismar edebileceğine dair endişeler uzun süredir yaygın.
Starlink, Avrupalı şirketlerin pazar payını geriletiyor
SpaceX ve uydu iştiraki Starlink’in yükselişi, Almanya ve AB ekonomileri için ciddi sorunlar yaratma tehdidi oluşturuyor.
Musk, Starlink ile şu ana kadar 10.000’den fazla iletişim uydusunu alçak Dünya yörüngesine yerleştirmeyi başardı.
Gelecekte şirket, Deutsche Telekom gibi karasal ağ operatörleriyle ülke çapında rekabet edebilir.
Starlink, internet bağlantısı pazarında Avrupa şirketlerinin pazar payını şimdiden elinden aldı. Son yıllarda, Airbus ve Thales Alenia Space (TAS) gibi şirketler, kâr getirmeyen uzay sözleşmeleri nedeniyle binlerce kişiyi işten çıkarmak zorunda kaldı.
Bu arada AB, Avrupa uzay endüstrisini daha iyi korumak ve desteklemek için çaba sarf ediyor. Örneğin, geçen yılın haziran ayında, parçalanmış ulusal düzenlemeleri uyumlaştırarak uzay için bir AB tek pazarı oluşturmayı amaçlayan yeni bir AB Uzay Yasası önerdi.
1 Ocak 2030’dan önce yürürlüğe girmesi beklenmeyen yasa tasarısı, rekabeti engellediği bahanesiyle ABD tarafından eleştirildi.
Bunun nedeni ise yasa, AB’de faaliyet göstermek isteyen ABD uzay şirketlerine ek maliyetler getirmesi çünkü bu şirketler AB’nin teknik, siber güvenlik ve çevre standartlarına uymak zorunda kalacaklar.
Almanya’nın iddialı planları
Almanya da uzay kapasitesini güçlendirmek için adımlar attı. Örneğin geçen yıl, Federal Almanya Cumhuriyeti, yalnızca Avrupa Uzay Ajansı (ESA) Bakanlar Konseyi toplantısında değil, Almanya’nın ESA’nın genel bütçesine yaptığı katkıyı beş milyar avroya çıkarma kararını da duyurdu.
Fakat her şeyden önce, Alman hükümeti Kasım 2025’te ilk uzay güvenlik stratejisini sunarken, 2030 yılına kadar uzay projelerine 35 milyar avro ayıracağını açıkladı.
Ayrıca Berlin, çeşitli iddialı uzay projeleri yürütüyor. Örneğin, Alman Silahlı Kuvvetleri, Starlink ile doğrudan rekabet edecek bir uydu sistemi planlıyor.
“Alman Starlink” olarak adlandırılan proje, 200 ila 2.000 kilometre arasında değişen alçak yörüngelerde Dünya’nın yörüngesinde dönecek yoğun bir iletişim uyduları ağından oluşan bir takımyıldızı öngörüyor.
İlk aşamada, 100 ila 200 uydu ile Alman birlikleri ve askeri teçhizatın birbirine bağlanması hedefleniyor.
Ayrıca, geçen Aralık ayında Alman hükümeti, Rheinmetall ile Fin girişim ICEYE arasındaki bir ortak girişime 1,7 milyar avroluk bir sözleşme verdi. Hedef, on yılın sonuna kadar uzaya 40 adet SAR (Sentetik Açıklıklı Radar) uydusu yerleştirmek.
SAR uyduları, her türlü hava koşulunda yerdeki faaliyetlerin yüksek çözünürlüklü görüntülerini sağlayabilir.
Bu iki proje, Bundeswehr’i iletişim ve keşif uyduları konusunda ABD’den bağımsız hale getirmeyi amaçlıyor.
Berlin uzayda Paris’i dışlıyor
Ne var ki Almanya’nın özerklik arayışı, Fransa ile sürekli anlaşmazlıklarla bezenmiş durumda.
Örneğin, Bundeswehr içinde resmi olarak SATCOMBw Level 4 adını taşıyan ve “Alman Starlink” olarak bilinen projede, Airbus Defence and Space başlangıçta en güçlü adaylar arasındaydı.
Şirket halihazırda mevcut SATCOMBw iletişim sistemlerini işletiyor ve bu da onu Bremen merkezli OHB gibi rakiplerine kıyasla daha avantajlı bir konuma getiriyor.
Fakat Airbus, uydularını esas olarak Fransa’daki tesislerinde üretiyor; Berlin ise uydu ağı üzerinde sıkı bir ulusal kontrol sağlamaya çalışıyor.
Bundeswehr bünyesindeki uzay projelerinin planlama ve uygulamasından sorumlu Tümgeneral Armin Fleischmann, uydu sistemi oluşturma gibi “bu tür sözleşmelerin yurtdışına yaptırılması” gibi bir niyetin olmadığını doğruladı.
Fleischmann, belirli bileşenlerin “Fransa” da dahil olmak üzere “Batı ortaklarından” satın alınması gerektiğini kabul ediyor ama federal hükümet, bu payı mümkün olduğunca düşük tutmaya çalışıyor.
Bu arada, Rheinmetall ile Bremen merkezli OHB arasındaki ortak girişim, artık “Alman Starlink” için kesinleşmiş bir anlaşma olarak görülüyor.
Perşembe günü bildirildiği üzere, bu ortaklık kuruldu. Airbus’ın da bu projeye dahil olmasının mümkün olduğu söyleniyor ama sadece ikincil bir rolde.
Avrupa
Starmer kabinesinde bütçe çatlağı iki bakanı istifa ettirdi

İngiltere Savunma Bakanı John Healey ve Silahlı Kuvvetler Bakanı Al Carns, savunma politikalarının finansmanına yönelik anlaşmazlıklar nedeniyle görevlerinden istifa etti.
İngiltere hükümeti, Savunma Bakanı John Healey ve Silahlı Kuvvetler Bakanı Al Carns’ın savunma politikalarının finansmanı konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle görevlerinden istifa etmesiyle bir krizle karşı karşıya kaldı.
The Telegraph gazetesinin haberine göre istifalar, kabine içindeki gerilimi su yüzüne çıkardı.
İstifa eden Savunma Bakanı Healey, Başbakan Keir Starmer’a gönderdiği mektupta, Başbakan’ın ülkenin savunması için gerekli kaynakları sağlama konusunda “yetersiz” kaldığını, Maliye Bakanlığının ise bu kaynakları tahsis etmeye “isteksiz” olduğunu belirtti.
Healey, savunma bakanlığı tarafından önerilen askeri yatırım planının “ülkeyi daha az güvenli hale getirebileceğini” ifade etti.
Silahlı Kuvvetler Bakanı Carns ise istifasını açıklarken, hükümetin askeri harcamaların artırılması yönündeki çağrılara kulak tıkadığını ve silahlı kuvvetlere yeterli finansman sağlamadığını dile getirdi.
Mevcut bütçenin “daha sakin zamanlar” için tasarlandığına dikkat çeken Carns, ordunun ise artan tehdit koşulları altında faaliyet gösterdiğini vurguladı.
The Telegraph, Healey ile birlikte iki parlamento özel sekreterinin de görevlerinden ayrıldığını, bu durumun hükümet üzerindeki siyasi baskıyı artırarak kabine içindeki krizi daha da derinleştirdiğini aktardı.
Başbakan Keir Starmer, Healey’nin mektubuna verdiği yanıtta, mevcut savunma planının ordunun ülkenin güvenliğini sağlaması için ihtiyaç duyduğu kaynakları teminat altına alacağını savundu.
Starmer, harcamalardaki artışın adil olması gerektiğini belirterek, aşırı borçlanmanın devlet finansmanını tehlikeye atabileceğini kaydetti.
Gelişmelerin ardından muhalefetteki Muhafazakar Parti lideri Kemi Badenoch, gazeteye yaptığı açıklamada, “Hükümet şu anda tam bir serbest düşüş içinde ve Başbakan bir topal ördek” ifadelerini kullandı.
Reform UK Partisi temsilcisi Danny Kruger ise Starmer’ı “zombi Başbakan” olarak nitelendirdi.
Kabinedeki bu derin görüş ayrılıkları, müttefiklerin savunma harcamalarını artırmasının ele alınacağı G7 ve NATO zirvelerinin hazırlık sürecinde meydana geldi.
Diğer yandan İngiltere Kültür Bakanı Lisa Nandy, mayıs ayında yaptığı açıklamada, olası istifa söylentilerine rağmen Starmer’ın en azından yaz parlamento tatili başlayana kadar görevinde kalacağını belirtmişti.
Lider değişimi tartışmalarını “ateşli spekülasyonlar” olarak nitelendiren Nandy, İşçi Partisi içinde lider değişimi için resmi bir prosedür bulunduğunu ancak bunun henüz işletilmediğini ifade etmişti.
Bu tür haberlerin önemli bir kısmının “gürültü ve saçmalıktan” ibaret olduğunu savunan Nandy, hükümetin iç çatışmalara değil işine odaklanması gerektiğini söylemiş, ancak siyasi geleceğine ilişkin nihai kararın Starmer’ın kendisine ait olduğunu vurgulamıştı.
Başbakan Starmer da daha önce, İşçi Partisinin yerel seçimlerde aldığı zayıf sonuçların ardından istifa edeceğine yönelik iddiaları reddetmişti.
Avrupa
Avrupa savunma sanayisi hisselerinde düşüş başladı

Financial Times gazetesi, Avrupalı silah üreticilerinin hisselerinin yıllar süren büyümenin ardından değer kaybetmeye başladığını bildirdi. Yatırımcıların Avrupa Birliği ülkelerinin askeri harcamaları hızla artırma kabiliyetinden şüphe duyması, sektör endeksini yüzde 15’ten fazla geriletti.
Avrupa merkezli silah üreticilerinin hisseleri, yıllar süren yükseliş eğiliminin ardından değer kaybetmeye başladı.
Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre yatırımcılar, Avrupa ülkelerinin askeri harcamalarda öngörülen büyük ölçekli artışları finanse etmek için hızlı kaynak bulamayacağından endişe ediyor.
Yıl başından bu yana, Avrupa’nın en büyük savunma şirketlerini içeren Stoxx Europe Targeted Defence endeksi yüzde 15’ten fazla geriledi. Bu süreçte BAE Systems, Rolls-Royce, Thales, Leonardo ve Rheinmetall gibi önde gelen firmaların hisseleri baskı altında kaldı.
Ukrayna’daki askeri operasyonun başlamasının ardından, hükümetlerin aktif olarak silah satın alacağı ve savunma bütçelerini artıracağı beklentisiyle savunma sanayisi hisseleri hızla yükselmişti. Ancak gelinen noktada yatırımcılar, bu planların tam kapsamıyla hayata geçirilebileceğinden şüphe duyuyor.
Nitekim bazı devletler savunma programlarını uygulamada şimdiden zorluklarla karşılaştı. Almanya, Fransa ile ortak yürüttüğü yaklaşık 100 milyar euro değerindeki savaş uçağı projesinden çekilme kararı alırken, Çekya Başbakanı Andrej Babiš de ülkesinin mevcut yüzde 2’lik NATO savunma harcaması hedefine dahi ulaşamayabileceğini ifade etti.
Analistler, yatırımcıların yalnızca bütçe artırım vaatlerini değil, şirketlerin gerçek sözleşmelerini, siparişlerini ve kâr artışlarını görmek istediğini belirtiyor.
Hisselerdeki düşüşün bir diğer nedeni ise savaş yöntemlerindeki değişim oldu. Yatırımcılar; tanklar ve diğer ağır askeri araçlar yerine giderek daha fazla insansız hava araçları (İHA), füzeler ve askeri teknolojiler üreten şirketlere yöneliyor.
Bu eğilimin bir sonucu olarak, Fransız İHA üreticisi Parrot’nun hisseleri yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 36, askeri bilişim teknolojileri alanında faaliyet gösteren İsveçli MilDef firmasının hisseleri ise yaklaşık yüzde 60 değer kazandı.
Savunma hisselerindeki düşüş geçmiş dönemlerde de görüldü
Avrupa savunma şirketlerinin hisseleri, geçen yılın ağustos ayında ABD, Ukrayna ve AB liderlerinin Beyaz Saray’da yaptığı görüşmenin ardından da sert bir düşüş yaşamıştı.
Kasım ayında ise Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin, çatışmanın sonlandırılmasına yönelik ABD planı üzerinde çalışmaya hazır olduğunu belirtmesiyle hisseler, ağustos sonundan bu yana en düşük seviyesine gerilemişti.
Bu dönemde havacılık, uzay ve savunma sanayisi hisseleri endeksi yüzde 3,3 düşüş kaydederek, yüzde 1 değer kaybeden genel Stoxx endeksinden daha kötü bir performans sergilemiş ve en büyük kayıpları Alman şirketleri yaşamıştı.
Bir diğer sert düşüş ise bu yılın nisan ayında, ABD’nin İran’a yönelik düzenlediği saldırıların ardından gerçekleşti. Devam eden çatışmalara rağmen, üretimdeki gecikmeler ve askeri bütçelerle ilgili belirsizlikler yatırımcıları tedirgin etmeye başladı.
Avrupa Komisyonu savunma bütçesini artırmaya hazırlanıyor
Buna karşın, nisan ayında Avrupa Komisyonu, Avrupa’nın temel savunma kabiliyetlerini destekleyen 57 savunma projesine 1,07 milyar euro yatırım yapacağını duyurmuştu.
Bu kaynağın 675 milyon eurosu savunma yeteneklerini geliştirmeye yönelik 32 girişime, 332 mlyon eurosu ise 25 araştırma projesine ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, söz konusu yatırımların AB’nin 2030 yılına kadar olan savunmaya hazırlık yol haritasındaki hedefleri destekleyeceğini ve dört temel öncü girişime kritik finansman sağlayacağını bildirdi.
Aynı dönemde Avrupa Komisyonu’nun, 2028-2034 yıllarını kapsayan yeni yedi yıllık bütçede savunma harcamalarını en az 131 milyar euroya çıkaracağı bilgisi paylaşıldı.
AB’nin Savunma ve Uzaydan Sorumlu Komiseri Andrius Kubilius, bu tutarın revize edilemez bir “mutlak minimum” olduğunu kaydetti.
Avrupa
Merz: Ülkemizin temellerini yenilemek istiyoruz

Dün (11 Haziran) Federal Meclis’te bir konuşma yapan Alman Şansölyesi Friedrich Merz, “zaman daralıyor” diyerek milletvekillerine hızlı hareket etme çağrısı yaptı.
Merz perşembe günü Bundestag’da, “Zaman daralıyor. Bu yasama döneminde, ülkemizin temellerini yeniden güçlendirmek istiyoruz ki, uzun yıllar boyunca ayakta kalabilsin,” dedi.
Pazar günü, seçimlerin yapılacağı doğu eyaletlerinden biri olan Mecklenburg-Batı Pomeranya’da Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) meslektaşlarına yaptığı konuşmada Merz, Alman vatandaşlarının yaşamlarını kademeli olarak iyileştiren titiz yasaların seçmenlerin güvenini geri kazanmaya yarayacağını, büyük bir atılım ya da kendi deyimiyle “Büyük Patlama” gibi gerçekçi olmayan vaatlerin ise yaramayacağını söyledi.
Şansölye, “Biz Almanlar, kendimizi sürekli küçümseme gibi son derece Alman bir alışkanlığımızı artık geride bırakmalıyız. Almanya denen bu devam eden proje üzerinde birlikte çalışmaya devam edelim,” dedi.
Merz, kendi “işlerini yapmamalarının”, başka türden bir “Büyük Patlama”ya yol açacağını öne sürdü: Eylül ayında AfD’nin zaferi.
Merz şunları söyledi:
“Sadece bir hükümetin geleceğinden daha fazlası söz konusu. Asıl soru, ülkemizin siyasi merkezinden, bugün karşı karşıya olduğumuz siyasi sorunları ele almak ve çözmek için hala gücümüz, irademiz ve kapasitemiz olup olmadığıdır.”
Merz ve hükümetinin popülaritesinin düşük olması nedeniyle, vaat edilen reformları hayata geçirmek oldukça zor olacak.
AfD, anketlerde sadece Doğu Almanya’da değil, ülke genelinde de Merz’in muhafazakârları karşısında önemli ve giderek artan bir üstünlük elde etmiş durumda.
Bu durum, son on yılların en kapsamlı yasa tasarılarından bazılarını geçirme çabası içindeki hükümeti tarihsel olarak zayıf bir konuma itiyor.
CDU-SPD koalisyonu ilerleyemiyor
POLITICO’ya göre Merz’in sorunu, son dönemdeki hiçbir hükümetin tam anlamıyla ele almaya cesaret edemediği, uzun süredir devam eden sorunlara ilişkin anında sonuç vaat ederek SPD ile koalisyonunu şimdiden başarısızlığa mahkum etmiş olabileceği.
Koalisyon, orta ve düşük gelirli kesimlere yönelik vergi indirimleri ile hızla yaşlanan nüfus nedeniyle giderek daha fazla baskı altında kalan emeklilik ve uzun süreli bakım sistemlerinin istikrara kavuşturulması da dahil olmak üzere, bir dizi çetrefilli ve kapsamlı reform konusunda ilk anlaşmalara varacağını defalarca taahhüt etmişti.
Merz, geçen yıl muhafazakârların başlangıçta “reformların çöküşü” olarak adlandırdığı süreçte birçok reformda önemli adımlar atacağına dair söz vermişti. Fakat bu kapsamlı anlaşmalar hiçbir zaman hayata geçirilemedi.
Tek istisna, nisan ayında sağlık sigortası maliyetlerindeki artışın kısmen yardımların azaltılması yoluyla frenlenmesi amacıyla imzalanan ilk koalisyon anlaşmasıydı.
Koalisyon liderleri, 10 Temmuz’da parlamentonun yaz tatiline girmesine kadar, somut yasa tasarıları olmasa da önemli ilk mutabakatlar sağlanacağına söz verdiler.
SPD işlerin hızlanmasından pek umutlu değil
Ne var ki son günlerde Merz ve diğerleri, bu sürenin aylar sürebileceğini belirterek, bu son tarih konusunda yeniden geri adım atmaya başladılar.
Örneğin Bremen Belediye Başkanı ve SPD üyesi Andreas Bovenschulte, Spiegel dergisine verdiği demeçte şöyle konuştu:
“Federal hükümetin on yıllardır çözülemeyen sorunları ele alması övgüye değer ama tüm bunlar bir anda gerçekleştirilebilir mi? Vergi reformu, sağlık reformu, uzun süreli bakım, emeklilik, işgücü, enerji… en hafif tabirle, yaz tatili öncesinde tüm bunları başarmak biraz zor görünüyor.”
Koalisyon, şu ana kadar emeklilik reformu da dahil olmak üzere siyasi açıdan en hassas konularda kamuoyu önünde çatışmaya girmekten büyük ölçüde kaçındı ve ilk önerileri uzman komisyonlarına havale etti.
Fakat bu ayın sonlarında açıklanacak olan kilit önerilerle birlikte, devletin emeklilik garantilerini savunması muhtemel geleneksel bir işçi partisi olan SPD ile sermaye piyasası yatırımlarına bağlı özel emeklilik sistemlerinin büyük ölçüde genişletilmesinden yana olan CDU arasındaki ideolojik ayrılık daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacak.
“SPD’ye karşı sabrım tükendi”
Öte yandan koalisyon ortakları arasında sinirlerin gerildiği ve tartışmanın kontrolden çıkabileceği de vurgulanıyor.
Örneğin Rheinische Post’un iddiasına göre, büyük inşaat projelerinin çok daha hızlı hayata geçirilmesini amaçlayan Altyapı Geleceği Yasası konusunda CDU grubunda Merz’in öfkesi patladı.
Habere göre Merz, yasanın neredeyse yarım yıldır Federal Meclis’te beklediğini söyleyerek tepkisini dile getirdi ve engellemelerden SPD’yi sorumlu tuttu.
Katılımcıların aktardığına göre Şansölye, “Ve şimdi şunu söylemeliyim: Sabrım da artık tükendi, Sosyal Demokratlara karşı da sabrım tükendi,” dedi.
Yasanın, Sosyal Demokratlar tarafından Doğa Koruma Alanları İhtiyacı Yasası ile birleştirilmesini “kabul edilemez” olarak nitelendiren Merz, “Burada, gerçekten ancak zorlukla savunulabilecek bir şekilde borçlanıyoruz. Bu parayı inşaat projelerinde gerçekten kullanabilmek için yasal temellerin oluşturulacağını taahhüt etmiştik. Ve şimdi bu yasa neredeyse altı aydır burada duruyor ve kabul edilmiyor,” diye eleştirdi.
İşlerin hızlandırılmasını isteyen Merz, “Bu yasa, Almanya’da inşaatlara gerçekten başlayabilmemiz için parlamentonun yaz tatili öncesinde Federal Resmi Gazete’de yayımlanmalı,” dedi.
Şansölye, “konuyla ilgisiz meselelerle yükün ağırlaştırılmasının” sona ermesini istediğini de sözlerine ekledi.
Ayrıca Merz, sağlık reformunun da yaz tatili öncesinde parlamentodan geçmesi gerektiğini vurguladı.
Şansölye ayrıca, Federal Hükümet ve Federal Meclis’in, sahip olduğu çoğunlukla “bazılarının hoşuna gitmese bile kararlar almak” konusunda hâlâ sorumluluk taşıdığını belirtti.
Almanların yüzde 87’si hükümetten memnun değil
Yine de SPD liderleri, hükümetin etkin bir şekilde işleyebileceğine dair Alman seçmenleri ikna etmek için uzlaşmanın gerekli olduğunu söylüyor.
SPD milletvekili Sebastian Roloff, POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “İyi yönetişim güveni artırır. Eğer insanlar başlangıçta, eleştirel tartışmaların ortasında olsa da, politikacıların reformlar üzerinde ciddi bir şekilde çalıştığını hissederlerse ve zamanla bu reformların olumlu sonuçlarını da hisseder ve görürlerse, en azından marjinal grupların mevcut siyasi yapıları itibarsızlaştırması daha zor hale gelecektir,” dedi.
Milletvekilleri ayrıca, diğer alanlardaki reformların yarattığı sıkıntıyı hafifletmek amacıyla seçmenlere vergi indirimleri şeklinde acil bir ödül sunmak istiyor.
SPD’li Çalışma Bakanı Bärbel Bas, hafta sonu yaptığı açıklamada, “cüzdanlarınızda gerçekten daha fazla para kalması” için gelir sahiplerine en az 500 avroluk vergi indirimi sağlanması gerektiğini belirtti.
Fakat bu meblağın, hükümetten memnun olmadığını belirten Almanların yüzde 87’sini yatıştırmaya yetecek kadar yeterli olup olmayacağı hiç de belli değil.
AfD’den karşı atak
Bu arada muhalefetteki AfD, emeklilik ve uzun süreli bakım sistemlerini istikrara kavuşturmak için seçmenlerden istenecek kaçınılmaz fedakarlıklar konusunda hükümete sert eleştiriler yöneltiyor.
Parti, yönetimdeki koalisyonu, kendi vatandaşlarının refahını ikinci plana atıp göçmenlerin refahını öncelikli kılan bir yapı olarak resmediyor.
AfD eşbaşkanı Alice Weidel, perşembe günü göçmenleri “Üçüncü Dünya’nın bakmakla yükümlü olduğu kişiler” olarak nitelendirdi.
Federal Meclis’teki milletvekillerine seslenen Weidel şunları söyledi:
“Alman vergi mükelleflerinden ve sosyal güvenlik prim ödeyenlerden daha yüksek emeklilik primleri ödemeleri ve daha uzun süre çalışmaları bekleniyor. Onlardan, sosyal güvenlik primlerindeki artışları, sosyal yardımlarda yapılacak büyük kesintiler karşılığında kabul etmeleri ve uzun süreli bakıma ihtiyaç duymaları halinde, tüm hayatları boyunca biriktirdikleri tüm varlıklarını ve evlerini bu masrafları karşılamak için ortaya koymaları bekleniyor. Üstelik onlardan, milyonlarca Üçüncü Dünya ülkesinden gelen bakıma muhtaç kişinin ömür boyu tam destek masraflarını da karşılamaları bekleniyor. Bu federal hükümet hakkında bilmeniz gereken her şey budur.”
Görüş1 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceÇok kutupluluğun çift yönlü asimetrisi: Yeni dünya dengesini nasıl bulacak?
Dünya Basını2 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Görüş4 gün önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Diplomasi1 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Görüş2 hafta önceYakut Türkleri Lenin’i tartışıyor
Asya2 hafta önceÇin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi










