Bizi Takip Edin

Diplomasi

Amerikan tekelleri Körfez turundan kârlı anlaşmalarla dönüyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan ve Körfez turuna katılan Amerikan tekelleri, kârlı anlaşmalara imza atıyor.

Körfez turu, Trump’ın ikinci dönemindeki ilk önemli uluslararası gezisi olurken, Amerikan ana akım medyası ziyaretin “jeopolitik” önceliklerden ziyade “iş bağlama” amacını güttüğünü savunuyor.

Washaington Post’ta gezi başlamadan önce yayınlanan bir haberde Beyaz Saray’ın, Başkanın 3,5 günlük ziyaretinde güvenlik konularının gündemin merkezinde yer almayacağını belirttiği vurgulanıyor.

WP’ye göre bu durum, Trump’ın ABD’nin dünyadaki rolüne ilişkin daha ölçülü vizyonunu ve ülkesindeki tabanını güçlendirebilecek iş anlaşmalarına ve yatırımlara odaklandığını gösteriyor.

Eric Trump, aile şirketi için Körfez’de milyarlarca dolarlık iş bağladı

Baba Trump’tan önce oğul Eric Trump, geçtiğimiz haftalarda Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret ederek Trump ailesinin gayrimenkul ve kripto para girişimleriyle ilgili anlaşmalara liderlik etmişti.

Son günlerde Trump Organization, Dubai’de büyük bir otel ve kule ile Katar’ın başkenti Doha’nın dışında bir golf sahası içeren yeni projeler açıkladı.

Projeler, Suudi Arabistan’daki diğer projelerde de Trump Organization ile ortaklık yapan emlak şirketi DarGlobal ile işbirliği içinde ilerliyor.

30 Nisan’da duyurulan Dubai’deki Trump International Hotel & Tower, pazarlama materyallerine göre 80 katlı olacak ve “özel lüksün anlamını yeniden tanımlayacak” bir üye kulübü içerecek.

Doha’nın dışındaki Trump International Golf Course, 18 delikli bir golf sahası, bir kulüp evi ve plaja erişimi olan lüks villalardan oluşacak.

Bu proje, Katar hükümeti tarafından yönetilen bir gayrimenkul otoritesi olan Qatari Diar tarafından denetlenen bir geliştirme projesinin parçası.

Trump Organization sözcüsü, anlaşmanın sadece DarGlobal ile yapıldığını ve Trump Organizasyonunun “Qatari Diar veya Katar Devleti’nin başka herhangi bir kurumuyla hiçbir bağlantısı, ortaklığı veya ilişkisi olmadığını” söyledi.

Eric Trump, “Kendim ve ailem adına, Dubai’yi seviyoruz. … Amerika Birleşik Devletleri ile bu muhteşem yer arasında çok iyi ilişkiler var ve bu kadar çok kişiyi arkadaşım olarak görmekten mutluluk duyuyorum,” demişti.

Trump’ın bölgedeki kripto para yatırımları büyüyor

Donald Trump Jr. ve Eric Trump, lüks emlak yatırımlarının yanı sıra kripto para birimi anlaşmalarını da ilerletmek için bölgedeki etkinliklere katılıyor.

Geçen hafta, Abu Dabi destekli bir yatırım şirketi, Trump ailesinin kripto para girişimine 2 milyar dolar yatırım yapmayı planladığını açıkladı. 

Trump ve ailesine bağlı bir kuruluş, kripto şirketi World Liberty Financial’ın yüzde 60 hissesine sahip. Eric Trump, bu kontrol şirketi WLF Holdco’nun yönetim kurulunda görev yapıyor ve USD1 tokenlerinin önde gelen sözcüsü konumunda.

Bu ay, şirket, ABD dolarının değerine sabitlenmiş kripto para birimi olan stablecoin’inin, devlet destekli Emirlik yatırım şirketi MGX ile kripto borsası Binance arasında 2 milyar dolarlık bir işlemde kullanılacağını duyurdu.

Bu anlaşmalar, bu ülkelerin hükümetleriyle bağlantılı yatırımcıları da içeriyordu ve Trump ailesinin iş çıkarlarının ABD’nin dış politikasıyla iç içe geçmesine neden oldu.

Beyaz Saray, başkanın artık Trump Organization’da herhangi bir rol oynamadığını ve başkanlık görevi için “mali fedakarlıklar” yaptığını ileri sürdü.

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Trump’ın göreve başlama töreninden sonra onunla konuşan ilk yabancı lider olmuş, Suudilerin önümüzdeki dört yıl içinde ABD’ye en az 600 milyar dolar yatırım yapacağını söylemişti.

Trump, bu sözü 1 trilyon dolara “yuvarlaklaştırmalarını” istemiş ve bunu yapmaları halinde, başkan olarak ilk yurt dışı ziyaretini bu ülkeye yapacağını belirtmişti.

Amerikan tekellerinin yöneticileri tam kadro bin Selman ile yemeğe katıldı

Seyahat sırasında, ABD’nin önde gelen iş adamları da Riyad’ı ziyaret ederek Suudi-ABD Yatırım Forumuna katıldı. Bunlar arasında BlackRock yönetim kurulu başkanı ve CEO’su Larry Fink, Citigroup CEO’su Jane Fraser ve IBM’in yönetim kurulu başkanı, başkan ve CEO’su Arvind Krishna bulunuyor.

Reuters’ın gördüğü bir planlama notuna göre, Elon Musk da Suudi-ABD yatırım forumuna davet edildi.

Dünyanın en büyük bankalarının, hedge fonlarının, savunma şirketlerinin, teknoloji firmalarının ve enerji şirketlerinin CEO’ları, binlerce kilometre uçarak Riyad’a gitti ve burada Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile lüks bir öğle yemeğine katıldı.

Elon Musk, restoran işletmecisi kardeşi Kimbal, Google, OpenAI, Nvidia, Uber, Blackrock, Blackstone ve Fortune 500 şirketlerini veya kendi aile şirketlerini temsil eden onlarca diğer tekelin CEO’ları da yemeğe katılanlar arasındaydı.

Yapay zeka işbirliği öne çıkıyor

Amerikan tekellerinin Körfez çıkarmasında teknoloji devleri ve yapay zeka işbirlikleri öne çıktı.

Suudi risk sermayesi şirketi STV, ABD Başkanı Donald Trump’ın krallığa yaptığı ziyaret sırasında açıklanan bir dizi anlaşmanın parçası olarak, Google’un desteğiyle 100 milyon dolarlık bir yapay zeka fonu kurdu.

Açıklamaya göre, fon Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki erken aşamadaki girişimlere, özellikle yapay zekanın uygulama katmanında uzmanlaşmış girişimlere yatırım yapacak ve altyapı geliştirmeyi destekleyecek. Alphabet biriminin sağladığı sermaye miktarı açıklanmadı.

Suudi Arabistan’ın devlet fonunun finanse ettiği yeni Suudi Arabistan yapay zeka şirketi HUMAIN, Amazon Web Services ve Advanced Micro Devices (AMD) ile en az 15 milyar dolarlık yatırım planladığını duyurdu.

AMD ve Nvidia da HUMAIN’e veri merkezleri kurmak için yarı iletkenler sağlayacak.

Dünyanın en büyük yarı iletken üreticisi Nvidia, HUMAIN’e en gelişmiş yapay zeka çiplerini tedarik edecek. Suudi şirket, önümüzdeki beş yıl içinde Nvidia’nın en gelişmiş işlemcilerinden “birkaç yüz bin” adet alacak.

Şirket ilk etapta 18.000 adet son teknoloji GB300 Grace Blackwell ürünü ve InfiniBand ağ teknolojisi tedarik edilecek.

BAE, Nvidia’dan 1 milyonun üzerinde gelişmiş çip alacak

Konuya yakın bir kaynağın Bloomberg’e aktardığına göre, ABD’li teknoloji girişimi Global AI de HUMAIN ile milyarlarca dolarlık bir anlaşma kapsamında işbirliği yapmayı planlıyor.

ABD’li teknoloji sektörünün deneyimli isimleri tarafından kurulan Global AI, Nvidia tarafından geliştirilen yongaları kullanacak bir veri merkezini New York’ta kurmayı planlıyor ve daha fazla merkez açmayı hedefliyor.

Dünyanın en büyük ağ ekipmanı sağlayıcısı Cisco Systems de HUMAIN ile işbirliği yapıyor. Şirket, altyapı kurmak için “küresel uzmanlığını krallığın cesur AI hedefleriyle” birleştireceğini açıkladı ve Abu Dabi AI şirketi G42 ile ortaklığını genişletti.

Ayrıca Trump yönetimi, BAE’nin bir milyondan fazla gelişmiş Nvidia çipi ithal etmesine izin verecek bir anlaşmayı değerlendiriyor. Bu miktar, Biden dönemindeki yapay zeka çip düzenlemelerinin sınırlarını çok aşıyor ve Amerikan donanımının Çin’in eline geçme riskine yol açacağı endişelerini artırıyor.

Hâlâ müzakere aşamasında olan anlaşma, BAE’nin 2027 yılına kadar her yıl en gelişmiş 500.000 çipi ithal etmesine izin verecek. Bu çiplerin beşte biri G42’ye ayrılacak, geri kalanı ise Körfez ülkesinde veri merkezleri kuran ABD şirketlerine gidecek. 

Bunların yanı sıra OpenAI, Orta Doğu’daki varlığını büyük ölçüde genişletebilecek yeni veri merkezi kapasitesi inşa etmeyi düşünüyor. Henüz kesinleşmemiş ve hâlâ değişebilecek olan anlaşma, Trump’ın Perşembe günü BAE’ye yapacağı ziyaret sırasında açıklanabilir.

OpenAI CEO’su Sam Altman da teknoloji liderlerinin daha geniş kapsamlı turunun bir parçası olarak bölgede bulunuyor.

Disney, Orta Doğu’daki ilk parkını açacak

Orta Doğu ayrıca Disney hayranları için yeni bir merkez haline geliyor. Şirket geçen hafta, Birleşik Arap Emirlikleri’nde bir tema parkı açmayı planladığını duyurdu.

Disney, dünya nüfusunun üçte birinin Abu Dabi’nin tatil beldeleriyle dolu sahil şeridine 4 saatlik uçuş mesafesinde yaşadığını ve yedinci parkının ve Orta Doğu’daki ilk parkının buraya kurulacağını belirtti.

Disney, parkın geliştirilmesi ve günlük işletmesinden yerel şirket Miral’ın sorumlu olacağını sçyledi. Disney parkın sahibi olmayacak ve park için herhangi bir yatırım yapmayacak. Bunun yerine, Miral’a sadece yaratıcı fikirler ve operasyonel denetim sağlayacak.

Fakat şirket, park açılır açılmaz fikri mülkiyet hakları için telif ücreti almaya başlayacağını açıkladı.

Henüz kesin bir açılış tarihi belirlenmedi, fakat Disney CEO’su Bob Iger, parklarının geliştirilmesinin genellikle iki yıl, inşaatının ise “yaklaşık beş yıl” sürdüğünü söyledi.

Parklar, Disney’in “altın yumurtlayan tavukları” arasında: Sadece ABD’deki parklarının işletme kârı, geçen çeyrekte bir önceki yıla göre %13 arttı.

Şirket, 2033 yılına kadar parklarına ve temalı kruvaziyerlerine 60 milyar dolar yatırım yapmayı planlıyor.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English