Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Aruri suikastı sonrası İsrail, Hizbullah’tan misilleme bekliyor

Yayınlanma

İsrail, Beyrut’un güney banliyölerinden Hizbullah’ın kalesi Dahiye’de düzenlediği insansız hava aracı saldırısında üst düzey Hamas yetkilisi Salih el-Aruri’yi öldürdü. İsrail hükümeti şimdi Hizbullah’tan gelecek misillemeye hazırlanıyor.

Lübnan devlet haber ajansının bildirdiğine göre insansız hava aracı Hamas’ın bir ofisini vurdu ve altı kişi öldü. Hizbullah sözcüsü, The Washington Post’a yaptığı açıklamada saldırının üç roketle donatılmış bir insansız hava aracıyla gerçekleştirildiğini ve sorumlunun İsrail olduğunu söyledi. İsminin açıklanmasını istemeyen ABD’li bir savunma yetkilisi de saldırıdan IDF’nin sorumlu olduğunu belirtti.

Aruri’nin ölümünü doğrulayan Hamas, bunu İsrail’in düzenlediği “korkakça bir suikast” olarak nitelendirdi ve “Filistin içinde ve dışında Filistinlilere yönelik saldırılar halkımızın iradesini ve kararlılığını kırmayı ya da yiğit direnişinin devamını baltalamayı başaramayacaktır” dedi. Grup, “Bu, düşmanın Gazze Şeridi’ndeki saldırgan hedeflerinden herhangi birine ulaşmadaki başarısızlığını bir kez daha kanıtlıyor” dedi.

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, Aruri ile birlikte Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Komutanları Semir Fendi, Azzam el-Akra’nın yanı sıra Hamas mensubu Mahmud Şahin, Muhammed Beşaşe, Muhammed er-Reis ve Ahmed Hammud’un hayatını kaybettiğini belirtti.

Heniyye, “Aruri’nin Lübnan topraklarında öldürülmesi tam anlamıyla bir terör eylemi ve Lübnan’ın egemenliğinin ihlalidir. Halkımıza ve topraklarımıza karşı saldırıların dairesinin genişletilmesidir” dedi. İsrail saldırılarının Hamas’ın gücünü artırdığını söyleyen Heniyye, “Aruri ile Hamas’ın liderleri ve kadrolarının öldürülmesinin yansımalarının sorumluluğu işgalci Siyoniste (İsrail) aittir. Halkımızın direnişini ve kararlılığını kırmayı asla başaramayacaklar” ifadesini kullandı.

İsrail söz konusu saldırıyı üstlenmemesine rağmen, İsrail’de iktidardaki Likud Partisi Üyesi İsrailli Milletvekili Danny Danon, saldırı nedeniyle İsrail güçlerini tebrik etti. Netanyahu’nun danışmanlarından Mark Regev ise Amerikan MSNBC kanalına yaptığı açıklamada İsrail’in bu saldırının sorumluluğunu üstlenmediğini söyledi. Ancak, “Bunu her kim yaptıysa açık olmalı: bu Lübnan devletine yönelik bir saldırı değildi” diye ekledi. “Bunu kim yaptıysa Hamas liderliğine karşı cerrahi bir saldırı yaptı” dedi.

Filistin’deki ulusal ve İslami gruplar, Aruri’nin suikastla öldürülmesi üzerine Batı Şeria’da genel grev ilan etti. Fetih Hareketi’ne yakınlığıyla bilinen Aksa Şehitleri Tugayları, yayımladığı yazılı mesajında, “Vatanperver lider şehit Salih el-Aruri için büyük bir gurur ve övünçle” başsağlığı dileklerinde bulunurken, “Aruri suikastı bizim direniş ve özgürlüğe karşı ısrarımızı daha fazla artıracak” ifadelerine yer verdi.

Salih el-Aruri kimdir?

Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri, 19 Ağustos 1966’da Ramallah’ta doğdu. İzzeddin el-Kassam Tugaylarının kurulmasının öncü ismi olarak kabul edilen Aruri, 15 yıl İsrail hapishanelerinde kaldıktan sonra sınır dışı edildi ve Lübnan’da yaşamaya başladı. Aruri, Hamas’ın İsrail ile 11 Ekim 2011’de yaptığı, bir İsrail askeri karşılığında 1027 Filistinli esirin serbest bırakılması anlaşmasının müzakerecileri arasında yer almıştı.

Son haftalarda grubun sözcülüğünü üstlenen Aruri geçen ay Al Jazeera’ye verdiği demeçte Hamas’ın Gazze’deki savaş sona ermeden elindeki esirlerle ilgili bir takas anlaşmasını görüşmeyeceğini söyledi.

Lübnan, BM’ye şikâyet edecek

Lübnan’ın geçici Başbakanı Necip Mikati Beruit banliyösüne yapılan saldırıyı kınadı ve bunun “yeni bir İsrail suçu” ve Lübnan’ı savaşın içine çekme girişimi olduğunu söyledi. Mikati ayrıca “İsrail’in siyasi üst kademesinin Gazze’deki başarısızlıklarını güney sınırına taşıyarak sahada yeni gerçekler dayatmaya ve angajman kurallarını değiştirmeye çalışmasına” karşı uyarıda bulundu. Mikati ayrıca Lübnan Dışişleri Bakanlığı’na Beyrut’a saldırı düzenleyen İsrail’i Birleşmiş Milletler’e (BM) şikâyet etme talimatı verdi.

Hizbullah: Cezasız kalmayacak

Hizbullah’tan yapılan açıklamada başta Hamas Hareketi olmak üzere tüm Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere Aruri’nin ölümü dolayısıyla başsağlığı dileğinde bulunuldu. Beyrut’ta Aruri’ye yönelik gerçekleştirilen saldırının, İsrail’in Suriye’de 25 Aralık’ta düzenlediği hava saldırısında öldürülen İran Devrim Muhafızları Komutanlarından Seyid Rıza Musevi’ye yönelik suikastin devamı olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Bu suç, cezasız ve karşılıksız kalmayacaktır” denildi.

Açıklamada, ayrıca, Beyrut’un kalbinde işlenen bu suikastın, Lübnan’a, halkına, güvenliğine, egemenliğine yönelik ciddi bir saldırı teşkil ettiği ve tehlikeli siyasi ve güvenlik mesajı niteliğinde olduğu aktarıldı. Son olarak Aruri suikastının İsrail ve Hizbullah Hareketi arasındaki savaşın gidişatında tehlikeli bir gelişme olduğu kaydedildi.

Hizbullah üzerine çalışan analist Amal Saad, Washinton Post’a verdiği demeçte saldırının örgütün misillemesine yol açmasının beklendiğini söyledi. Saad, Hizbullah’ın ülkeyi topyekûn bir savaşa sürüklemeden nasıl karşılık vereceğini belirlemesi gerektiğini söyledi.

İsrail’in İbranice yayın yapan Walla haber sitesinin ismi açıklanmayan bir İsrailli yetkiliye dayandırdığı haberinde, İsrail hükümetinin İsrail’e uzun menzilli füzelerin atılması da dahil “Hizbullah’tan gelecek büyük bir misillemeye hazırlandığı” belirtildi.

İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberinde de “İsrail’in tüm cephelerde Hizbullah’a karşılık vermeye hazırlandığı” belirtildi. Aruri’nin öldürülmesine ilişkin haberde, “İsrail’de suikastın sorumluluğunu üstlenmeden şunu söylüyorlar; üst düzey Hamas yetkilisini kim öldürdüyse, bir tepki olacağını hesaba katmış ve her türlü olasılığa hazırlanmıştır” ifadesi kullanıldı.

Haberde, Gazze’de İsrail saldırılarının ardından nelerin yapılacağının ele alınacağı, güvenlik ve siyasi konuların görüşüleceği kabine toplantısının iptal edildiğine dikkati çekildi. Kabine toplantısı yerine, Netanyahu’nun başkanlığında Tel Aviv’deki İsrail Savunma Bakanlığı merkezinde savaş konseyi toplantısının yapılacağı haberde aktarıldı.

Nasrallah’ın konuşması bekleniyor

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ağustos ayında İsrail’i Lübnan içinde suikast düzenlememesi konusunda uyarmıştı. O dönemde yaptığı bir konuşmada “Lübnan topraklarında Lübnanlı, Filistinli, Suriyeli, İranlı ya da başkalarını hedef alan herhangi bir suikast kesinlikle güçlü bir tepki görecektir” demişti. Lübnan’ın “suikastlara açık bir arena haline gelmeyeceğini ve mevcut angajman kurallarının değiştirilmesini asla kabul etmeyeceğimizi” de sözlerine ekledi.

Nasrallah’ın İran Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü lideri Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesinin yıldönümü münasebetiyle bugün bir konuşma yapması bekleniyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü Başkanı Yohanan Plesner, İsrail ile tam teşekküllü bir savaştan kaçınmanın Hizbullah’ın ve destekçisi İran’ın çıkarına olduğunu söyledi. “Bu operasyonun, bu hesaplamayı değiştirdiğini sanmıyorum” dedi ve ekledi: “Ayrıca Hizbullah’a, İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah yeteneklerini ve liderliğini değil Hamas liderlerini hedef aldığına dair bir sinyal gönderiyordu. Yani bu Hizbullah’a yönelik bir tırmanış değil, İsrail’in Hamas liderliğine ulaşma niyetinin bir uygulaması.”

Türkiye’de Mossad’la bağlantılı 47 kişiye gözaltı kararı

Öte yandan Türk yetkililer salı günü İsrail adına casusluk yaptıklarından şüphelenilen 34 kişiyi gözaltına aldı ve İsrail’in istihbarat servisi Mossad ile bağlantılı olduğu iddia edilen 13 kişiyi de aramaya devam ediyor. Ankara bu kişileri yabancı uyruklulara saldırmayı ve kaçırmayı planlamakla suçluyor. İsrail’in yabancı ülkelerde Hamas liderleri hedef alacağını duyurması üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan böyle bir durumun “ciddi sonuçları” olacağı konusunda uyarmıştı.

Ortadoğu

Barrack, Golan Tepeleri açıklamasından çark etti

Yayınlanma

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail’in BM kararlarını ihlal ederek Golan Tepeleri’ni hâlâ işgal ettiği yönündeki açıklamalarından geri adım attı.

Barrack, Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD politikasının değişmediğini belirterek, yaptığı açıklamaların söz konusu bölgenin tarihsel durumunu yansıttığını ve BM’nin tutumunu desteklemek amacıyla yapılmadığını savundu

İsrail, 1967 Savaşı’nda Golan Tepeleri’ni Suriye’den ele geçirdi ve 1981’de burayı ilhak etti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu, bu bölgeyi işgal altındaki Suriye toprağı olarak kabul ediyor ve İsrail’in ilhakını tanımıyor.

2019 yılında Trump, on yıllardır süren ABD politikasını tersine çevirerek, İsrail’in bu bölge üzerindeki egemenliğini tanımıştı.

Büyükelçi, cuma günü Lübnan asıllı Avustralyalı girişimci Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, İsrail’in söz konusu bölgeyi “hâlâ” işgal ettiğini söylemişti.

Barrack daha sonra bunun, Golan konusunda “Birleşmiş Milletler’in tutumuna bir destek değil”, bölgenin tarihsel statüsüne ilişkin bir açıklama olduğunu söyledi.

Pazar günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, “Golan’a ilişkin ABD politikası 2019 yılında Başkan Trump tarafından belirlenmiştir ve bu politika değişmemiştir,” dedi.

Barrack, son İsrail-Hizbullah savaşının ardından İsrail güçlerinin güneyin bazı bölgelerini işgal ettiği Lübnan’da neden ilhakın gerçekleşmeyeceğini öngördüğünü açıklamayı amaçladığını ve toprak haritaları yerine müzakere yoluyla varılan anlaşmaların daha kalıcı olduğunu savunmak istediğini belirtti.

Ayrıca Golan’ı, “zorla ele geçirilen toprakların nesiller boyu ihtilaf konusu olmaya devam ettiği”ne dair bir örnek olarak gösterdiğini de ekledi.

Cuma günkü röportajda Barrack, geçen hafta başında İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırıları da eleştirmişti. İsrailli yetkililer, saldırıların Türkiye’nin üste varlık kurmasını engellemeyi amaçladığını belirtmişti.

Barrack’ın Golan ile ilgili açıklamaları Washington’da da tepkilere yol açtı.

Floridalı Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott, X platformunda, büyükelçinin Trump’ın bu bölge üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını “unutmuş” gibi göründüğünü yazdı.

Öte yandan Barrack, İsrail’in geri çekilmesi ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda İsrail ile Lübnan arasında devam eden müzakerelere ilişkin değerlendirmesine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi.

Barrack, “(Müzakere) masasında iki kişinin –Hizbullah ve İran’ın– eksik olduğunu” söylemişti.

Bu sözler, Barrack’ın Tahran ve Hizbullah’ın ABD destekli müzakerelere katılması gerektiğini kastettiği yönünde spekülasyonlara yol açtı.

Pazar günü Barrack, ABD’nin Hizbullah ile müzakere etmediğini vurguladı fakat “söz konusu silahların İran tarafından tedarik edildiğini ve finanse edildiğini” belirttiğini, bunun da bu silahların akıbetine ilişkin müzakereleri zorlaştırdığını ifade etti.

Barrack, AP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Sorunun zorluğunu anlatıyordum, yeni bir müzakere masası önermiyordum. Hizbullah, yabancı terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Biz onunla müzakere etmiyoruz ve söylediklerimin hiçbir kısmı aksini ima etmiyor.”

Ayrıca, Lübnan’ın güneyindeki Şii topluluklara Tahran’ın sağladığı mali desteğin yerini kimin alacağını sorgulayan açıklamalarını da savundu ve bu tür soruları gündeme getirmenin “kimseye bir hak tanımak anlamına gelmediğini” belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran askeri doktrinini savunmadan taarruza kaydırdı

Yayınlanma

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma odaklı yapıdan taarruz niteliğine kaydığını duyurdu. Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, yeni yaklaşım çerçevesinde Tahran’ın her türlü saldırgan eyleme derhal ve daha geniş çaplı yanıt vereceğini açıkladı.

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma esaslı yaklaşımdan taarruz doktrinine doğru kaydığını bildirdi. İran Ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, Donya-e Eqtesad gazetesine konuştu.

Söz konusu değişimin ABD ve İsrail ile yaşanan son çatışmalar sırasında görünür hale geldiğini belirten Ekreminiya, İran’ın gelen saldırılara çok daha hızlı tepki vermeye ve daha kapsamlı karşı saldırılar düzenlemeye başladığını kaydetti.

Ekreminiya, “Ülkenin askeri doktrini savunmadan taarruza doğru ilerliyor” değerlendirmesini yaptı.

Taarruz odaklı yeni yaklaşımın mutlaka önleyici operasyonlar icra edileceği anlamına gelmediğini vurgulayan Ekreminiya, buna karşılık son çatışma sırasında İran’ın, düşman kanadından gelecek saldırı henüz başlamadan önce Ürdün’deki bir ABD üssünü vurduğunu ifade etti.

Ordu sözcüsü, İran’ın benimsediği yeni yaklaşımın ülkeye yönelik her türlü saldırgan eyleme anında karşılık verilmesini öngördüğünü, verilecek yanıtın ise bizzat saldırının kendisinden çok daha kapsamlı olabileceğini dile getirdi.

ABD, İsrail ile birlikte şubat ayı sonunda İran’a yönelik savaş başlattı. Saldırılar 28 Şubat’ta başlarken, Tahran yönetimi de buna karşılık bölgedeki İsrail hedefleri ile ABD askeri tesislerine misilleme darbeleri indirdi.

Taraflar nisan ayında geçici bir ateşkes mutabakatına vardı. Ateşkesin ardından taraflar, diğer ülkelerin arabuluculuğunda müzakereleri sürdürdü.

Tahran ve Washington 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzaladı ancak kısa süre sonra çatışmalar yeniden başladı. Ateşkesin bozulmasının ardından İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını duyurdu.

ABD Başkanı Donald Trump ise bu karara karşılık olarak boğazı Amerikan toprağı ilan etti ve Truth Social isimli sosyal medya platformundaki hesabından buna dair bir görsel paylaştı.

Donald Trump, 20 Ağustos’ta İran’a karşı eşi benzeri görülmemiş bir tecrit tehdidinde bulunarak en yıkıcı ekonomik operasyonun başlatıldığını açıkladı. Trump paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti’ne bir anlaşmaya varabilmesi için benden daha büyük bir fırsat sunan hiç kimse olmadı. Kendileri açısından bir trajedi olarak, bu fırsatı değerlendirmediler” ifadelerine yer verdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Mekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor

Yayınlanma

İran Parlamentosu resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, Tahran’ın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını açıkladı. Henüz üye ülkelerin dışişleri bakanlıklarınca resmi olarak doğrulanmayan teklifin Tahran yönetimi tarafından değerlendirildiği bildirildi.

İran Parlamentosunun resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, 23 Ağustos’ta el-Meyadin’e verdiği mülakatta, Tahran’ın Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını ve bu teklifi değerlendirdiğini açıkladı.

Rahimi, “Batı Asya ülkelerinin bölgesel bir güvenlik şemsiyesi oluşturma çabalarını” memnuniyetle karşıladıklarını belirterek İran’ın uzun süredir bu yönde bir girişimi savunduğunu ifade etti. İran’la yaşanan son savaşın, Washington’ın bölgedeki müttefiklerine güvenlik sağlama vaatlerini yerine getirmek yerine Batı Asya’yı istikrarsızlaştırdığını herkese gösterdiğini ekledi.

İran’ın ittifaka davet edildiği yönündeki açıklama, ülkenin Dışişleri Bakanlığı veya anlaşmanın tarafı olan üç üye ülke tarafından henüz resmi olarak doğrulanmadı.

Söz konusu ortak savunma anlaşması, 7 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalandı. NATO Antlaşması’nın 5. maddesine benzer bir ortak savunma ilkesi getiren anlaşmaya göre, üç ülkeden herhangi birine yönelik saldırı tüm üyelere yapılmış kabul edilecek.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Tahran’ın ittifakın kurulmasından “endişe duyması için herhangi bir neden bulunmadığını” söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan merkezli Şarku’l Avsat gazetesinde 12 Ağustos’ta yayımlanan yazılı mülakatında, anlaşmanın yalnızca mevcut üyelerle sınırlı olmadığını ve Ankara’nın paktın bütün bölge ülkelerini kapsayacak biçimde genişlemesini istediğini belirtmişti.

Erdoğan mülakatta şu ifadeleri kullandı: “Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı değil. Anlaşmanın büyümesini, belki bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu şemsiye altında bir araya gelmesi için uygun koşulların oluşmasını arzuluyoruz. Bu, bölgede kalıcı istikrarın sağlanması yönünde atılabilecek en uygun adım olacaktır.”

Erdoğan ayrıca girişimin “günübirlik ortaya çıkmadığını”, teklifin üç imzacı ülke ile diğer bölge devletleri arasında daha önce de defalarca gündeme geldiğini vurguladı.

Anlaşmanın, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ile bunun zincirleme küresel etkilerine verilmiş bir tepki olarak görülmesinin yanlış olacağını kaydetti.

Ortak savunma anlaşmasına yönelik girişimler, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından hız kazandı. İran’ın misillemelerinin ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini ağır biçimde vurması, bu ülkelerde Washington’ın sağladığı güvenlik şemsiyesinin değeri konusunda kuşkular doğurdu.

Erdoğan’ın üçlü savunma anlaşmasının yeni katılımlara açık olduğunu duyurmasının ardından üç Suudi kaynak, Middle East Eye’a yaptıkları açıklamada Riyad’ın Mısır’ın pakta dahil edilmesine karşı çıktığını aktardı.

Kaynaklar, bu yaklaşımın gerekçesi olarak Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi yönetiminin bölgesel tercihlerinden duyulan rahatsızlığı ve Kahire’nin geçmişte sahip olduğu stratejik ve askeri ağırlığı artık taşımadığı yönündeki değerlendirmeyi gösterdi.

Tahran Mekke paktına katılım için kurucu rol talep etti

Öte yandan İran’da Düzenin Maslahatını Teşhis Komitesi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai, ülkesinin Mekke paktına ancak anlaşmanın prensiplerini belirleyen bir “kurucu ortak” olarak katılabileceğini söyledi.

Rızai, 22 Ağustos’ta devlet televizyonu IRINN’e yaptığı açıklamada İran ve Mısır’ın bu tür düzenlemelerin dışında bırakılamayacağını, iki ülkenin anlaşmanın temel prensiplerinin şekillendirilmesinde rol oynaması gerektiğini belirtti.

Rızai, “İran ve Mısır bu tür anlaşmalarda yer almamazlık edemez ancak kurucu olarak, orada imzalanan belgelerin fikirsel çerçevesini oluşturan taraflar olarak yer almalıdırlar” dedi.

Mekke paktına değinen Rızai, “bu dostların” kendi aralarında bir anlaşma yapıp ardından İran’dan bunu onaylamasını istemelerinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in kıdemli danışmanlarından Rızai, girişimin ABD’nin bölgedeki etkisinin zayıflaması ve Washington’ın rolünü azaltma kararı olarak tanımladığı gelişmelerden kaynaklandığını savundu.

Rızai, “Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’daki dostlarımız ve kardeşlerimiz bir anlaşma imzaladı. Neden? Çünkü Amerika onlara ‘Hoşça kalın, gidiyoruz’ dedi” ifadelerini kullandı.

Rızai, ülkelerin ABD’nin bölgedeki varlığının azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmaya çalıştığını, bu boşluğun da İran’ın Washington ile yürüttüğü mücadele sonucunda ortaya çıktığını söyledi.

“Amerika’nın bölgedeki zayıflığı ve ortaya çıkan boşluk, İran milletinin savaş ganimetidir” diyen Rızai, diğer ülkelerin de ABD’nin geri çekilmesi olarak nitelediği gelişmelerden yararlanmaya çalıştığını belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’taki açıklamasında anlaşmaya ilişkin büyük ölçüde tarafsız bir tutum sergilemiş ve paktı bölgedeki güvenlik anlayışının değiştiğinin bir göstergesi olarak nitelendirmişti.

Bekayi, İran’ın üç kurucu ülkeyle temas halinde olduğunu ve girişim hakkında bilgilendirildiğini söylerken, Tahran’ın anlaşmaya katılma ihtimaline de açık kapı bırakmıştı.

Galibaf: ABD İsrail uğruna müttefiklerinin güvenliğini zayıflatıyor

Bölgesel güvenliğe ilişkin ayrı bir açıklama da İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf’tan geldi.

Galibaf, 22 Ağustos’ta X platformundaki paylaşımında Tahran’ın yeni bölgesel güvenlik ve ekonomik düzenlemelerin oluşturulmasına ilişkin komşu ülkelerden mesajlar aldığını söyledi.

Bu temasların ABD’nin “İsrail uğruna” müttefiklerinin güvenliğini zayıflattığı bir dönemde gerçekleştiğini belirten Galibaf’ın açıklaması, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin sürdüğü bir döneme rastladı.

ABD Başkanı Donald Trump da 19 Ağustos’ta sosyal medya hesabından İran’a karşı “bir ülkeye karşı şimdiye kadar uygulanan en yıkıcı ekonomik operasyonu” başlatma sözü vermişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English