Avrupa
“Avrupa’yı Yeniden Büyük Yap” koalisyonu hızla ilerliyor

Avrupa Parlamentosu’nda (AP) 86 milletvekili ile üçüncü büyük grup olan Avrupa için Vatanseverler (PfE) cuma ve cumartesi günleri Madrid’de genel kurulunu topladı.
Şu anda İspanya’da üçüncü parti konumundaki Vox’un ev sahipliğinde, “Avrupa’yı Yeniden Büyük Yap” (MEGA) sloganı ile toplanan genel kurula partileri PfE’ye mensup Viktor Orbán (Fidesz), Marine Le Pen (Ulusal Birlik – RN), Herbert Kickl (FPÖ) gibi siyasetçiler katıldı.
On iki AB ülkesinden toplam on dört partinin üyesi olduğu PfE saflarında bu isimlerin ve partilerin yanı sıra, İtalyan Lega’dan Matteo Salvini, Hollandalı Özgürlük Partisinden (PVV) Fleur Agema, Çek ANO’dan Andrej Babiš ve Belçika’da seçimlerden zaferle çıkan Flaman milliyetçisi Vlaams Belang da bulunuyor.
Yine PfE mensubu Eesti Konservatiivne Rahvaerakond (EKRE) partisinin lideri Martin Helme, 2019-2021 yılları arasında Estonya Maliye Bakanı olarak görev yapmıştı.
Genel kurulda dış destekli Venezuelalı muhalif María Corina Machado ve Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin video mesajları da yayınlandı.
Egemenliğe övgü; bürokrasi, göç ve Yeşil Mutabakat’a yergi
Kurulun gündeminde AB’nin yeşil politikalarını rafa kaldırmak, “İslamla mücadele”, Brüksel’deki AB yönetimini yıkmak, göç, cinsiyet ve aile çeşitliliğine karşı çıkmak ve “nüfus değişimi” ile mücadele etmek vardı.
PfE’nin programatik hattı ise şöyle özetleniyor: Egemenliğin geri dönüşü; ulusal kontrolü sınırlayan bir “kafes” olarak AB’nin “aşırı bürokrasisine” karşıtlık”; Avrupa’nın mali kaynaklarını tükettiği düşünülen “düzensiz göç”ün reddi; sanayi için “intihar” niteliğindeki AB’nin çevre politikalarının tersine çevirlmesi.
Beklendiği üzere Donald Trump’ın seçim zaferi ve ABD Başkanı olarak ilk icraatları PfE etkinliğinde coşkuyla kutlandı. Orbán, Madrid’deki etkinlikte 2.000 katılımcıya yaptığı konuşmada “Trump kasırgasının” birkaç hafta içinde dünyayı değiştirdiğini söyledi. Macar lider, daha önce “sapkın” olarak etiketlenen ve “geçmiş zamanın kalıntıları” olarak görülen PfE gibi siyasi güçler artık geleceğin habercisi olarak görüldüğünü ileri sürdü.
Orbán, “Dün sapkındık, bugün ana akımız,” dedi.
Orbán daha sonra, Franco rejimi altındaki İspanya’nın 1956’da “komünizm ve Sovyetler Birliği’ne karşı” Macaristan’a verdiği destek için teşekkür edince salondakiler tarafından alkışlandı. Madrid etkinliğini düzenleyen Vox (lideri Santiago Abascal aynı zamanda PfE’nin de başkanı) Frankist gelenekten geliyor.
“Merkez” ile “sol”a karşı pan-Avrupa sağcı ittifak çağrısı
Abascal ise etkinliğe katılanlardan AB düzeyinde sağın diğer partileri ve grupları ile yakınlaşmalarını rica etti. Abascal, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin partisi Fratelli d’Italia’nın (İtalya’nın Kardeşleri – FdI) şu anda çizgisini belirlediği Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubuna ve önümüzdeki Alman seçimlerinde şansölye adayı Alice Weidel’e “zafer” dilediği AfD’ye açıkça atıfta bulundu.
Liderler Avrupa’nın toplumsal ve iktisadi sıkıntılarının kaynağının AB ve Avrupa Komisyonu Başkanı olduğu konusunda hemfikirdi.
Çekya’nın eski başbakanı ve şu anda anketlerde en üst sırada yer alan ANO’nun lideri Babiš, “Yeşil Mutabakat öldü. Brüksel bizi [iktisadi] karartmaya ve çöküşe götüren bir yola sokuyor,” dedi.
Çekya’daki Motorists for Themselves (Kendileri için Motorcular) partisinden Petr Macinka ise, “Serbest piyasa ve güçlü ulus devletlere dayalı gerçekçi politikalara geri dönmemiz gerekiyor,” dedi.
Macinka ne liberallerin, ne ilericilerin ne de sosyalistlerin “Avrupa’yı yeniden büyük yapacağını”, yalnızca “vatanseverlerin Avrupa’yı yeniden büyük yapabileceğini” sözlerine ekledi.
“Küresel bir kırılma noktasıyla karşı karşıyayız,” diyen Fransız Marine Le Pen ise, Trump’ın göreve başlamasından bu yana Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in ‘neredeyse ekranlardan kaybolmasını’ kutladı.
Le Pen, “Enerji politikası bir fiyasko ve ekonomilerimizi dibe çekiyor. … Sanayiciler saçma ve intihara meyilli diktalara karşı açıkça isyan ediyor,” dedi.
Fransız siyasetçi, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin başka bir siyasi parti olan Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) üyesi olmasına rağmen, “hepimizin üzerinde anlaşabileceği bir dizi konu olduğunu” savundu ve “Günün meselesi şudur: Bu Yeşil Mutabakat saçmalığını durduracak mıyız, durdurmayacak mıyız?” diye sordu.
Le Pen, ECR’nin kendileriyle işbirliği yapacağını, fakat merkez sağ Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) bazı üyelerinin de “top oynamaya hazır olduğunu” savundu.
Endülüsün fethi (Reconquista) dillerdeydi: Hedef “Hıristiyan Avrupa”
Avusturya’daki seçimlerde elde ettiği ezici zaferinin ardından hükümeti kurmakla görevlendirilen Kickl ise, “her yerde insanların AB merkeziyetçilerinin ve sol ideolojilerin dayatmalarına karşı ayaklandığını” savundu ve ulusal egemenliğe dayalı yeni bir Avrupa işbirliği modeli vaat etti.
Avrupa göç anlaşması da gündemdeydi ve mitinge katılan tüm liderler gelen göçmenler konusunda Brüksel’i suçladı.
PVV lideri Geert Wilders, “İnsanlar yasadışı göçten bıktı. Size soruyorum, İspanya’da yeterince suç işleniyor mu? İspanya’da çok fazla İslami göç var mı? Yeterince woke çılgınlığınız var mı?” diye sorunca, “Evet!” diye tezahürat yapan kalabalık “Viva España” (Yaşasın İspanya!) sloganını tekrarladı.
Wilders, “İslamı gerileten ve ülkenizdeki zengin Hıristiyanlık mirasını restore eden ilk siz oldunuz. İşte bu yüzden İspanya’nın büyük hayranlarıyız,” diyerek Ortaçağ’daki Endülüs’ün Hıristiyanlarca fethine (Reconquista) açık bir göndermede bulundu.
Abascal da, İspanyolların, “atalarının bu olağanüstü jestiyle, İslamcılığın ilerlemesine karşı Avrupa’nın duvarı olması ile tanınmayı” çok sevdiklerini ileri sürerek, “bunu tekrar yapmaya hazır olduklarını” söyledi.
PVV lideri, “woke solun aşırılıkçı gündemine boyun eğmeyi” ve “çok kültürlülüğün suçluluk duygusuna teslim olmayı” reddettiklerini savunarak, “Avrupa’nın dört bir yanındaki insanlar bizden aklıselimi ve ahlaki berraklığı geri getirmemizi istiyor,” diye ekledi.
Portekiz’deki aşırı sağcı Chega partisinin lideri André Ventura da, “Trump’ın bize söylediğini yapmalı, savaşmalı, savaşmalı, savaşmalıyız. Bizim olan ve bize ait olan bir Avrupa’yı yeniden fethetmeliyiz. Hıristiyan bir Avrupa,” dedi.
Trump ve Musk’a saygıda kusur yok
Mitingdeki tüm liderler, Trump’ın cinsiyet ve cinsel çeşitliliğin reddi politikasını yineledi.
Polonya’nın Konfederacja (Konfederasyon) partisinin lideri Krzysztof Bosak, “Hıristiyanlığı ve geleneksel değerleri savunacağız. … Geleneksel ve normal aileyi savunacağız: anne, baba ve çok sayıda çocuk,” dedi.
Madrid’de Trump bir rol model olarak övülürken sağcı partilerin bazı liderleri de özellikle Elon Musk’a teşekkür etti. PfE Başkanı Abascal, “Yeni teknolojiler özgürlük savaşıyla işbirliği yapmaya başlıyor,” dedi ve İspanya’nın başkentinde toplanan partilerin uzun süredir “mesajlarını kimsenin duymamasını” sağlamak için “acımasız sansürün” hedefi olurken, bu durumun özellikle Musk ve X sayesinde değiştiğini ileri sürdü.
Geçtiğimiz yıl AP’deki PfE grubu ve AfD’nin de üyesi olduğu Egemen Uluslar Avrupası (ESN) grubu, Musk’ı AP tarafından her yıl verilen Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülüne ortaklaşa aday göstermişti.
Avrupa sağının Musk ile ilişkileri uzun zamandır ideolojik yakınlığın ötesine geçmiş durumda. Örneğin PfE’nin İtalyan üyesi Lega’nın lideri, İtalya Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini, Musk’ın uydu hizmeti Starlink’e bir milyar avroluk bir sözleşme verilmesinden yana.
Sözleşmeye göre, İtalya’daki devlet kurumları, muhtemelen ordu ve istihbarat servisleri de dahil olmak üzere, gelecekte hassas iletişim için Musk’ın uydularını kullanacak.
Madrid’de “tüm dualar” AfD için
Elon Musk örneğinde olduğu gibi ABD’nin desteği, anketlerde yüzde 20’den fazla oy alan AfD’yi güçlendirmeye devam ediyor. Nitekim, Madrid’deki toplantı da, PfE üyesi olmamasına rağmen, AfD’den duyulan heyecana şahitlik etti.
İtalya Başbakan Yardımcısı ve Lega lideri Salvini, Almanya’daki seçimlerin Alman sağı için “tarihi bir fırsat” olduğunu söyledi.
Vox lideri Abascal da, AfD eş başkanı Alice Weidel’e yaklaşan Almanya seçimlerinde başarılar dilerken, “Avrupa’daki müttefiklerimize sürekli olarak ulaşmalıyız. Farklılıklarımızı bir kenara bırakmayı ve ortak düşmanlar karşısında sürekli işbirliğini engellemeden onlarla birlikte yaşamayı bilmeliyiz,” dedi.
Trump yanlısı Heritage Vakfı ile görüşmeler
Öte yandan PfE’nin şu anda ABD ile geliştirdiği somut ilişkiler Musk’ın ötesine uzanıyor.
Bu gruptan bir heyet 20 Ocak’ta Trump’ın Washington’daki yemin törenine katılmış ve AB’den davet alan tek parti olmuştu. Heyet ABD başkentinde kaldığı süreyi bir dizi siyasetçi, vakıf ve diğer kurumlarla görüşmek için kullandı.
PfE heyeti, özellikle de ABD’deki en etkili sağcı düşünce kuruluşlarından Heritage Vakfı temsilcileriyle görüş alışverişinde bulundu.
Heritage Vakfı geçtiğimiz yıl, ABD Başkanının seçici bir şekilde geliştirmeye başladığı “Proje 2025”in bir parçası olarak Trump yönetimi için kavramlar ve stratejiler geliştirmesiyle tanınıyor.
Trump, Heritage Vakfı’nın çalışanı Andrew Puzder’i ABD’nin yeni AB Büyükelçisi olarak atadı. Cuma akşamı, PfE’nin önde gelen temsilcileri Madrid’deki PfE genel kurulu çerçevesinde Heritage Vakfı Başkanı Kevin Roberts ile de bir araya geldi.
Roberts, Kasım 2022 sonunda Macaristan Başbakanı Orbán’ı Washington’da kabul etmiş ve Macaristan’ın Orbán yönetimindeki siyasi gelişimini açıkça övmüştü.
Mayıs ayında milli-muhafazakâr ittifak perçinlenecek
Transatlantik sağın en önemli faaliyetlerinden biri olarak son yıllarda öne çıkan Muhafazakâr Siyasi Eylem Komitesi (CPAC) ise Trump’lı dünyada Avrupa’yı ABD ile aynı hizaya çekmede kritik olacak.
Bir sonraki CPAC Macaristan, mayıs sonunda ABD ve Avrupa sağı arasındaki ilişkilerin genişlemesine daha fazla ivme kazandıracak.
ABD’de 1974 yılında Cumhuriyetçi Partinin sağ kanadının bir ağ oluşturma toplantısı olarak kurulan CPAC, 2000’li yıllardan itibaren kitlesel bir etkinliğe dönüştü ve 2017’den bu yana Trump’ın rotasını takip ediyor.
Ayrıca 2017’den bu yana yurtdışında da siyasi şubeler kuruyor; CPAC Macaristan ilk kez 2022’de Budapeşte’de yapıldı. Buna ABD’li siyasetçilerin yanı sıra, başta İspanyol Vox, Hollandalı PVV ve Belçikalı Vlaams Belang gibi artık PfE’ye üye olan partiler olmak üzere, Avrupa’daki çeşitli sağcı ve aşırı sağcı örgütlerin temsilcileri de katılmıştı.
Toplantılarda Giorgia Meloni’nin FdI’sının temsilcileri ve AfD üyeleri de zaman zaman hazır bulundu.
Başbakan Orbán CPAC Macaristan 2025’te bir kez daha açılış konuşmalarından birini yapacak.
Toplantının ABD tarafındaki eş organizatörü ise Amerikan Muhafazakârlar Birliği Başkanı Matt Schlapp.
Schlapp’ın eşi Mercedes Schlapp, Kasım 2020’deki başkanlık seçimleri öncesinde Trump’ın seçim kampanyasında stratejik iletişim danışmanı olarak çalışmıştı.
Likud da Avrupa sağ ailesine katıldı
Hafta sonunun bir başka önemli haberi ise, bir süredir Avrupa sağı ile sıkı ilişkiler geliştiren İsrailli sağcı hükümet partisi Likud ile ilgiliydi.
PfE pazar günü X’ten yaptığı açıklamada Likud’un gözlemci üye olarak siyasi ittifaklarına katıldığını duyurdu.
X’teki açıklamada, “Likud Partisini Gözlemci Üye olarak memnuniyetle karşılıyoruz. Birlikte bağlarımızı güçlendirecek ve ortak değerlerimiz olan demokrasi, özgürlük ve kültürel mirası teşvik edeceğiz,” denildi.
Likud, gruba “gözlemci” adı altında da olsa katılan ilk Avrupalı olmayan parti.
Katılımcılar “umut” tazeledi
Le Monde muhabirine göre, genel kurulun yapıldığı otelin dışında, konuşmalar sona ererken gülümseyen gençler “yeniden enerji kazandıklarını” söylediler.
Axa’da finans alanında çalışan Guillermo Martinez, “Bu bana değişim için umut verdi,” dedi.
Brüksel’de teknoloji sektöründe lobicilik yapan Daniel A. ise, temel konularda hemfikir olduklarını söyleyerek, bunları “aile ve özgürlük gibi Hıristiyan değerleri”, ulusal egemenlik ve “yasadışı göçle mücadele” olarak sıraladı.
Etkinliğe girmeye çalışan Femen örgütünden bir aktivist engellendi. Femen aktivisti de Trump’çı “MAGA” sloganına gönderme yaparak, çıplak göğsüne “Avrupa’yı Yeniden Antifaşist Yapın” sloganını yazmıştı.
Avrupa
İspanya’da iki hızlı tren çarpıştı: Can kaybı 46’ya yükseldi

İspanya’da en az 40 kişinin öldüğü tren faciasında yetkililer, otomatik sinyalizasyonun çökmesiyle devreye giren manuel kontroldeki insan hatası üzerinde duruyor. Madrid Atocha kontrol merkezindeki dispeçerin, rayda tren varken diğer trene yanlışlıkla geçiş izni verdiği belirtiliyor.
İspanya’da onlarca kişinin hayatını kaybettiği hızlı tren kazasında yetkililerin ana şüphesi belli oldu. Hükümet ve soruşturma makamları, sinyalizasyon arızası sırasında yapılan insan hatasını facianın temel nedeni olarak değerlendiriyor.
El País gazetesinin kaynaklarına dayandırdığı habere göre, altyapı işletmecisi Adif çalışanının ana sinyalizasyon sistemi çöktükten sonra ölümcül bir hata yapmış olma ihtimali öne çıkıyor. Normal şartlarda otomatik çalışan sistem devre dışı kalınca trafik yönetimi mecburen manuel kontrole devredildi.
Gazeteye konuşan kaynak, “Kazanın muhtemel nedeni, ana sinyalizasyon sistemindeki arıza koşullarında Adif çalışanının yaptığı hatadır” dedi.
El País’in aktardığı bilgilere göre Madrid Atocha istasyonundaki kontrol merkezi dispeçeri, hat üzerinde Iryo şirketine ait tren dururken Renfe’ye ait başka bir trenin hareketine yanlışlıkla onay verdi. Bu talimat iki trenin çarpışmasına yol açtı; trenlerin kaza anındaki hızları ise henüz kesinleşmedi.
Facia, Madrid-Sevilla yüksek hızlı tren hattında, Toledo iline bağlı Urda mevkisinde sabah saat 08.30 sularında meydana geldi. Çarpışan araçlardan Iryo treninde bir bebek dahil 146 yolcu, Renfe AVE treninde ise 397 kişi vardı. İspanyol yayın kuruluşu RTVE, çarpışmanın şiddetiyle iki vagonun demiryolu dolgusundan aşağı yuvarlandığını aktardı.
Yetkililer ilk açıklamada can kaybını yaklaşık 10 olarak duyurmuş, ancak sayının artabileceği uyarısını yapmıştı. Kısa süre sonra Antena 39 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu; ardından ABC News ölü sayısının 46’ya yükseldiğini bildirdi.
Enkaz alanında ambulans helikopterler ve yoğun bakım ekipleri dahil acil yardım birimleri kurtarma çalışmalarını sürdürüyor. Ekipler vagon yığınları arasında mahsur kalan kişilere ulaşmaya çalışırken, Toledo ve Alcázar de San Juan’daki hastaneler yaralılar için hazır duruma getirildi.
Kurtarma ekipleri sahada, hattaki seferler durdu
Kaza nedeniyle Madrid ile Endülüs arasındaki yüksek hızlı tren seferleri her iki yönde de tamamen askıya alındı. Bölge yönetimi acil durum planını ikinci seviyeye yükselterek İspanya Askeri Acil Durum Biriminden sahada destek talebinde bulundu.
Facianın yaşandığı Madrid-Sevilla hattı daha önce de büyük bir trajediye sahne olmuştu. Aynı güzergahta, Adamuz mevkisinde Ocak 2026’da gerçekleşen bir başka tren kazasında 46 kişi hayatını kaybetmişti.
Gelişmeler ülkedeki siyasi gündemi de durdurdu. İspanya’da 29 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimler öncesinde, Vox dışındaki bütün siyasi partiler planlanan seçim kampanyası etkinliklerini iptal etti.
Avrupa
Meloni, Ukrayna’ya silah yardımını ABD ara seçimlerine kadar erteledi

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Ukrayna’ya gönderilecek 13. yardım paketini 3 Kasım 2026’daki ABD ara seçimlerine kadar askıya aldı. En son on ay önce Kiev’e sevkiyat yapan Roma yönetiminde, Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini silah ve finansman desteğinin kesilmesini isterken Dışişleri ve Savunma bakanları yardımların sürmesini savunuyor.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Ukrayna’ya gönderilecek 13. yardım paketini ABD’deki ara seçimlere kadar askıya aldı. İtalyan gazeteleri Il Giornale d’Italia ve la Repubblica’nın yazdığına göre, sevkiyat Kongre’nin bir kısmının yenileneceği 3 Kasım seçimlerine kadar bekletilecek.
Roma yönetimi Kiev’e en son on ay önce yardım göndermişti. İtalyan hükümetinin açıklamasında “Ukrayna’ya destek sürecek” denilse de, Il Giornale d’Italia kabinenin bu sözlerinin desteğin tam olarak ne zaman başlayacağını ve hangi engellerin aşılması gerektiğini aydınlatmadığına dikkat çekiyor.
Il Giornale’nin değerlendirmesine göre, sevkiyatın ağırdan alınması Meloni’nin üstlendiği taahhütleri yerine getirip getiremeyeceğini de tartışmaya açıyor.
Yardım paketinin bekletildiği 3 Kasım 2026’daki ABD ara seçimlerinde Kongre’nin bir bölümü yenilenecek; Amerikalı seçmenler aynı zamanda valileri ve yerel yönetim organlarını belirlemek için sandığa gidecek.
Oylamanın merkezinde, şu anda Başkan Donald Trump’ın partisi Cumhuriyetçilerin çoğunluğu elinde tuttuğu Kongre’nin her iki kanadının kontrolü yer alıyor.
Reuters ve Ipsos’un 22-26 Ekim tarihlerinde yaptığı ankete göre seçmenlerin yüzde 53’ü Demokrat Parti adaylarını, yüzde 44’ü ise Cumhuriyetçileri destekliyor.
27 Ekim’de güncellenen Silver Bulletin modeli de Demokratların Temsilciler Meclisi’nde kontrolü geri alma ihtimalini yüksek görürken, Senato yarışının daha belirsiz kaldığını ortaya koyuyor.
Washington’daki bu tablo beklenirken Roma’da da görüş ayrılıkları su yüzüne çıktı. Il Messaggero ve la Repubblica bir gün önce, Kiev’e bundan sonra yapılacak yardımlar yüzünden İtalyan hükümetinde anlaşmazlık çıktığını yazdı.
Başbakan Yardımcısı ve Ulaştırma Bakanı Matteo Salvini finansmanın ve silah sevkiyatının durdurulması çağrısı yaptı.
Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ile Savunma Bakanı Guido Crosetto ise Kiev’e desteğin sürdürülmesinden yana tavır aldı.
Tajani, Aralık 2025’te müttefiklerin Ukrayna için ABD silahlarının parasını ödediği PURL (Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi) programına İtalya’nın katılmasını erken bulduğunu söylemişti.
Bu tutumunu süren barış müzakereleriyle açıklayan Tajani, “Anlaşmaya varırsak ve çatışmalar durursa silaha artık ihtiyaç kalmayacak” demişti.
Moskova ise Ukrayna’ya yapılan askeri yardımları kınıyor. Rusya Devlet Başkanlığı Sözcüsü Dmitriy Peskov, askeri yardımların sürmesinin barışçıl çözüme katkı sağlamadığını belirtmiş ve Avrupa Birliği ülkelerinin bu sevkiyatlardaki etkin rolüne işaret etmişti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Ukrayna topraklarındaki yabancı silah sevkiyatlarının Rus ordusunun hedefi olacağı uyarısını yapmıştı. Lavrov, Mart 2022’deki açıklamasında “Ukrayna topraklarına girecek ve silah taşıdığını değerlendireceğimiz her türlü yük meşru hedef olacaktır” ifadelerini kullanmıştı.
Avrupa
AB dışı müttefiklerin Ukrayna’ya yardımı 2027’de 4 milyar euroya inebilir

Avrupa Komisyonu’nun hesaplamalarına göre, AB dışındaki müttefiklerin Ukrayna’ya mali desteği 2027 yılında 19 milyar eurodan 4 milyar euroya gerileyebilir. ABD, İngiltere, Kanada ve Japonya’nın gelecek yıl için Kiev’e yalnızca birer milyar euro taahhüt etmesi üzerine Brüksel, G7 ortaklarından katkılarını artırmasını istiyor.
Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan ülkelerin Ukrayna’ya sağladığı mali yardımın 2027 yılında yaklaşık beş kat azalarak 19 milyar eurodan 4 milyar euroya gerileyebileceği öngörülüyor.
Financial Times gazetesinin ulaştığı Avrupa Komisyonu hesaplamalarında yer alan bu tablo, Brüksel’i harekete geçirdi.
Gazetenin aktardığı verilere göre, AB dışındaki müttefikler gelecek yıl için Ukrayna’ya toplam 4 milyar euro taahhüt etti.
ABD, İngiltere, Kanada ve Japonya’nın Kiev’e yalnızca birer milyar euro sağlamaya hazır olması üzerine Brüksel, G7 ortaklarına mali katkılarını artırmaları yönünde baskı uygulamaya başladı.
Gazete, diğer ülkelerin yardımlarını düşürmesiyle oluşabilecek finansman açığını AB’nin tek başına kapatma niyetinde olmadığını yazdı.
G7 başkentlerinde bütçe ve taahhüt arayışı sürüyor
İngiltere ve Kanada’nın gelecek yılın bütçe taslaklarını yakında açıklaması bekleniyor. Brüksel, bu taslaklarda Ukrayna için yeni kaynak ayrılmasını umuyor.
Kanada Maliye Bakanlığı, 2022 yılından bu yana Kiev’e 27 milyar Kanada doları tutarında yardım taahhüt edildiğini bildirdi; ancak 5 Kasım’da yayımlanacak bütçeden önce yeni ödenek ihtimalleri hakkında yorum yapmaktan kaçındı.
Japonya Dışişleri Bakanlığı ise Avrupa Komisyonu’nun değerlendirmesine katılmadı.
Gelecekteki finansal desteğin boyutuna dair nihai sonuçlara varmanın henüz mümkün olmadığını belirten Tokyo, G7 müzakereleri ve sahadaki gelişmeler ışığında yardım seçeneklerini değerlendirmeyi sürdürüyor.
NATO yardımlarında 13 milyar euroluk açık hesaplandı
Avrupa Komisyonu, NATO’nun Ukrayna’ya yönelik askeri taahhütlerini de inceledi. Komisyon hesaplamalarına göre ittifak ülkeleri, 2026 yılı için belirlenen 70 milyar euroluk askeri yardım hedefinin 13 milyar euro gerisinde kalıyor.
Bir NATO yetkilisi, Genel Sekreter Mark Rutte’nin müttefiklerin desteği sürdürmesini beklediğini dile getirdi.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, eylül ayında yaptığı açıklamada, AB ve üye ülkelerin 2022’den bu yana sağladığı toplam yardımın 220 milyar euroyu aştığını, bu tutarın 78 milyar eurodan fazlasının askeri destek olduğunu bildirmişti.
Kallas, iki yıl için kararlaştırılan 90 milyar euroluk AB kredisinin 60 milyar eurosunun askeri ihtiyaçlara ayrılacağını hatırlatarak 1 milyar euroluk ek askeri finansman sağlanabileceğini kaydetmişti.
Ukrayna Maliye Bakanlığı ise haziran ayında ülkenin 2026-2029 dönemindeki dış finansman ihtiyacını 145,9 milyar dolar olarak hesapladı.
Maliye Bakanı Serhiy Marçenko, Batılı ortakların desteğine rağmen kaynak ihtiyacının yüksek kaldığına dikkat çekmişti.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi3 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını6 gün önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Ortadoğu2 hafta önceINSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını6 gün önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar











