Bizi Takip Edin

Amerika

Birtakım Netflix fesatlıkları: Yeni Seymour Hersh belgeseli The Cover-Up üzerine

Yayınlanma

Deliler ülkesi ABD’de, 60 saniyede eskiyen dijital haberlerin kitlelerin şuurunu bulanıklaştırdığı bir ortamda, yeni belgesel Cover-Up (Örtbas) çıkageldi. Oscar ödüllü yönetmen Laura Poitras ve yapımcı Mark Obenhaus tarafından çekilen film, Amerikan güvenlik aygıtının kriminal fıtratına dair başlangıç düzeyinde fikir vermesi açısından iyi. Film, hakikatin mekaniği üzerine derin bir tefekkür sunmasıyla da dikkat talep eden bir iş, hakkını vermekte yarar var.

Fakat dikkatle izlendiğinde -belki de Amerikan kültür endüstrisindeki o meşum kibrin bir tezahürüdür- karelere gizlenmiş münafıklıkları fark etmek zor olmuyor.

“Yaşlı kurt”un kısa öyküsü

Seymour (Sy) Myron Hersh, 1937’de Chicago’da, eski Rus İmparatorluğu topraklarından göçen Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocuğun hayatı önceden çizilmiş gibiydi. Ebeveynleri, Sy ve kardeşinin çocukluktan beri yardım ettiği bir kuru temizleme dükkânı işletiyordu. Aile işini devralmaları bekleniyordu. Ancak işler farklı gelişti.

Chicago Üniversitesi tarih bölümüne girdi ancak kısa süre sonra hayatını nasıl kazanacağını düşünmeye başladı. Eğitimine hukuk bölümünde devam ettiyse de burayı bitiremedi: Hukuk ona fazla kof ve sıkıcı gelmişti.

1959’da Hersh, Chicago gazetelerine ağırlıklı olarak kriminal haberler sağlayan City News Bureau (CNB) ajansında işe başladı. CNB’de edinilen bilginin doğru aktarımı, hız, teslim süresi ve teyitçilik gibi gazetecilik esaslarını öğrendi.

Daha sonra otobiyografisinde şefinin ona öğrettiği şu ilkeyi anlatacaktı: “Annen seni sevdiğini söylese bile bunu teyit et.” “İmanlı” bir Yahudi ailesinin evladı için bu örneğin ne kadar sıra dışı olduğunu tahmin etmek zor değil. CNB’de uzun süre çalışmadı. Gazetecilik kariyerinin başında hiçbir yerde uzun süre kalmıyordu. İlk dört yılda birkaç küçük gazete değiştirdi, Washington’a taşınıp UPI ajansında muhabir olarak çalışmaya fırsat buldu.

Her “büyük devlet”, azametine giden yolda, gücünün zirvesindeyken ve hatta düşüş trendindeyken bile hata, suç ya da “ulusal güvenlik çıkarlarını koruma eylemi” olarak aklanan pek çok fiiliyata imza atar. Bazen bu faaliyetler, bünyesinde hem onu, hem bunu, hem de üçüncüsünü aynı anda barındırabilir.

1963’te Sy, Amerika’nın en büyük haber ajansı Associated Press’te çalışmaya başladı. Burada (yöneticilerin açık hoşnutsuzluğuna rağmen) araştırmacı gazeteciliğe yöneldi. Bu türdeki ilk haberi, Vietnam’daki kimyasal ve bakteriyolojik silah stoklarının artırılması üzerineydi. Yazı işleri haberi kabul etti ama o kadar değiştirdi ki, Sy Hersh istifasını verdi.

Bunun ardından siyasete kısa bir geçiş yaparak ABD başkan adayı Senatör Eugene McCarthy’nin basın sözcüsü oldu. McCarthy başkan olamadı, Sy da gazeteciliğe döndü. Artık serbest çalışıyordu.

Yeni konumundayken Sy, bir tanıdığından tesadüfen William Calley adında bir Amerikan ordusu teğmeninin, Vietnam’da sivillere yönelik birtakım özel gaddarlıklar nedeniyle askeri mahkemeye verildiğini öğrendi. Vietnam Savaşı’yla ciddi şekilde ilgilenen Hersh, bu hikâyenin peşine düşmeye karar verdi. Kimi zaman polis, kimi zaman federal görevli, kimi zaman da hükümet temsilcisi gibi davranarak hem Calley’ye hem de silah arkadaşlarına ulaştı.

Hersh’ün keşfettiği ve yazdığı şeyler, Mart 1968’de My Lai köyünde 500’den fazla insanın öldürüldüğü “My Lai Katliamı” adıyla tarihe geçti. Öncesinde pek çok köylüye işkence edilmiş, kadınlara tecavüz edilmişti. Hersh daha sonra, “Bu gençlerin, bu çocukların aslında böyle bir şeyi nasıl yapabildiklerini anlamaya kararlıydım” diye yazacaktı.

Hersh, My Lai katliamın dair haberini bir ajansa sattı. Hersh bir anda iki prestijli ödülün (George Polk ve Joseph Pulitzer) sahibine dönüştü ve The New York Times’tan iş teklifi aldı.

The New York Times’ta Hersh pek mutlu değildi. Kendini “sessiz ihtişamın tapınağı” olarak gören gazete, başkalarının kendisini geçmesinden hoşlanmıyor ancak iktidar için fazla nahoş sansasyonlar söz konusu olduğunda ilk sırada yer almaya da hevesli görünmüyordu. Bu yüzden Watergate patlak verdiğinde, olayı aydınlatmak için The Washington Post öne atıldı. Fakat Times’ın geride kaldığı bariz hale gelince skandalı takip etme görevi Hersh’e verildi. Rakiplerini alt etme şansı yoktu ama onların gözden kaçırdığı bir dizi önemli ayrıntıyı yakalamayı başardı.

Örneğin, Nixon’ın yeniden seçilme komitesinin, sanık sandalyesine oturan soygun katılımcılarına para verdiğini ortaya çıkardı. Gerçi bu, Post’un önceki ifşaatlarını doğruluyordu, bu yüzden Washingtonlılar Hersh’ün keşiflerini sakin karşıladı. Hersh ise “Başkanın Bütün Adamları” kitabını yazıp ardından filmi çekilen ve bu sayede yıldızlaşıp milyoner olan rakiplerini hâlâ affetmişe benzemiyor. Biyografi yazarı Robert Miraldi, Hersh’ün şu sözlerini aktarıyor: “Kulağa çok materyalist geliyor ama gerçek şu: Bir kitaptan bir milyon kazanmaya hayır demezdim.”

Watergate, Hersh için mesleki bir fiyasko oldu. Ama uzun sürmedi. Bir sonraki araştırması ona yeni bir şöhret getirdi; CIA ile bugüne kadar gelen husumetinin başladığı yer burasıydı. Gazetecinin 1974 sonunda söylediğine göre, ABD topraklarında faaliyet göstermesi yasak olan teşkilat tam da bunu yapıyor, savaş karşıtı örgütlerin peşlerine adam takıyordu. Ayrıca CIA’in yabancı liderlere suikast, hükümetleri devirme ve benzeri planlarını ayrıntılarıyla anlattı. Eylül 1973’teki Şili darbesinde CIA’in parmağı olduğunu açıktan dile getiren ilk kişinin Hersh olduğu bilinir.

Haberinin yankısı muazzam oldu. Senato, istihbarat faaliyetlerini araştırmak için özel bir komisyon kurdu. Komisyon birkaç yıl boyunca çalışmalarını raporlayarak Hersh’ün bilgilerini doğruladı.

Bu çalışmanın sonucu: CIA direktörünün istifası, yeni istihbarat yasaları ve ilk kez yabancı liderlerin öldürülmesine getirilen özel yasak. Langley’deki kaynakları, Hersh’e birkaç ses getiren ifşaatta daha bulunma imkânı verdi. Panamalı General Manuel Noriega’nın uyuşturucu ticaretine karıştığını ilk o duyurdu. Batan Sovyet denizaltısı K-129’u çıkarma girişimlerini de o anlattı.

Hersh’ün etkisi ve itibarı 1970’lerde zirveye ulaştı. Sonra, belki de en ciddi hatasını yaparak Post’taki ezeli rakiplerinin yolundan gitti. Yazarlığa geçiş yapmaya karar verdi. The New York Times’tan ayrılıp saygın ama çok daha “edebi” olan The New Yorker’a geçti. Yazdıklarını genişletip derinleştirmeye koyuldu. Ulusal Kitap Eleştirmenleri Ödülü’nü kazandığı Henry Kissinger hakkındaki kitabı böyle ortaya çıktı. Bunu ödül almayan başka kitaplar izledi.

Yine de gazetecilik unutulmamıştı. Sy, 1983’te SSCB hava savunması tarafından düşürülen Güney Kore yolcu uçağıyla ilgilendi. Vardığı hüküm şuydu: Sovyetler bariz bir “beceriksizlik” sergilemişti ama işin içinde CIA de vardı. Hint hükümetindeki CIA “köstebeği” olarak adlandırdığı Hindistan Başbakanı Morarji Desai hakkında yazdı. İsrail’in nükleer programını ifşa etmeye hazır fizikçi Mordehay Vanunu’nun kayboluş hikâyesi de Sy’ın dikkatinden kaçmadı. Kaçırılma olayında suçlunun Mossad ve İngiliz medya patronu Robert Maxwell olduğuna dikkat çekti.

1990’larda okurlar, sansasyonel haberleri her zaman çok sayıda kaynakla ve hatta senato soruşturmalarıyla doğrulanan Sy Hersh’ün hata yapmaya başladığını fark etti. John F. Kennedy hakkındaki “Camelot’un Karanlık Yüzü” (1997) kitabında durum böyleydi. Kitabın çok az kısmında inandırıcılıktan eser vardı. Ama en kötüsü, kitapta yalanların olmasıydı. Örneğin Hersh, var olmayan bir fotoğraftan veya gazete haberinden bahsetmişti.

Elbette başarılar da vardı. Ebu Gureyb hapishanesindeki işkenceleri ilk anlatan Hersh oldu ve kariyerinin sonuncuları olacak birkaç ciddi gazetecilik ödülü kazandı. Ancak Hersh’e yönelik ilk tepkiler, Usame bin Ladin’in ölümüyle ilgili genel kabul görmüş anlatıyı yalanladığı The Guardian röportajıyla başladı. Daha sonra fikirleri, London Review of Books dergisinin yayımlamaya cesaret ettiği bir başka araştırmanın temelini oluşturdu.

Hersh’ün iddiasına göre, bin Ladin’in öldürülme hikâyesi baştan sona Amerikan halkına “yutturulan” bir kurguydu. Yıllarca sürmüş bir takip olmadı, Abbuttabad’da anlatıldığı gibi bir operasyon yapılmamıştı. Gerçekte bin Ladin, öldürüldüğü sırada uzun süredir Pakistanlıların elinde esirdi ve Amerikalılarla pazarlıklarda koz olarak kullanılıyordu. Hersh bu iddiayı tek bir kaynağa dayandırarak doğruluyordu. Hersh’ün eski dostu ve Politico yazarı Jack Shafer, haberi “Hem okurlara hem de gerçekleri kontrol etmek isteyen gazetecilere çok az şey sunan özensiz bir omlet” diye yorumladı. Bir başka tanıdığı ve meslektaşı Max Fisher ise haberin “doğrulamaya dayanmadığını ve ne yazık ki Hersh’ün kendisini meşhur eden araştırmacı gazetecilikten kanıtlanmamış komplo teorilerine dönüşüyle örtüştüğünü” belirtti.

Bundan sonra London Review of Books da, daha önce The New Yorker ve The New York Times’ın yaptığı gibi, onun yazılarını reddetmeye başladı.

1969’dan 1981’e kadar Seymour Hersh, dört George Polk ödülü ve bir Joseph Pulitzer ödülü kazandı. Daha küçük çaplı birkaç ödül sayılmıyor bile. Bir sonraki gazetecilik ödülü ise ancak 2004’te Ebu Gureyb hapishanesindeki işkenceleri araştırdığı için geldi.

Hersh’ün aldığı son ödül, “dürüstlük” dalında Sam Adams ödülü oldu. Bu ödül, bir grup emekli ve ödül alanlar listesine bakılırsa eski işlerinden pek memnun olmayan CIA çalışanı tarafından kurulmuştu. Ödül daha önce Chelsea Manning, Julian Assange ve Edward Snowden’a verilmişti. Hersh, Ebu Gureyb hikâyesi ve Suriye hükümetinin Guta (2013) ve Han Şeyhun’daki (2017) kimyasal saldırıların arkasında olmadığına dair haberleri için Adams ödülüne layık görüldü.

Guta provokasyonu

Burada bir virgül koymak lazım, zira yeni belgeselin hikayeyi çarpıttığı kısım da burası.

Hersh, London Review of Books için kaleme aldığı makalede, Ağustos 2013’te Doğu Guta’da gerçekleşen ve Suriye ordusunun suçlandığı “sarin gazlı” saldırının, aslında cihatçı grupların eylemi olduğuna dair istihbarat belgelerini yayımlamıştı. Hersh’e göre bu eylemin amacı, Suriye ordusu birliklerinin Başkan Obama tarafından belirlenen çatışmaya müdahil olmama sınırlarını aştığı izlenimini yaratarak ABD’yi Beşar Esad’a karşı bir savaşa sürüklemekti.

Üstelik Guta’daki gaz saldırısı, BM kimyasal silah müfettişlerinin denetim amacıyla ülkede bulunduğu bir döneme denk gelmişti.

Yoruma göre Hersh, Esad’ı yanlış değerlendirdiğini “itiraf etmiş”. Guta’da Suriye hükümetinin kimyasal silah kullandığına dair iddiaları yalanladığı 2013-2014 tarihli London Review of Books makalelerinde “hata yaptığını” da söylemiş.

Konuya dair Batılı gazeteciler arasında en detaylı araştırmayı yürüten Aaron Mate, şunları söylüyor:

“Buradaki bazı iddiaların aksine, Seymour Hersh Suriye’deki kimyasal silahlarla ilgili haberlerinin tek bir kelimesini bile geri çekmedi. Yazdıklarının tamamının arkasında duruyor. Bunu, hem kendisiyle hem de yeni Hersh belgeseli Cover-Up’ın yönetmeni Laura Poitras ile konuşmuş biri olarak söylüyorum.

Sy’ın Cover-Up’ta söylediği şey, şu an Esad’ın karakterini yanlış değerlendirdiğini düşünüyor olmasıdır. Bu ifade, Esad hükümeti tarafından uygulanan işkencelere atıfla söylenmiştir.

Bu bölümün kurgulanış biçimi -bana göre yanıltıcı bir şekilde- bazılarının bunu neden bir geri adım olarak algıladığını açıklıyor. Ama öyle değil. Hersh, ABD destekli muhaliflerin sahte bayrak operasyonlarına dair iç kanıtların ABD tarafından gizlendiğini ortaya koyan gazeteciliğinin arkasındadır. Hersh’ün haberlerini, hem kendi elde ettiği hem de o günden bu yana ortaya çıkan kapsamlı kanıtlar destekliyor.

Sy’ın kariyerini öven ancak Suriye haberlerini karalamak için yarışanlar, onun uzun süredir meydan okuduğu propaganda kısıtlamalarından gerçekten özgür olup olmadıklarını sorgulamalıdır.”

Kuzey Akım ark’ı

Konuya güncelden devam edelim. Sy Hersh, Şubat 2023’te Kuzey Akım patlamalarının sorumluluğunun ABD ve Norveç’te olduğunu öne sürdü. Beyaz Saray suçlamaları elbette derhal inkar etti. Hersh, 8 Şubat’ta Substack platformunda yayımlanan “Amerika Kuzey Akım Boru Hattını Nasıl İmha Etti” (How America Took Out The Nord Stream Pipeline) başlıklı yazısında, “operasyonel planlamayı doğrudan bilen” bir kaynağa atıfta bulunarak, ABD’nin boru hattını Norveç makamlarının yardımıyla nasıl havaya uçurduğunu, iddiaya göre planlayıp gerçekleştirdiğini ayrıntılarıyla anlatıyor.

Hersh’ün verilerine göre, boru hattını havaya uçurma operasyonunun hazırlıkları, Joe Biden’ın talimatıyla, Rusya’nın Ukrayna’daki askeri müdahalesinin başladığı 24 Şubat 2022 tarihinden bile önce başladı. Sabotajın planlanmasını ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan yönetti. Amerika’da sıkça görüldüğü üzere, tasarlanan sabotaj hakkında kongre üyelerine bilgi verilmedi. Sullivan, Aralık 2021’de Genelkurmay Başkanlığı, CIA, Dışişleri Bakanlığı ve Hazine Bakanlığı temsilcileriyle bir toplantı düzenledi. Toplantı, “Beyaz Saray’a bitişik Eski İdari Bina’nın en üst katında, Başkanın Dış İstihbarat Danışma Kurulunun (PFIAB) da bulunduğu korunaklı bir odada” son derece gizli bir ortamda gerçekleşti. Kurumlar arası bir dizi istişare döneminin ardından eylem, 2022’nin başında tamamen hazır hale getirildi. Norveç makamları, Baltık Denizi’nin sığ sularında, Danimarka’nın Bornholm adası yakınlarında patlatmaya uygun bir yer bulunmasına yardımcı oldu; Amerikalı dalgıçlar ise haziran ayındaki Baltops 22 tatbikatı sırasında ve bu tatbikatın koruması altında boru hattına C4 patlayıcı yerleştirdi.

26 Eylül’de Norveç Donanmasına ait bir Orion P8 uçağından atılan radyo-akustik şamandıra zamanlayıcıyı etkinleştirdi ve birkaç saat sonra patlayıcı düzenekler harekete geçirildi.

Bu satırların yazarı için Hersh’ün makalesindeki tek yenilik unsuru, boru hatlarının patlatılmasındaki organizatör ve uygulayıcılar olarak, daha önce tahmin edildiği gibi İngilizlere değil, Amerikalılara işaret edilmesi. Ancak resmi düzeyde hiç kimse bu tür “faaliyetlere” karıştığını asla kabul etmez. Elbette istisnalara rastlanır, fakat bu da yalnızca söz konusu eylemin planlanması ve icrasına eşlik eden belgeler gün yüzüne çıktığında gerçekleşir.

Kuşkusuz, geçmiş, şimdiki ve gelecekteki tüm yayınlarıyla ilgili olarak Seymour Hersh’e içeriden bilgi aktarıldı ve aktarılmaya devam ediyor. Kaynaklar ise istihbarat kurumları, Dışişleri Bakanlığının üst kademeleri ve mevcut yönetimin siyasi rakiplerinin çevresinde yer alıyor.

Bu vakada Hersh’ü büyük ihtimalle Cumhuriyetçilere sempati duyan CIA veya DIA (Savunma İstihbarat Teşkilatı) içindeki köstebekler bilgilendirdi. Hersh’ün Kuzey Akım sabotajına dair anlatısını destekleyecek tek bir belge bile yayımlamamış olması, operasyonun derin bir gizlilik atmosferinde yürütüldüğünü ya da muhbirlerinin, ilgili belgelerin yayımlanması halinde kimliklerinin açığa çıkmasından endişe ettiklerini gösteriyor.

Bununla birlikte, Hersh’ün anlatısını sonraki haberlerinde daha somut kanıtlarla güçlendireceğine dair bir beklenti vardıysa da bu gerçekleşmedi. Twitter’ın eski sahiplerinin itibarını zedeleyen şaibeli belgeleri periyodik olarak internete sızdıran Elon Musk da tam olarak böyle yapıyor.

Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki ABD, hedef ülkeye yönelik sabotaj niteliğindeki baskı önlemlerini, çoğu zaman kendi düşman kampından olmayanlara karşı da kullanır.

Nitekim 27 Ağustos 1979’da BBC televizyonunun yayını, Kraliçe II. Elizabeth’in eşi Prens Philip’in dayısı, İngiliz Hindistanının son sömürge valisi Amiral Lord Louis Mountbatten’ın İrlanda’da Shadow V adlı yatının havaya uçurulması sonucu öldüğüne dair son dakika haberiyle kesildi. Tekne iskeleden birkaç yüz metre açıldıktan sonra, bordasına yerleştirilen bomba infilak etmişti. Eylemin sorumluluğunu “İrlanda Cumhuriyet Ordusu” üstlendi. Ancak Sovyet istihbaratının emektar analistleri, Lord Mountbatten’ın yatındaki patlamanın arkasında, Bretton Woods sisteminin çökertilmesindeki rolünü ve okyanus ötesindeki ABD’nin katılımı olmaksızın İngiltere liderliğinde küresel bir offshore finans sistemi kurma girişimini affetmeyen CIA’in siluetinin belirdiği yönünde bir teori ortaya attı.

Elbette bu sadece bir teori; tıpkı Seymour Hersh’ün yazdıkları gibi. Ne var ki bu tür haberler kamuoyunu şekillendirir; görevleri de budur. Bunlardan öylece sıyrılmak veya anlaşılmaz mırıltılarla geçiştirip sessiz kalmak mümkün değil.

Acaba Hersh, Elon Musk’a yakın gazetecilerin Twitter’daki sansürü ve hukuksuzluğu ifşa etmeleriyle birlikte, güçlü bir propaganda bileşenine sahip Amerikan imparatorluğu için gün batımının başlangıcı olacak mı? Ya  da can çekişen dünya kapitalizminin bu kriz döneminde, Amerikan toplumunun yalandan, yolsuzluktan ve kokuşmuşluktan arınmasına yardım edecek mi? Belki de tarih tekerrür ediyordur; sendelese de imparatorluğun yaşayacakları henüz bitmemiştir.

Amerika

Tesla ve SpaceX için 3,6 trilyon dolarlık birleşme planı

Yayınlanma

Tesla ve SpaceX yönetim kurulları, iki şirketi yaklaşık 3,6 trilyon dolarlık piyasa değeri altında bir araya getirebilecek birleşme planını incelemek üzere bağımsız komiteler kurdu. Yapay zeka yatırımları ve roket harcamaları nedeniyle birleşen yapının yıllık serbest nakit akışının en az eksi 54 milyar dolara inmesi bekleniyor.

Elektrikli araç üreticisi Tesla ile uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’in olası birleşimi, piyasa değeri yaklaşık 3,6 trilyon dolara ulaşan yeni bir yapı ortaya çıkarabilir.

Financial Times, yatırımcılar, hukukçular ve analistlerin değerlendirmelerine dayandırdığı incelemesinde, her iki şirketin yönetim kurullarının bağımsız komiteler kurarak birleşme ihtimalini araştırmaya başladığını duyurdu.

Elon Musk, 20 Ekim’de yaptığı açıklamada birleşmeyi “iyi bir fikir” olarak nitelendirdi ancak koşulların henüz netleşmediğini ve anlaşmanın garanti olmadığını belirtti. Girişimci, çıkar çatışması sebebiyle görüşmelere doğrudan katılamayacağını bildirdi.

Hissedarlar açısından birleşmenin en belirgin avantajı, Musk’ın zaman ve kaynak paylaşımına dair soru işaretlerini giderebilmesi. İsmi açıklanmayan bir Tesla yatırımcısı, “Şu an vaktinin bir kısmını Tesla’da, bir kısmını da SpaceX’te geçiriyor ve hissedarlar gücünün veya parasının büyük bölümünün nereye gittiğini anlayamıyor” dedi.

Otomobil üreticisine yakın bir kaynak, iki şirketin Roadster spor modelinden malzeme, yakıt ve üretim teknolojilerine kadar uzanan mevcut işbirliğini hatırlattı. Aynı kaynak, birleşmenin işlem gücü ile yapay zekanın fiziksel cihazlardaki kullanımını entegre eden dikey bir yapı kuracağını kaydetti.

Tesla ile SpaceX arasındaki finansal ilişkiler şimdiden belirgin bir hacme ulaştı. SpaceX, Tesla’dan yaklaşık 1 milyar dolar değerinde Megapack batarya sistemleri ve Cybertruck araçları satın aldı.

Tesla, yapay zeka girişimi xAI’a yaptığı 2 milyar dolarlık yatırımın Şubat 2026’da SpaceX ile birleşmesi sonucunda uzay şirketinin doğrudan hissedarı haline geldi. Musk, xAI hamlesini yapay zeka, roket teknolojisi ve uydu iletişimini bir araya getirerek uzayda veri merkezleri kurma hedefiyle gerekçelendirmişti.

Visible Alpha tarafından derlenen analist tahminleri, Tesla ve SpaceX’in toplam gelirinin 2026 yılında 153 milyar dolara çıkacağını gösteriyor. Buna karşılık yapay zeka altyapısı, çip üretimi ve roket harcamaları sebebiyle iki yapının toplam serbest nakit akışının en az eksi 54 milyar dolar olması bekleniyor.

Financial Times, 3,6 trilyon dolarlık büyüklüğün kesinleşmiş anlaşma bedelini değil, şirketlerin mevcut piyasa değerini yansıttığını bildirdi. Olası birleşme aynı zamanda Musk’ın Tesla üzerindeki kontrolünü güçlendirebilir.

Girişimci, imtiyazlı hisseler sayesinde SpaceX’te yaklaşık yüzde 84 oy gücünü elinde tutarken bu oran Tesla’da yüzde 20 civarında kalıyor. Anlaşmanın kabul edilmesi için Tesla tarafında yalnızca oylamaya katılanların değil, tüm hisselerin çoğunluğunun desteği aranacak.

Hukuk uzmanları, birleşme müzakerelerinin bir tarafın diğerinin aleyhine avantaj sağlamadığına piyasayı ikna edecek biçimde yürütülmesi gerektiğini belirtiyor. Colorado Üniversitesi kurumsal hukuk profesörü Ann Lipton, her iki şirketin merkezini taşıdığı Teksas yasalarının yönetim kararlarına itirazı zorlaştırdığına işaret etti.

Lipton, çıkar çatışması iddiasının tek başına yetersiz kalacağını, hissedarların dolandırıcılık veya kasıtlı yasa ihlali gibi fiilleri ispat etmek zorunda olduğunu söyledi. Sürecin bir diğer zorlu ayağını ise küresel onaylar oluşturuyor.

Hukukçulara göre anlaşmanın AB, Birleşik Krallık ve Çin’deki düzenleyici kurumlardan onay alması gerekecek. Geçen yıl Tesla’ya 21 milyar dolarla toplam cirosunun yaklaşık yüzde 22’sini kazandıran Çin, şirketin en büyük otomobil fabrikasına Şanghay’da ev sahipliği yapıyor.

SpaceX’in ABD savunma ihalelerini üstlenmesi ve askeri Starshield uydularını üretmesi, Pekin hattında güvenlik çekincelerini artırıyor. JPMorgan analistleri, ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle Çin onayının ciddi engellerle karşılaşabileceğini bildirdi.

Banka analistleri, Tesla’nın Çin operasyonlarını tamamen ayırmasını veya kontrolü yerel bir konsorsiyuma devrederek marka ile otonom sürüş lisans gelirleriyle yetinmesini olası seçenekler arasında gösterdi.

The Wall Street Journal temmuz ayında Tesla’nın Çin birimini satmayı değerlendirdiğini yazmış, ancak Musk bu iddiayı “kesinlikle sahte haber” diyerek yalanlamıştı.

Tesla’ya yakın bir kaynak, birleşmenin Donald Trump’ın 2029’da bitecek başkanlık görev süresinden önce tamamlanmasının önem taşıdığını ifade etti. Kaynak, “Bu anlaşma gerçekleşecek, ama herkesin düşündüğü kadar hızlı değil” dedi.

SpaceX’in halka arzının ardından haziran ayında tarihin ilk trilyoneri unvanını alan Musk, hisselerdeki dalgalanmalar nedeniyle bu eşiğin altına indi. Forbes verilerine göre 13 Ekim’de SpaceX hisselerinin değer kaybetmesiyle serveti 982,9 milyar dolara gerileyen girişimcinin güncel varlığı 925 milyar dolar seviyesinde.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de yolsuzluğu ihbar edene ödül verilecek

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, kamudaki dolandırıcılıkları ihbar edenlere nakit ödeme sağlayacak 25 milyon dolarlık teşvik programını tanıttı. Mahkûmiyetle sonuçlanan bildirimlere yüzde 1 komisyon vadeden düzenlemede ilk ödeme 10 bin dolarla muhafazakâr YouTuber Nick Shirley’ye yapıldı.

ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, federal hükümeti dolandıranları ihbar edenlere nakit para ödenmesini öngören 25 milyon dolarlık bir ihbarcı programı açıkladı.

Oval Ofis’te duyurulan Dolandırıcılık İhbar Teşvik Programı kapsamında, mahkûmiyetle sonuçlanan başarılı bildirimlerde bulunanlara yüzde 1 oranında komisyon verilmesi planlanıyor.

Ödüllerin kimlere dağıtılacağı konusundaki tek yetkilinin kendisi olacağını belirten Trump, süreçte son sözü söyleyeceğini dile getirdi.

Trump, Oval Ofis’teki konuşmasında, “Biri birini ihbar ederse yüzde 1 komisyon alacak. Bu harika olacak çünkü bu ülkeden çalınan para trilyonları buluyor” ifadelerini kullandı.

İhbarların “America.gov/fraud” internet sitesi üzerinden toplanacağını aktaran Trump, süreci hızlandırmak adına aynı ödül için birden fazla talep gelmesi durumunda bağlayıcı hakem rolünü bizzat üstleneceğini bildirdi.

Trump, ödemelere ilişkin takdir yetkisini, “Başka bir deyişle o kişinin bunu hak edip etmediğine ben karar vereceğim ve oldukça cömert davranacağım” sözleriyle savundu.

İnternet sitesindeki yönergede, yapılan bildirimin cezai kovuşturmaya yol açması şartıyla ödülün en fazla 30 bin dolara kadar çıkabileceği belirtiliyor.

Öte yandan Trump, Oval Ofis’te yaptığı konuşmada bir kişinin alabileceği tutarda herhangi bir tavan sınır olmadığını iddia etti.

İhbarcıların çok yüksek gelirler elde edebileceğini öne süren Trump, “İnsanlar başkalarını ihbar ederek milyonlarca dolar kazanacak” dedi.

Trump ayrıca ödemelerin ceza davası açılmasına bağlı kalmayacağını, çalınan paranın geri alınması durumunda yapılacağını savundu.

Program kapsamında verilen ilk ödül, Oval Ofis’te Trump ve Vance’in yanında yer alan muhafazakâr YouTuber Nick Shirley’ye gitti. Fox News, Shirley’ye bu kapsamda 10 bin dolar ödendiğini aktardı.

Shirley, Minnesota’daki çocuk bakım programlarında yürütülen usulsüzlük iddialarını araştırdığı bir video yayımlamasının ardından geçen yıl sağ çevrelerde tanınmıştı.

Yeni program, Başkan Yardımcısı Vance’in başkanlığını yürüttüğü dolandırıcılıkla mücadele görev gücünün çalışmalarına dayanıyor.

Vance, “Başkan bu durumun durması gerektiğini söyledi. Artık duruyor ve bunu durdurmamıza yardım etmek isterseniz, ABD Başkanı’nın yaptıkları sayesinde siz de bu ödülleri paylaşabilirsiniz” diye konuştu.

Trump, federal hükümet programlarındaki suistimalleri incelemek ve azaltmak amacıyla mart ayında Dolandırıcılığı Ortadan Kaldırma Görev Gücü’nü kurmuş, yapının başına da Vance’i getirmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Anthropic halka arz öncesinde 80,7 milyar dolar zarar açıkladı

Yayınlanma

Yapay zeka devi Anthropic, 2026’nın ilk yarısında 80,7 milyar dolar net zarar açıklarken gelirini 16,3 milyar dolara taşıdı. Şirket, halka arz izahnamesinde modellerin şantaj benzeri davranışlar sergileyebileceği ve felaket boyutundaki risklerin sigortalanamayacağı uyarısını yaptı.

Yapay zeka modeli Claude’un geliştiricisi Anthropic, 30 Haziran’da sona eren 2026’nın ilk altı ayında 80,7 milyar dolar net zarar açıkladı.

The Wall Street Journal gazetesinin şirketin halka arz izahname taslağına dayandırdığı habere göre kaydedilen bu zarar, 2025 yılının tamamında gerçekleşen 42 milyar dolarlık kaybı neredeyse ikiye katladı.

Söz konusu devasa tutarın 72 milyar dolarlık büyük bölümü muhasebe kaynaklı defter değeri düşüşlerinden kaynaklandı.

Buna karşın şirketin gelirlerinde sert bir yükseliş görüldü; yılın ilk yarısındaki ciro, önceki yılın aynı dönemindeki 1,1 milyar dolardan 16,3 milyar dolara ulaştı.

Anthropic bu dönemde işlem gücü ve altyapı ihtiyaçları için yaklaşık 9 milyar dolar harcayarak, 2025’in tamamında yapılan 7,3 milyar dolarlık harcamayı altı ayda geride bıraktı.

Şirketin önümüzdeki 7 ila 10 yıl içinde bulut hizmetleri sözleşmeleri kapsamında yaklaşık 450 milyar dolar ödeme taahhüdü bulunuyor.

Bu yükümlülükler çerçevesinde Google Cloud ile 111 milyar dolar, Amazon Web Services ile 110 milyar dolar ve Microsoft ile 31 milyar dolarlık sözleşmeler planlanıyor.

Anthropic ayrıca yapay zeka odaklı daha küçük bulut sağlayıcıları Nscale ve Lambda üzerinden Nvidia çipleri kiralamak için sırasıyla 2033 ve 2034 yıllarına kadar 86 milyar dolara varan harcama yapacak.

Şirket gelecek yıllarda bilgi işlem kapasitesini artırmak amacıyla 750 milyar dolar daha harcayabilir.

Halka arz izahname taslağının yaklaşık üçte birlik kısmı ise doğrudan risk faktörlerine ayrıldı.

Belgede modellerin gerçek dünyada somut zararlara yol açma olasılığına dikkat çekilirken, yapay zekanın “kendini koruma” eğilimi sergileyebileceği ve “şantajı” andıran yanıtlar üretebileceği kaydedildi.

Anthropic, yapay zeka kaynaklı “felaket boyutundaki bir olayın” yaratacağı hasarın büyüklüğü nedeniyle bu tür riskleri sigortalamanın imkansız hale gelebileceği uyarısında bulundu.

Piyasa beklentilerine göre Anthropic’in halka arzı tarihin en büyük işlemlerinden biri olabilir ve SpaceX’in rekorunu geride bırakabilir.

Borsaya açılmanın ardından şirketin piyasa değerinin 2 trilyon dolara kadar ulaşabileceği öngörülüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English