Diplomasi
Çin devlet fonları, ABD özel sermaye yatırımlarından geri çekiliyor

Çin devlet fonları, Donald Trump’ın ticaret savaşının son hamlesi olarak ABD özel sermaye yatırımlarına yeni kaynak sağlamayı kesiyor.
Konuya yakın birçok kişi, Financial Times‘a, son haftalarda Çin devlet fonlarının, ABD merkezli özel sermaye firmalarının fonlarına yatırım yapmaktan geri çekildiğini belirtti.
Üç kaynağın söylediğine göre bu adımlar, Çin hükümetinin baskısıyla atılıyor. Bazı Çin fonları, ABD şirketlerine yapılan özel sermaye yatırımlarına da dâhil olmak istemiyor. Bu durum, yatırımın Çin dışındaki satın alma grupları aracılığıyla yapılması durumunda bile geçerli.
Bu yaklaşım değişikliği, son üç haftada açıklanan ve dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ticareti ciddi şekilde kısıtlama riski taşıyan yeni ABD tarifeleriyle birlikte geldi. Trump, Çin ihracatlarına %145’e varan yeni gümrük vergileri getirirken, Pekin de %125’lik misilleme tarifeleri uyguladı.
Birçok özel sermaye yöneticisi, Çinli yatırımcıların ticaret savaşının başlamasından bu yana ABD özel sermaye fonlarına olan yaklaşımlarını değiştirdiğini söyledi. Artık ABD firmalarına yeni fon taahhütlerinde bulunmayacaklarını belirtti.
Bir kaynak, bazı yatırımcıların, nihai taahhütte bulunmadıkları durumlarda planladıkları tahsislerden bile geri çekildiklerini ekledi.
Konuya yakın iki kişi, Çin Yatırım Kurumu’nun (CIC) geri çekilen fonlar arasında olduğunu belirtti. Diğer bazı Çinli fonlar da benzer şekilde geri adım attı.
Son birkaç on yılda Çin’in egemen varlık fonları, Blackstone, TPG ve Carlyle Group gibi ABD’nin en büyük özel sermaye gruplarına milyarlarca dolar akıttı. Endüstri yöneticilerine göre, CIC’nin son yıllarda ABD’deki özel sermaye yatırımlarında zaten bir yavaşlama vardı. Çinli grup, portföyünü çeşitlendirmek amacıyla İngiltere, Suudi Arabistan, Fransa, Japonya ve İtalya gibi ülkelerde yatırım ortaklıkları kurdu.
Financial Times’ın haberine göre, Kanada ve Avrupa’daki emeklilik fonları gibi, ABD özel sermayesinin büyük destekçileri olan diğer yatırımcılar da taahhütlerini yeniden gözden geçiriyor.
Üst düzey sektör yöneticileri FT’ye, Trump’ın ticaret savaşından kaynaklanan jeopolitik ortamın, yatırım kararlarını yeniden değerlendirme sürecini tetiklediğini söyledi.
Blackstone Başkanı Jonathan Gray, perşembe günkü kazanç görüşmesinde, “Küresel yatırımcılardan ve müşterilerden burada neler olup bittiğine dair sorular geliyor,” dedi.
Son otuz yılda, CIC ve Devlet Döviz İdaresi gibi Çin devlet destekli yatırımcılar, ABD özel sermaye fonlarına para akıtarak, sektörü finansal hizmetlerin niş bir köşesinden 4.7 trilyon dolarlık bir dev haline getirdi. CIC, 2018’de sattığı Blackstone hisselerine de sahipti.
Bu Çin fonları, alternatif varlıklara yatırım yapan dünyanın en büyük yatırımcıları arasında yer alıyor. 2023 yılında CIC ve Safe’in, sırasıyla 1.35 trilyon dolar ve 1 trilyon dolarlık varlıklarının yaklaşık dörtte biri alternatif yatırımlardaydı (Global SWF verilerine göre).
Batılı hükümetler ve düzenleyici kurumlar, Çin devlet fonlarının doğrudan şirketlere ve altyapıya yatırım yapmasını engellemek için adımlar atarken, özel sermaye fonları aracılığıyla yapılan dolaylı yatırımlar sayesinde Pekin, Batı şirketlerine ve ekonomilerine yüz milyarlarca dolar aktarabildi.
Konuya yakın kişilere ve düzenleyici belgelerin analizine göre, Çin devlet destekli yatırımcılardan destek alan ABD’li özel sermaye firmaları arasında, geçtiğimiz yıl BlackRock tarafından satın alınan Global Infrastructure Partners, Thoma Bravo, Vista Equity Partners, Carlyle ve Blackstone gibi sektördeki en büyük isimler bulunuyor.
Trump’ın ilk başkanlık döneminde CIC, ABD ve İngiltere’deki şirketlerde hisse almak üzere Goldman Sachs ile birlikte bir özel sermaye “ortaklık fonu” kurmuştu.
CIC, Blackstone gibi özel sermaye yöneticileriyle birlikte doğrudan şirketlere de yatırım yaptı.
CIC ve Vista yorum yapma taleplerine yanıt vermezken, Blackstone, Carlyle, TPG, GIP ve Bravo yorum yapmayı reddetti.
BlackRock CEO’su Fink: ABD ekonomisi biz konuşurken zayıflıyor
Diplomasi
Ukrayna, İngiliz L119 obüslerini lisansla üretecek

Ukrayna ile Birleşik Krallık, L119 obüslerinin Ukrayna’da lisans altında üretilmesi konusunda anlaşmaya vardı. The Wall Street Journal’a göre proje, ülkenin Patriot sistemlerine ait füzeler gibi daha karmaşık Batı silahlarını üretme kabiliyetini de ortaya koyabilir. Üretim süreci test modeliyle başlayacak; namlu, sürgü mekanizması ve hidrolik sistemler gibi parçaların önemli bölümü Ukrayna’da imal edilecek.
Ukrayna, Birleşik Krallık ile L119 tipi hafif obüslerin ülke içinde üretilmesi konusunda anlaşma sağladı.
The Wall Street Journal haberinde, bu projenin Ukrayna sanayisinin Patriot sistemlerine ait füzeler dahil olmak üzere daha karmaşık Batı silahlarını üretmeye hazır olup olmadığını ortaya koyacağını belirtti.
İngiliz savunma şirketi BAE Systems lisansı altında gerçekleştirilecek üretim Ukraynalı bir işletme tarafından yürütülecek.
BAE Systems Temsilcisi Giles Ambrose, üretim sürecini denetlemek ve düzene koymak amacıyla fabrikanın öncelikle obüsün test modelini imal edeceğini bildirdi.
L119, nakliyesi çekici araçlar ya da helikopterlerle sağlanan hafif bir obüs modeli olarak öne çıkıyor. Yaklaşık 17 kilometre mesafedeki hedefleri vurabilen sistemin M119 adını taşıyan benzer bir versiyonu ABD ordusu tarafından da kullanılıyor.
The Wall Street Journal haberinde obüs imalatının insansız hava araçlarına kıyasla daha karmaşık bir süreç gerektirdiğine dikkat çekildi. Bu üretim için namlu, kama mekanizması, hidrolik sistemler ve diğer metal parçaların imalatı gerekiyor.
Ukraynalı işletme bu bileşenlerin birçoğunu kendi imkanlarıyla üretecek. BAE Systems Temsilcisi Ambrose konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu durum malzemeler, parçaların imalatı ve mekanik işleme süreçleriyle ilgili ciddi zorluklar barındırıyor” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile BAE Systems temsilcileri obüslerin üretimini ilk olarak Ağustos 2023’te ele aldı ve taraflar bir anlaşma imzaladı. Bir ay sonra şirketin Kiev yönetimine obüs yedek parçalarının üretimini kurmayı teklif ettiği açıklandı.
O dönemde İngiliz savunma şirketinin planlarını değerlendiren Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Ukrayna topraklarında silah üretim tesislerinin kurulmasının çatışmaların gidişatını esasta değiştirmeyeceğini beyan etti. Peskov, Moskova’nın bir ofis açılmasını olumsuz karşılayacağını ve bu yapının ordunun hedefi haline geleceğini dile getirdi.
Ayrıca bu yılın ilkbahar döneminde Ukraynalı yetkililer Patriot füzelerinde kritik bir eksiklik yaşandığını duyurdu.
Bu gelişmenin ardından Zelenski, ABD’den bu füzelerin üretimi için lisans verilmesini talep etti. Temmuz ayı başında ABD Başkanı Donald Trump, Washington’ın Ukrayna’ya söz konusu lisansı sağlayacağını açıkladı.
Diplomasi
Hürmüz Boğazı krizinin ardından doğalgazda dört ayın zirvesi

Savaş ve lojistik kaygılar nedeniyle Avrupa’da gösterge doğalgaz fiyatları megavatsaat başına 60 avroyu aşarak son dört ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Analistler ve sektör uzmanları, azalan Avrupa rezervleri ile Asya’daki yüksek sıcaklıkların yanı sıra jeopolitik risklerin enerji piyasalarında kalıcı bir unsur haline geldiğine dikkat çekiyor.
Hürmüz Boğazı’nda yeniden tırmanan şiddet olayları, dünyanın en kritik enerji geçiş noktasından sevkiyat yapılabilirliğine dair endişeleri tetikledi.
Bu gelişmelerin ardından Avrupa’da doğalgaz fiyatları son dört ayın en yüksek seviyesine çıktı.
Politico’nun haberine göre Dutch TTF olarak bilinen gösterge niteliğindeki Avrupa doğalgaz fiyatı, pazartesi günü kısa süreliğine megavatsaat başına 60 avro eşiğini aşarak mart ortasından bu yana kaydedilen en yüksek seviyeyi gördü.
ABD’nin İran’a yönelik üst üste 10’uncu gecesinde de düzenlediği hava saldırılarına Tahran yönetiminin bölgedeki ABD müttefiklerini ve Basra Körfezi’ndeki tankerleri hedef alarak yanıt vermesinin ardından fiyatlar salı günü megavatsaat başına 59 avro seviyesinde dengelendi.
Haziran ayında sağlanan ateşkesten önce doğalgaz fiyatları megavatsaat başına 50 avronun altında seyrediyordu. Öngörülmesi imkânsız hale gelen bir savaş sürecinde piyasa aktörleri büyük riskler almaktan kaçınıyordu.
Salı günü kaydedilen rakamlar, bir önceki aya kıyasla yüzde 50’lik bir artışa işaret ediyor.
Bu tablo aynı zamanda, tükenen Avrupa rezervleri ile Asya’da mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıkların birleşmesi sonucu doğalgaz arzının daha da daralacağı yönündeki kaygıları yansıtıyor.
Analistler, Asya’daki yüksek sıcaklıkların klima kullanımını artırarak talebi yukarı çekeceğini öngörüyor.
Son fiyat sıçramaları, Ortadoğu’daki huzursuzluğun enerji piyasalarında kalıcı bir unsur olarak fiyatlandırılacağı yönündeki endişeleri artırdı.
Bu durum, Washington ve Tahran’ın deniz trafiğine geçiş ücreti veya “hizmet bedeli” uygulama tehditlerinin yanı sıra Yemen’deki Ensarullah’ın bölgedeki bir diğer kritik su yolu olan Babilmendep Boğazı’nı ambargo altına alacağını duyurmasıyla daha da pekişti.
Montel Energy kıdemli analisti Tobias Federico sürece ilişkin değerlendirmesinde, “Hürmüz Boğazı’nın sürekli olarak rastgele biçimde trafiğe açılıp kapanması, buranın artık dünya LNG sevkiyatı için güvenilir bir teslimat rotası olmadığını gösteriyor” dedi.
Madrid merkezli enerji şirketi Moeve’nin Ticaret ve Ticari Entegrasyondan Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Alice Acuña ise “TTF’de son dönemde yaşanan yükseliş, jeopolitik riskin enerji piyasaları için yapısal bir gerçeklik haline geldiğini kanıtlıyor” ifadesini kullandı.
Diplomasi
Britanya Başbakanı Burnham, ABD’ye üs izni verdi

Yeni Britanya Başbakanı Andy Burnham, Birleşik Krallık’ın İran’a karşı “savunma amaçlı saldırılar” olarak adlandırdığı operasyonlar için ABD’nin İngiliz askeri üslerini kullanmasına onay verdi.
Bir önceki Başbakan Keir Starmer, ABD operasyonlarının yeniden başlamasının ardından ve çatışmanın tırmanacağına dair endişeler sürerken, Birleşik Krallık’ın izleyeceği politikayı görüşmek üzere geçen cuma günü bir toplantısıya başkanlık etti.
Bloomberg’e bilgi veren kaynaklara göre, toplantıya katılan bakanlar, Diego Garcia ve RAF Fairford’daki üslerin İran’ın füze tehdidine karşı koyan ABD uçakları tarafından kullanılabileceği ve bu tesislerin Hürmüz Boğazı’nı hedef almak için kullanılabileceği yönündeki mevcut politikayı sürdürme kararı aldı.
Kaynaklara göre, pazartesi günü başbakan olan Burnham, görüşme hakkında bilgilendirildi ve alınan karara onay verdi.
Kaynaklar, “savunma amaçlı” ABD saldırıları için Birleşik Krallık üslerinin kullanımına izin verme konusunda önceki hükümetin politikasını sürdüreceğini belirtiyor.
Bu, İngiliz üslerinin şu anki ABD operasyonlarının bir kısmında kullanılması muhtemel olduğu anlamına geliyor.
Karar, ABD’nin yeniden başlattığı operasyonların 10. gününün ardından ortaya çıktı. ABD Merkez Komutanlığı, gece boyunca İran’ın askeri komuta merkezlerini, füze fırlatma üslerini ve hava savunma sistemlerini hedef aldığını açıkladı.
Bununla birlikte, İngiliz yetkililer, Trump’ın köprüleri ve elektrik santrallerini vurma tehditlerinden endişe duyuyor.
ABD Başkanı Donald Trump salı günü, diplomatik bir çözüme ulaşılamaması halinde Kazma Dağı’ndaki İran nükleer tesisinin hedef haline gelebileceği uyarısında bulundu.
Bu durum, üslerin kullanılmasının Birleşik Krallık’ı savaş suçlarına ortak yaptığını savunan sol kanattaki İşçi Partisi milletvekilleri, Yeşil Parti ve Liberal Demokratlar’dan eleştiri alması muhtemel.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?










