Bizi Takip Edin

Asya

Çin ordusunun en kıdemli generalinin görevden alınması ne anlama geliyor?

Yayınlanma

Çin Komünist Parti (ÇKP) kongresi ve Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun (PLA) yüzüncü yılı öncesinde iki üst düzey generalin ani şekilde görevden alınması büyük sansasyon yarattı.

Pekin, cumartesi günü, Merkez Askerî Komisyonu’nun (CMC) birinci sıradaki başkan yardımcısı ve Çin’in üniformalı en üst düzey subayı olan Zhang Youxia’nın ciddi disiplin ihlalleri nedeniyle soruşturma altında olduğunu; ayrıca CMC Müşterek Kurmay Dairesi Başkanı Liu Zhenli’nin de aynı gerekçeyle soruşturulduğunu duyurdu.

Bu iki ismin gidişi, Çin’in en üst askerî komuta kademesinde yalnızca iki üyenin kalmasına yol açtı: başkan Xi Jinping ve silahlı kuvvetler içerisinde disiplin işlerinden sorumlu olan ikinci sıradaki başkan yardımcısı Zhang Shengmin.

Soruşturma, Pekin’in gelecek yıl yapılacak iki önemli olay öncesinde hem fırsatları hem de riskleri tarttığı bir dönemde geliyor: üst düzey kadro değişimlerinin yapıldığı beş yılda bir düzenlenen 21. parti kongresi ve Halk Kurtuluş Ordusu’nun (PLA) modernleşme hedeflerindeki ilk büyük kilometre taşı için belirlenen son tarih olan PLA’nın yüzüncü yılı.

Bu dönüm noktası niteliğindeki etkinliklerden önce iki üst düzey askerî liderin görevden alınması kaçınılmaz biçimde riskli bir hamle olarak görülüyor; ancak Çini gözlemcilere göre bu durum, Devlet Başkanı Xi Jinping’in “disiplin, odaklanma ve siyasi saflığı her şeyin üstünde tutma kararlılığını” ortaya koyuyor.

Xi, 2020’de yaptığı bir konuşmada, partinin saflığına zarar veren davranışların sürdüğünü söylemiş; çözülememiş “ideolojik, siyasi, örgütsel ve davranışsal saflıksızlıktan” bahsetmişti.

South China Morning Post’a konuşan bir kaynağa göre, Zhang Youxia ve Liu’nun görevden alınması cesur bir hamle olsa da, bunu basit bir güç mücadelesi olarak yorumlamak doğru değil.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan kaynak, “Ortada anlamlı bir siyasi rakip olduğuna dair bir kanıt yok. Her iki isim de Xi ile yakından ilişkilidir ve kariyerleri ona bağlıdır. Bu, Xi’nin standartlarını karşılayamadıkları için yaşandı,” dedi.

1970’ler ve 80’lerdeki Çin-Vietnam çatışmalarının kilit gazileri olan Zhang ve Liu, geçen hafta Xi’nin başkanlık ettiği üst düzey bir parti seminerinde dikkat çekici biçimde yer almadı; bu gelişme, siyasi geleceklerine ilişkin yaygın spekülasyonları tetikledi.

Kamuoyuna açık en son ortada görünmeleri 22 Aralık’ta olmuş, Xi, general rütbesine yükseltilen iki askerî subaya terfi sertifikalarını vermişti.

Pazar günü, resmî PLA Daily gazetesi, Zhang ve Liu hakkında soruşturma açılması kararının, parti liderliğinin yolsuzlukla mücadelede “hiçbir yerin sınır dışı olmadığı, hiçbir alanın boş bırakılmadığı ve hiçbir hoşgörüye izin verilmediği” yönündeki açık tutumunu bir kez daha gösterdiğini yazdı.

Cumartesi günü Ulusal Savunma Bakanlığı tarafından yayımlanan ve soruşturmayı duyuran bildiride, Zhang ve Liu’nun “ciddi disiplin ve hukuk ihlalleri” şüphesi taşıdığı belirtildi; bu ifade, rüşvet dahil olmak üzere yolsuzluk için sıkça kullanılan bir kalıptır.

PLA Daily’deki bir başyazı, suçlarının yalnızca rüşvetle sınırlı kalmayabileceğini öne sürdü.

Gazeteye göre iki isim, Xi’ye CMC başkanı olarak tüm askerî konularda mutlak ve nihai söz hakkı veren “CMC başkanı sorumluluk sistemi”ni “çiğnemiş ve zedelemişti”.

Makalede, bu kişilerin davranışlarının “ordunun parti tarafından mutlak biçimde yönetilmesini etkileyen siyasi ve yolsuzluk sorunlarını ciddi biçimde körüklediği, partinin iktidar temelini tehlikeye attığı ve CMC liderlik ekibinin imajını ve prestijini ciddi ölçüde etkilediği” iddia edildi.

Ayrıca, orduda siyasi sadakati güçlendirmeye yönelik çabalara ciddi zarar verdikleri, ordunun siyasi ortamını aşındırdıkları ve genel muharebe hazırlığını baltaladıkları; bunun da parti, ülke ve silahlı kuvvetler üzerinde ağır sonuçlar doğurduğu ileri sürüldü.

Öz devrim vurgusu

Analistlere göre Zhang ve Liu’nun akıbeti, Xi’nin partinin iç temizlik ve yenilenme çabasını tanımlamak için öne çıkardığı “öz-devrim” (self-revolution) kapsamında yürütülen kampanyada hiçbir yetkilinin dokunulmaz olmadığını gösteren sert bir uyarı niteliğinde.

Yolsuzlukla mücadele ve sağlıklı yönetimi güvenceye almak amacıyla kullanılan öz-devrim, Xi’nin, 80 yıl önce Çin’in devrim üssü Yanan’daki bir mağara konutunda gündeme gelen bir soruya verdiği yanıttır: Ülke, uzun vadeli yönetimi sürdürebilmek için yükseliş ve çöküşten oluşan tarihsel döngüden nasıl kaçabilir? Bu soru, başlangıçta 1945’te Mao Zedong’a yöneltilmiş; Mao’nun yanıtı ise “otoriteyi halkın gözetimi altına koymak” olmuştu.

Xi, 2021’de bu soruyu yeniden ele alarak yanıtın “öz-devrim” olduğunu söyledi. Geçen ay yaptığı yılbaşı gecesi konuşmasında ise, partiyi Yanan’daki bu soruya doğru yanıt vermeyi sürdürmeye ve halkın beklentilerine uygun bir cevap hazırlamaya çağırdı.

Sadakatsizlik

Singapur Ulusal Üniversitesi Lee Kuan Yew Kamu Politikası Okulu’nda doçent olan Alfred Wu, PLA Daily’de kullanılan dilin, Zhang ve Liu’nun suçlarının yolsuzluğun ötesine geçerek parti liderliğine sadakatsizlik boyutuna ulaşmış olabileceğine işaret ettiğini söyledi.

South China Morning Post’a konuşan Wu, “Bu kadar kararlı ve hızlı bir açıklama [Zhang ve Liu hakkında] Xi’den gelen güçlü bir sinyaldir: sadakat hayati önemdedir. Aile geçmişi, iş deneyimi veya Xi ile bağlantısı ne olursa olsun, eğer parti merkezine sadık değilseniz bunlar cezanın azaltılmasına gerçekte yardımcı olmayacaktır,” dedi.

Zhang’ın düşüşü özellikle dikkat çekici; çünkü o yalnızca Çin’in en üst askerî yetkilisi değil, aynı zamanda Pekin’de Xi ile derin aile bağları olan ve onun tarafından kişisel olarak güvenilen az sayıdaki isimden biridir.

Her ikisinin babaları da Shaanxi eyaletindendi ve Çin iç savaşında birlikte görev yapmışlardı. General Zhang Zongxun ve Xi’nin babası Xi Zhongxun, 1947’de PLA’nın Kuzeybatı Saha Ordusu’nda birlikte yakın çalışmıştı.

Nükleer sırları sızdırdı iddiası

Wall Street Journal gazetesinin ise, “suçlamalarla ilgili, üst rütbeli komutanlara yönelik bilgilendirme toplantısına katılan kişilere” dayandırdığı haberde, Zhang’ın, Çin’in nükleer programıyla ilgili teknik bilgileri ABD’ye aktardığı ve bu suretle ulusal güvenlik açığına yol açtığı iddia edildi.

Söz konusu iddiaya ilişkin bulguların, Çin’in askeri ve sivil nükleer programlarının yürütülmesinden sorumlu Çin Ulusal Nükleer Şirketinin (CNNC) eski Genel Müdürü Gu Jun hakkında başlatılan soruşturmadan elde edildiği öne sürüldü.

Çin Komünist Partisi Merkezi Disiplin İnceleme Komisyonu ve Çin Ulusal Denetleme Komisyonu, 19 Ocak’ta sivil bir yönetici olan Gu hakkında soruşturma başlatıldığını bildirmişti.

Zhang Youxia

Zhang Youxia, tam general rütbesine 2011’de yükselmeden önce çok sayıda üst düzey komuta görevinde bulundu. Ertesi yıl, PLA’nın askerî teçhizat alımı ve geliştirilmesinden sorumlu güçlü bir organı olan Genel Silahlanma Dairesi’nin başına getirildi; bu birim, 2016’da CMC’nin Teçhizat Geliştirme Dairesi’ne dönüştürüldü.

Zhang, Xi’nin ilk kez liderliği devraldığı 2012 parti kongresinde CMC üyesi oldu. Ardından 2017 parti kongresinde CMC’nin ikinci sıradaki başkan yardımcılığına terfi etti ve son olarak 2022’deki kongrede bir basamak daha yükselerek 72 yaşında birinci başkan yardımcısı oldu — bu yaş, resmî emeklilik yaşı olan 68’in oldukça üzerindeydi.

Xi’nin ilk döneminde genel silahlanmadan sorumlu başkan olarak Zhang, Çin’in Ay keşif programı ile insanlı uzay projelerini de yürüttü. Ayrıca, 2015’te başlatılan daha geniş askerî reformların temel unsurlarından biri olan askerî ve sivil projeleri bütünleştirme yönündeki Xi hamlesinin güçlü bir savunucusu oldu.

Yolsuzlukla mücadele kampanyası

Analistler, bu düşüşe şaşırmadıklarını; çünkü bir süredir söylentilerin dolaştığını, ancak daha ziyade bunun ne kadar hızlı biçimde resmen doğrulanmasına şaşırdıklarını söyledi.

Normalde, üst düzey yetkililerin düşürülmesi uzun bir hazırlık süreci içerir. Örneğin, eski CMC başkan yardımcısı He Weidong ile CMC’nin siyasi çalışma direktörü Miao Hua’nın düşüşü, kamuoyunda görünmemeleri ve söylentilerden resmî açıklamaya kadar yaklaşık yedi ay sürdü.

Buna karşılık Zhang ve Liu’nun vakaları, çok az görünür ipucu ile spekülasyondan gözaltına hızlı biçimde ilerledi.

Xi’nin 2012’de başlattığı kapsamlı yolsuzlukla mücadele kampanyası 2023’ten bu yana daha da yoğunlaştı. Bu kampanya, PLA Roket Kuvvetleri komutanları, yarı askerî Halk Silahlı Polisi liderleri ve harekât sahası komutanları dahil olmak üzere çok sayıda üst düzey PLA subayını devirdi.

Singapur’daki S. Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulu’nda yardımcı doçent olan James Char, Zhang hakkında soruşturma açarak Xi’nin nihayet bazı PLA gözlemcilerinin eleştirilerine yanıt verdiğini söyledi: “ordudaki yolsuzlukla mücadele kampanyasının seçici yürütüldüğü” ve Xi’ye yakın olanların “görünüşte cezasız kaldığı” yönündeki eleştiriler.

Wu’ya göre daha fazla tutuklama olası; Pekin, saflarda endişelerin dalga dalga yayılması üzerine PLA moralini istikrara kavuşturmaya odaklanmış durumda.

Char ise şunları söyledi: “Zhang ve Miao’nun takipçileri arasında yer alan ve hâlâ PLA içinde bulunan kişiler, muhtemelen daha temkinli hareket edecek ve başkomutanlarına ve onun askerî gündemine desteklerini sözlü olarak dile getirmede daha proaktif olacaktır.”

Asya

Tayvan Ulusal Güvenlik Şefi: Çin tehdidine karşı ABD vazgeçilmezdir

Yayınlanma

Tayvan Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) Genel Sekreteri Joseph Wu, Nikkei Asia’ya verdiği röportajda Çin’i tüm bölge için “tehdit” olarak nitelendirdi.

Wu, Japonya ve Okinawa adalarından başlayarak Tayvan üzerinden Filipinler’e uzanan takımadalar zincirini kastederek, “Tehdit, Birinci Ada Zinciri’nin tamamını kapsıyor,” ifadelerini kullandı.

Wu, “İstihbarat, gözetleme ve keşif haritalarında gördüğümüz kadarıyla Çin donanması ile sahil güvenliğinin Doğu Çin Denizi’nde, Tayvan Boğazı genelinde, Batı Pasifik’te ve Güney Çin Denizi’nde konuşlandırılmasında muazzam bir artış var,” dedi.

Tayvan, yalnızca Pekin değil, Birleşmiş Milletler ve bağlı ülkeler tarafından da Çin’in bir parçası olarak kabul ediliyor. ABD dahil pek çok ülke Tayvan’ın Çin’e bağlı olduğunu vurgulayan ‘tek Çin’ politikasını kabul ediyor. Ancak buna rağmen Washington Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanmaya ve adayı silahlandırarak ayrılıkçı hareketleri desteklemeye devam ediyor.

Bu manevralar, Çin ile Tayvan lideri Lai Ching-te yönetimi arasında halihazırda yüksek olan gerilimi daha da artırdı. Pekin, Lai’nin ABD desteğine dayanarak Tayvan’ın bağımsızlığı konusundaki ısrarına tepki gösteriyor.

Taipei’deki Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nin röportaj veren Joseph Wu, “Çinliler bizi ‘Tayvan’ın bağımsızlığını’ savunmakla ve kışkırtıcı davranışlarda bulunmakla suçluyor, istikrarsızlığın kaynağının biz olduğumuzu öne sürüyor. Ancak gerçek şu ki Çin, Tayvan’ı tehdit ediyor ve tehditlerinin seviyesini sürekli yükseltiyor,” dedi.

Japonya, Filipinler, Tayvan ittifakı

Wu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çin bu bölgedeki komşularını sindirmeye çalışırken mağdurları, yani Japonya, Tayvan ve Filipinler’i suçluyor. Biz yalnızca sahip olduğumuz özgürlüğü ve egemenliği korumaya çalışırken, Tayvan’ı kışkırtıcı davranmakla itham ediyorlar.”

Japonya, Başbakan Sanae Takaichi’nin geçen yıl olası bir Tayvan krizinde askeri olarak duruma müdahale ederek Tayvan’ın yanında yer alacaklarını açıklaması sonrası Çin’le ilişkileri gerildi. Filipinler ise bölgede 9 ABD üssüne ev sahipliği yaparken Güney Çin Denizi’nde sık sık Çin’le karşı karşıya geliyor.

Japonya ve Filipinler ABD’nin bölgedeki yakın müttefikleri konumunda ve ABD savunma stratejisi doğrultusunda Washington’ın Çin’i çevreleme ve baskılama planlarına müdahil durumdalar.

Bu gerilimler Tokyo ile Manila’yı birbirine yakınlaştırırken, Japonya’yı İkinci Dünya Savaşından beri sürdürdüğü savunma doktrinini değiştirerek saldırı hazırlıklarına yöneltti. Wu, bu gelişmeleri memnuniyetle karşıladı.

Wu, “Japonya ile Filipinler arasındaki ilişkilerin ısınması, Çin’in yayılmacılığına verilen doğal bir tepkidir,” dedi.

Wu’ya göre komşularının Çin’in askeri tehdidini geçmişe kıyasla çok daha ciddi biçimde ele aldığını görmek Tayvan açısından “cesaret verici”.

Tayvan’ın küresel önemi, gelişmiş çip üretiminin çok ötesine uzanıyor. Dünyanın en yoğun ticari deniz yollarından biri olan Tayvan Boğazı’nda gerçekleşecek askeri bir çatışma dünya ekonomisi, uluslararası ticaret ve yüksek teknoloji tedarik zinciri üzerinde doğrudan etkili olacaktır. Tayvan, yarı iletkenler ve yapay zekâyla bağlantılı ürünlerde büyük bir ihracat kapasitesine sahip.

Wu, İngiltere’nin yeni dış istihbarat servisi MI6 Başkanı Blaise Metreweli’nin geçen yılın sonlarında dile getirdiği, İngiltere’nin “artık barış ile savaş arasındaki bir alanda faaliyet gösterdiği” ve “cephenin her yerde olduğu” yönündeki görüşünü yineledi.

Taipei’deki politika yapıcılar, Çin’in hibrit manevralarını Tayvan’ın güvenliğini ve hazırlık düzeyini zayıflatmaya yönelik girişimler olarak değerlendiriyor.

Wu, bu girişimlere karşı koymak için uluslararası işbirliğinin “son derece gerekli” olduğunu söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın mayıs ayında Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Tayvan meselesini görüşmesinin ardından Washington’ın Tayvan’a bağlılığına ilişkin soru işaretleri artsa da Wu, ABD’nin Taipei’nin en önemli güvenlik ortağı olmaya devam ettiğini kesin bir dille ifade etti.

Wu, Çin’in Asya’daki hızla artan askeri gücü karşısında ABD’nin “vazgeçilmez” olduğunu söyledi.

Sert siyasi söylemlerin ötesinde veriler, Trump yönetiminin Tayvan’la son yılların en güçlü ticaret, yatırım ve silah anlaşmalarını yürüttüğünü gösteriyor.

Muhalefetten tepki: Adayı hedef haline getiriyorsunuz

Öte yandan ana muhalefetteki Kuomintang (KMT), adanın silahlandırılmasına karşı çıkıyor ve bu durumun Tayvan’ı hedef haline getirdiğini söylüyor. Bu yüzden ana muhalefetin çoğunluğundaki meclisten savunma harcamalarının ABD’nin talebi doğrultusunda artırılmasını öngören 2026 bütçesi geçmedi.

Muhalefet ayrıca özel savunma bütçesinden yerli insansız hava araçlarına ayrılan harcamaları çıkardı ve şu anda bu araçları finanse etmeyi amaçlayan ayrı bir bütçe paketini de engelliyor.

Wu, 2026 bütçesindeki gecikmenin “hükümetin tamamını son derece zor bir duruma soktuğunu” savundu.

Wu aynı şekilde, ABD ile yakın istişare içinde hazırlanan ve silah alımlarının yanı sıra yerli insansız hava aracı sistemlerini de kapsaması planlanan özel savunma bütçesindeki kesintilerden yakındı.

Wu, “Ukrayna ya da İran’daki savaşa bakan herkes, günümüz savaşlarının insansız hava araçları olmadan yürütülemeyeceği sonucuna hızla varabilir,” dedi.

Wu, “İnsansız hava araçlarını üretme ve kullanma kapasitesi, Tayvan’ın Çin saldırganlığına karşı caydırıcılığını güçlendiriyor,” diye savundu.

Wu, donanımın yanı sıra Tayvan’ın sistemleri kullanacak personelin eğitilmesi ve keşif ile saldırı araçlarından hizmet amaçlı dronlara kadar farklı türdeki insansız hava araçlarının birbirleriyle entegre edilmesi gibi “çok uzun bir reform listesine” ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Bu arada Taipei’nin çevre sulardaki Çin gemilerinin oluşturduğu tehditle daha iyi mücadele edebilmek için adımlar attığını söyledi.

Wu, “Tayvan, Çin’in denizlerdeki yayılmacılığına karşı koymak için hükümet kurumlarını kapsayan bir mekanizma oluşturdu,” açıklamasında bulundu.

Wu, deneyimlerin daha fazla ülkeyle paylaşılmasının ve karşılaştırılmasının amaçlandığını, böylece “daha birleşik eylemler geliştirilebileceğini” söyledi.

Okumaya Devam Et

Asya

Politbüro toplantısı, Çin ekonomisine ilişkin temkinli güven mesajı verdi

Yayınlanma

Yıl ortasında düzenlenen Çin Komünist Partisi (ÇKP) Politbüro toplantısı, uzun süredir Pekin açısından kritik bir değerlendirme noktası işlevi görüyor. Toplantı, merkezi hükümete yılın ilk yarısındaki gelişmeleri yeniden gözden geçirme ve ülkeyi önündeki aylarda daha gerçekçi bir ekonomik rotaya yönlendirme fırsatı sunuyor.

Üst düzey liderliğin son açıklaması, temkinli bir güvene işaret ediyor. Açıklamadan, politika yapıcıların önceki yıllara damga vuran geniş kapsamlı teşvik önlemleri yerine istikrarlı ve hedef odaklı bir yaklaşımı tercih ettiği anlaşılıyor. Çin, dönüşüm sürecindeki ekonomisini yönetirken Covid-19 sonrasındaki agresif harcama döneminin geride kaldığı açıkça görülüyor. Bunun yerini, kısa vadeli sermaye enjeksiyonları yerine dayanıklılık ve istikrara öncelik veren stratejik ve yapısal bir yaklaşım alıyor.

Politbüro toplantısı sonuçlarına göre, politika yönelimi belirli sektörleri hedef almaya devam edecek. Mali destek, emlak sektörü yerine yapay zekâ ve yarı iletkenler gibi yüksek teknolojiye dayalı yeni sektörlere yönlendirilecek. Emlak sektöründe ise amaç, piyasa güvenini istikrara kavuşturmak ve borç risklerini kontrol altında tutmak olacak.

Altyapı yatırımları da “yeni altyapı” anlayışı doğrultusunda yeniden şekillendiriliyor. Artık mesele yalnızca beton ve fiziki yapılardan ibaret değil; elektrik şebekeleri, bilişim altyapıları ve veri ağları ön plana çıkıyor.

Bu yaklaşım, ekonominin daha durağan sektörlerine yalnızca sermaye pompalamak yerine gelecekteki rekabet gücüne yatırım yapılması anlamına geliyor. Büyümenin yeni itici gücü olan dijital altyapı, kısa vadede iç talebi desteklerken uzun vadede teknolojik rekabet gücünü güvence altına almak gibi ikili bir amaca hizmet ediyor.

Son olarak Pekin, uluslararası ticarette daha uzlaşmacı bir tutumun sinyalini veriyor. Çin yönetimi, Avrupa Birliği gibi ticaret ortaklarının dile getirdiği ve “Çin şoku 2.0” olarak adlandırılan kaygıları azaltmak amacıyla daha dengeli bir ticaret yapısı oluşturmayı hedefliyor.

Gelecek yıl yapılacak kritik liderlik değişikliklerine hazırlanan yönetimin öncelikli odağı, hem ekonomik hem de toplumsal alanlarda istikrar olacak.

Çin, gerçekçi büyüme hedefleriyle sistemsel yeniden yapılandırma arasında denge kurmayı sürdürmeye çalışıyor ve muhtemel dış şoklarla başa çıkmak için politika alanını elinde tutuyor. Pekin’in ekonomi stratejisi, hem iç hem de uluslararası zorluklara ilişkin pragmatik bir değerlendirmeyi yansıtıyor.

Zayıf taleple mücadele eden iç ekonomi, henüz büyümenin yükünü devralabilecek durumda değil. Büyüme büyük ölçüde rekor seviyedeki ticaret fazlası ile yüksek teknoloji ve temiz enerji sektörlerinin etkileyici ihracat performansıyla desteklenmeye devam ediyor. Ancak bu durum bazı ticaret ortaklarının tepkisini çekiyor.

Pekin, iç ekonomik faaliyetleri canlandırmak ve ticari gerilimleri hafifletmek amacıyla tüketime yönelik ilk bağımsız beş yıllık planını açıkladı. Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu ile Ticaret Bakanlığı tarafından temmuz ayında açıklanan plan, perakende satışların 2030 yılına kadar 60 trilyon yuana, yani yaklaşık 8,9 trilyon dolara çıkarılmasını hedefliyor. Bu, 2025 seviyesine kıyasla yaklaşık yüzde 20’lik bir artış anlamına geliyor.

Düzenleyici kurumlar, küçük işletmelerin kâr marjlarını iyileştirmek amacıyla platform tekellerini sınırlandırarak ve yıkıcı fiyat savaşlarını önleyerek “içe doğru aşırı rekabet” olarak tanımlanan “involution” sorunuyla mücadele ediyor. Bu yapısal düzenlemelerin sonuç vermesi daha uzun sürebilecek olsa da doğrudan nakit yardımlarına kıyasla daha sürdürülebilir ve etkili bir alternatif sunduğu düşünülüyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya ve ABD, yen alımı için ortak müdahaleyi doğruladı; yeni adımların sinyalini verdi

Yayınlanma

Japonya Maliye Bakanlığı pazartesi günü yaptığı açıklamada, Japonya ile ABD’nin koordineli biçimde yen alım müdahalesinde bulunduğunu ve yeni adımlar atmaktan çekinmeyeceğini bildirdi. Böylece, yenin 40 yılın en düşük seviyelerine gerilemesini durdurmayı amaçlayan nadir bir ikili müdahale resmen doğrulanmış oldu.

Analistlere göre bu hamle, yen ve Japon devlet tahvillerindeki satış dalgasının küresel piyasalara yayılmasını, özellikle de halihazırda yükselen ABD Hazine tahvili getirileri üzerindeki yukarı yönlü baskıyı artırmasını önlemek üzere yapıldı.

Bu ortak müdahale, 2011 yılında Japonya’nın doğusunda meydana gelen yıkıcı depremin ardından yeni zayıflatmak amacıyla gerçekleştirilen koordineli müdahaleden bu yana ilk kez yapıldı.

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü yaptığı açıklamada, ABD’nin dostluğun bir göstergesi olarak ve dünya ekonomisine yardımcı olmak amacıyla Japonya’nın yeni desteklemesine yardım ettiğini söyledi.

Analistlere göre müdahale, ABD’nin Asya’daki stratejik müttefiki Japonya’ya destek sağlamasının yanı sıra, yenin olağanüstü ölçüde zayıflamasına ilişkin Washington’ın kaygılarını da giderebilir. Zira yenin değer kaybı, Trump’ın gümrük tarifelerinin sağladığı etkiyi azaltıyor.

Japonya Maliye Bakanlığı açıklamasında, cuma günü ABD Hazine Bakanlığı ile birlikte gerçekleştirilen yen alım müdahalesinin, “son aylarda Japon yeninde görülen aşırı oynaklığa ve düzensiz hareketlere karşı” yapıldığı belirtildi.

Japonya Maliye Bakanı Satsuki Katayama pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yeni koordineli müdahalelerde bulunmaktan çekinmeyeceğiz,” dedi.

Açıklamanın ardından yen yüzde 1’den fazla değer kazanarak dolar karşısında 155,20 seviyesine yükseldi. Bu, mayıs ayı başından bu yana görülen en güçlü seviye olurken, geçen ay kaydedilen dolar başına yaklaşık 164 yenlik 40 yılın en düşük seviyesinden de belirgin biçimde uzaklaşıldı. Yatırımcılar yeni bir müdahale ihtimaline karşı teyakkuzda kalmayı sürdürdü.

Katayama, yetkililerin pazartesi günü de piyasaya müdahale edip etmediğine ilişkin soruları yanıtlamadı.

Gözler Japonya Merkez Bankası’nda

Japonya’nın döviz politikasından sorumlu en üst düzey yetkilisi Atsushi Mimura pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Ortak müdahale, Japonya’nın ABD ile ittifakının bir sonucudur,” dedi.

Mimura, “Döviz politikasını Japonya Merkez Bankası’nın para politikasıyla uyumlu hale getirmeyi sürdüreceğiz,” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, hükümetin yenin değer kaybını durdurmak için merkez bankasıyla yakın işbirliği içinde hareket edeceğine işaret etti.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de cuma günü gerçekleştirilen müdahaleyi doğruladı ve Washington’ın “gelecekteki ortak müdahalelere katılmaktan çekinmeyeceğini” söyledi.

Bessent, X platformunda yayımladığı ayrı bir açıklamada, “Yenin ciddi ölçüde düşük değerlenmesini düzeltmek amacıyla Japonya’nın attığı kararlı piyasa ve para politikası adımlarını güçlü biçimde destekliyoruz,” dedi. Bessent ayrıca Japonya Merkez Bankası’na faizleri daha da artırma çağrısını yineledi.

Bu açıklamalar, geçen hafta faizleri değiştirmeyen ancak eylül ayındaki bir sonraki politika toplantısında faiz artırımı yapılabileceği sinyalini veren Japonya Merkez Bankası’nı yeniden gündemin merkezine taşıdı.

Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Securities’in baş tahvil stratejisti Naomi Muguruma, “Mimura ve Bessent’in açıklamaları, Japonya Merkez Bankası içindeki şahinlerin kulağına müzik gibi gelmiş olmalı,” dedi.

Muguruma, “Eylül ayında faiz artırımının artık kesinleştiğini düşünüyorum. Japonya Merkez Bankası’nın ekim ayına kadar bekleyerek yeni bir yen satış dalgasına yol açması mantıklı olmaz,” değerlendirmesinde bulundu.

Kısa vadeli para politikası adımlarına en duyarlı gösterge olan iki yıllık Japon devlet tahvili getirisi, piyasaların erken faiz artırımı ihtimalini fiyatlamasıyla pazartesi günü kısa süreliğine yüzde 1,545’e çıktı. Bu, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye oldu.

Fed’in likidite imkânı devrede

Japonya, ithalat fiyatlarını yükselten, genel enflasyonu körükleyen, hanehalkı bütçelerini zorlayan ve Başbakan Sanae Takaichi’nin kamuoyu desteğini olumsuz etkileyen yenin kesintisiz değer kaybını durdurmakta zorlanıyor.

Tokyo’nun nisan sonu ile mayıs başı arasında tek taraflı olarak gerçekleştirdiği müdahale, yende yalnızca kısa süreli bir toparlanma sağlamıştı. Japonya Merkez Bankası’nın haziran ayında politika faizini 31 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 1’e çıkarması da zor durumdaki para birimine kalıcı bir destek veremedi.

Japonya Merkez Bankası verilerine göre Japonya, cuma günü ABD ile birlikte yapıldığı doğrulanan müdahaleden önce, perşembe günü New York piyasalarında yen satın almak amacıyla 58,97 milyar dolara kadar döviz satmış olabilir.

Japonya ile ABD arasındaki koordinasyonun daha da güçlendiğine işaret eden bir başka gelişmede Bessent, geçici dolar likiditesi sağlayan ABD Merkez Bankası’nın repo imkânının büyüklüğünün önümüzdeki aylarda artırılmasının değerlendirileceğini söyledi ve bu aracı “önemli bir güvence mekanizması” olarak nitelendirdi.

Bu açıklama, Japonya Maliye Bakanlığı’nın cumartesi günü X platformunda nadir görülen bir paylaşım yaparak, piyasalardaki likidite ihtiyaçlarını karşılamak için Fed’in geçici dolar likiditesi sağlayan repo imkânına erişim de dahil olmak üzere “geniş bir araç yelpazesine” sahip olduğunu belirtmesinin ardından geldi.

Covid-19 salgını sırasında piyasaları istikrara kavuşturmak amacıyla 2020 yılında devreye alınan Fed imkânı, Japonya’nın ABD Hazine tahvillerini doğrudan satmadan dolar likiditesi sağlamasına olanak tanıyor. Bu da Tokyo’nun döviz müdahaleleri için ihtiyaç duyduğu finansman üzerindeki baskıyı hafifletebilir.

Bununla birlikte bazı analistler, son müdahale dalgasının yenin değer kaybına yol açan yapısal unsurları tersine çevirip çeviremeyeceğinden kuşku duyuyor. Bu unsurlar arasında Orta Doğu’daki çatışmalar nedeniyle artan yakıt maliyetleri ve Japonya ile ABD arasındaki faiz farkının hâlâ geniş olması yer alıyor.

NLI Research Institute kıdemli ekonomisti Tsuyoshi Ueno, “Ortak müdahalenin açıklanmasının yarattığı etki, Japonya’nın tek taraflı müdahalesinden çok daha büyük,” dedi.

Ueno, “Ancak yenin zayıflamasına yol açan temel dinamikler değişmedi. Bu nedenle müdahalenin ardından yende tek yönlü ve sürekli bir değerlenme görmemiz muhtemel değil,” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English