Bizi Takip Edin

Asya

Çin ordusunun en kıdemli generalinin görevden alınması ne anlama geliyor?

Yayınlanma

Çin Komünist Parti (ÇKP) kongresi ve Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun (PLA) yüzüncü yılı öncesinde iki üst düzey generalin ani şekilde görevden alınması büyük sansasyon yarattı.

Pekin, cumartesi günü, Merkez Askerî Komisyonu’nun (CMC) birinci sıradaki başkan yardımcısı ve Çin’in üniformalı en üst düzey subayı olan Zhang Youxia’nın ciddi disiplin ihlalleri nedeniyle soruşturma altında olduğunu; ayrıca CMC Müşterek Kurmay Dairesi Başkanı Liu Zhenli’nin de aynı gerekçeyle soruşturulduğunu duyurdu.

Bu iki ismin gidişi, Çin’in en üst askerî komuta kademesinde yalnızca iki üyenin kalmasına yol açtı: başkan Xi Jinping ve silahlı kuvvetler içerisinde disiplin işlerinden sorumlu olan ikinci sıradaki başkan yardımcısı Zhang Shengmin.

Soruşturma, Pekin’in gelecek yıl yapılacak iki önemli olay öncesinde hem fırsatları hem de riskleri tarttığı bir dönemde geliyor: üst düzey kadro değişimlerinin yapıldığı beş yılda bir düzenlenen 21. parti kongresi ve Halk Kurtuluş Ordusu’nun (PLA) modernleşme hedeflerindeki ilk büyük kilometre taşı için belirlenen son tarih olan PLA’nın yüzüncü yılı.

Bu dönüm noktası niteliğindeki etkinliklerden önce iki üst düzey askerî liderin görevden alınması kaçınılmaz biçimde riskli bir hamle olarak görülüyor; ancak Çini gözlemcilere göre bu durum, Devlet Başkanı Xi Jinping’in “disiplin, odaklanma ve siyasi saflığı her şeyin üstünde tutma kararlılığını” ortaya koyuyor.

Xi, 2020’de yaptığı bir konuşmada, partinin saflığına zarar veren davranışların sürdüğünü söylemiş; çözülememiş “ideolojik, siyasi, örgütsel ve davranışsal saflıksızlıktan” bahsetmişti.

South China Morning Post’a konuşan bir kaynağa göre, Zhang Youxia ve Liu’nun görevden alınması cesur bir hamle olsa da, bunu basit bir güç mücadelesi olarak yorumlamak doğru değil.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan kaynak, “Ortada anlamlı bir siyasi rakip olduğuna dair bir kanıt yok. Her iki isim de Xi ile yakından ilişkilidir ve kariyerleri ona bağlıdır. Bu, Xi’nin standartlarını karşılayamadıkları için yaşandı,” dedi.

1970’ler ve 80’lerdeki Çin-Vietnam çatışmalarının kilit gazileri olan Zhang ve Liu, geçen hafta Xi’nin başkanlık ettiği üst düzey bir parti seminerinde dikkat çekici biçimde yer almadı; bu gelişme, siyasi geleceklerine ilişkin yaygın spekülasyonları tetikledi.

Kamuoyuna açık en son ortada görünmeleri 22 Aralık’ta olmuş, Xi, general rütbesine yükseltilen iki askerî subaya terfi sertifikalarını vermişti.

Pazar günü, resmî PLA Daily gazetesi, Zhang ve Liu hakkında soruşturma açılması kararının, parti liderliğinin yolsuzlukla mücadelede “hiçbir yerin sınır dışı olmadığı, hiçbir alanın boş bırakılmadığı ve hiçbir hoşgörüye izin verilmediği” yönündeki açık tutumunu bir kez daha gösterdiğini yazdı.

Cumartesi günü Ulusal Savunma Bakanlığı tarafından yayımlanan ve soruşturmayı duyuran bildiride, Zhang ve Liu’nun “ciddi disiplin ve hukuk ihlalleri” şüphesi taşıdığı belirtildi; bu ifade, rüşvet dahil olmak üzere yolsuzluk için sıkça kullanılan bir kalıptır.

PLA Daily’deki bir başyazı, suçlarının yalnızca rüşvetle sınırlı kalmayabileceğini öne sürdü.

Gazeteye göre iki isim, Xi’ye CMC başkanı olarak tüm askerî konularda mutlak ve nihai söz hakkı veren “CMC başkanı sorumluluk sistemi”ni “çiğnemiş ve zedelemişti”.

Makalede, bu kişilerin davranışlarının “ordunun parti tarafından mutlak biçimde yönetilmesini etkileyen siyasi ve yolsuzluk sorunlarını ciddi biçimde körüklediği, partinin iktidar temelini tehlikeye attığı ve CMC liderlik ekibinin imajını ve prestijini ciddi ölçüde etkilediği” iddia edildi.

Ayrıca, orduda siyasi sadakati güçlendirmeye yönelik çabalara ciddi zarar verdikleri, ordunun siyasi ortamını aşındırdıkları ve genel muharebe hazırlığını baltaladıkları; bunun da parti, ülke ve silahlı kuvvetler üzerinde ağır sonuçlar doğurduğu ileri sürüldü.

Öz devrim vurgusu

Analistlere göre Zhang ve Liu’nun akıbeti, Xi’nin partinin iç temizlik ve yenilenme çabasını tanımlamak için öne çıkardığı “öz-devrim” (self-revolution) kapsamında yürütülen kampanyada hiçbir yetkilinin dokunulmaz olmadığını gösteren sert bir uyarı niteliğinde.

Yolsuzlukla mücadele ve sağlıklı yönetimi güvenceye almak amacıyla kullanılan öz-devrim, Xi’nin, 80 yıl önce Çin’in devrim üssü Yanan’daki bir mağara konutunda gündeme gelen bir soruya verdiği yanıttır: Ülke, uzun vadeli yönetimi sürdürebilmek için yükseliş ve çöküşten oluşan tarihsel döngüden nasıl kaçabilir? Bu soru, başlangıçta 1945’te Mao Zedong’a yöneltilmiş; Mao’nun yanıtı ise “otoriteyi halkın gözetimi altına koymak” olmuştu.

Xi, 2021’de bu soruyu yeniden ele alarak yanıtın “öz-devrim” olduğunu söyledi. Geçen ay yaptığı yılbaşı gecesi konuşmasında ise, partiyi Yanan’daki bu soruya doğru yanıt vermeyi sürdürmeye ve halkın beklentilerine uygun bir cevap hazırlamaya çağırdı.

Sadakatsizlik

Singapur Ulusal Üniversitesi Lee Kuan Yew Kamu Politikası Okulu’nda doçent olan Alfred Wu, PLA Daily’de kullanılan dilin, Zhang ve Liu’nun suçlarının yolsuzluğun ötesine geçerek parti liderliğine sadakatsizlik boyutuna ulaşmış olabileceğine işaret ettiğini söyledi.

South China Morning Post’a konuşan Wu, “Bu kadar kararlı ve hızlı bir açıklama [Zhang ve Liu hakkında] Xi’den gelen güçlü bir sinyaldir: sadakat hayati önemdedir. Aile geçmişi, iş deneyimi veya Xi ile bağlantısı ne olursa olsun, eğer parti merkezine sadık değilseniz bunlar cezanın azaltılmasına gerçekte yardımcı olmayacaktır,” dedi.

Zhang’ın düşüşü özellikle dikkat çekici; çünkü o yalnızca Çin’in en üst askerî yetkilisi değil, aynı zamanda Pekin’de Xi ile derin aile bağları olan ve onun tarafından kişisel olarak güvenilen az sayıdaki isimden biridir.

Her ikisinin babaları da Shaanxi eyaletindendi ve Çin iç savaşında birlikte görev yapmışlardı. General Zhang Zongxun ve Xi’nin babası Xi Zhongxun, 1947’de PLA’nın Kuzeybatı Saha Ordusu’nda birlikte yakın çalışmıştı.

Nükleer sırları sızdırdı iddiası

Wall Street Journal gazetesinin ise, “suçlamalarla ilgili, üst rütbeli komutanlara yönelik bilgilendirme toplantısına katılan kişilere” dayandırdığı haberde, Zhang’ın, Çin’in nükleer programıyla ilgili teknik bilgileri ABD’ye aktardığı ve bu suretle ulusal güvenlik açığına yol açtığı iddia edildi.

Söz konusu iddiaya ilişkin bulguların, Çin’in askeri ve sivil nükleer programlarının yürütülmesinden sorumlu Çin Ulusal Nükleer Şirketinin (CNNC) eski Genel Müdürü Gu Jun hakkında başlatılan soruşturmadan elde edildiği öne sürüldü.

Çin Komünist Partisi Merkezi Disiplin İnceleme Komisyonu ve Çin Ulusal Denetleme Komisyonu, 19 Ocak’ta sivil bir yönetici olan Gu hakkında soruşturma başlatıldığını bildirmişti.

Zhang Youxia

Zhang Youxia, tam general rütbesine 2011’de yükselmeden önce çok sayıda üst düzey komuta görevinde bulundu. Ertesi yıl, PLA’nın askerî teçhizat alımı ve geliştirilmesinden sorumlu güçlü bir organı olan Genel Silahlanma Dairesi’nin başına getirildi; bu birim, 2016’da CMC’nin Teçhizat Geliştirme Dairesi’ne dönüştürüldü.

Zhang, Xi’nin ilk kez liderliği devraldığı 2012 parti kongresinde CMC üyesi oldu. Ardından 2017 parti kongresinde CMC’nin ikinci sıradaki başkan yardımcılığına terfi etti ve son olarak 2022’deki kongrede bir basamak daha yükselerek 72 yaşında birinci başkan yardımcısı oldu — bu yaş, resmî emeklilik yaşı olan 68’in oldukça üzerindeydi.

Xi’nin ilk döneminde genel silahlanmadan sorumlu başkan olarak Zhang, Çin’in Ay keşif programı ile insanlı uzay projelerini de yürüttü. Ayrıca, 2015’te başlatılan daha geniş askerî reformların temel unsurlarından biri olan askerî ve sivil projeleri bütünleştirme yönündeki Xi hamlesinin güçlü bir savunucusu oldu.

Yolsuzlukla mücadele kampanyası

Analistler, bu düşüşe şaşırmadıklarını; çünkü bir süredir söylentilerin dolaştığını, ancak daha ziyade bunun ne kadar hızlı biçimde resmen doğrulanmasına şaşırdıklarını söyledi.

Normalde, üst düzey yetkililerin düşürülmesi uzun bir hazırlık süreci içerir. Örneğin, eski CMC başkan yardımcısı He Weidong ile CMC’nin siyasi çalışma direktörü Miao Hua’nın düşüşü, kamuoyunda görünmemeleri ve söylentilerden resmî açıklamaya kadar yaklaşık yedi ay sürdü.

Buna karşılık Zhang ve Liu’nun vakaları, çok az görünür ipucu ile spekülasyondan gözaltına hızlı biçimde ilerledi.

Xi’nin 2012’de başlattığı kapsamlı yolsuzlukla mücadele kampanyası 2023’ten bu yana daha da yoğunlaştı. Bu kampanya, PLA Roket Kuvvetleri komutanları, yarı askerî Halk Silahlı Polisi liderleri ve harekât sahası komutanları dahil olmak üzere çok sayıda üst düzey PLA subayını devirdi.

Singapur’daki S. Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulu’nda yardımcı doçent olan James Char, Zhang hakkında soruşturma açarak Xi’nin nihayet bazı PLA gözlemcilerinin eleştirilerine yanıt verdiğini söyledi: “ordudaki yolsuzlukla mücadele kampanyasının seçici yürütüldüğü” ve Xi’ye yakın olanların “görünüşte cezasız kaldığı” yönündeki eleştiriler.

Wu’ya göre daha fazla tutuklama olası; Pekin, saflarda endişelerin dalga dalga yayılması üzerine PLA moralini istikrara kavuşturmaya odaklanmış durumda.

Char ise şunları söyledi: “Zhang ve Miao’nun takipçileri arasında yer alan ve hâlâ PLA içinde bulunan kişiler, muhtemelen daha temkinli hareket edecek ve başkomutanlarına ve onun askerî gündemine desteklerini sözlü olarak dile getirmede daha proaktif olacaktır.”

Asya

Japonya Merkez Bankası gelecek hafta politika faizini yüzde 1,25’e yükseltmeye hazırlanıyor

Yayınlanma

Enflasyon ve ABD baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası, faiz artışlarının hızını artırıyor.

Nikkei Asia’nın edindiği bilgilere göre Japonya Merkez Bankası (BOJ), artan ham petrol fiyatları ve yenin değer kaybetmesi nedeniyle yükselen enflasyon baskısını kontrol altına almak amacıyla 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısında temel faiz oranını mevcut yüzde 1 seviyesinden yüzde 1,25’e yükseltmeyi planlıyor.

Faizin en son haziran ayında artırıldığı dikkate alındığında, olası yeni artış Mart 2024’te başlayan mevcut faiz artırımı sürecindeki en kısa zaman aralığına işaret edecek.

ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Geçtiğimiz haftalarda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent Tokyo’ya baskı yaparak, “Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin” demişti.

Bessent, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu söylemişti.

BOJ Başkanı Kazuo Ueda ve diğer üst düzey yöneticiler faiz artışını kurulun gündemine getirecek ve dokuz üyeli Para Politikası Kurulu’nda çoğunluğun onayını almaya çalışacak.

Öngörülen yüzde 1,25’lik politika faizi, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye olacak. Merkez bankası şimdiye kadar faiz oranlarını yaklaşık altı ayda bir artırıyordu. Ancak BOJ’un bu tempoyu üç ayda bire, başka bir ifadeyle iki politika toplantısında bir faiz artışına hızlandırmaya hazırlandığı değerlendiriliyor.

BOJ yetkilileri, temel ekonomik faktörlerden kaynaklanan fiyat artışlarının bankanın yüzde 2’lik enflasyon hedefini aşması konusunda giderek daha dikkatli davranıyor.

Ueda, temmuz ayı sonunda gerçekleştirilen bir önceki toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında enflasyon baskısının artmasına katkıda bulunan üç faktöre dikkat çekmişti: Orta Doğu’daki gerilimin yükselmesi nedeniyle artan ham petrol fiyatları, yapay zekâyla (AI) bağlantılı talepteki yükseliş ve yenin değer kaybetmesi.

ABD ile İran arasındaki silahlı saldırıların yeniden başlaması nedeniyle petrol fiyatları tekrar yükselişe geçti. West Texas Intermediate (WTI) türü ham petrol vadeli işlemlerinin fiyatı perşembe günü varil başına 100 doların üzerine çıkarak son üç buçuk ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Petrol fiyatlarındaki artış, çok çeşitli ürünlerin fiyatlarını ve ulaşım maliyetlerini yukarı çekiyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

Yayınlanma

Güney Kore ve ABD arasındaki anlaşmanın imzalanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçerken Washington’da rahatsızlık büyüyor.

Güney Kore’nin ABD Başkanı Donald Trump’la ABD’ye 350 milyar dolar yatırım yapma konusunda anlaşmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ancak bugüne kadar henüz hiçbir yatırım için para taahhüdünde bulunulmadı. Bu durum Washington’da rahatsızlığı artırırken Seul’de de endişeye yol açıyor.

Güney Kore medyasında Teksas’ta doğalgazla çalışan bir elektrik santrali ve nükleer enerji santralleri de dahil olmak üzere çeşitli projelerin gündemde olduğuna ilişkin spekülasyonlar çıktı. Ancak Seul yönetimi bu iddiaları hızla yatıştırmaya çalıştı.

Seul bu hafta yaptığı açıklamada, “ABD yatırımları konusunda ne belirli yatırım alanları ve bunların açıklanacağı tarihler ne de ilk para transferinin miktarı ve zamanı kesinleşmiş durumda” dedi.

Konu hakkında bilgi sahibi bir ABD’li kaynak, Financial Times’a, Seul’ün “artık harekete geçmesi” gerektiğini, aksi halde Trump’ın sert tepki gösterme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi. Bir başka kaynak ise yatırım sürecindeki gecikmelere ilişkin duyulan rahatsızlığın, Trump’ın geçen ay ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü kampanyaya yeterince destek vermediği gerekçesiyle Güney Kore’yi özellikle hedef almasının nedenlerinden biri olduğunu öne sürdü.

Washington merkezli danışmanlık şirketi The Asia Group’un ortağı Jennifer Lee, “ABD hükümeti içinde ciddi bir rahatsızlık birikiyor. Özellikle de Kore’nin kaydettiği ilerleme, Japonya’nın peş peşe açıkladığı yatırım paketleriyle kıyaslandığında yavaş görünüyor” dedi.

Taahhüt, geçen yıl Trump’ın Güney Kore mallarına uygulamakla tehdit ettiği yüzde 25’lik tarifeleri yüzde 15’e düşürmesini öngören anlaşmanın bir parçasıydı. Seul ayrıca gemi inşasına 150 milyar dolar, stratejik sektörlere ise 200 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Yıllık yatırım tutarı 20 milyar dolarla sınırlandırıldı.

Japonya da benzer bir anlaşma kapsamında ABD’ye 550 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Ancak Japonya için yıllık bir üst sınır bulunmuyor ve Tokyo daha hızlı hareket etti. Japonya, Ohio’da 33 milyar dolarlık doğalgaz santrali ile Tennessee ve Alabama’da toplam 40 milyar dolara kadar çıkabilecek küçük modüler nükleer reaktör projeleri dahil çeşitli yatırımlar açıkladı.

Trump bu tür yatırım taahhütlerini son derece işlemsel bir çerçevede ele aldı. Daha önce Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık taahhüdünü “peşin” ödenecek para olarak tanımlamıştı. Trump’ın ticaret danışmanı Peter Navarro ise Japonya’yla yapılan anlaşmayı “esas itibarıyla açık çek” olarak nitelemişti.

Başkan Lee Jae Myung, geçen kasım ayında anlaşmayı Güney Kore kamuoyuna anlatırken yatırımların “yalnızca ticari olarak uygulanabilir projelere” yapılacağını söylemişti.

Kore Ulusal Diplomasi Akademisi Profesörü Min Jeong-hun da projelerin ekonomik açıdan mantıklı olmadığı durumda şirketlerin yatırım yapmayacağını söyledi.

“Yapmazlar. Kore’nin temkinli davranmaktan başka seçeneği yok” diyen Min, “Başkan Trump hızlı ilerleme görmek istiyor. Tarafların pozisyonları farklı” ifadelerini kullandı.

Koreli şirketler ayrıca geçen eylülde ABD göçmenlik yetkililerinin Georgia’daki Hyundai-LG Energy Solution batarya fabrikasına düzenlediği baskından da ciddi şekilde rahatsız olmuştu. Olayın hemen ardından Başkan Lee, bunun Koreli şirketleri ABD’de yatırım yapmak konusunda “son derece tereddütlü” hale getirebileceği uyarısında bulunmuştu.

The Asia Group’tan Lee de iki hükümet arasında neyin üzerinde anlaşmaya varıldığı konusunda “gerçek bir yorum farkı” bulunduğunu kabul etti. Washington’ın tek tek projelerde daha büyük çaplı yatırımlar ve projelerin seçiminde daha fazla söz hakkı istediğini belirtti.

Washington ayrıca Samsung Electronics ve SK Hynix’in ABD’de gelişmiş bellek çipi üretimine yatırım yapması yönünde baskı uyguluyor. Ancak sektörün stratejik önemi ve çip üreticilerinin Güney Kore’de halihazırda üstlendikleri büyük yatırım taahhütleri nedeniyle bu talepler Seul açısından son derece hassas.

Buna karşılık gemi inşa sektörü, Seul’ün elinde belli ölçüde pazarlık gücü bulunan alanlardan biri.

ABD, küresel ticari gemi tonajının yalnızca yüzde 0,2’sini üretirken Güney Kore, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci gemi üreticisi konumunda. Trump’ın ABD gemi inşa sektörünü canlandırma planları da Kore teknolojisinin ve uzmanlığının Amerikan tersanelerine taşınmasını öngörüyor.

King’s College London’dan Ramón Pacheco Pardo, “Benim izlenimim, Trump’ın müttefiklerle ilişkilerinde benimsediği işlemsel yaklaşımın bir zaferi olarak sunabileceği büyük ölçekli yatırımlar görmek istediği yönünde” dedi.

Bazı uzmanlar ise Seul’ün bekleyerek kendi işini daha da zorlaştırdığını savunuyor.

Korea Economic Institute of America’dan Troy Stangarone, “Kore’nin ilk yatırım projesini açıklaması kritik önem taşıyor” dedi.

Stangarone, “Kore geciktikçe yönetimde, Güney Kore’nin taahhüdünden sıyrılmaya çalıştığı yönünde bir algı oluşması riski artıyor” ifadelerini kullandı.

Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri de baskıyı artırabilir.

Ewha Womans Üniversitesi Profesörü Park Won Gon, “Trump açısından bakıldığında, ABD’de yatırımların gerçekleşmesi gerekiyor ki bunu seçim kampanyasında kullanabilsin” dedi.

Yatırım anlaşmazlığı, ABD-Güney Kore ilişkilerinin başka boyutlarıyla da iç içe geçmiş durumda.

Trump 16 Ağustos’ta, Kuzey Kore’yi caydırmayı amaçlayan yıllık Ulchi Freedom Shield askeri tatbikatının kapsamının daraltılması talimatını verdi. Ertesi gün ABD Başkanı, “Sizi Kim Jong Un’dan korumak için orada 39 bin askerimiz var… ve siz İran’daki çok kolay bir askeri operasyonda bize yardım etmeyeceksiniz. Bu garip” dedi.

Bununla birlikte ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği beş günlük ayrı bir askeri tatbikat bu hafta planlandığı şekilde başladı. Tatbikatın kapsamı veya süresinde herhangi bir değişiklik yapıldığı bildirilmedi.

Seul, İran konusunda ABD’ye nasıl yardımcı olabileceğine ilişkin seçenekleri değerlendirdiğini söylüyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, Güney Kore’nin Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlara katılmasının “ciddi sonuçları” olabileceği uyarısında bulundu.

Stangarone ise Hürmüz’de olası bir angajmanın Güney Kore’ye yatırım konusunda herhangi bir avantaj sağlamayabileceği görüşünde.

“Bir konuşlanma açıklamasının Kore’ye yatırım meselesinde herhangi bir esneklik sağlayacağını düşünmüyorum” diyen Stangarone, “Bu, kazanımlarını azamiye çıkarmaya çalışan bir [ABD] yönetimi” ifadelerini kullandı.

Pacheco Pardo’ya göre Trump, ilave baskı aracı olarak Washington’ın geçen yıl Seul’ün nükleer enerjili denizaltı edinme planlarını destekleme yönündeki anlaşmasından da “geri adım atabilir” ya da Kore’deki Amerikan askerlerini çekmekle tehdit edebilir.

Pacheco Pardo, ABD-Güney Kore ittifakının “temellerinin” güçlü olduğunu söylese de şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump’ın müttefiklere ilişkin görüşleri dikkate alındığında, Trump görevde kaldığı sürece ilişkiler çalkantılı olmaya devam edecek.”

Okumaya Devam Et

Asya

İran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı

Yayınlanma

İran, petrol gelirlerini doğrudan nakit almak yerine Çin’den ithal ettiği malların finansmanında kullanarak milyarlarca dolarlık yaptırımları aşıyor. Reuters ajansının haberine göre gizli takas mekanizması üzerinden son bir yılda 2,5 milyar dolarlık işlem gerçekleşirken, bu kaynaklarla ilaç ve araçların yanı sıra askeri teçhizat da temin edildi.

İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve Çin’den askeri teçhizat dahil milyarlarca dolarlık ürün satın almak için takas benzeri gizli bir ticaret mekanizması işletiyor.

Reuters ajansına konuşan iki üst düzey İranlı yetkili ve konuyu yakından izleyen üç kaynak, Tahran yönetiminin Çin’e sattığı petrol karşılığında nakit yerine bu ülkeden ithal edilen mallar için kredi aldığını aktardı.

Adlarının gizli kalmasını isteyen kaynaklar, petrol gelirlerini Çin mallarıyla takas eden bu yöntemin, nükleer programı nedeniyle ABD’nin ekonomik ve askeri baskısını artırdığı son dönemde Tahran yönetimine doğrudan mali can damarı sağladığını vurguluyor.

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı konumundaki Çin ise bu sayede indirimli İran petrolüne erişmeyi sürdürürken, bu ülkeye ihracat yapan bankalarını ve şirketlerini uluslararası ceza riskinden koruyor.

Washington yönetimi, İran petrolünün taşınmasını sağlayan bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uygulasa da, küresel ekonomiyi sarsabilecek kapsamlı adımlardan kaçınıyor.

İki ülke arasındaki savaş sürerken Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya çalışan ABD, baskının dozunu artırdı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen ay yaptığı açıklamada, Tahran ile ticari ilişkilerini kesmeyen ülkelerin dolar sisteminden çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtmişti.

Altı aydır süren savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizmasını nasıl etkilediği henüz netleşmedi.

Fakat 14 Temmuz’da ablukanın yeniden yürürlüğe konmasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşan hiçbir İran petrol sevkiyatı kayıtlara geçmedi.

Batı’nın tek taraflı yaptırımlarını yasa dışı olarak niteleyen Pekin ve Tahran ise ticareti nasıl sürdürdüklerini kamuoyuna açıklamaktan kaçınıyor.

Kaynaklar, Tahran’ın bu sistemi ilaç, araç ve iletişim ekipmanı temin etmek amacıyla devreye soktuğunu aktarıyor. Çinli üreticilerin İran ile doğrudan temas kurmadığı ve yaptırımları deldiklerine dair bir işaret olmadığı belirtiliyor.

Öte yandan mekanizma, geçtiğimiz yıl İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı sağlayan sözleşmeler kapsamında da en az bir kez kullanıldı. Kaynaklar söz konusu sevkiyatlara dair ayrıntı vermezken, işlemler bağımsız mercilerce doğrulanmadı.

Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silah ambargosu, İran ile küresel güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın çökmesi üzerine Eylül 2025’te diğer yaptırımlarla birlikte yeniden devreye girdi.

Tahran anlaşma hükümlerinden çekilmiş, Avrupalı ülkelerin yaptırımları otomatik olarak geri getirmesini ise Pekin ile Tahran hukuken sakat bir adım olarak tanımlamıştı.

Çin Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın sorularına verdiği yanıtta söz konusu ticaret yapısından haberdar olmadığını belirtti.

Pekin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı taşımayan ve uluslararası hukuka dayanmayan tek taraflı yaptırımlara karşı durduğunu bildirdi.

İran’ın New York ve Cenevre’deki diplomatik temsilcilikleri ise sorulara sessiz kaldı. Beyaz Saray adına konuşan bir ABD yetkilisi, Tahran’ın nükleer hedeflerine ulaşmasını engellemek için AB dahil uluslararası ortaklarla çalıştıklarını söylemekle yetindi.

Kpler veri analiz şirketine göre, 2025 yılında İran’ın ihraç ettiği ham petrolün yüzde 80’den fazlasını Çin satın aldı. Bu oran günde ortalama 1,4 milyon varile denk geliyor.

İki ülke 2021 yılında enerji ve altyapı alanlarını kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalasa da işbirliğinin uygulama detayları büyük ölçüde gizli tutuluyor.

Söz konusu model, İran’ın uluslararası bankacılık kanallarına uğramadan Çin’den mal ve hizmet temin ettiği ağlardan yalnızca birini oluşturuyor.

Batılı bir yetkili ve konuyu izleyen diğer iki kişi, devlete ait Çinli petrol şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının, Çin merkezli ChuXin adlı gölge bir finans kuruluşuna bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca dolar yatırdığını aktardı.

Bu mevduatların, İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) ile bağlantılı Hong Kong merkezli bir şirketten alınan petrolün bedelini oluşturduğu belirtiliyor.

ChuXin üzerinden aktarılan petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i İran’daki altyapı projelerine ayrılıyor. Kalan kısım ise İran’a mal sağlayan şirketlere ödeme yapmak üzere kurulan özel amaçlı şirketin (SPV) hesaplarına aktarılıyor.

İran’ın karar alma merkezine yakın kaynaklar, bu finansal mekanizmanın varlığını doğruluyor.

Fonların yönetimini Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir firma ile İran Merkez Bankası ile bağlantılı diğer bir kuruluş paylaşıyor. İran Merkez Bankası ithalatçılara yetki verdiğinde, para transferi tedarikçi firmalara yönlendiriliyor. Resmi kayıtlarda ChuXin adına rastlanmazken, bir kaynak yapının yalnızca muhasebe tablolarında yaşam bulduğunu kaydetti.

Exeter Üniversitesi’nden uluslararası politika uzmanı Andrea Ghiselli, Pekin’in bu dolaylı ağları ABD’nin ikincil yaptırım tehditlerine boyun eğmeyeceğini göstermek için kullandığını ifade etti.

Ghiselli, Çinli liderlerin kendi bankalarını ve firmalarını küresel finansal sistemin dışına itilmekten korumayı amaçladığına dikkat çekerek, “İnkar edilebilir bir zemin oluşturmak istiyorlar” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English