Bizi Takip Edin

Amerika

Cumhuriyetçilerin adayı olması muhtemel DeSantis’in dünyaya bakışı

Yayınlanma

Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini verdiğimiz makale 23 Mart tarihinde Politico’da yayınlandı. 2024’teki Amerikan başkanlık seçimlerinde Donald Trump ile birlikte Cumhuriyetçilerin en önemli başkan adaylarından olacağı anlaşılan Florida Valisi Ron DeSantis’in dış siyasette izleyeceği çizgiye dair bazı ipuçları buluyoruz. DeSantis, Trump’çı ‘izolasyonizm’ ile geleneksel Cumhuriyetçi dış siyaset arasında bir yerde dursa da ibre gitgide birincisine kaymaktadır. Her şey bir yana, görünen o ki, Trump’ın ABD siyasetinde bıraktığı birtakım izler, özellikle dış siyasette sıfırdan ortaya çıkmamıştır, bundan sonra da öyle kolayca ortadan kalkacağa benzememektedir. Bunların başında, Çin’e karşı düşmanlık gelmektedir. Metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir.


Dünya Ron DeSantis’e göre nasıl görünüyor?

Florida valisi hem geleneksel Cumhuriyetçi ortodoksluğu hem de MAGA tarzı popülizmi yansıtan dış politika pozisyonlarına sahip.

Alexander Ward
Politico
23 Mart 2023

Ron DeSantis dış politika konusunda geleneksel mi yoksa MAGA tarzı bir Cumhuriyetçi mi? Cevap, giderek artan bir şekilde, ‘evet.’

Kitaplarında, konuşmalarında, röportajlarında ve yazılı açıklamalarında dünyayı nasıl gördüğüne dair ipuçları verdi. Çin, ABD’nin karşı karşıya olduğu esas tehdit. Ukrayna’nın Rusya’ya karşı savunulmasına öncelik vermek dikkatleri iç sorunlardan uzaklaştırıyor. Washington’daki elitler ise seçmen iradesini görmezden gelen bir küreselcilik vaaz ederek dış politika konusunda genellikle felaket tellallığı yapıyor.

Fakat DeSantis bu görüşlerini ifade ederken hem Cumhuriyetçi gelenekten hem de Donald Trump türküsünden apartılmış bir dil kullanıyor. Eski milletvekili ve şimdiki Florida valisinin Oval Ofis’ten ABD dış politikasını nasıl yürüteceğini merak eden gözlemcilerin kafasını karıştırdı.

DeSantis’in ekibi dünya görüşüyle ilgili yorum taleplerine geri dönmedi. Fakat DeSantis’in müttefiklerinden Christina Pushaw, dünyanın en büyük 13. ekonomisi olan Florida’nın lideri olarak, “Dünya liderleri ve politika uzmanlarıyla sürekli görüşüyor. Çok fazla bilgi tüketiyor ve politika konusunda çok aktif,” diye belirtiyor.

DeSantis’in etrafındakiler, Guantanamo Körfezi ve Irak’ta görev yapan eski donanma avukatının ulusal güvenlik konularında okuyabildiği kadar çok şey okuyarak hâlâ bilgi edindiğini söylüyor. DeSantis’in henüz resmi bir dış politika danışmanları grubu yok, ancak bunun başkan adaylığını resmen ilan ettikten sonra gelmesi bekleniyor.

Şu ana kadar çıkarılabilecek sonuç şu: DeSantis dünyadaki ABD gücünü destekliyor, ama ne zaman müdahil olunacağı konusunda sınırlamalar getiriyor ve önceliği kendi ülkesindeki sorunları çözmeye veriyor. Sonuç şu: Büyük oyna ve evde kal.

Dış politika diliyle konuşacak olursak, dünyayı Amerika’nın imajına göre yeniden şekillendirmeye çalışan bir ‘Wilsoncu’ değil ama tam anlamıyla popülist bir ‘Jacksoncı’ da değil. Ve bu orta yolda yürüyerek, 2024’te bir kategoriye ya da diğerine daha kesin uyan diğer Cumhuriyetçi adaylara karşı avantaj elde edebilir.

DeSantis, 2017-2019 yılları arasında Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi üyesi olarak, savunma şahinlerini ve gelenekçileri sevindiren eski Cumhuriyetçi pozisyonları takınmıştı. Ukrayna’ya ölümcül yardım gönderilmesini destekledi ve kendisini ‘Rusya’ya karşı sert olan Reagan ekolünün’ bir parçası olarak nitelendirmişti. Trans-Pasifik Ortaklığı ticaret anlaşmasının hızlandırılması için oy kullanmıştı. Trump’ın Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’a yönelik diplomatik yaklaşımını övmüştü. O dönemde Fox Business sunucusu Lou Dobbs’a Barack Obama’nın İran nükleer anlaşması için bastırmasının Sünni Arapları İslam Devleti’ne katılmaya ikna ettiğini söylemişti.

Fakat Temsilciler Meclisinde zaman zaman, ABD’nin çıkarlarını güvence altına alacak net bir plan yapılana kadar Amerika’nın küresel savaş ve barış meselelerine girmekten kaçınması gerektiğine dair bir inancı dile getirdi. Düşünceleri, onları savaşa göndermek isteyen elitlerle değil, askerlerle birliktedir.

“İnsanların sürekli olarak Amerikalıların savaş yorgunu olduğunu söylediklerini duyuyorum ve ben buna katılmıyorum. Bence Amerikalılar halkımızı ve ulusumuzu savunmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırlar,” demişti 2014 yılında ABD’nin İslam Devleti’ni nasıl yenebileceğine ilişkin bir tartışma sırasında. “Tutarlı bir strateji olmadan başlatılan görevlerden bezmiş ve kesin zafer yerine sonuçsuz kalan çatışmalar görmekten bıkmış durumdalar.”

DeSantis bu nedenle [Suriye] Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a karşı savaşan Suriyeli isyancıların silahlandırılmasına karşı çıktı. Söz konusu konuşmasında “Çıkarlarımızı koruyacaklarına güvenemeyiz,” diyen DeSantis, “Ulusal savunmamız söz konusu olduğunda kestirme yol yoktur,” diye eklemişti.

Cumhuriyetçi eski muhafızlardan pek çok kişi DeSantis’in siyaset oyununu oynadığını savunuyor. İster bu görüşlere sıkı sıkıya bağlı olsun isterse oy avcılığı yapıyor olsun, yaklaşımı 2024’te kazandırabilir. Washington’daki genel kanı Amerikalıların dış politika konusunda oy kullanmayacağı yönünde olsa da Ukrayna’daki savaşın yakın zamanda sona ermeyecek olması ve Çin’den gelen tehditlerin artması nedeniyle bu dönem seçmenlerin dünya hakkında daha fazla düşündüğü bir dönem olabilir.

Ortalama bir Cumhuriyetçi seçmen, ABD’nin fiziksel savunmasına odaklanan ve ulusu gereksiz ya da verimsiz dış karışıklıklardan kurtaran bir lider istiyor. Başkalarının sorunlarını çözmeye ya da değerlerini yükseltmeye daha az ilgi duyuyorlar. DeSantis’in açıklamaları ve pozisyonu, parti içinde ve partiler üstü savaş karşıtı hareketin bazı kesimlerinde cazibesini artırıyor.

DeSantis, ABD hükümetinin halkın duygularını hiçe sayan seçilmemiş liberal bir yönetici sınıf tarafından tehlikeli bir şekilde yönetildiğini savunan muhafazakar, Jacksoncu görüşlü bir akademisyen olan Angelo Codevilla’nın çalışmalarına sık sık atıfta bulunuyor. Codevilla, bu yetkililerin Amerika’nın yurtiçi ve yurtdışındaki politikalarını engellediğini savunuyordu ve bürokratlara karşı duyduğu küçümseme DeSantis’te hala canlı ve iyi durumda.

DeSantis ‘Özgür Olma Cesareti’ [The Courage to be Free] adlı kitabında, “Amerika Birleşik Devletleri giderek kibirli, bayat ve başarısız bir yönetici sınıfın esiri haline geldi,” diye yazdı. Elitlerin Çin’e ‘en çok kayrılan ülke’ ticaret statüsü vererek yükselmesine yardımcı olduklarını; ‘net hedefler ya da zafer beklentisi olmaksızın dünya çapında askeri maceracılığı desteklediklerini’ ve ‘Rus gizli anlaşması komplo teorisini üreterek ulusal güvenlik aygıtını silahlandırdıklarını’ söyledi.

Trump’ın ‘derin devlet’ şikayetine benziyor. Ancak Trump’ın, bürokrasinin kendi tasarımlarını engellediğini söylediği yerde –her ne kadar onları sık sık dinlese de– DeSantis bu yönetici sınıfın sıradan Amerikalıların ne istediğini görmezden geldiğini söylüyor. Florida valisi, Irak savaşını savunan, Çin ile ticareti yaygınlaştıran ve kötü sonuçlanan demokrasi teşvik projelerini başlatan profesyonelleri dinlemeyeceğine dair etkili bir şekilde yemin ediyor.

DeSantis’in başkent elitlerine yönelik şüpheciliği Trump ile aynı çizgiye geldiğinde, “Biz size söylemiştik,” havası oluşuyor.

Vali geçen hafta muhafazakâr sunucu Glenn Beck’e Trump’ın ABD’nin İsrail’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşımayı düşündüğü sırada Tel Aviv’e yaptığı bir geziyi anlattı. DeSantis, orada Dışişleri Bakanlığı ve CIA yetkililerine o zamanki başkanın bunu gerçekleştirmesi halinde ne olacağını sorduğunu söyledi. “3. Dünya Savaşı, 3. Dünya Savaşı, 3. Dünya Savaşı,” cevabını almış.

Trump’ın elçiliği taşımasının ardından ölümcül şiddet olayları patlak verdi ama kıyamet tahminleri gerçekleşmedi. DeSantis daha sonra ABD dış politikasını yöneten uzmanlara yönelik derin kuşkularını dile getirdi. Beck’e verdiği demeçte, “Onlar sadece kemikleşmişler ve sabit fikirliler,” dedi.

DeSantis, Kongre üyesi ve vali olarak İsrail’e dört kez seyahat ederek ona verdiği desteği dış politikasının merkezine yerleştirdi. Şirketlerin İsrail’i boykot etmesini engellemek için harekete geçti ve İsrailliler ile Filistinliler arasında bir barış anlaşması üzerinde çalışmanın çabaya değmeyeceğini öne sürdü.

DeSantis bu röportajda Trump’ın İran nükleer anlaşmasından çekilmesine karşı çıkanları da eleştirdi. DeSantis, ABD’nin anlaşmaya katılımı sona ermeden, İsrail ile Arap çoğunluklu devletler arasındaki normalleşme anlaşmaları olan İbrahim Anlaşmalarının asla gerçekleşmeyeceğini söyledi.

Ancak vali, yönettiği eyalet nedeniyle, Latin Amerika politikaları konusunda Trump öncesi bir Cumhuriyetçi gibi konuşuyor. Küba ve Venezuela rejimlerini eleştiriyor, muhaliflerin otokratik sol hükümetlerin zayıflatılması çağrılarını destekliyor. Geçtiğimiz Temmuz ayında Başkan Joe Biden’ı ‘Küba halkına özgürlük mücadelelerinde yardımcı olmamakla’ suçladı.

Öte yandan DeSantis geçen yıl Venezuelalı sığınmacıları Teksas’tan Martha’s Vineyard’a göndererek, Teksas Valisi Gregg Abbott ile birlikte göçün yükünü Demokrat eyaletlere yıkmaya çalışmış ve bu eleştirmenler tarafından siyasi bir oyun olarak değerlendirilmişti.

En çok dikkat çeken dış politika pozisyonu ise valinin Rusya’nın Ukrayna’yı işgali konusunda ne düşündüğü. İlk bakışta Trump’ın yanında yer alıyormuş gibi görünse de farklı bir yaklaşım sergiliyor; Kiev’in içinde bulunduğu kötü duruma destek verirken ABD’nin çatışmaya bağlılığının ülke içinde ve küresel güvenlik üzerinde yaratabileceği olumsuz etkileri de göz önünde bulunduruyor.

DeSantis Fox News’ten Tucker Carlson’a yaptığı açıklamada, “şüphesiz ki hedef barış olmalıdır,” dedi. Bu, tehlikenin Ukrayna ve Rusya arasındaki ‘toprak anlaşmazlığını’ daha da derinleştirdiğine dair bir argümandı. F-16 savaş uçakları ve uzun menzilli füzeler göndermek, “ABD’yi açıkça çatışmanın içine çekme ve bizi dünyanın en büyük iki nükleer gücü arasında sıcak bir savaşa yaklaştırma riski taşıyacaktır. Bu risk kabul edilemez.”

Ama DeSantis bir hafta sonra Piers Morgan’a verdiği bir mülakatta cevabını genişleterek daha geleneksel Cumhuriyetçi notlar düştü: “Ukrayna’nın o topraklarda hakkı var… Eğer parmaklarımı şıklatabilseydim, orayı yüzde 100 Ukrayna’ya geri verirdim.” Putin “bir savaş suçlusudur” ve “sorumlu tutulmalıdır” diye devam etti.

DeSantis daha geçen yıl Kongre’deyken ‘Ukrayna’nın kendini savunabilmesi için çok sayıda silahın’ finanse edilmesine yardımcı olmakla övünüyordu.

Ama DeSantis’in düşünceleri kesinlikle daha popülist bir yöne kayıyor.

Claremont Enstitüsünde çalışan ve DeSantis ile ulusal güvenlik konularında gayrı resmi olarak görüşen David Reaboi, “Sağda dış politikanın yönü yavaş yavaş değişiyor,” diyor. “Temel kaygımız olması gereken şeyden uzaklaştık: Amerikan halkının acil güvenliği ve ihtiyaçları.”

Muhtemelen gelecekteki rakipleri bunun göstermelik olduğunu savunuyor. Başkanlık yarışına resmen giren eski ABD Büyükelçisi Nikki Haley, DeSantis’in Ukrayna açıklamasının ardından yaptığı açıklamada, “Başkan Trump, Vali DeSantis’in önce üslubunda, sonra yetki reformunda ve şimdi de Ukrayna konusunda kendisini kopyaladığını söylerken haklı,” dedi.

Müttefikleri DeSantis’in diğer önde gelen Cumhuriyetçilerle aynı konulara odaklandığını belirtiyor: Çin’in askeri, ekonomik ve teknolojik alanlardaki saldırganlığını engellemek, ABD-Meksika sınırını güvence altına almak ve fentanil belasını sona erdirmek.

Kendisini diğer bazı 2024 adaylarından ayıran nokta ise, dünyaya polislik yapmak ya da diğer uluslarda küçük d harfiyle yazılan demokratların gelişmesi için siyasi alan açmak yerine, ülkenin kaynaklarını bu zorlukların üstesinden gelmekle sınırlamayı tercih etmesi, çünkü bunlar sıradan Amerikalıların ihtiyaçlarını dosdoğru yansıtmaktadır.

DeSantis’in kitabında belirttiği gibi: “Amerikan özgürlüğünün yaşamaya devam etmesi, özgürlüğün Cibuti’de başarılı olup olmamasına mı bağlı?”

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English