Diplomasi
Dünyadaki 1,8 katrilyon dolarlık zenginlik nasıl dağılıyor?

Küresel iktisadi bilanço tutarı, 2024’teki 1,7 katrilyon dolardan 2025’te yaklaşık 1,8 katrilyon dolara (1.800 trilyon dolar) ulaştı.
McKinsey’in yayınladığı rapora göre dünya hiç olmadığı kadar zengin. Fakat bu zenginlik, gerçek üretimden ziyade, kağıt varlıkların giderek daha da abartılı değerlemelerine dayanıyor. Rapora göre bu çelişkinin nasıl çözüleceği, dünyanın önde gelen ekonomilerinin geleceğini belirleyecek.
Rapora göre birkaç varlık sınıfı, “temel” ekonomiyle arasındaki dengesizliği daha da artırdı ve bu durum, enflasyon, varlık değerleme kayıpları veya en iyi senaryoda verimlilik artışı yoluyla düzeltmelerin yaşanma olasılığını artırdı.
Gerçek üretim yaratan sermaye stokundaki artışın aksine, yüksek değerlemelere dayanma eğilimi, ya varlık fiyatlarındaki düşüş ya da uzun süreli enflasyon yoluyla acı verici bir düzeltme riskini körüklüyor.
Bununla birlikte, yapay zeka kaynaklı bir verimlilik patlamasının da yardımıyla dünyanın esasen yüksek varlık değerlemelerine doğru büyüdüğü daha iyimser bir senaryo da mevcut.
Araştırmacıların bulgularına göre, küresel hanehalkı serveti 570 trilyon dolara ulaştı; bu rakam 2025’e kıyasla 40 trilyon dolarlık bir artışa tekabül ediyor.
Fakat bu artışın yalnızca %20’si gerçek sermaye birikiminden, yani makine ve teçhizat, konut ve binalar, altyapı ve fikri mülkiyete yapılan net yeni yatırımlardan kaynaklandı.
Geri kalan kısım ise enflasyon ile mevcut varlıkların piyasa değerlerindeki artışın birleşiminden kaynaklanıyor.
Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da servet artışının temel itici gücü hisse senedi değerleriydi. Çin, Fransa ve Almanya’da ise gayrimenkul fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle kağıt üzerindeki servet azaldı. Birleşik Krallık ve Japonya’da ise enflasyon, varlık değerlerini yukarı çekti.
Bu, uzun süredir devam eden bir eğilimin daha aşırı bir versiyonu: 2000’den 2024’e kadar, küresel servet artışının %30’u net yatırımlardan kaynaklanmıştı.
En alt kademeden başlayarak ele alındığında, reel varlıklar arasında hanehalkları, hükümetler ve şirketler tarafından sahip olunan gayrimenkul, altyapı, makine ve ekipman ile fikri mülkiyet yer alıyor. Bunların toplam değeri 620 trilyon dolar ve sektörler genelinde küresel net varlığı oluşturuyor.
Finans sektörü dışında tutulan finansal varlıklar arasında hisse senetleri, tahviller, krediler, döviz ve mevduatlar ile emeklilik fonları gibi varlıklar yer alıyor. Her finansal varlığın karşılık gelen bir yükümlülüğü vardır ve bunlar küresel düzeyde birbirini dengeler.
Bu “finansal katman”, serveti varlık sahipliğinden ayırma işlevi görür ve gerçek varlıkların toplam değerine yakındı.
Finans sektörü ise bu finansal varlık ve yükümlülükler arasında aracılık yapıyor. 550 trilyon dolarlık büyüklüğüyle, finans sektörü reel varlıkların değerinin yüzde 90’ına ulaşmış.
Servet, nihai olarak bilançolardaki dengeleyici kalem ve toplam varlıklar ile yükümlülüklerin farkına eşit. Bu, 2025 yılında 600 trilyon dolar seviyesindeydi.
2025 yılında, bilançoların küresel ekonomiden giderek daha fazla kopması, dünyanın en büyük iki ekonomisi tarafından yönlendirildi.
2000 yılından bu yana kârların GSYİH’deki payının iki katına çıkmasıyla birlikte, ABD’deki hisse senedi değerleri şirketlerin net varlıklarının 2,4 katına yükseldi.
Çin’deki kurumsal borç, küresel ortalamanın yüzde 50’sine karşılık, reel varlıkların yüzde 80’ine ulaştı.
ABD’de kamu borcu tüm zamanların en yüksek seviyelerine yakın seyrediyor ve en hızlı artış Çin’de yaşandı.
Küresel ölçekte, kurumsal ve hanehalkı borçlarının ve gayrimenkul varlıklarının büyük bir kısmı, GSYİH’ye oranla 25 yıllık ortalamalara yaklaştı.
Enflasyon bu normalleşmeye katkıda bulundu; ancak değerler hâlâ 2000 öncesi seviyelerin oldukça üzerinde seyrediyor. Yatırımların yatay seyretmesi karşısında, üretken varlıkların GSYİH’ye oranı sabit kaldı.
McKinsey Global Institute’un ortağı Jan Mischke, Axios’a verdiği demeçte, “Artık bu gezegendeki her varlığın finansallaştığını söyleyebiliriz,” diyor.
Bu yüksek varlık değerlemelerinin kendiliğinden çözülmesi için birkaç makul yol var. Bunlardan biri, basitçe “idare etme” yaklaşımı: Düşük büyüme, düşük faiz oranlarına yol açar; bu da yüksek değerlemelerin devam edeceği anlamına gelir. 2010’lu yıllarda büyük ekonomilerde yaşananlar aşağı yukarı buydu.
Fakat daha dramatik olasılıklar da söz konusu; bunlardan bazıları olumlu, bazıları ise ürkütücü.
Küresel ekonomi için en iyi senaryo, yapay zeka ya da başka kaynaklardan kaynaklanan verimliliğin bir sıçrama göstererek GSYİH’da bir patlama yaratması ve bu durumun hisse senetleri ile diğer varlık türlerinin yüksek değerlemelerini haklı çıkarması. 1990’ların sonlarında yaşanan da esasen buydu.
Daha karamsar bir olasılık ise, enflasyondaki sürekli artışın varlıkların reel değerini aşındırması, varlıkların tarihsel normlara geri dönmesine neden olması ve insanların reel anlamda daha yoksul kalması. Bu durum, tartışmalı da olsa, 2021-2022 yıllarında yaşandı.
En endişe verici olasılık ise, 2002 ve 2008 yıllarında görülen türden bir küresel varlık fiyatları sıfırlaması yaşanması.
Mischke, “Aşırı abartılmış senaryoların, üretkenlikteki hızlanma gibi olumlu şekiller de dahil olmak üzere, ortalamaya geri dönme eğilimi vardır. Fakat ara sıra büyük bir borç krizi ya da piyasa çöküşü de yaşanır,” diyor.
Raporun yazarlarından Arvind Govindarajan ise, “ABD’de bizim için asıl soru şu: Verimlilik ve GSYİH daha yüksek olacak mı –bu durumda bir verimlilik artışı yaşanır– yoksa enflasyonist bir senaryoya mı düşeceğiz?” diye soruyor.
Rapora göre 2026 yılına girerken büyük ekonomiler farklı yol haritaları izledi. ABD bir “verimlilik ivmesi” senaryosu içindeydi fakat yüksek kamu borcu ve hisse senetleri, “sürekli enflasyon” ya da “bilanço sıfırlaması” olasılığını gündeme getiriyor.
Avrupa ise, durgun talebin büyümeyi ve faiz oranlarını aşağı çekmesiyle “uzun vadeli durgunluk” yönüne doğru kaydı.
Çin’de ise gayrimenkul değerlerindeki düşüşün ortasında bilançolarda kısmi bir sıfırlama yaşanmış olsa da, kamu harcamaları ve kurumsal yatırımlar bilanço büyümesini desteklemeye devam etti.
Diplomasi
Polonya’nın vereceği MiG-29’lar Ukrayna için yetersiz kaldı

Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasiliy Bodnar, Polonya’dan teslim alınacak MiG-29 savaş uçaklarının mevcut halleriyle muharebede kullanılamayacağını açıkladı. Uçakların ancak eğitim amaçlı değerlendirilebileceğini belirten Bodnar, cepheye sürülebilmeleri için modernizasyon finansmanı arandığını söyledi.
Ukrayna’nın Polonya Büyükelçisi Vasiliy Bodnar, RMF FM radyosunun YouTube kanalında yayınlanan mülakatında, Polonya’dan alınması planlanan MiG-29 tipi savaş uçaklarının mevcut durumlarıyla muharebe operasyonlarında kullanılamayacağını söyledi.
Uçakların kapsamlı bir modernizasyona ihtiyaç duyduğunu aktaran Bodnar, uzmanların yaptığı teknik değerlendirmelere değindi.
Bodnar, incelemelerin ardından uzmanların söz konusu MiG-29’ların eğitim faaliyetlerinde kullanılabileceği, ancak tam kapasiteyle operasyonel hale gelebilmeleri için ilave teknik çalışmalara tabi tutulmaları gerektiği sonucuna vardıklarını kaydetti.
Bodnar, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Mevcut konfigürasyonlarıyla, Sayın Bakanın da daha önce ifade ettiği gibi, bu uçakları muharebe koşullarında kullanmak imkansız” dedi.
Büyükelçi ayrıca her iki ülkenin de savaş uçaklarının Kiev’e muhtemel teslimatı öncesinde modernizasyon sürecini finanse edebilecek uluslararası ortaklar aradığını dile getirdi.
Varşova yönetimi, Aralık 2025’te insansız hava aracı ve füze teknolojileri karşılığında Ukrayna’ya bir dizi MiG-29 savaş uçağı sevk edilmesini içeren müzakereleri başlatmıştı.
Süreç devam ederken 2026 yazında Polonya Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz, Kiev yönetiminin teknoloji transferine ilişkin taahhütlerini yerine getirmediğini, bu nedenle uçak teslimatının askıya alındığını açıklamıştı.
Bu gelişme, Kiev’in Ukrayna Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki bir birliğe UPA (Ukrayna İsyancı Ordusu) adını verme kararı üzerine Polonya ve Ukrayna liderlikleri arasında patlak veren gerilimle eşzamanlı yaşanmıştı.
Daha sonra taraflar sevkiyat için yeniden müzakere masasına oturdu.
Wirtualna Polska (WP) haber portalı, Ağustos ayında Polonya ordusuna dayandırdığı haberinde, çok sayıda Ukrayna üretimi İHA ve teknoloji karşılığında savaş uçaklarının transferini öngören görüşmelerin nihai aşamaya geldiğini duyurdu.
Portal, söz konusu savaş uçaklarının birkaç hafta içinde Ukrayna’ya teslim edileceğini bildirdi.
Diplomasi
FT: Trump’ın tatbikat kararı müttefiklere ‘Yaratık’ filmini anımsattı

ABD Başkanı Donald Trump’ın Güney Kore ile yürütülen askeri tatbikatın kapsamını daraltma kararı alması, müttefikler cephesinde “Yaratık” (Alien) filmini andıran bir tedirginliğe yol açtı.
Financial Times’ın (FT) aktardığına göre, Sidney’deki ABD Çalışmaları Merkezi Başkanı Michael Green bu durumu, “Tavandan fırlayan son canavar, Başkan’ın Güney Kore ile yapılan askeri tatbikatları iptal etme tehdidi oldu” sözleriyle değerlendirdi.
Trump, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’e ortak tatbikatların ölçeğini düşürme talimatı verdiğini duyurdu.
Kararını açıklayan Trump, “Tatbikatları iptal etmek için artık çok geç olduğu gerçeğinden hareketle, ortak askeri tatbikatların ciddi şekilde küçültülmesi talimatını verdim” dedi.
Beyaz Saray lideri, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile “çok iyi ilişkileri” bulunduğunu vurguladı. Trump, “çok uzun zaman önce” kararlaştırılmış olan tatbikatların “tamamen yersiz ve düşmanca bir mesaj” verdiğini ifade etti.
Kuzey Kore ile Güney Kore resmi düzeyde halen savaş halinde bulunuyor. 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı bir ateşkesle sona ermiş, ancak taraflar arasında resmi bir barış anlaşması imzalanmamıştı.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, 15 Ağustos 2026’da Kuzey Kore’ye savaşı sona erdirecek müzakerelere başlama teklifinde bulundu. Lee, savaşı bitirmeyi ve “istikrarsız ateşkes düzenini” kalıcı bir barış rejimiyle değiştirmeyi hedefleyen adımlar atma taahhüdü verdi.
FT’nin verilerine göre Trump’ın aldığı son karar, Washington’ın güvenilirliği konusunda Hint-Pasifik bölgesindeki ABD müttefikleri arasındaki endişeleri tırmandırdı.
Asya’daki ortaklar ayrıca Ortadoğu’daki çatışmalar sebebiyle Amerikan silah stoklarının tükenmesinden ve bunun silah teslimatlarında gecikmelere yol açmasından da kaygı duyuyor.
Haberde, ABD, Japonya ve Güney Kore’nin geçen yıl “Freedom Edge” adı verilen yıllık üçlü tatbikatlarını genişlettiği hatırlatıldı. Fakat Trump’ın son emri, müttefiklere ABD’nin desteği konusunda “kaygısız ve rehavet içinde olamayacaklarını” gösterdi.
Gazete, mayıs ayında konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberinde, ABD’nin İran ile yaşanan savaş nedeniyle Tomahawk füzelerinin teslimatında ciddi gecikmeler olacağı konusunda Japonya’yı uyardığını yazmıştı. Japonya, Nisan 2028’e kadar her biri 200 füzeden oluşan iki parti teslimat almayı planlıyordu.
Diplomasi
ABD ve İsrail, Hamas’ın silahsızlandırılması için çalışma grupları oluşturdu

Beyaz Saray temsilcisi Jared Kushner pazartesi günü İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile saatler süren bir görüşme gerçekleştirdi.
Bu görüşme sonucunda Gazze Şeridinde silahsızlanma ve halk sağlığı konularında iki çalışma grubu kurulması konusunda bir anlaşmaya varıldı.
Görüşme, Netanyahu’nun, İsrail’in Gazze’den askerlerini çekmesini öngören bir yol haritasının parçası olarak silahlarını teslim etmeyi kabul eden Hamas ile ABD arasında müzakere edilen 15 maddelik planı kamuoyuna açıkça reddetmesinden bir hafta sonra gerçekleşti.
Kushner pazartesi günü Fox News’te şunları söyledi:
“Bu noktaya gelmek için büyük ilerleme kaydettik. İsrail açısından bunun bir kazan-kazan durumu olduğunu düşünüyoruz; zira Hamas önümüzdeki 60 ila 90 gün içinde silahlarını ve tünellerini gerçekten gönüllü olarak teslim ederse, bu açıkça İsrail için devasa bir güvenlik tehdidinin ortadan kaldırılması anlamına gelir; bu neredeyse akla hayale gelmez bir başarı olur.”
Kushner’in açıklamaları ve toplantıya ilişkin iki bildiri, “Barış Kurulu”nun silahsızlanma tanımına ilişkin İsrail’in geniş kapsamlı anlayışına doğru ilerlediğini gösteriyor gibi görünüyordu. Bu anlayış, Hamas’ın daha dar yorumuyla çelişiyor.
Bu uçurum, çalışma gruplarının kurulmasında kaydedilen ilerlemeye rağmen, üç tarafın da kabul edebileceği nihai bir anlaşmaya varmanın ne kadar zor olduğunu vurguluyor.
“Barış Kurulu” yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Hamas’ın tamamen silahsızlandırılması ve Gazze’nin tamamının –hafif ve ağır tüm silahlar ile tüm tüneller dahil– askerden arındırılması sağlanana kadar [İsrail Savunma Kuvvetleri’nin] Gazze’den çekilmeyeceği konusunda mutabık kalındı.”
Görüşmelere aşina olan ve ayrıntıları açıklamak için isminin gizli kalmasını isteyen bir yetkili, Barış Kurulu temsilcisi Nikolay Mladenov ile eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de Netanyahu ile yapılan toplantıya katıldığını doğruladı.
Toplantının ardından bir İsrailli yetkili, Hamas silahsızlandırılana kadar İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) birliklerinin hiçbir şekilde geri çekilmeyeceğini ve yeniden inşa çalışmalarının başlamasına izin vermeyeceğini söyledi.
Times of Israel gazetesine konuşan bir kaynak, , “Başbakan, IDF’nin yeniden konuşlanmayacağını ve kuvvetlerimize ve halkımıza yönelik her türlü girişimi aktif bir şekilde engellemeye devam edeceğini çok net bir şekilde ifade etti,” dedi.
Haaretz gazetesi tarafından, anlaşma metninde derhal durdurulması çağrısında bulunulmasına rağmen, Kushner ve Blair’in İsrail’in Gazze’de Hamas’a yönelik suikast kampanyasını sürdürmesini kabul ettikleri de bildirildi.
Netanyahu’nun Kushner ve Blair’den tavizler kopardığına dair bir başka gösterge olarak, Hamas’ın silahlarını bir Filistin kurumuna değil, ABD önderliğindeki uluslararası bir istikrar gücüne teslim edeceği bildirildi.
Kaynaklara göre Netanyahu, ziyaretçilerine Gazze’den çekilme konusunda önemli bir ilerleme kaydetmenin, 27 Ekim’de yapılacak İsrail genel seçimlerinden önce “sorunlu” olacağını söyledi.
Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı, toplantıyla ilgili soruları Barış Kurulu’na yönlendirdi.
Kushner, Kahire’de Hamas lideri Halil el-Hayye ile görüştükten bir gün sonra Kudüs’ü ziyaret etti.
Bu ay yayınlanan Barış Kurulu yol haritası, Hamas’ın silahsızlanmasını ve Gazze’deki kontrolünü, Barış Kurulu’nun denetimi altındaki Gazze İdaresi Ulusal Komitesi’ne devretmesini öngörüyordu. Buna karşılık İsrail ordusu, Gazze’den askerlerini çekecekti.
Hamas yetkilisi Gazi Hamad geçen hafta POLITICO’ya yaptığı açıklamada, yol haritasının NCAG çatısı altında “ağır silahların depolanmasını” içerdiğini anladığını söyledi.
Netanyahu ise Hamas “gerçek anlamda silahsızlandırılana” kadar İsrail’in bu bölgeden çekilmeyeceğini belirtti.
Müzakereleri açıkça tartışabilmek için isminin açıklanmamasını isteyen bir başka Hamas yetkilisi ise POLITICO’ya, Hamas’ın imzaladığı yol haritası ile Barış Kurulu’nun pazartesi günkü açıklaması arasındaki silahsızlanma şartlarında bir fark gördüğünü söyledi.
Hamas ağır silahların depolanmasından bahsederken, Barış Kurulu’nun açıklamasında hem hafif hem de ağır tüm silahların yanı sıra tünellerin de hizmet dışı bırakılması öngörülüyordu.
Eski Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ve Blair’in Kudüs’teki Dörtlü Misyonu’nun eski başkanı Robert Danin, Barış Kurulu’nun pazartesi günkü açıklamasının, silahsızlanma konusunda “oldukça mutlak ve muhtemelen ulaşılamaz bir ölçüt önerdiğini” söyledi:
“Bu, İsrail’in Gazze’den çekilmesinden önce her tabancanın ve her tünelin ortadan kaldırılmasını gerektiriyor. Ve muhtemelen bunlardan herhangi birinin keşfi, İsrail’in Gazze’den çekilmesini durdurması ya da belki de hiç başlamaması için bir gerekçe olacaktır.”
Ortadoğu1 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını1 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Görüş1 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceYen müdahalesinin asıl mesajı: Doların rezerv para statüsü artık eskisi kadar güçlü değil
Asya2 hafta önceAlibaba 2,4 trilyon parametreli yapay zeka modeli Qwen3.8-Max’i tanıttı
Rusya2 hafta önceRusya’nın buğday ihracatı temmuzda yüzde 17,7 geriledi
Dünya Basını2 hafta önceForeign Affairs: Amerika Ortadoğu’dan Vazgeçmeli
Diplomasi1 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı












