Bizi Takip Edin

Diplomasi

Dünyadaki 1,8 katrilyon dolarlık zenginlik nasıl dağılıyor?

Yayınlanma

Küresel iktisadi bilanço tutarı, 2024’teki 1,7 katrilyon dolardan 2025’te yaklaşık 1,8 katrilyon dolara (1.800 trilyon dolar) ulaştı.

McKinsey’in yayınladığı rapora göre dünya hiç olmadığı kadar zengin. Fakat bu zenginlik, gerçek üretimden ziyade, kağıt varlıkların giderek daha da abartılı değerlemelerine dayanıyor. Rapora göre bu çelişkinin nasıl çözüleceği, dünyanın önde gelen ekonomilerinin geleceğini belirleyecek.

Rapora göre birkaç varlık sınıfı, “temel” ekonomiyle arasındaki dengesizliği daha da artırdı ve bu durum, enflasyon, varlık değerleme kayıpları veya en iyi senaryoda verimlilik artışı yoluyla düzeltmelerin yaşanma olasılığını artırdı.

Gerçek üretim yaratan sermaye stokundaki artışın aksine, yüksek değerlemelere dayanma eğilimi, ya varlık fiyatlarındaki düşüş ya da uzun süreli enflasyon yoluyla acı verici bir düzeltme riskini körüklüyor.

Bununla birlikte, yapay zeka kaynaklı bir verimlilik patlamasının da yardımıyla dünyanın esasen yüksek varlık değerlemelerine doğru büyüdüğü daha iyimser bir senaryo da mevcut.

Araştırmacıların bulgularına göre, küresel hanehalkı serveti 570 trilyon dolara ulaştı; bu rakam 2025’e kıyasla 40 trilyon dolarlık bir artışa tekabül ediyor. 

Fakat bu artışın yalnızca %20’si gerçek sermaye birikiminden, yani makine ve teçhizat, konut ve binalar, altyapı ve fikri mülkiyete yapılan net yeni yatırımlardan kaynaklandı.

Geri kalan kısım ise enflasyon ile mevcut varlıkların piyasa değerlerindeki artışın birleşiminden kaynaklanıyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da servet artışının temel itici gücü hisse senedi değerleriydi. Çin, Fransa ve Almanya’da ise gayrimenkul fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle kağıt üzerindeki servet azaldı. Birleşik Krallık ve Japonya’da ise enflasyon, varlık değerlerini yukarı çekti.

Bu, uzun süredir devam eden bir eğilimin daha aşırı bir versiyonu: 2000’den 2024’e kadar, küresel servet artışının %30’u net yatırımlardan kaynaklanmıştı.

En alt kademeden başlayarak ele alındığında, reel varlıklar arasında hanehalkları, hükümetler ve şirketler tarafından sahip olunan gayrimenkul, altyapı, makine ve ekipman ile fikri mülkiyet yer alıyor. Bunların toplam değeri 620 trilyon dolar ve sektörler genelinde küresel net varlığı oluşturuyor.

Finans sektörü dışında tutulan finansal varlıklar arasında hisse senetleri, tahviller, krediler, döviz ve mevduatlar ile emeklilik fonları gibi varlıklar yer alıyor. Her finansal varlığın karşılık gelen bir yükümlülüğü vardır ve bunlar küresel düzeyde birbirini dengeler.

Bu “finansal katman”, serveti varlık sahipliğinden ayırma işlevi görür ve gerçek varlıkların toplam değerine yakındı.

Finans sektörü ise bu finansal varlık ve yükümlülükler arasında aracılık yapıyor. 550 trilyon dolarlık büyüklüğüyle, finans sektörü reel varlıkların değerinin yüzde 90’ına ulaşmış.

Servet, nihai olarak bilançolardaki dengeleyici kalem ve toplam varlıklar ile yükümlülüklerin farkına eşit. Bu, 2025 yılında 600 trilyon dolar seviyesindeydi.

2025 yılında, bilançoların küresel ekonomiden giderek daha fazla kopması, dünyanın en büyük iki ekonomisi tarafından yönlendirildi.

2000 yılından bu yana kârların GSYİH’deki payının iki katına çıkmasıyla birlikte, ABD’deki hisse senedi değerleri şirketlerin net varlıklarının 2,4 katına yükseldi.

Çin’deki kurumsal borç, küresel ortalamanın yüzde 50’sine karşılık, reel varlıkların yüzde 80’ine ulaştı.

ABD’de kamu borcu tüm zamanların en yüksek seviyelerine yakın seyrediyor ve en hızlı artış Çin’de yaşandı.

Küresel ölçekte, kurumsal ve hanehalkı borçlarının ve gayrimenkul varlıklarının büyük bir kısmı, GSYİH’ye oranla 25 yıllık ortalamalara yaklaştı.

Enflasyon bu normalleşmeye katkıda bulundu; ancak değerler hâlâ 2000 öncesi seviyelerin oldukça üzerinde seyrediyor. Yatırımların yatay seyretmesi karşısında, üretken varlıkların GSYİH’ye oranı sabit kaldı.

McKinsey Global Institute’un ortağı Jan Mischke, Axios’a verdiği demeçte, “Artık bu gezegendeki her varlığın finansallaştığını söyleyebiliriz,” diyor. 

Bu yüksek varlık değerlemelerinin kendiliğinden çözülmesi için birkaç makul yol var. Bunlardan biri, basitçe “idare etme” yaklaşımı: Düşük büyüme, düşük faiz oranlarına yol açar; bu da yüksek değerlemelerin devam edeceği anlamına gelir. 2010’lu yıllarda büyük ekonomilerde yaşananlar aşağı yukarı buydu.

Fakat daha dramatik olasılıklar da söz konusu; bunlardan bazıları olumlu, bazıları ise ürkütücü.

Küresel ekonomi için en iyi senaryo, yapay zeka ya da başka kaynaklardan kaynaklanan verimliliğin bir sıçrama göstererek GSYİH’da bir patlama yaratması ve bu durumun hisse senetleri ile diğer varlık türlerinin yüksek değerlemelerini haklı çıkarması. 1990’ların sonlarında yaşanan da esasen buydu.

Daha karamsar bir olasılık ise, enflasyondaki sürekli artışın varlıkların reel değerini aşındırması, varlıkların tarihsel normlara geri dönmesine neden olması ve insanların reel anlamda daha yoksul kalması. Bu durum, tartışmalı da olsa, 2021-2022 yıllarında yaşandı.

En endişe verici olasılık ise, 2002 ve 2008 yıllarında görülen türden bir küresel varlık fiyatları sıfırlaması yaşanması.

Mischke, “Aşırı abartılmış senaryoların, üretkenlikteki hızlanma gibi olumlu şekiller de dahil olmak üzere, ortalamaya geri dönme eğilimi vardır. Fakat ara sıra büyük bir borç krizi ya da piyasa çöküşü de yaşanır,” diyor.

Raporun yazarlarından Arvind Govindarajan ise, “ABD’de bizim için asıl soru şu: Verimlilik ve GSYİH daha yüksek olacak mı –bu durumda bir verimlilik artışı yaşanır– yoksa enflasyonist bir senaryoya mı düşeceğiz?” diye soruyor.

Rapora göre 2026 yılına girerken büyük ekonomiler farklı yol haritaları izledi. ABD bir “verimlilik ivmesi” senaryosu içindeydi fakat yüksek kamu borcu ve hisse senetleri, “sürekli enflasyon” ya da “bilanço sıfırlaması” olasılığını gündeme getiriyor.

Avrupa ise, durgun talebin büyümeyi ve faiz oranlarını aşağı çekmesiyle “uzun vadeli durgunluk” yönüne doğru kaydı.

Çin’de ise gayrimenkul değerlerindeki düşüşün ortasında bilançolarda kısmi bir sıfırlama yaşanmış olsa da, kamu harcamaları ve kurumsal yatırımlar bilanço büyümesini desteklemeye devam etti.

Diplomasi

Ukrayna’nın Avrupa füze sistemi Freyja için ilk prototip hedefi 2027

Yayınlanma

Ukrayna, Rusya’nın balistik füze saldırılarına karşı koyabilmek amacıyla Avrupa ortaklığıyla geliştirilen Freyja füze savunma sisteminin ilk prototipini 2027’nin ilk yarısında tamamlamayı hedefliyor. Kiev yönetimi, Patriot sistemlerine olan bağımlılığı azaltmayı amaçlayan proje kapsamında müttefiklerinden kritik teknoloji desteği bekliyor. Fransa, İtalya, Almanya ve İsveç merkezli savunma devlerinin yer aldığı konsorsiyum, açık mimariye sahip uygun maliyetli bir hava savunma ağı kurmayı planlıyor.

Ukrayna, Rusya’nın füze saldırılarını engelleyecek yeni silah kapasitesine ulaşmak için müttefiklerine yönelik girişimlerini sürdürürken, Avrupa ortaklığıyla geliştirilen Freyja kod adlı antibalistik sistemin prototipinin önümüzdeki yılın ilk yarısında hazır olmasını istiyor.

Reuters’ın aktardığına göre Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreter Yardımcısı ve Freyja projesinin yöneticisi David Aloyan, araştırma ile geliştirme maliyetlerini hesaplamakla görevlendirilen uluslararası yönlendirme komitesinin yakın zamanda ilk kez bir araya geleceğini açıkladı.

Antibalistik koalisyon, iki hafta önce Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen zirveyle resmi olarak kuruldu. Zirveye Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin de aralarında yer aldığı 10 Avrupa ülkesinin liderleri ile yaklaşık 12 savunma sanayisi üreticisi katıldı.

Süreç hakkında bilgi veren Aloyan, “Çok dar bir takvimde çalıştığımız için iddialı bir hedefimiz var. Önümüzdeki yılın ilk yarısında ilk pratik sonuçlarını gösterebilecek uygulanabilir bir prototipe sahip olmayı amaçlıyoruz” dedi.

Patriot sistemine alternatif arayışı

Ukrayna, Rusya’nın ses hızının katlarca üzerine çıkan balistik füzelerini güvenli biçimde düşürebilen tek silah olan ABD yapımı Patriot hava savunma sistemlerine kronik olarak bağımlı durumda bulunuyor. Ancak Patriot tedariki; siyasi dalgalanmalar, düşük stok seviyeleri ve uzun üretim süreçleri nedeniyle aksıyor.

Rusya ordusu bu ay içinde başkent Kiev ile güneydeki liman kenti Odesa’ya yönelik balistik füze saldırılarını artırdı. Onlarca füzenin fırlatıldığı saldırılarda Ukrayna, önleyici mühimmat eksikliği nedeniyle füzelerin büyük bölümünü imha edemedi.

Ukrayna yönetimi, Freyja projesine bir fırlatma rampası ile bir önleyici füze sağlamaya hazır olduğunu bildirdi. Devlet Başkanı Zelenski, bu ay yaptığı değerlendirmede durumun artık yalnızca bir “test meselesi” olduğunu ifade etti ve sistemin bir yıl içinde operasyonel hale gelmesini umduğunu belirtti.

Kiev, müttefiklerinden modern radarlar, sensörler, füze yönlendirme ve kontrol elektroniği konularında uzmanlık ile teknoloji katkısı bekliyor. Projeye katılan savunma şirketleri arasında SAMP-T sistemini üreten Eurosam konsorsiyumunun yanı sıra Leonardo, Thales ve Saab yer alıyor.

Flamingo seyir füzesini geliştiren Ukraynalı füze ve insansız hava aracı üreticisi Fire Point, projenin ana sanayi ortağı olacağını duyurdu. Şirket, geçen ay projenin radar ihtiyacını karşılamak üzere Alman savunma üreticisi Hensoldt ile anlaşma sağladığını açıkladı.

Açık mimarili modüler yapı

Freyja projesi, birçok Avrupa ülkesinin de bağımlı olduğu Patriot sistemine karşı daha düşük maliyetli bir alternatif oluşturma çabası olarak öne çıkıyor. Fransız-İtalyan ortak yapımı SAMP/T ve Alman üretimi IRIS-T gibi diğer hava savunma sistemleri, balistik füzeleri engelleme konusunda henüz yeterli kabiliyeti kanıtlayamadı.

Zelenski, Freyja koalisyonunun çalışma modelini, savunma sanayisi liderlerinin parçalarını birleştirdiği bir Lego yapısına benzetti.

Sistemin esnekliğine dikkat çeken Aloyan, üreticilere değiştirilebilir parçalara sahip bir sistem çerçevesi geliştirme görevi verildiğini belirterek şunları kaydetti:

“Bu sistemin temel mantığı açık bir mimariye sahip olmasıdır. Danimarka ‘Ben Danimarka yapımı Weibel radarına sahip bir Freyja sistemi istiyorum’ derse bu mümkündür. İsveç, Saab sistemini kullanmak istediğini söylerse bu da sorun teşkil etmez.”

Aloyan, projeye yapılacak tüm katkıları yönlendirmek ve istikrarlı finansman sağlamak amacıyla özel bir organ veya fon kurulmasının değerlendirilen fikirler arasında olduğunu aktardı.

Ukraynalı yetkili, hükümetlerin yanı sıra şirketlerin projede doğrudan yer almasının bürokrasiyi azaltacağını vurgulayarak, “Koalisyon siyasi olmaktan ziyade pratik bir zeminde ilerlemelidir” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB ve Almanya, “Rusya destekli” nükleer tesis nedeniyle eleştiriliyor

Yayınlanma

Rusya’nın Rosatom şirketinin bir iştiraki, Almanya’da altıgen nükleer yakıt çubukları üretmek için gerekli teknoloji, lisanslar ve ekipmanı sağlayacak.

Aşağı Saksonya’da 60.000’den az nüfusa sahip bir kasaba olan Lingen, nükleer yakıt üretim tesisini genişletme planları nedeniyle yıllardır süren bir tartışmanın merkezinde yer alıyor.

Proje, Fransa’nın önde gelen enerji üreticisi Électricité de France’ın (EDF) Orta Avrupa’daki Sovyet dönemi reaktörleri için altıgen yakıt çubukları üretmek istemesi nedeniyle özellikle hassas bir konu.

Perşembe günü, yerel çevre bakanlığı planları onayladı.

Teknoloji, bir zamanlar “Rus askeri kompleksinin derinliklerine yerleşmiş” olarak tanımlanan Rus nükleer şirketi Rosatom’un bir iştiraki olan TVEL tarafından sağlanacak.

Şirketin mevcut CEO’su ABD ve Birleşik Krallık tarafından yaptırımlara tabi tutulurken, eski direktörü şu anda Rusya genelkurmay başkan yardımcısı olarak görev yapıyor.

TVEL’in bu ortak girişimdeki ortağı, %80’i devlet şirketi EDF’ye ait olan Framatome’un bir iştiraki olan Advanced Nuclear Fuels GmbH (ANF).

Framatome, projenin Soğuk Savaş dönemi teknolojisine dayanan Çekya, Bulgaristan, Slovakya, Macaristan ve Finlandiya’daki reaktörlere yönelik yakıt tedarikini güçlendireceğini savunuyor.

Euractiv’e konuşan Ukraynalı düşünce kuruluşu DIXI Group’tan uzman Diana Sushkova, “Yakıt Almanya’da üretilse de, Rus teknolojisine, üretim bilgi birikimine ve Rosatom’un iştiraki TVEL ile yapılan lisans anlaşmalarına dayanacak,” dedi.

Proje, Almanya’nın on yıllardır süren ucuz Rus doğalgazına bağımlılığıyla karşılaştırılıyor. Rusya, 2024 yılında nükleer yakıta işlenebilen zenginleştirilmiş uranyum ihracatından yaklaşık 700 milyon avro kazandı.

Girişime AB çapında da tepkiler var. Fin Yeşiller Partisi milletvekili Ville Niinistö, “Bence Almanya, Rusya’ya olan gaz bağımlılığından aldığı dersleri hatırlamalı,” dedi.

Niinistö, 2027 sonbaharında tam olarak yürürlüğe girecek olan geçen yılki Rus gaz ithalatı yasağının müzakerelerini yürütmüştü.

Niinistö, Euractiv’e verdiği demeçte, “Rusya, nükleer kapasiteler de dahil olmak üzere her türlü enerji ihracatını dış politikasının jeopolitik bir uzantısı olarak kullanıyor,” iddiasında bulundu.

Ona göre Fransız-Rus ortak girişiminin onaylanması, “Putin’in savaşına ve iktidarına destek vermekle eşdeğer.”

Almanya, Fransa ve AB’nin geri kalanının “bunu unutmaması” gerektiğini savunan Fin siyasetçi, “Rus nükleer ihracatı yasaklanmalı,” diye ekledi.

Sushkova, projenin, Kremlin kontrolündeki teknoloji ve lisanslara tamamen bağımlı kalmasına rağmen “AB’de Üretilmiştir” etiketini taşıyacak Rus nükleer teknolojisi için bir “arka kapı” yarattığını söyledi.

Onay, savaşın beşinci yılında projenin devam etmesine izin vermenin sorumluluğunun kime ait olduğu konusunda bir tartışmaya yol açtı.

Tesisin onayını veren Aşağı Saksonya eyaleti, Berlin’deki Almanya federal çevre bakanlığının fiilen kendisinden izin vermesini talep ettiğini öne sürdü.

Eyaletin çevre bakanı ve aynı zamanda Yeşiller Partisi üyesi olan Christian Meyer, kararı “temelden yanlış” olarak nitelendirdi.

Berlin, Meyer’in bakanlığının kararında “bağımsız” olduğunu belirtti. Aşağı Saksonya ise federal bakanlığın, izni engellemek için yasal bir dayanak olmadığı sonucuna vardığını öne sürdü.

Her iki taraf da, Avrupa Komisyonu’nun Rus nükleer yakıt ithalatını yasaklayacak bir yasal öneriyi henüz yayınlamadığı Brüksel’e işaret ediyor.

Federal Çevre Bakanlığı sözcüsü, “Nükleer sektörde Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarını savunmaya devam ediyoruz,” dedi.

Rus nükleer şirketlerine yaptırım uygulamak şu ana kadar oldukça zor oldu. AB, geçen hafta bankacılıktan gübreye kadar çeşitli sektörleri hedef alan, Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketini kabul etti.

Rus teknolojisi ve zenginleştirilmiş uranyum, Doğu Avrupa’da hâlâ yaygın olarak kullanılıyor.

Eski Varşova Paktı ülkelerinden birçoğu, elektrik ihtiyaçlarının büyük bir kısmını Sovyet döneminden kalma Su-Su Enerji Reaktörleri’ne (VVER) dayandırıyor.

Komisyon’daki görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklar, özellikle Paris’in, Rus teknolojisi ve yakıtına bağımlı kalan Macaristan gibi ülkelerin desteğiyle, Rosatom ve bağlı şirketler ağına yönelik yaptırımları engellediğini öne sürüyor. Fransa ise bunu reddediyor.

Fransa’nın AB Nezdindeki Daimi Temsilciliği sözcüsü, “Hiçbir zaman böyle bir öneri gelmedi, dolayısıyla biz de bunu engellemedik,” dedi.

Enerji Komiseri Dan Jørgensen daha önce, Komisyon’un 2025’in başlarında “Rusya’nın zenginleştirilmiş uranyumu ve diğer nükleer malzemelere yönelik yeni kısıtlamalar” önereceğini vaat etmişti.

Yaptırımların aksine AB hükümetlerinin oybirliği gerektirmeyecek olan Rus nükleer ürünlerine yüksek gümrük vergileri getirilmesi, siyasi bir çözüm yolu olarak tartışıldı. Henüz böyle bir öneri yayınlanmadı.

Bir Komisyon sözcüsü geçen perşembe günü gazetecilere, yürütme organının “bu konu üzerinde çalıştığını” ve bir öneri sunma kararlılığını sürdürdüğünü söyledi. Jørgensen ise yorum yapmaktan kaçındı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Rusya ve Ukrayna’ya hava ateşkesi sunacak

Yayınlanma

ABD yönetimi, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sonlandırmaya yönelik yeni bir teklif paketi hazırlıyor. Reuters’ın haberine göre Washington ve Kiev arasında müzakere edilen plan, tarafların birbirine yönelik hava saldırılarını karşılıklı olarak durdurmasını öngörüyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, teklif metnini değerlendirmek ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmek üzere 28 Temmuz Salı günü ABD’ye gidecek.

ABD, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmek amacıyla yeni bir öneri paketi hazırlığı yürütüyor. Reuters’ın konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı habere göre söz konusu planın temel maddelerinden birini, tarafların birbirine düzenlediği hava saldırılarını karşılıklı olarak durdurması oluşturuyor.

Washington ve Kiev yönetimleri tarafından yürütülen ortak görüşmelerin ardından teklifin resmi olarak Moskova’ya sunulması planlanıyor. Süreçle bağlantılı olarak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump ile bir bir araya gelmek üzere 28 Temmuz Salı günü ABD’ye gidecek.

Reuters’a konuşan kaynak, Kiev yönetiminin daha önce de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e benzer bir ateşkes teklifi götürdüğünü ancak bu talebin Kremlin tarafından reddedildiğini hatırlattı.

Bununla birlikte bazı Batılı yetkililer, Ukrayna ordusunun Rus petrol rafinerilerine ve lojistik tesislerine yönelik yoğunlaştırılmış saldırılarının ülke ekonomisine verdiği zarar nedeniyle Kremlin’in bu kez teklife olumlu yaklaşabileceğini değerlendiriyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise haberlere ilişkin yorum yapmaktan kaçınarak, “Bu haberlerin ne kadar güvenilir olduğunu ve kimden kaynaklandığını bilmediğini” kaydetti.

Hafta başında Zelenski, Trump’ın temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti. Görüşmede, şubat ayında tıkanan Rusya ile müzakere sürecinin yeniden başlatılması imkanları ele alınmıştı.

Bloomberg’e konuşan Kremlin’e yakın kaynaklar ise 22 Temmuz’da yaptıkları değerlendirmede, Putin’in Donbass bölgesinin tamamı kontrol altına alınmadan Ukrayna ile temas kurmayı planlamadığını öne sürmüştü.

Kaynaklar ayrıca Rusya’nın Harkov ve Sumı bölgelerinde ele geçirdiği alanları Ukrayna’ya geri vermeyi düşünmediğini, bu hatları tampon bölgeye dönüştürmeyi hedeflediğini aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Putin’in Ağustos 2025’te Anchorage’da düzenlenen zirvede Trump ile Donbass konusunda vardığı gayriresmi mutabakatın artık geçerliliğini yitirdiğine karar verdiğini ve bu nedenle daha önceki arazi takası fikrinden vazgeçtiğini savundu. Washington yönetimi ise Anchorage’da böyle bir anlaşmanın varlığını reddetmişti.

Putin, 28 Haziran’da yaptığı kamuoyu açıklamasında, derin alanlara yönelik saldırıların durdurulması ve çatışmaların Donetsk, Lugansk, Herson ve Zaporijya bölgeleriyle sınırlandırılması yönünde kendisine teklifler geldiğini doğrulamıştı.

Rus lider, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin diğer cephelerden birlik kaydırmasına imkan tanıyacağı gerekçesiyle Rusya’nın bu şartları kabul etmediğini ifade etmişti.

Diplomatik sahada yeni fikir arayışı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 23 Temmuz’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Alaska’da ele alınan seçeneklerin “çöktüğünü” ve savaşın sona erdirilmesi için “yeni fikirlere” ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Rubio, Alaska’da sunulan önerilerin Kiev için geçmişte de kabul edilemez olduğunu, mevcut şartlarda ise tamamen imkansız hale geldiğini vurguladı.

Bu açıklamalara yanıt veren Lavrov, Trump’ı “delikanlılığa sığmayan davranışlar sergilemekle” suçladı. Kremlin’den yapılan paralel açıklamada ise Ukrayna krizinin çözümüne ilişkin “aşırı iyimserliğe” kapılınmaması gerektiği bildirilerek, “Şu aşamada yeni bir dinamizmden bahsetmenin mümkün olmadığı” kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English