Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ermenistan parlamento seçimleri için sandık başına gidiyor

Yayınlanma

Ermenistan’da yaklaşık 2,5 milyon seçmen, Avrupa Birliği ile entegrasyonu savunan Başbakan Nikol Paşinyan ve Avrasya Ekonomik Birliği yanlısı muhalefet arasında tercih yapmak üzere parlamento seçimlerine gidiyor. Seçim yarışında iktidardaki Sivil Sözleşme partisinin yanı sıra iş insanı Samvel Karapetyan ve eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın liderlik ettiği ittifaklar öne çıkıyor.

Ermenistan, Avrupa Birliği (AB) ile entegrasyonu savunan mevcut Başbakan Nikol Paşinyan ile Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğinin korunmasını hedefleyen muhalefet arasında tercih yapacağı parlamento seçimlerine gidiyor.

Farklı resmi aktarımlara göre 6 veya 7 Haziran’da yapılması planlanan oylamaya 17 parti ve iki seçim ittifakının, diğer bir veriye göre ise toplam 18 siyasi gücün katılması bekleniyor. Göç ve Vatandaşlık Servisi, seçimlerde yaklaşık 2 milyon 500 bin kişinin oy kullanacağını kaydetti.

Parlamenter cumhuriyet sistemiyle yönetilen Ermenistan’da hükümeti, en az 101 milletvekilinden oluşan ve beş yıllık süre için seçilen Ulusal Meclis kuruyor.

Hükümetin başında, meclis çoğunluğunun önerisi üzerine cumhurbaşkanı tarafından atanan ve fiili devlet başkanı statüsü taşıyan başbakan bulunuyor.

Ulusal Meclis seçimleri nispi temsil sistemine, başka bir deyişle parti listelerine göre gerçekleştiriliyor. Tek bir partinin meclise girebilmesi için oyların en az yüzde 4’ünü, iki veya üç partili ittifakların yüzde 8’ini, daha büyük ittifakların ise yüzde 10’unu alması gerekiyor.

Barajı üçten az listenin geçmesi durumunda, en çok oy alan ilk üç lider doğrudan manda elde ediyor.

Sistemde “bonus sistemi” adı verilen özel bir uygulama bulunuyor. Bu kurala göre, yüzde 54’ten az oy alan lider listeye, yüzde 54’lük sandalye oranına ulaşana kadar ek milletvekilliği veriliyor. Oy oranının yüzde 66’yı aşması halinde ise elde edilen fazla mandalar diğer katılımcılara devrediliyor.

Üç ana aday başbakanlık koltuğu için seçim yarışına giriyor

Sivil Sözleşme partisinin adayı olan gazeteci, “Kadife Devrim” lideri ve mevcut Başbakan Nikol Paşinyan, 1 Haziran 1975’te Ermenistan SSC’nin İcevan kentinde doğdu. Okul yıllarında Karabağ hareketinin protestolarına katılan Paşinyan, 1991 yılında Erivan Devlet Üniversitesi Filoloji Fakültesi Gazetecilik Bölümüne girdi ve öğrenciliği sırasında muhalif yayınlarla çalışmaya başladı.

1993’ten itibaren muhabirlik yapan isim, 1998’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Aşot Bleyan’ın seçim kampanyası koordinatörü olarak görev aldı. Aynı dönemde Oragir gazetesini kurarak yöneticiliğini üstlendi. 2004 yılında otomobili Erivan’ın merkezinde patlatıldı. Paşinyan suikast girişimiyle ilgili olarak iş insanı Gagik Tsarukyan’ı suçladı ancak soruşturma makamları patlamanın kısa devreden kaynaklandığı sonucuna vardı.

Siyasi kariyerine 2007 yılında başlayan Paşinyan, parlamento seçimlerinde yüzde 1,3 oy alan Azil ittifakının liderliğini yürüttü. Ardından cumhurbaşkanı adayı Levon Ter-Petrosyan’ın seçim karargahına katıldı. 2008’de Ter-Petrosyan’ın yenilgisinin ardından başlayan protestolarda aktif rol oynadı ve hakkında arama kararı çıkarıldı.

2010 yılında 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı ancak ertesi yıl afla cezaevinden çıktı. 2012’de Ermeni Ulusal Kongresi ittifakından Ulusal Meclis milletvekili seçildi. Üç yıl sonra Sivil Sözleşme partisinin kurucuları arasında yer aldı. 2017 yılında Çıkış ittifakı listesinden yeniden seçilen Paşinyan, aynı dönemde Erivan belediye başkanlığına aday oldu fakat mevcut başkan Taron Margaryan’a karşı seçimi kaybetti.

Paşinyan, anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesiyle ülkenin başkanlık sisteminden parlamenter sisteme geçmesinin ardından, eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın başbakanlığa atanmasına karşı 2018’de iktidardaki Ermenistan Cumhuriyet Partisi’ne yönelik protestolara liderlik etti.

Sürecin sonucunda başbakanlık koltuğuna Paşinyan oturdu. Yeni hükümet başkanı o dönemde, “Devrim sadece Ermenistan’da değil, tüm dünyadaki Ermeniler arasında ve ulusal bilinçte gerçekleşti, bunun en önemli sonucu da ulusal potansiyelin kullanılması olmalıdır” ifadelerini kullandı.

Aralık 2018’deki erken parlamento seçimlerinde Benim Adımım ittifakına liderlik ederek oyların yüzde 70’inden fazlasını aldı ve görevini korudu.

Mevcut başbakanın en büyük problemini, istifasını talep eden protestolara yol açan 2020 İkinci Karabağ Savaşı’ndaki yenilgi oluşturdu.

Buna rağmen, 2021’deki erken seçimlerde Sivil Sözleşme oyların yüzde 54’ünü alarak iktidarı elinde tuttu. Başbakan konu hakkında, “Tarih, savaşta kazanılan zaferin her zaman zafere dönüşmediğini, aynı şekilde savaşta alınan yenilginin de her zaman yenilgi olmadığını göstermiştir. Yenilgimizi zafere dönüştürmeliyiz” açıklamasını yaptı.

O dönem Paşinyan, Rusya, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ve AEB ile ilişkileri derinleştirip geliştirme sözü verdi.

2024 yılında Avrupa Parlamentosu, Ermenistan’ın Avrupa Birliği’ne katılım şartlarını karşıladığını belirten bir karar tasarısını kabul etti. Bu gelişmenin ardından Paşinyan’ın söyleminde değişiklik görüldü.

2025’te Ulusal Meclis ülkenin AB üyeliği sürecinin başlatılmasına ilişkin yasayı onaylarken, başbakan ülkenin bunu “şartsız ve koşulsuz” olarak istediğini duyurdu. Başbakan Mayıs 2026’da, “Ermenistan halkının bir alternatifi olmalıdır; AEB’de veya AB’de olmak. Buna ben değil, siz, Ermenistan vatandaşları karar verecek” görüşünü aktardı.

Buna karşılık Moskova, ülkenin AEB’den ayrılması durumunda karşılaşacağı ciddi ekonomik sonuçlar konusunda uyarıda bulunarak Ermeni çiçek, alkol, balık ve tarım ürünlerinin ithalatını kısıtlamaya başladı.

Rusya ile ilişkilerde hiçbir radikal eylemde bulunma niyetinde olmadığını belirten Paşinyan, “Rusya Devlet Başkanı ile kelimenin tam anlamıyla dostane ilişkilerim var” dedi.

Sanayi ve inşaat grubu Taşir’in kurucusu ve başkanı Samvel Karapetyan, Güçlü Ermenistan partisinin adayı olarak öne çıkıyor. 18 Ağustos 1965’te Ermenistan SSC’nin Kalinino kentinde doğan iş insanının girişimiyle 1991’de şehre Taşir adı verildi.

Erivan Politeknik Enstitüsü Makine Mühendisliği Fakültesinden mühendislik eğitimi alarak mezun olan Karapetyan, üniversiteden sonra bir süre yerel bir fabrikada çalıştı. Girişimcilik faaliyetlerine 1980’lerin sonunda Ermenistan’da küçük bir emaye eşya üretim tesisi kurarak başladı.

Rusya’ya taşındıktan sonra, 1997’de kardeşi Karen ile birlikte Kalugaglavsnab’ı satın alarak gelecekteki Taşir holdinginin yapısını kurdu.

İlk projeler Kaluga bölgesindeki inşaat ve yerel yatırımlarla ilgiliydi, ancak zamanla şirket portföyüne gayrimenkul geliştirme, enerji, finans, üretim ve kamu beslenmesi alanlarındaki varlıklar dahil oldu. Forbes dergisi, 2026 yılında girişimcinin servetini 4,1 milyar dolar olarak tahmin etti.

Haziran 2025’e kadar siyasi hayata katılmayan Karapetyan, Paşinyan ile Ermeni Apostolik Kilisesi arasındaki anlaşmazlık zemininde kiliseyi savunan bir açıklama yaptı.

İş insanı, “Eğer siyasi figürler başarılı olamazsa, kiliseye yönelik kampanyaya kendi yöntemlerimizle müdahale edeceğiz” dedi.

Bu açıklamanın ardından kendisine iktidarı ele geçirme çağrısı ve kara para aklama suçlamaları yöneltildi. Girişimci şu anda ev hapsinde bulunuyor.

Karapetyan, 2026’nın başlarında Güçlü Ermenistan partisini kurdu ve başına geçti. Parti, seçimlere Yeni Dönem ve Birleşik Ermeniler ile ittifak halinde katılıyor. Milyarder, “Rusya yanlısı tutumuma gelince, Rusya’yı düşmanımız olarak görmüyorum, dost bir ülke olarak görüyorum, ancak benim için Ermenistan Cumhuriyeti’nin ve Ermeni halkının çıkarları söz konusudur” ifadelerini kullandı.

Nisan ayında Karapetyan, seçimlere katılmak için Rusya vatandaşlığından çıkacağını duyurdu. Girişimci ayrıca sahip olduğu Kıbrıs pasaportundan da vazgeçti.

Güçlü Ermenistan partisi; radikal ekonomik reformlar, büyük yatırımların çekilmesi, küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerindeki vergi yükünün azaltılması, deregülasyon yapılması ve denetleyici kurumların yetkilerinin kısıtlanmasının yanı sıra enerji ve altyapı sözleşmelerinin ulusal çıkarlar lehine gözden geçirilmesi taahhüdünde bulunuyor.

İş insanı, “Ermenistan’ı jeopolitik kurban statüsünden çıkaracağız. Bölgedeki çıkarların ve önceliklerin dengesini yeniden kuracağız. Ve o zaman transit yollar Ermenistan’ın egemen topraklarında kalacak, müttefik bile olsa başka bir ülkenin bütçesini değil, kendi bütçesini yılda yüz milyonlarca dolarla dolduracak” sözlerini kaydetti.

Ana muhalefet gücünün lideri olan eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan ise Ermenistan ittifakını temsil ediyor. 31 Ağustos 1954’te Azerbaycan SSC’ye bağlı Dağlık Karabağ Özerk Oblastı’nın başkenti Stepanakert’te, bugünkü adıyla Azerbaycan’ın Hankendi şehrinde doğdu.

1971’de Moskova Enerji Enstitüsünün uzaktan eğitim bölümüne girdi, ancak kısa süre sonra Sovyet ordusuna askere çağrıldı. 1973’ten itibaren Stepanakert ve Moskova’daki işletmelerde çalıştı, ardından eğitimine devam ederek 1982’de Erivan Politeknik Enstitüsü Elektroteknik Fakültesinden elektromekanik mühendisi diplomasıyla onur derecesiyle mezun oldu.

1980’lerin başında siyasi faaliyetlerine başlayan Koçaryan, 1980 ile 1981 yılları arasında Stepanakert Elektroteknik Fabrikasında makine mühendisi olarak çalıştı. 1981 ile 1985 yılları arasında ise Komsomol Stepanakert Şehir Komitesinin ikinci sekreteri olarak görev yaptı.

Koçaryan 1988’de, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan SSC’den ayrılması ve Ermenistan’ın kontrolüne geçmesi için başlatılan hareketin liderliğini üstlendi. 1994’te tanınmayan Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin başına geçti.

Üç yıl sonra Ermenistan Başbakanı oldu ve bir yıl sonra cumhurbaşkanı seçilerek bu görevde iki dönem bulundu. Koçaryan’ın yönetiminin son dönemi, parlamento seçimlerinin ardından muhalefetin protestosunun şiddet kullanılarak bastırıldığı ve 10 kişinin öldüğü 1 Mart 2008 olaylarıyla gölgelendi.

İktidara gelen Paşinyan, olaylara karıştığı iddiasıyla eski cumhurbaşkanı hakkında cezai kovuşturma başlattı. Haziran 2009’da AFK Sistema şirketinin bağımsız direktörü seçilen Koçaryan, 2015 anayasa reformlarına kesinlikle karşı çıktı.

2021’deki erken parlamento seçimlerinin sonuçlarına göre Koçaryan’ın Ermenistan ittifakı en büyük muhalefet grubunu oluşturdu, ancak kendisi mandayı reddetti. Politikacı bu kararını, “Zamanında hem Artsah’ın hem de Ermenistan’ın parlamentosunda milletvekilliği yapmıştım, ancak karakterim gereği her zaman yürütme erkinin bir adamı oldum” sözleriyle açıkladı.

2022’nin sonuna doğru ittifak dağıldı. Koçaryan’ın koalisyonu güncellenmiş bir formatta seçimlere katılıyor ve Rusya ile ilişkilerin derinleştirilmesini savunuyor. Politikacı, “Müttefiklerimiz ve büyük ülkeler tarafından güvenliklerine tehdit olarak değerlendirilebilecek adımları asla atmamalıyız” görüşünü taşıyor.

Anket verileri iktidar partisinin önde olduğunu gösteriyor

EVN verilerine göre, ankete katılanların yaklaşık yüzde 85’i 7 Haziran’da oy kullanma niyetinde olduğunu beyan etti. Yalnızca Sivil Sözleşme ve Güçlü Ermenistan’ın barajı geçebileceği belirtiliyor.

Anket, iktidar partisinin yaklaşık yüzde 50 ile kazanacağına işaret ediyor. Diğer siyasi güçlerin destek seviyesi ise yüzde 1’in altı ile yüzde 15 arasında değişiyor. PolitPro verilerine göre “Sivil Sözleşme”, 2026 yılı boyunca liderliğini korudu. Partinin reytingi Mayıs ayında yüzde 56 ile rekor seviyeye ulaştı.

Başka bir EVN anketinin sonuçlarına göre vatandaşların yüzde 49’u Başbakan Nikol Paşinyan’ın faaliyetlerini onaylarken, katılımcıların yüzde 33,7’si politikalarından memnuniyet duymadığını bildirdi. Ankete katılanların yüzde 55,1’i mevcut hükümetin yolsuzlukla mücadelede yeterli önlem alamadığına inanıyor.

Öte yandan katılımcıların yüzde 53,8’i, Paşinyan’ın başbakanlığı döneminde ülkede güvenlik durumunun iyileştiğine dikkat çekiyor. “Sivil Sözleşme”nin, vatandaşların üçte birinin oyunu alarak yarışın favorisi konumunda olduğu ön anketlere yansıyor.

Moskova yönetimi üyelik tercihinin referanduma gitmesini istiyor

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Ermeni makamlarının muhalefet partilerini seçimlerden çekme girişimleri olduğunu aktardı. Bakanlık Temsilcisi Mariya Zaharova’nın açıklamasına göre, cumhuriyette “demokratik prosedürlere karşı bir mücadele” yürütülüyor.

Daha önce cumhuriyetin Merkez Seçim Kurulu, yarışın bir diğer katılımcısı olan Cumhuriyet partisinin ısrarına rağmen muhalif Güçlü Ermenistan ittifakını parlamento seçimlerinden men etmeyi reddetmişti.

Rus yetkililer Erivan’ın AB ve AEB arasındaki tercihini halk oylamasına sunmasını talep ediyor. 5 Haziran’da Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Ermenistan’ın Avrupa Birliği’nden ziyade Avrasya Ekonomik Birliği’nde daha iyi olacağı fikrini dile getirdi.

Sözcüye göre cumhuriyetin vatandaşları AEB içinde daha fazla kazanacak ve gelişecek. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise bu konuda mümkün olan en kısa sürede bir referandum yapılması çağrısında bulundu. Putin, ülkenin gelecekteki yolu hakkında alacağı karar ne olursa olsun Rusya’nın Ermenistan ile normal ilişkilerini koruyacağını ekledi.

Seçmenler istihdam yaratılması ve ekonomik reform bekliyor

Her türlü propaganda faaliyetinin yasaklandığı sessizlik gününde Kommersant FM’e Erivan’daki durumu aktaran yerel gazeteci Naira Ovhannisyan, sokakların sakin göründüğünü ancak bu sükunetin aldatıcı olduğunu bildirdi.

Ovhannisyan, “Son günlerde durum gözle görülür şekilde gerginleşti. Muhalif aktivistler ve seçim karargahı temsilcilerine yönelik bir gözaltı ve tutuklama dalgası yaşandı. Daha dün, Güçlü Ermenistan bloğunun kaydını iptal etme ve yarıştan çekme girişimi oldu. İttifak yine de oylamaya katılabilecek” bilgisini verdi.

Erivan’ın merkezinde çok sayıda insan bulunduğunu, bazılarının oy kullanmak için Ermenistan’a uçtuğunu aktaran Ovhannisyan; çok sayıda gözlemci, gazeteci ve analistin de geldiğini kaydetti.

Seçim yarışındaki tartışmaların çok hararetli geçtiğini belirten gazeteci sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu seçimler şu an bir kavşak olarak adlandırılıyor, çünkü masada temel meseleler var: Ermenistan Avrupa ve ABD ile entegrasyona doğru ilerlemeye devam edecek mi ve halk Azerbaycan ile barış anlaşması imzalama yönündeki mevcut rotayı destekleyecek mi? Anketlere göre nüfusun yaklaşık yüzde 30 ila yüzde 40’ının son ana kadar kararını vermemiş olması durumu daha da belirsizleştiriyor. Şu an Ermenistan’ın beklenti içinde donup kaldığı söylenebilir. Yarın ülkenin bundan sonra nereye gideceğini gösterecek.”

Erivanlı iş danışmanı Karen Avakyan ise vatandaşların öncelikli olarak ülkedeki ekonomik değişimlerle ilgilendiğini ifade etti. İnsanların arkadaş veya iş ortamlarında dile getirdikleri görüşlerin oy kabinindeki sonuçlarla her zaman örtüşmeyebileceğini belirten Avakyan, siyasi mücadelenin toplumu yorduğunu ve tartışma düzeyinin oldukça yükseldiğini söyledi.

Beklentinin yüksek olduğunu kaydeden Avakyan, “Mevcut iktidar yeniden seçilse bile kendisinden yine de değişim beklenecek ve partinin üstlendiği taahhütlerin yerine getirilmesi gerekecek. İnsanlar her şeyden önce ekonomik bağlamda, istihdam yaratılması ve her ailenin refahının artması yönünde değişimler bekliyor. Ermeni toplumunun onlarca yıldır karşılaştığı pek çok birikmiş zorluk var” değerlendirmesini yaptı.

Bu arada Ermenistan Savunma Bakanlığı, oy kullanmak için cumhuriyete gelen ancak ülkede yaşamayan bazı erkeklere 25 günlük askeri eğitim kamplarına katılmaları için celp kağıtları verildiğini duyurdu.

Diplomasi

Xi-Trump zirvesi öncesi beklentiler: Yatırımcılar en iyi ve en kötü senaryolara hazırlanıyor

Yayınlanma

Liderler ticaret ateşkesini ve derinleşen teknoloji ayrışmasını yönetmeye çalışırken, Xi-Trump zirvesi öncesi gündemde gümrük vergilerinin düşürülmesi ya da Çin’e yeni yüzde 7,5’lik tarife uygulanması gibi olası sonuçlar var.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in gelecek hafta Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesi planlanıyor. Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkilerin mevcut durumuna dair önemli bir gösterge olarak görülen zirve yakından takip edilecek.

Trump’ın Tesla, Apple, Nvidia ve Boeing yöneticileri de dahil olmak üzere bir düzineden fazla üst düzey Amerikalı şirket yöneticisiyle birlikte mayıs ayında Pekin’e yaptığı ziyarette olduğu gibi, ekonomik konuların yine gündemin merkezinde olması bekleniyor. Masada, mevcut ateşkesin uzatılması, yüksek gümrük vergilerinde yeni indirimler yapılması ve Çin’in daha fazla Amerikan ürünü satın almasını sağlayabilecek anlaşmalar bulunuyor.

South China Morning Post, küresel finans kuruluşları ve politika analistlerinin değerlendirmeleri ışığında zirvenin olası sonuçlarına ilişkin bir tablo hazırladı:

Xi-Trump zirvesinden çıkacak sonuçlara ilişkin piyasa beklentisi nedir?

Bazı araştırma kuruluşlarına göre gelecek hafta perşembe günü yapılması planlanan görüşme için beklenti çıtası oldukça düşük.

Goldman Sachs’ın yatırımcılar arasında yaptığı son ankete göre, katılımcıların çoğu görüşmenin daha çok sembolik bir nitelik taşımasını bekliyor. Bununla birlikte Çin iç piyasasındaki yatırımcılar daha olumlu bir beklentiye sahip: Çinli yatırımcıların yüzde 38’i sınırlı da olsa ilerleme beklerken, bu oran denizaşırı yatırımcılarda yüzde 26’da kaldı.

Barclays ve BNP Paribas gibi finans kuruluşları, temel senaryoyu Çin-ABD ekonomik ilişkilerinde kontrollü bir istikrarlaşma ve istikrar taahhüdünün sürdürülmesi olarak tanımladı.

Muhtemel kazanımlar arasında 2025 yılında sağlanan gümrük vergisi ateşkesinin uzatılması ve daha önce verilen ticaret taahhütlerinin tamamlanması bulunuyor. Ancak bu, olumlu bir gelişme olsa da kapsamlı bir anlaşma anlamına gelmeyebilir.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings, 9 Eylül tarihli analizinde, Çin liderliğinin ABD-Çin arasındaki stratejik rekabeti kalıcı bir durum olarak gördüğünü ve uzun sürecek bu rekabet ortamında maliyeti en düşük seviyede tutabilecek bir istikrar dönemi kazanmak için zaman satın almaya çalıştığını belirtti.

En iyi senaryo ne olabilir?

Çin, ABD’den kritik ürünler satın alabilir ve iki taraf da geçen yıl karşılıklı olarak yüzde 100’ün üzerine çıkan yüksek gümrük vergilerini resmen azaltabilir.

İlerleme sağlanabilecek alanlardan biri, Trump’ın mayıs ayındaki Çin ziyaretinin ardından tarafların üzerinde anlaştığı yaklaşık 30 milyar dolarlık karşılıklı ticareti kapsayan ürünlerde gümrük vergilerinin düşürülmesi olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, iki ülkenin ekonomi ve ticaret ekiplerinin ilgili konularda yakın iletişimi sürdürdüğünü ve gelişmelerin zamanı geldiğinde duyurulacağını bildirdi.

ABD tarafı da Çin’in daha önce verdiği Amerikan tarım ürünleri, enerji ve uçak satın alma taahhütlerinin devam ettirilmesine yönelik sinyaller verdi. Çin’in soya fasulyesi alımları bu yıl özellikle önemli bir anlaşmazlık konusu oldu.

ABD’nin ihtiyaç duyduğu ancak Çin’in önemli rezervlerine sahip olduğu kritik mineraller alanında tedarik zincirlerinin istikrara kavuşturulması konusunda da gelecek hafta ilerleme sağlanabilir.

En kötü senaryo ne olabilir?

Trump, daha önce gündeme getirdiği Çin’e yönelik yüzde 7,5’lik “aşırı kapasite tarifesi” uygulamasına yönelebilir.

Trump ayrıca, İran’ı destekleyen ülke ve kuruluşlara zarar vereceğini söylediği bir “ekonomik D-Day” yaptırım paketinden bahsetmişti. Bazı çevreler bu ifadeyle Çin’deki aktörlerin de kastedilmiş olabileceğini düşünüyor.

Teknoloji ilişkilerindeki gerilim daha da artabilir. BNP Paribas, Çin-ABD teknoloji ayrışmasının yapay zekâ alanına doğru genişlediği ve ABD’nin Çin’in gelişmiş yapay zekâ çiplerine ve modellerine erişimini sınırlamaya çalışması nedeniyle dünyanın iki ayrı teknoloji ekosistemine doğru ilerlediği uyarısında bulundu.

Pekin’in son dönemde uygulamaya koyduğu nadir toprak elementleri ihracat kısıtlamaları da ABD’yi tedirgin etmeye devam ediyor. Zirve öncesi değerlendirme yapan finans kuruluşları, bu konuda olumlu bir sonuç beklemiyor.

Zirvenin piyasalara etkisi ne olabilir?

Goldman Sachs’a göre, görüşmelerin olumlu sonuçlanması halinde denizaşırı yatırımcıların yüzde 46’sı, Çinli yatırımcıların ise yüzde 38’i Çin hisselerinde bir ay içinde orta düzeyde yükseliş bekliyor.

Yatırımcılar, döviz piyasalarında yuanın değer kazanma potansiyelinin sınırlı olacağını düşünüyor. Goldman Sachs, çoğu yatırımcının yuanın dolar karşısındaki değer artış hızının ekim sonuna kadar değişmeden kalmasını ya da yavaşlamasını beklediğini belirtti.

Zirvenin kötü sonuçlanması halinde ise BNP Paribas ve Barclays, yatırımcıların daha düşük getiri pahasına güvenli limanlara yönelmesini bekliyor. Kuruluşlar ayrıca Çin ve ABD teknoloji ekosistemlerinde faaliyet gösteren şirketlerin ölçek kaybı yaşayabileceğine dikkat çekti.

Goldman Sachs’ın anketine katılan yatırımcıların yaklaşık üçte ikisi, kasım ayında yapılacak ABD Kongre ara seçimlerinin ardından da Çin-ABD geriliminin genel olarak değişmeden kalacağını düşünüyor.

Katılımcıların yaklaşık yüzde 15’i ilişkilerde orta düzeyde iyileşme beklerken, yine yaklaşık yüzde 15’i orta düzeyde kötüleşme öngörüyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Pentagon, Avrupa’daki kuvvetlerinin üçte birini çekmeyi değerlendiriyor

Yayınlanma

Pentagon, Avrupa’daki uçakları, gemileri, silahları ve on binlerce ABD askerini geri çekmeyi öngören radikal bir planı değerlendiriyor.

Bu azaltma, Avrupa’daki tüm ABD askerlerinin yaklaşık üçte birini, yani yaklaşık 25.000 kişiyi kapsayabilir.

Görüşmelerden haberdar olan bir ABD’li yetkili ve bir başka kaynak, bu sayının daha da fazla olabileceğini (40.000 askere kadar çıkabileceğini) belirtiyor.

Bu plan hayata geçirilirse, 1990’larda Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’daki 80.000 kişilik ABD askeri varlığında gerçekleştirilen en önemli küçülme olacak.

Böylesine dramatik bir küçülme ihtimali, her iki partiden Kongre üyelerini ve Avrupa hükümetlerini alarma geçirdi.

Böyle bir çekilme, Amerika’nın başlıca müttefikleriyle ilişkilerini kökten değiştirebilir ve Ukrayna ile Orta Doğu’da savaşların sürdüğü bu istikrarsız dönemde Avrupa ülkelerini yeni ortaklıklar kurmaya zorlayabilir.

Yetkililere göre, kesintilerden etkilenecek ülkeler arasında muhtemelen Almanya, İtalya ve İspanya yer alacak.

Bu üç ülke, Avrupa’daki ABD askerlerinin büyük bir kısmını barındırıyor ama tüm ülkelerin liderleri de İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile çatışmış durumda.

İkinci döneminin başından beri Trump ve yardımcıları, Avrupa’nın ABD’nin nükleer silah cephaneliğinin desteğiyle kendi savunmasında öncülük etmesi gerektiğini ve ABD kuvvetlerinin “Batı Yarımküre”deki Çin, İran ve uyuşturucu kartellerinden gelen daha acil tehditlerle mücadele etmek için gerekli olduğunu savunuyorlar.

Pentagon, Haziran ayında ABD ordusunun Avrupa’daki varlığına ilişkin altı aylık bir inceleme başlatıldığını duyurmuştu.

ABD’li ve Batılı yetkililere göre, Müttefik Kuvvetler Başkomutanı ve ABD Avrupa Komutanlığı Başkanı Hava Kuvvetleri Generali Alexus Grynkewich’in cuma günü Savunma Bakanı Pete Hegseth’e analizini sunması bekleniyor.

Grynkewich’in analizinde, muhtemelen Amerikan hava, deniz ve kara kuvvetlerinde ya da diğer kapasitelerde kesintiler yapılmasını ve Avrupa’daki bazı kuvvetlerin NATO’nun doğu kanadındaki ülkelere kaydırılmasını da içerebilecek dört eylem planı ana hatlarıyla belirtilecek.

Hegseth’e 6 Kasım’da nihai bir tavsiye sunulacak ve bu tavsiye daha sonra başkana iletilecek. Herhangi bir çekilme işlemi bu tarihten sonra gerçekleşecek.

Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili ve diğer iki yetkiliye göre, henüz herhangi bir karar alınmadı.

Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili yaptığı açıklamada, Hegseth’in “konumumuzun Başkan Trump’ın sağduyulu ‘Önce Amerika’ stratejisiyle uyumlu olmasını sağlamak” amacıyla Avrupa’daki kuvvetlere ilişkin altı aylık bir inceleme yürütmesini sağladığını belirtti.

Temmuz ayında Türkiye’de düzenlenen NATO zirvesi sırasında Trump, “NATO’dan çok hayal kırıklığına uğradığını” belirterek, ittifakın Amerikan gücünü takdir etmemesini bir kez daha eleştirmişti.

Trump, “Neden yüz milyarlarca dolar harcıyoruz da onlar bizim yanımızda değil?. Biz her zaman onların yanında olduk,” demişti.

Bir ay önce, Oval Ofis’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede Trump’a müttefiklerden ne istediği sorulduğunda, “Sadece sadık olmalarını istiyorum,” diye yanıt vermiş ve şöyle devam etmişti:

“Sadece sadakatlerini istiyorum. Paralarına ihtiyacımız yok. Hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Dünyanın açık ara en güçlü ordusuna sahibiz, ama ben sadece sadakat istiyorum.”

Avrupa’daki ABD kuvvetlerinin azaltılmasına karşı çıkanlar, bunun NATO müttefiklerini savunmasız bırakacağını ve Rusya’nın saldırganlığını kışkırtacağını, dünyanın diğer bölgelerindeki ABD ortakları arasında şüphe tohumları ekeceğini ve ABD ordusunu, kuvvetlerini Orta Doğu veya Afrika’ya hızla sevk etmesini sağlayan lojistik merkezlerden mahrum bırakacağını savunuyor.

Avrupalı yetkililer, altı aylık gözden geçirmenin hem öncesinde hem de sonrasında Washington’dan, hükümetlerine uzun menzilli füzeler, uydu gözetimi ve havada yakıt ikmali tankerleri dahil olmak üzere uzun süredir yalnızca ABD tarafından sağlanan gelişmiş askeri yetenekleri geliştirmeleri için yeterli zaman tanıyacak, daha kademeli bir çekilme talep ettiler.

On yıllardır Avrupa’da ABD ordusu için bir dayanak noktası olan Almanya, çok sayıda ABD üssüne ev sahipliği yapıyor ve yaklaşık 36.000 askere sahip.

Mayıs ayında Pentagon, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in şu sözlerini söylemesinin ardından, Almanya’dan 5.000 askeri çekme planlarını açıklamıştı.

İtalya, önemli ABD hava üslerine ve yaklaşık 12.000 askere ev sahipliği yapıyor. İspanya ise ülkenin güneyindeki İspanyol üslerinde önemli ABD hava ve deniz üslerine ev sahipliği yapıyor.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin hükümeti, Mart ayında, İran’a yönelik olası saldırılar düzenleyecek ABD savaş uçaklarının, parlamento onayı olmadan Sicilya’daki bir üssü kullanmasına izin vermeyi reddetmişti.

İspanya hükümeti ise savaşın başlarında, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırıları için askeri üslere erişim talebini reddederek Beyaz Saray’ı kızdırmıştı.

Avrupalı liderler, saldırı kararından önceden haberdar edilmedikleri için “tatsız” bir duruma düştüler.

Bazıları çatışmanın tırmanmasını istemediklerini belirterek, iktisadi sonuçlar konusunda endişelerini dile getirdiler.

Olası asker sayısında yapılacak kesintiler, sadece Demokratlar arasında değil, birçok üst düzey Cumhuriyetçi arasında da şimdiden derin endişe uyandırdı.

“25.000 kişilik asker sayısında yapılacak bir kesinti hiçbir şekilde kabul edilemez,” diyen bir Cumhuriyetçi kongre üyesi, bölgedeki Rus saldırganlığının giderek arttığına dair endişeler sürerken geçen yıl Almanya’dan iki rotasyonel tugay muharebe ekibinin çekilmesini örnek gösterdi ve “Rusya’yı caydırmak için ucuz yollara başvurulamaz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’den Suudi Arabistan’a F-35 onayı

Yayınlanma

ABD yönetimi, Suudi Arabistan’a yaklaşık 25 milyar dolar değerinde 48 adet F-35 savaş uçağı satılmasını onayladı.

Satış hem ABD Kongresinde hem de İsrail’de tartışmaya yol açtı. Bazı ABD’li milletvekilleri, anlaşmanın hassas Amerikan askeri teknolojilerinin Çin’in eline geçmesi riskini doğuracağını savunuyor.

Anlaşmanın hayata geçirilebilmesi için uzun süredir satışa kuşkuyla yaklaşan Kongrenin de onay vermesi gerekiyor. Kongre süreci tamamlanmadan ABD’li savunma şirketleri Suudi Arabistan’la müzakerelere başlayamayacak.

Kongrede Çin endişesi

ABD’li milletvekilleri ve savunma yetkilileri, Suudi Arabistan’ın Pekin’le yakın askeri ve teknolojik ilişkileri nedeniyle satışa karşı çıkıyor.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi üyesi Demokrat Raja Krishnamoorthi, anlaşmanın “Amerikan askeri teknolojisinin en değerli ve hassas unsurlarını Çin Komünist Partisinin erişimine açabileceği” uyarısında bulundu.

Benzer kaygılar daha önce Birleşik Arap Emirlikleri’ne yapılması planlanan F-35 satışını da sekteye uğratmıştı. BAE, Biden yönetiminin Abu Dabi-Pekin ilişkileri ve ülkede Huawei’nin 5G altyapısının kullanılması konusundaki itirazları üzerine 23 milyar dolarlık F-35 satın alma anlaşmasını Aralık 2021’de durdurmuştu.

Suudi Arabistan’a yönelik teklif ise Ensarullah öncülüğündeki Yemen’in Riyad’ın abluka ve saldırılarına karşılık vererek Babülmendep üzerindeki hakimiyetini genişlettiği bir dönemde gündeme geldi.

Suudi Arabistan İsrail’in F-35 kapasitesine yaklaşacak

Jerusalem Post’un aktardığına göre İsrailli bir yetkili, Washington’ın satış planı hakkında İsrail Başbakanlık Ofisini bilgilendirdiğini ileri sürdü. İsrail’in, F-35 satışına karşılık ABD’den yeni silah sistemleri içeren bir “telafi paketi” istemeye hazırlandığı belirtildi.

Satışın tamamlanması halinde Suudi Arabistan 48 adet F-35’e sahip olacak. Böylece Riyad, hâlihazırda envanterinde yaklaşık 50 F-35 bulunan İsrail’in kapasitesine yaklaşacak.

İsrail, Batı Asya’da F-35 kullanan tek ülke konumunda. ABD de uzun süredir İsrail’in bölgedeki diğer ülkeler karşısındaki “niteliksel askeri üstünlüğünü” koruma taahhüdünde bulunuyor.

Ayrıntılar hakkında bilgi sahibi bir kaynak Walla’ya, İsrail ordusunun bu üstünlüğü korumak amacıyla Batı Asya’daki başka hiçbir ülkeye F-35 verilmemesini tercih ettiğini söyledi.

Kaynak, anlaşma kısa süre içinde imzalansa bile Suudi Arabistan’ın ilk uçağı ancak beş yıl sonra teslim alabileceğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise satış kararını duyurduğu açıklamada, “Önerilen teçhizat ve destek satışı bölgedeki askeri dengeyi değiştirmeyecek” ifadelerini kullandı.

İsrail ‘Adir’ uçaklarıyla üstünlüğünü koruduğunu savunuyor

İsrailli yetkililer, Suudi Arabistan’a yapılacak satışa karşı çıkmakla birlikte İsrail Hava Kuvvetlerinin diğer F-35 kullanıcıları karşısında hâlâ belirgin bir operasyonel üstünlüğe sahip olduğunu savunuyor.

Bu üstünlük, İsrail Hava Kuvvetleri ile pilotlarının son üç yılda edindiği kapsamlı operasyonel deneyimin yanı sıra İsrail yapımı silahların F-35’lere entegre edilebilmesinden kaynaklanıyor.

İsrail, F-35’in kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirilen ve “Adir” adı verilen versiyonunu kullanıyor. Washington, İsrail yapımı silah sistemlerinin bu uçaklara entegre edilmesine izin veriyor.

İsrail ayrıca F-35’ler için yeni kabiliyetler geliştirilmesinde kullanılan özel bir Adir test uçağı işletiyor. Walla’nın haberine göre ABD’nin bile envanterinde bu tür bir test uçağı bulunmuyor.

İsrailli bir savunma yetkilisi de endişeleri azaltmaya çalışarak İsrail Hava Kuvvetlerinin üstünlüğünün “yalnızca makinelere değil, esas olarak insanlara dayandığını” söyledi.

İsrail’den yeni silah ve ortak üretim talebi

Suudi Arabistan’a F-35 satışının ve Batı Asya’daki silahlanma yarışının ardından İsrailli yetkililer, gelecekteki savunma anlaşmalarında ABD yönetimiyle farklı bir pazarlık stratejisi izlemeye hazırlanıyor.

İsrail’in Washington’dan bugüne kadar satışı reddedilen gelişmiş silah ve mühimmatları talep etmesi bekleniyor. Bunlar arasında sığınak delici ağır mühimmatlar, kayalık dağların derinliklerindeki yer altı hedeflerini vurabilecek sistemler, otonom saldırı sistemleri, insansız hava aracı sürüleri ve uzay tabanlı silah teknolojileri yer alıyor.

İsrailli yetkililer ayrıca gizli silah sistemlerinin geliştirilmesi ve üretiminde daha fazla rol üstlenmek istiyor.

İsrail’in talepleri arasında gelecekteki tehditlere karşı tasarlanan Arrow 4 ve Arrow 5 hava savunma sistemlerine ait önleme füzelerinin ABD ile birlikte geliştirilmesi ve üretilmesi de bulunuyor.

Bununla birlikte İsrail hâlihazırda üçüncü bir F-15 filosu ile ilave F-35 filolarının finansmanını sağlamakta zorlanıyor. Suudi Arabistan’a yapılacak satışın, Washington ile Tel Aviv arasındaki yeni silah ve finansman pazarlıklarını hızlandırması bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English