Diplomasi
‘Orta Doğu’daki yangının sebebi ABD’

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Gazze savaşından yola çıkarak ABD’nin Orta Doğu politikasına daha geniş bir perspektiften bakıyor ve gelinen noktada ABD’nin bölgeye yönelik politikalarının başarısızlıkla sonuçlandığını ve artık rotasını değiştirmesinin zorunluluğuna dikkat çekiyor. Makale, on yıllardır bölgedeki istikrarsızlıkla uğraşmak zorunda olan Washington’un sürekli büyük ölçüde Orta Doğu’daki varlığının ve politikalarının ürünü olan sorunlarla yüzleşmek zorunda kaldığına dikkat çekiyor.
“Washington’un Orta Doğu politikasının insani ve maddi maliyeti çok büyük oldu” diyen makale, Gazze savaşı bahanesiyle Orta Doğu’ya aktarılan kaynakların neyi başaracağını sorguluyor ve ekliyor: “Tarih, bunun ABD çıkarlarına ve bölgesel istikrara sürekli zarar vereceğini gösteriyor.”
***
ABD’nin Orta Doğu Politikası Başarısız Oldu
Bölge yanıyor ve bunun sorumlusu da Washington.
Jon Hoffman
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrailli sivilleri acımasızca katletmesinin ardından İsrail’in örgüte karşı başlattığı büyük askeri harekat Gazze Şeridi’ni yok olmanın, Ortadoğu’yu ise daha geniş çaplı bir savaşın eşiğine getirdi. O tarihten bu yana yaşanan bir dizi olay çatışmanın daha da tırmanabileceğini gösteriyor: ABD’nin, grubun Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılarına karşılık olarak üç Husi gemisini batırması; İsrail ve ABD’nin Lübnan, Irak ve Suriye’de Hamas, Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları’nın üst düzey üyelerine yönelik bir dizi suikast düzenlemesi; İsrail Savaş Kabinesi Bakanı Benny Gantz’ın Hizbullah’ın İsrail’e ve İsrail’in de Hizbullah’a yönelik saldırıları konusunda “diplomatik çözüm için zamanın tükenmekte olduğu” yönündeki son uyarısı; ve Biden yönetiminin ABD’nin bölgede birden fazla cephede askeri karşılık vermesi için planlar hazırladığına dair haberler.
Bu kargaşanın ortasında Washington eski taktiğine sarılmaya devam ediyor: bölgeye para, silah ve askeri varlık yığmak. Biden yönetimi, Orta Doğu’da kalıcı barış ve refahın sağlanmasının anahtarının, ABD’nin her iki ülkeye de güvenlik garantisi vermesine dayanan bir İsrail-Suudi normalleşme anlaşması yapmakta kararlı. Hatta pazartesi günü ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Suudi Arabistan’ı ziyaret ederek Riyad’ın böyle bir anlaşmaya olan ilgisinin devam ettiğinden bahsetti.
Bu yaklaşım geri tepmeye mahkum.
Washington gerçeklerle yüzleşmeli: ABD’nin Orta Doğu politikası başarısız olmuştur. Bu başarısızlığın temelinde ABD’nin bölgedeki başlıca ortaklıkları yatıyor. ABD’nin bölgedeki iki önemli ortağı olan İsrail ve Suudi Arabistan, ABD için servet değil yükümlülük. Her ne kadar bu iki devlet arasında önemli siyasi, ekonomik ve sosyal farklılıklar olsa da, her ikisi de ABD’nin çıkarlarını ve savunduğunu iddia ettiği değerleri sürekli olarak baltalıyor. Washington her iki ülkeye yaklaşımını temelden değiştirmeli, koşulsuz destekten mesafeli ilişkilere geçmeli.
İsrail’in Gazze’deki savaşı, ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarlarını tehlikeye atarken, ABD’nin ifade ettiği değerlere yönelik şiddetin de bir örneği. Bu savaşın yol açtığı yıkımın onarılması nesiller boyu sürecek ve Washington’un küresel imajı bu tür eylemlere verdiği destek nedeniyle kalıcı olarak zedelendi.
İsrail, 7 Ekim terör saldırılarını takip eden günlerde Hamas’ı yok etme sözü verirken, güçlerinin odak noktasının isabet değil maksimum hasar olduğunu” itiraf etti. O zamandan bu yana İsrail ordusu, savaşı eleştirenlerin toplu cezalandırma olarak gördüğü, Filistinli sivilleri ABD yapımı silahlarla öldürmeye devam ederken odak noktası pek değişmiş gibi görünmüyor. Hamas kontrolündeki Gazze sağlık yetkililerine göre, İsrail tarafından öldürülen Filistinlilerin tahminen yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşuyor. Hamas kontrolündeki Gazze hükümeti tarafından bildirilen rakamlara dayanan Birleşmiş Milletler hesaplamalarına göre, yaklaşık 1,9 milyon insan -Gazze nüfusunun yüzde 90’ından fazlası- savaş nedeniyle yerinden edildi ve kasım ayı ortası itibariyle Gazze’deki toplam konut stokunun yüzde 45’inden fazlası yıkıldı ya da hasar gördü.
İsrail aksini iddia etse de, stratejisinin Hamas ve kabiliyetleri üzerinde çok daha az etkisi olduğu görülüyor. Aynı zamanda savaş, sivillerin ayrım gözetmeksizin öldürülmesi yoluyla gelecekteki silahlı direnişin tohumlarını ekebilir.
ABD’nin doğrudan müdahil olduğu daha geniş çaplı bir bölgesel çatışmaya dönüşme ihtimali her geçen gün artıyor. İsrail ile Lübnan merkezli militan İslamcı grup Hizbullah arasındaki çatışmalar dramatik bir şekilde tırmanıyor ve 17 Ekim’den bu yana İran’ın vekilleri tarafından Orta Doğu’da ABD askeri personeline en az 115 saldırı düzenlendi. Daha geniş çaplı bir savaşın içine çekilmek ABD’nin çıkarlarına aykırı olmasına rağmen, İsrail ABD’yi bu saldırılar nedeniyle İran’la doğrudan karşı karşıya gelmeye çağırdı.
Washington, İsrail’le olan sözde özel ilişkisini kullanamıyor ya da ABD’yi manipüle etme becerisiyle sık sık övünen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu etkilemede ya yetersiz ya da isteksiz örünüyor. Bunun yerine Washington, İsrail’e açık çek yaklaşımını sürdürüyor ve son olarak Kasım ayında onaylanan bir paketle 14 milyar dolardan fazla askeri yardım sağladı ve bu süreçte büyük bir tırmanma riskini göze aldı.
ABD’nin bölgedeki diğer kilit ortağı Suudi Arabistan ise dünyanın en otokratik devletlerinden biri. Riyad, ülkesinde yaygın insan hakları ihlalleri gerçekleştiriyor ve bölgede benzer faaliyetlerde bulunan diğer otokrasileri aktif olarak destekliyor.
Riyad ve müttefikleri, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı krallığı geleceğe taşıyacak bir reformcu olarak sunmak için büyük çaba sarf etse de, genç hükümdar bir güç konsolidasyonu ve merkezileşme kampanyası başlattı. Rejimin devlet ve toplum üzerindeki kontrolü hiç bu kadar büyük olmamıştı.
Suudi Arabistan, Orta Doğu’daki siyasi, ekonomik ve toplumsal düzensizliğin başlıca kaynağı. Riyad, bölgedeki neredeyse her çatışma bölgesi ve jeopolitik fay hattıyla bağlantılı. ABD’nin Suudi Arabistan’la olan ilişkisi “otoriter istikrar efsanesi”nin, yani otokratik yöneticilerin bölgede barışı koruduğu düşüncesinin bir örneği. Ancak doğrusu bunun tam tersi: Bu aktörler bölgenin sorunlarına çözüm olmak yerine, Orta Doğu’nun altında yatan en büyük sorunları hem yaratıyor hem de daha da kötüleştiriyor.
Riyad’ın istikrarsızlaştırıcı davranışının en korkunç örneği, Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte Yemen’de öncülük ettiği askeri müdahale oldu. Bu askeri harekat 2015’ten bu yana dünyanın en kötü insani krizine ve BM tahminlerine göre 377 binden fazla kişinin ölümüne neden oldu. Riyad’ın Husileri yenememesi nedeniyle savaş kırılgan bir şekilde bitmiş durumda ve yaklaşık dokuz yıl süren yıkıcı çatışmaların ardından Husiler muhtemelen hiç olmadıkları kadar güçlüler. İsrail-Hamas savaşına karşılık olarak Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı’ndan geçen ticari gemilere düzenli saldırılar düzenleyen grup, süregelen çatışmaya tehlikeli yeni bir parlama noktası ekledi.
Sonuç olarak, ABD’nin tereddütsüz desteği İsrail ve Suudi Arabistan’ı, ABD’nin yardımlarına koşacağını ve onları sorumlu tutmayacağını bilerek pervasız politikalar izleme konusunda cesaretlendirdi. Sağduyu, Washington’un rotasını kökten değiştirmesi gerektiğini gösteriyor. Ne yazık ki ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin aklında bu yok gibi görünüyor.
Biden yönetimi bölgesel politikalarını, İsrail’in 2020 yılında Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerini resmen normalleştirmesine tanıklık eden ve daha sonra Fas ve Sudan’ı da kapsayacak şekilde genişletilen ABD arabuluculuğundaki İbrahim Anlaşmalarının bir uzantısı olarak Suudi Arabistan ve İsrail arasında normalleşmeye aracılık etme çabaları etrafında şekillendirdi.
Suudi veliaht prensi İsrail’le ilişkileri normalleştirme karşılığında taleplerini defalarca açıkça dile getirdi: ABD, Krallığa resmi bir güvenlik garantisi sağlamalı ve Riyad’ın sivil nükleer programının geliştirilmesine yardımcı olmalı.
7 Ekim’den bu yana İsrailli, Suudi ve ABD’li yetkililer bu anlaşmayı yapma konusundaki kararlılıklarını defalarca yinelediler. Suudi-İsrail normalleşmesi, ABD’li yorumcu Thomas L. Friedman’ın deyimiyle, iki devletli çözümü bir şekilde korumak, İran’a karşı denge sağlamak ve Çin’in Orta Doğu’daki emellerine karşı koymak için “tek formül” olarak paketlendi.
Biden defalarca Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırıyı Suudi-İsrail normalleşmesini raydan çıkarmak amacıyla başlattığını iddia etti. O tarihten bu yana çok sayıda ABD yönetimi yetkilisi böyle bir anlaşmaya aracılık etme çabalarının devam ettiğini vurguladı.
İsrailli yetkililer de böyle bir anlaşmaya dönme arzularını dile getirdiler ve Netanyahu Kasım ayında savaştan sonra normalleşme ihtimalinin “daha da artacağını” iddia etti.
Suudi Arabistan ise bir yandan İsrail’in Gazze’deki operasyonunu eleştiren bir söylem kullanırken diğer yandan da Riyad’ın normalleşmeye olan ilgisinin devam ettiğini yineleyerek bir denge politikası izliyor. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan kısa bir süre önce Muhammed bin Selman ile görüşmek ve bu anlaşma için bastırmaya devam etmek üzere Suudi Arabistan’a gitti.
Axios, 7 Ekim’den birkaç ay önce İsrail’in Suudi normalleşme anlaşmasının bir parçası olarak kendi ABD güvenlik garantisini talep ettiğine dair söylentiler olduğunu ve politika yapıcıların bu eklemenin anlaşmayı Washington’da daha kabul edilebilir hale getireceğini umduklarını bildirmişti. Bu sonuç şimdi daha da olası görünüyor.
Hamas saldırısı öncesindeki normalleşme görüşmeleri bağlamında Netanyahu Filistin meselesinden sadece bir “onay kutusu” olarak bahsetmiş ve Eylül ayında Birleşmiş Milletler’e Filistin topraklarının İsrail’in bir parçası olarak gösterildiği ve “yeni Ortadoğu” olarak adlandırdığı bir harita sunmuştu.
Aslında Netanyahu kısa bir süre önce Likud partisi milletvekillerine “savaştan sonra Gazze ve [Batı Şeria’da] bir Filistin devletini engelleyecek tek kişi” olduğunu yineledi ve İsrail medyasına göre, iki devletli bir çözümü açıkça desteklemeyi bırakması için Washington’a özel olarak baskı yaptığı bildiriliyor. Netanyahu kısa süre önce Oslo Anlaşmalarının çöküşünden kendine pay çıkarmış, ABD’nin on yıllardır politika hedefi olan iki devletli çözümü engellemekten “gurur duyduğunu” söylemiş ve böyle bir çözümün ortaya çıkmamasını sağlamaya devam edeceğine söz vermişti.
Ancak Gazze’deki savaş, Filistin halkının geleceğinden kaçmaya çalışmanın aptalca bir strateji olduğunu göstermeli. Bunu daha geniş çaplı liberal olmayan ve istikrarsız bölgesel düzenden de ayıramazsınız. Bu mesele Arap kitlelerinin gerçek siyasi, ekonomik ve sosyal özgürlük özlemlerine sıkı sıkıya bağlı ve İbrahim Anlaşması gibi çerçevelerle zorla bir kenara itilemez.
ABD’nin anlaşmalara ve Suudi-İsrail normalleşme çerçevesine verdiği destek, ABD ve ortaklarının Ortadoğu’da liberal olmayan bir bölgesel düzeni, bu süreçte önemli siyasi, insani ve ekonomik maliyetlere katlanmadan zorla sürdürebilecekleri yönündeki hatalı temel varsayıma dayanıyor. İsrail veya Suudi Arabistan’a ABD güvenlik garantisi vermek, ABD için uzun vadeli sonuçları olacak feci bir yanlış hesaplama anlamına gelecektir.
Washington, Orta Doğu’daki ortaklıklarına yaklaşımını temelden dönüştürmek için bu anı değerlendirmeli. ABD, refleksif destekten mesafeli ilişkilere geçerek Orta Doğu politikasını temelden yeniden şekillendirirken, ortaklarının politikalarındaki suç ortaklığını sona erdirebilir.
Elbette böylesine köklü bir yeniden şekillendirme zor olacak: Bu politika on yıllardır bir dizi yanlış anlamaya ve değişimin önündeki yapısal engellere dayanıyor. En yakıcı engel statükocu politikaları korumak üzere tasarlanmış yerleşik bir lobicilik ve özel çıkarlar sistemi. ABD siyasi elitleri arasında, ABD’nin İsrail ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini dönüştürmenin siyasi maliyetinin hesabı uzun zamandır reformun önünde bir engel oluşturuyor.
Bununla birlikte, Washington siyasi dünyasında Orta Doğu’dan daha fazla ayrılmayı ciddi olarak düşünmekten aciz olan bir görüş birliği de var. Finansman arayışı, mesleki hırslar ve sosyal etkileşim, bölge üzerinde çalışan insanların genellikle ABD Orta Doğu politikasının genel hatlarını destekleme eğiliminde olmasını sağlamak için çalışıyor.
Değişim için bastırmak zorlu bir mücadele olacak, ancak ihtiyaç hiç bu kadar net olmamıştı. On yıllardır tutarlı bir strateji olmaksızın bölgeye güç aktaran ABD, trilyonlarca dolar harcadı ancak bölgesel istikrarı sağlayamadı ya da ABD çıkarlarını koruyamadı. Bölgedeki bu çıkarlar sınırlı ve bunların korunması herhangi bir aktöre koşulsuz siyasi ya da askeri destek verilmesini gerektirmiyor.
Washington’un bölgeye yönelik mevcut yaklaşımına tereddütsüz bağlılığı bir kısır döngü yaratıyor: Bölgesel istikrarsızlıklarla uğraşan ABD, kendisini sürekli olarak büyük ölçüde Orta Doğu’daki varlığının ve politikalarının ürünü olan sorunlarla yüzleşmek zorunda buluyor.
Washington’un Orta Doğu politikasının insani ve maddi maliyeti çok büyük oldu. Önümüzdeki yıllarda milyarlarca dolarlık askeri yardım ve ABD’nin Orta Doğu’daki genişleyen varlığı neyi başaracak? Tarih, bunun ABD çıkarlarına ve bölgesel istikrara sürekli zarar vereceğini gösteriyor.
Orta Doğu’daki rotayı değiştirmenin zamanı çoktan geldi. Bunu yapmamak, Washington’un bölgeyi etkilemeye devam edecek ve ABD çıkarlarını nesiller boyu baltalayacak bir istikrarsızlık döngüsüne bağlılığını resmileştirme riski taşıyor.
Diplomasi
UEFA, FIFA’nın özelleştirilmesi halinde Dünya Kupası’nı boykot edecek

Avrupa futbolunun yönetim organı olan UEFA, FIFA’nın ticari faaliyetlerinin bir kısmını özelleştirmeye yönelik öneriyi kabul etmesi halinde, oybirliğiyle Dünya Kupası’nı boykot etme kararı aldı.
FIFA salı günü, ticari faaliyetlerini özel bir kuruluşa devretmeyi öngören bir öneri yayınladı.
Bu öneride, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın kardeşi Josh Kushner’ın CEO’su olduğu Thrive Capital’in baş yatırımcı olarak adı geçti.
UEFA, yaptığı açıklamada, “Dünya Kupası bir yatırım ürünü olarak değerlendirilemez. Hiçbir kısmı asla özel yatırımcılara devredilmemelidir. Dünya Kupası satılık değildir,” demişti.
Teklifin kabul edilmesi için FIFA’nın 211 üye federasyonunun çoğunluğunun desteği gerekiyor.
Fakat teklif Avrupa genelinde yoğun eleştirilere maruz kaldı. UEFA, yalnızca 55 üye federasyondan oluşuyor.
Açıklamada, “FIFA Dünya Kupası futbola aittir. Her zaman da öyle kalacaktır. Avrupa’nın söz hakkı olduğu sürece, Dünya Kupası asla satılık olmayacaktır,” denildi.
Avrupa Birliği Spor Komiseri Glenn Micallef, X’te yaptığı açıklamada, “UEFA’nın bu açıklamasını memnuniyetle karşılıyorum ve tutumunu tam olarak destekliyorum,” dedi ve “Avrupa futbol federasyonlarının yönetişim konusunda öncülük etmesinden gurur duyduğunu” ekledi.
Çarşamba günü komisyon üyesi, “rekabet hukuku hususları” gerekçesiyle FIFA’nın önerisini soruşturma tehdidinde bulunmuştu.
Kadınlar U-20 Dünya Kupası eylül ayında düzenlenecek ve FIFA planlarından vazgeçmezse, bu turnuva Avrupa futbol federasyonlarının boykotu sonuna kadar sürdürme kararlılığının ilk sınavı olabilir.
Kadınlar ve erkekler U-17 Dünya Kupaları da 2026’nın ilerleyen aylarında düzenlenecek.
En son 2023’te İspanya’nın kazandığı tam kadro Kadınlar Dünya Kupası ise 2027’de Brezilya’da gerçekleştirilecek.
POLITICO Çarşamba günü yayınladığı haberde, Avrupa futbolunun yönetim organındaki bir dizi üst düzey yetkilinin, mevcut görev süresi gelecek yıl sona erecek olan FIFA Başkanı Gianni Infantino’ya karşı Katarlı Nasır el-Halifi’yi aday çıkarmayı planladığını bildirmişti.
Diplomasi
ABD, BAE destekli çip üreticisi GlobalFoundries’e fon sağlayacak

GlobalFoundries, ABD hükümetinin daha verimli yapay zeka veri merkezlerini desteklemek amacıyla silikon fotonik teknolojisinin araştırma ve geliştirme çalışmalarını güçlendirmek üzere çip üreticisine 300 milyon dolarlık bir hibe vereceğini duyurdu.
Bu hibe, Washington’un Çin ile arasındaki küresel rekabette konumunu güçlendirmeye çalıştığı bir dönemde, ABD Başkanı Donald Trump’ın CHIPS Yasası kapsamındaki araştırma fonlarını kritik yarı iletken teknolojilerine yöneltme çabasının bir parçası.
Yönetim daha önce yarı iletken üretim ekipmanları için 150 milyon dolar ve kuantum bilişim için 2 milyar dolar tahsis etmişti.
Silikon fotonik, çipler arasında veri aktarımı için elektrik sinyalleri yerine ışığı kullanır ve bu sayede yapay zeka sistemleri için daha yüksek bant genişliği ve daha düşük güç tüketimi sağlar.
ABD Ticaret Bakanlığı’ndan sağlanan bu fon, veri aktarım hızlarını ve enerji verimliliğini daha da artırmak amacıyla silikon fotoniği yapay zeka işlemcileriyle doğrudan entegre eden bir teknoloji olan “ortak paketlenmiş optik” alanındaki gelişmeleri desteklemeyi de amaçlıyor.
Silikon fotoniği ve gelişmiş optik paketleme tedarik zincirinin büyük bir kısmı şu anda ABD dışında yoğunlaşmış durumda.
Bu alandaki başlıca üreticiler arasında Tayvanlı TSMC ve İsrailli Tower Semiconductor yer alıyor.
Çarşamba günü açıklanan 300 milyon dolarlık fon, GlobalFoundries’e 2024 yılında Malta (New York) ve Burlington’da (Vermont) fabrikalar kurması için tahsis edilen 1,5 milyar dolarlık önceki fonu tamamlayacak.
Teknoloji Direktörü Gregg Bartlett, Reuters’a verdiği demeçte yeni fonun, GlobalFoundries’in halihazırda ürettiği çiplerin yanı sıra optik bileşenlerin üretimi ve paketlenmesi için bu tesislerde kullanılacak yeni malzemeler ve teknikler üzerine yapılacak araştırmalara destek olacağını söyledi.
Bartlett, “Çıplak silikon yonga plakasından başlayarak, ABD’de kalitesi kanıtlanmış ve test edilmiş bir optik modül sevk edebilme yeteneğine sahip, uçtan uca hizmet sunan tek bir şirketin olması, bizim için benzersiz bir yetkinlik olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
GlobalFoundries, veri aktarım hızlarını saniyede 400 gigabite çıkarmayı ve mevcut nesil uygulamalara kıyasla enerji verimliliğini beş katına çıkarmayı hedeflediğini açıkladı.
Abu Dabi varlık fonu Mubadala, GlobalFoundries’in yaklaşık %73’üne sahip. ABD Ticaret Bakanlığı ise ayrı bir anlaşma kapsamında bu çip üreticisinin yaklaşık %1’lik hissesini alacak.
Diplomasi
Kiev’de vurulan İHA fabrikasının ABD’li şirkete ait olduğu bildirildi

Rusya’nın Kiev’de imha ettiğini açıkladığı insansız hava aracı fabrikasının ABD’nin Delaware eyaletinde kayıtlı bir şirkete ait olduğu bildirildi. The Guardian gazetesi, Terminal Autonomy adlı firmanın Rusya topraklarının derinliklerine saldırı düzenlemek amacıyla yüksek hassasiyetli İHA’lar ürettiğini aktardı. Şirket, yapay zeka kontrollü mühimmatların cephede aktif olarak kullanıldığını belirtiyor.
Rusya ordusunun Ukrayna’nın başkenti Kiev’de düzenlediği hava saldırılarında imha edilen insansız hava aracı (İHA) fabrikasının, ABD’nin Delaware eyaletinde kayıtlı bir Amerikan şirketine ait olduğu bildirildi.
The Guardian gazetesinin kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Terminal Autonomy adlı şirket, yönlendirme sistemleri parazit ve sinyal kesicilere karşı korumalı olan ve Rusya topraklarının derinliklerine saldırı düzenlemek amacıyla tasarlanan yüksek hassasiyetli İHA’lar üretiyor.
ABD’de 2023 yılında tescil edilen Terminal Autonomy şirketinin internet sitesinde, firmanın yapay zeka ile kontrol edilen dolanan mühimmatlar ve yüksek hassasiyetli mühimmatlar kullandığı, bunların “ön cephede düşman kuvvetlerine karşı halihazırda aktif biçimde uygulandığı” bilgisi yer alıyor.
Rusya Savunma Bakanlığı tesisin hedef alındığını duyurmuştu
Rusya Savunma Bakanlığı, 26 Temmuz’a bağlanan gece Kiev’in güneybatısında İHA montaj ve depolama alanının vurulduğunu açıklamıştı. Bakanlık, Ukraynalı ve Amerikalı uzmanların katılımıyla bu tesiste aylık bin adede kadar İHA üretimi yapıldığını bildirdi.
Bakanlığın açıklamasında, bu tesiste AQ-400 Scythe (“Kosa”) ve AQ-100 Bayonet (“Ştık”) tipi saldırı İHA’ları ile RQ-100 Scout (“Skaut”) tipi keşif İHA’larının üretildiği kaydedildi.
Aynı gece Kiev’de İHA ve yedek parça üretimi yapan “Smart Intelligent Systems” (“Smart intellidjent sistem”) işletmesinin de vurulduğu aktarıldı. Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna başkenti ile Odessa bölgesindeki Çernomorsk liman altyapı tesislerine grup saldırısı düzenlendiğini duyurdu.
Rusya Savunma Bakanlığı, saldırıların yalnızca Ukrayna’nın askeri ve enerji tesisleri ile bunlarla bağlantılı altyapıya yönelik gerçekleştirildiğini vurguluyor.
Öte yandan Financial Times gazetesi, Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD ve Fransa’nın Rusya topraklarına yönelik İHA saldırılarının planlanmasında Ukrayna’ya istihbarat sağladığını yazmıştı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












