Bizi Takip Edin

Diplomasi

FT: ABD’nin baskısı sonrasında Türkiye, Rusya’ya askeri elektronik ihracatını yasakladı

Yayınlanma

Financial Times gazetesine göre Türkiye, resmi bir açıklama yapmadan ihracatçılarının ABD menşeli askeri elektronik ürünleri Rusya’ya göndermesini yasakladı.

Türkiye, resmi bir açıklama yapmadan ihracatçıların ABD menşeli askeri ürünleri Rusya’ya göndermesini yasakladı.

Bu karar, Washington’un, Batı yaptırımlarına katılmayan ve Rusya-Ukrayna savaşında tarafsız kalmaya çalışan Ankara’yı, Rusya’nın savunma sanayiini desteklediği gerekçesiyle “sonuçlarına katlanmakla” tehdit etmesinin ardından alındı.

Konuyla doğrudan ilgili üç kaynak Financial Times’a yaptığı açıklamada, Ankara’nın geçtiğimiz haftalarda ülkenin elektronik gümrük sisteminde değişiklikler yaptığını belirtti.

Artık ihracatçılar, ABD, Avrupa Birliği (AB), İngiltere ve Japonya’nın Rusya’nın savunma sanayisi için kritik gördüğü 50 “yüksek öncelikli” üründen oluşan listedeki ABD menşeli ürünleri Rusya’ya gönderemeyecek.

Bu ürünler arasında füze ve insansız hava araçlarında kullanılan işlemciler ve hafıza kartları, uzaktan kumanda sistemleri, makine aletleri ve silah üretiminde kullanılan diğer ileri teknoloji elektronik ekipmanlar yer alıyor.

İki kaynak, AB’nin benzer malların Rusya’ya sevkiyatını daha önce engellediğini belirtti.

Kaynaklardan biri, konunun “siyasi açıdan hassas” olması nedeniyle bu kısıtlamaların kamuoyuna açıklanmadığını ifade etti.

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, silah üretiminde kullanılan ürünlerin Türkiye üzerinden Rusya’ya sevkiyatını durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor.

Ağustos ayında ABD Ticaret Bakan Yardımcısı Matthew Axelrod, Ankara ve İstanbul’da Türk yetkililer ve üst düzey iş insanlarıyla bir araya gelerek, gelişmiş Amerikan teknolojisinin Amerika’nın düşmanlarının eline geçmesini önlemeye çalıştı.

Axelrod, Türkiye’nin bu ürünlerin Rusya’ya ulaşmasını engellememesi halinde Türk yetkililerin “nahoş sonuçlarla” karşılaşacağı konusunda uyardı.

Financial Times’ın sorusu üzerine Axelrod, “Türk hükümetinin endişelerimizi duyduğuna ve anladığına inanıyoruz. İş birliğinin güçleneceğine dair inancımız sağlam,” ifadelerini kullandı.

ABD’nin Aralık 2023’te yaptırım kapsamına alınan ürünlerle ilgili işlemlere hizmet eden diğer ülkelerdeki bankalara ikincil yaptırımlar uygulayacağını açıklamasının ardından, Türkiye üzerinden Batı menşeli ürünlerin sevkiyatı zaten ciddi şekilde kısıtlanmıştı.

Sonuç olarak, Türk bankaları bu tür işlemleri reddetmeye başladı.

Moskova’nın Ukrayna’ya dönük askeri müdahalesi öncesinde Türkiye’den Rusya’ya yapılan yüksek öncelikli mal ihracatı ayda yalnızca 3 milyon dolar civarındayken, Aralık 2022 itibarıyla bu rakam, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) göre 37,6 milyon dolara yükseldi.

ABD’nin ikincil yaptırımları açıklamadan kısa bir süre önce bu rakam 26,5 milyon dolara düşmüş ve Temmuz 2024’te yalnızca 4,5 milyon dolara gerilemişti.

Çin (Hong Kong dahil), ana aktarma noktası olmaya devam ediyor.

Trade Data Monitor’e göre, bu bölgeler 2023 yılı temmuz ayında Rusya’ya 377,7 milyon dolar değerinde askeri mal ihraç etti ve bu rakam Aralık 2023’te 680 milyon doları aştı.

Neredeyse tüm Türk bankaları Rusya ile iş yapmayı kesti

Diplomasi

İran savaşı ABD’nin Patriot stoklarının yüzde 65’ini tüketti

Yayınlanma

Associated Press ajansı, ABD ordusunun Avrupa’daki Patriot hava savunma füzelerinde kritik seviyenin ötesinde ciddi bir eksiklik yaşadığını yazdı. Stoklardaki daralmanın temel nedeninin Başkan Donald Trump yönetiminin İran’a karşı yürüttüğü savaş olduğu belirtilirken, NATO yetkilileri iddiaları reddetti.

ABD ordusunun Avrupa’daki birliklerinde Patriot hava savunma füzelerinin kritik eşiğin de ötesine geçen ciddi bir yetersizlik içinde olduğu bildirildi.

Hassas askeri konular nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen bir ABD savunma yetkilisi ile bir NATO temsilcisi, Associated Press haber ajansına yaptıkları değerlendirmede füze stoklarındaki kritik açığı aktardı.

Yetkililere göre mühimmat açığının temel sebebini ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaş oluşturuyor.

ABD’li yetkili, bir karargaha veya bir enerji santraline yönelik olası bir Rus saldırısında ittifakın Ukrayna’dakine benzer bir tabloyla karşılaşabileceğini ve “arka arkaya darbeler almaya” mecbur kalabileceğini söyledi.

Yetkili, Avrupa’daki Amerikan ordusunun süregelen bir saldırı dalgasına karşı kesinlikle yeterli Patriot füzesine sahip olmadığını, tekil bir isabete veya rotasından sapmış bir Rus füzesine karşı dahi imkanların son derece sınırlı kaldığını kaydetti.

İran’a yönelik savaşın cuma günü itibarıyla altıncı ayını dolduracağı belirtilirken, Avrupa’daki ABD füze stoklarının Ortadoğu’ya sevk edildiği bildirildi.

Bölgede konuşlu Amerikan kuvvetleri ile Körfez müttefiklerinin, İran’a ait insansız hava araçları ve füzelere karşı çok yüksek miktarda önleme füzesi kullandığı aktarıldı.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) verilerine göre İran savaşı, 2 bin 330 adetlik Amerikan Patriot füze stokunun yaklaşık 1500’ünü, yani yüzde 65’ini tüketti.

Eski ABD Deniz Piyadesi Albayı ve güncel CSIS Danışmanı Mark Cancian, önceki ABD Başkanı Joe Biden döneminde de Ukrayna’ya yaklaşık 600 önleme füzesi verildiğini belirtti.

Londra merkezli düşünce kuruluşu RUSI bünyesinde çalışan askeri uzman Ed Arnold ise Kiev’e yapılan tedariklerin planlı ve kontrollü olduğunu, kırılma noktasını ise İran savaşının oluşturduğunu vurguladı.

Pentagon, güvenlik gerekçeleriyle mühimmat stokları hakkında yorum yapmayacağını açıkladı.

NATO’nun üst düzey askeri sözcüsü Albay Martin O’Donnell ise Avrupa’daki Patriot füzelerinin sayısının kritik seviyenin ötesinde bulunduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını savundu.

İttifakın gelen darbeleri engelleyebileceğini dile getiren O’Donnell, NATO’nun hem kendisini savunacak hem de Ukrayna’ya ikmal sağlayacak miktarda hava savunma mühimmatına sahip olduğunu söyledi.

Almanya Savunma Bakanlığı da stoklar konusunda açıklama yapmaktan kaçındı.

NATO üyesi ülkelere yönelik doğrudan ve anlık bir Rus saldırısı beklenmese de The Wall Street Journal gazetesine göre CIA Direktörü John Ratcliffe bu hafta Moskova’ya giderek Rusya’yı olası bir saldırıya karşı uyardı.

Trump ise gizli tutulan bu olağan dışı seyahatin önemini önemsiz göstererek ziyaretin “yarı rutin gibi bir şey” olduğunu savundu.

Hava savunma sistemleri alanında alternatiflerin son derece kısıtlı olduğu kaydediliyor. Bu kapsamda Fransa’nın Ukrayna’ya sevkiyatını hızlandırmak istediği yeni Fransız-İtalyan ortak yapımı SAMP/T NG sistemi öne çıkıyor. Ancak bu yeni versiyonun henüz muharebe sahasında denenmediği, mevcut sürümün ise Patriot’a kıyasla daha kısa menzilli olduğu belirtiliyor.

Ayrıca her iki yetkilinin aktardığına göre ABD ordusu Avrupa’da Taktik Füze Sistemi (ATACMS) stoklarında da kritik darboğazlar bildiriyor.

Avrupa ordularının elinde Taurus ve Storm Shadow gibi seyir füzeleri bulunması sebebiyle taarruz silahlarındaki tablonun daha az gergin olduğu aktarılıyor.

Bu yıl yaklaşık 600 adet Patriot füzesi üretilmesi, 2030 yılından itibaren ise yıllık üretimin 2 bine çıkarılması hedefleniyor. NATO verilerine göre eylül ayında Almanya’da ilk Avrupa Patriot füzesi üretim tesisinin açılması, ilk teslimatların ise gelecek yılın başında yapılması planlanıyor.

Üretilen mühimmatın öncelikle aralarında Almanya, Hollanda, Romanya ve İspanya’nın yer aldığı sipariş vermiş ülkelere gitmesi öngörülüyor.

Alman Welt gazetesine konuşan RUSI uzmanı Arnold, o zamana kadar Almanya gibi ülkelerin pahalı hava savunma sistemleri satın aldıklarını ancak bunlara koyacak mühimmat bulamadıkları “gülünç” bir konumda kaldıklarını ifade etti.

Arnold, Rusya’nın hemen her gece Ukrayna’yı vururken bir NATO hedefine karşı kesintisiz bir hava harekatı yürütmesinin pek olası görünmediğini değerlendirdi.

Ukrayna’nın Rus topraklarına yönelik saldırılarının Rus hava savunmasındaki zafiyetleri ortaya çıkardığını belirten Arnold, “Rahatsız edici gerçek şu ki sahip olduğumuz muhtemelen en iyi hava savunması, Rusya’nın kendi sınırılıkları ve yetersizlikleridir” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AIDA Direktörü Rayburn: Barış Kurulu Gazze’de sivilleri koruyamıyor

Yayınlanma

Uluslararası Kalkınma Kuruluşları Birliği Genel Direktörü Athena Rayburn, ABD Başkanı Trump’ın Gazze için oluşturduğu Barış Kurulu’nun sivilleri koruyamadığını ve görevinde başarısız olduğunu açıkladı. Rayburn, BM oturumunda yaptığı konuşmada tıbbi malzemelerden temel gıdalara kadar birçok insani yardımın keyfi gerekçelerle engellendiğini ve İsrail saldırılarının devam ettiğini bildirdi.

Yüzden fazla sivil toplum kuruluşunun çatı örgütü olan Uluslararası Kalkınma Kuruluşları Birliği’nin (AIDA) Genel Direktörü Athena Rayburn, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze için kurduğu Barış Kurulu’nu görevini yerine getirememekle suçladı.

Rayburn, 26 Ağustos’ta Birleşmiş Milletler’de düzenlenen bir oturumda yaptığı konuşmada, soykırımın devam ettiği Gazze’de abluka altındaki Filistinlilerin son derece ağır şartlarla mücadele ettiğini dile getirdi.

Gazze’nin kasıtlı olarak yol açılan kıtlık ortamından büyük güçlüklerle çıktığını belirten Rayburn, insani yardımlara uygulanan ağır kısıtlamalar ve kesintisiz süren İsrail saldırıları nedeniyle sivillerin karşı karşıya olduğu tehlikelerin sürdüğünü vurguladı. Rayburn, “Artık açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya olmayan bir çocuğun bombardımanda öldürülebilmesi son derece rahatsız edici” değerlendirmesinde bulundu.

Rapor edilen hiçbir kısmi iyileşmenin salonda bulunan aktörlerin sorumluluğunu hafifletmeyeceğini ifade eden Rayburn, şu ifadeleri kullandı:

“Bu başarı değildir. Bildirilen hiçbir iyileşme, bu salonda bulunanların hâlâ taşıdığı sorumluluğu azaltmaz. Başarı; Barış Kurulu, ISF ve NCAG’nin sivillere derhal koruma sağlayıp sağlamadığıyla, uzun vadede ise Gazze’yi hukuken ulaşılması gereken sonuca taşıyıp taşımadığıyla ölçülür. Bu sonuç, İsrail’in hukuka aykırı varlığının sona ermesi ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesidir. Bu temel ölçütlere göre Barış Kurulu başarısız oluyor.”

Ateşkes planına aykırı şekilde Filistinlilere yönelik insani yardım engellerinin sürdüğüne dikkat çeken Rayburn, sahada karşılaşılan somut uygulamaları şu örneklerle aktardı:

“Koltuk değneği ve tekerlekli sandalye gibi tıbbi malzemelerin Gazze’ye girişine, hem sivil hem askeri amaçlarla kullanılabileceği gerekçesiyle defalarca izin verilmedi. Motor yağına keyfi kısıtlamalar getirildi ve bu durum fiyatların yüzde 45 artmasına yol açtı. Karpuz ve soğanlar da hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşılmayan ‘insani yardım politikası’ kapsamına girmediği gerekçesiyle defalarca geri çevrildi.”

Rayburn’ün bu değerlendirmeleri, Gazze Şeridi genelinde soykırımın ve hastanelerdeki can kayıplarının sürdüğü bir süreçte yapıldı. Sağlık yetkilileri, İsrail’in soykırım savaşı sonucunda büyük ölçüde çökertilen sağlık altyapısı nedeniyle kriz ortamını yönetmekte zorlanıyor.

Süreç kapsamında 7 Ekim 2023 ile Trump’ın sözde barış planını başlattığı Ekim 2025 tarihleri arasında onlarca hastane İsrail saldırılarında hedef alındı, hasar gördü veya tamamen yıkıldı.

Trump’ın planının devreye sokulmasından bu yana 1300’den fazla Filistinli öldürüldü, 4 bin 300’den fazla kişi yaralandı. Tıpkı Lübnan’ın güneyinde uygulandığı gibi binlerce bina patlayıcılarla havaya uçurularak imha edildi.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne dönük hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları aralıksız sürerken kara güçleri de alandaki hakimiyetini genişletti. İsrail birlikleri halihazırda Gazze Şeridi’nin en az yüzde 70’lik bölümünü kontrolü altında tutuyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Avrupa’daki Filistin yanlısı gruplara yaptırım uyguladı

Yayınlanma

ABD, İngiliz aktivist grubu Palestine Action ve Filistin yanlısı uluslararası hareket Masar Badil’e yaptırımlar uyguladı.

ABD Hazine Bakanlığı ayrıca, Filistin yanlısı gruplar da dahil olmak üzere sol görüşlü örgütlere dijital hizmetler sunan İtalya merkezli Autistici Inventati grubuna da mali yaptırımlar uyguladı.

İngiliz hükümeti tarafından “terör örgütü” olarak yasaklanmasının ardından Birleşik Krallık ile hukuki bir mücadele içinde olan Palestine Action, ABD’nin yaptırımlarını reddetti.

Palestine Action’ın kurucu ortağı Huda Ammori, ABD’nin aldığı önlemleri Birleşik Krallık’ın bu kararıyla ilişkilendirdi ve Başbakan Andy Burnham’dan, selefi Keir Starmer tarafından örgüte uygulanan yasağı kaldırmasını istedi.

Ammori, Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada, “Trump’ın şu anda Filistin’in özgürlüğü için mücadele eden harekete yönelik Birleşik Krallık’ın baskısından ilham alması, bu yasağın ne kadar tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor ve ifade özgürlüğü ile sivil özgürlükleri önemseyen herkes için bir uyarı olmalı,” dedi ve şöyle devam etti:

“İngiliz tarihinde ilk kez bir doğrudan eylem protesto grubunu terörle mücadele yasası kapsamında yasaklayarak, Keir Starmer hükümeti, dünyanın dört bir yanındaki otoriter hükümetlere siyasi muhalefeti bastırmak ve yurtdışına seyahat eden ya da yurtdışında yaşayan İngiliz vatandaşla”rını suçlu ilan etmek için bir şablon oluşturdu.”

Palestine Action, “İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü soykırım savaşına suç ortağı olduğunu düşündüğü” duruma son vermek için vandalizm de dahil olmak üzere doğrudan eylem taktikleri kullandığını belirtiyor.

Bu tür protestolar yasalara aykırı olsa da, insan hakları savunucuları “terör” tanımlamasının orantısız olduğunu ve ifade özgürlüğünü kısıtlama riski taşıdığını öne sürüyor.

Birleşik Krallık, geçen yıl yasaklanan Palestine Action grubuna destek verdikleri gerekçesiyle binlerce kişiyi gözaltına aldı.

Bir İngiliz mahkemesi Şubat ayında bu yasağı kaldırdı fakat karar Haziran ayında temyiz sonucunda bozuldu.

Palestine Action, yasağa itiraz etmeye devam ederek davayı Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesine taşıdı.

Trump yönetimi, Çarşamba günü uygulanan yaptırımları, “aşırı sol terörist gruplar” olarak nitelendirdiği oluşumlara karşı yürütülen mücadelenin bir parçası olarak sundu.

Hazine Bakanı Scott Bessent yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Aşırı solcu ekstremistler, paravan örgütleri ve onlara destek verenler şunu bilsin: İktisadi araçlarımızın tüm gücünü kullanacağız. Siyasi terörizmin toplumumuzda yeri yoktur ve bu gruplar ortadan kaldırılana kadar finansal kaynaklarını kesmeye devam edeceğiz.”

Yaptırımlar, grupların ABD’deki varlıklarını donduruyor ve Amerikan vatandaşlarının bu gruplarla finansal işlem yapmasını genel olarak yasadışı hale getiriyor.

Fakat Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada, Masar Badil yürütme kurulu üyesi Khaled Barakat, hareketinin yaptırımlara rağmen çalışmalarına devam edeceğini taahhüt etti.

Hareket, ekonomik yaptırımları “Filistin halkına karşı sürmekte olan soykırım savaşının ayrılmaz bir parçası” olarak nitelendirdi.

Barakat, “Filistin’de devam eden soykırımda ve Siyonist sömürge projesinde ABD’nin suçlu rolünü bir kez daha ortaya koyan bu eylemle ne sindirileceğiz ne de susturulacağız,” dedi ve şöyle devam etti:

“Mücadelemizin meşruiyetini bize Washington tanımıyor; bu nedenle bu meşruiyeti bizden alamaz. Filistin için adalet, geri dönüş ve kurtuluş yolunda ilerlemeye kararlıyız. Hiçbir kurtuluş hareketi yaptırımlar ve yasaklarla yenilgiye uğratılamamıştır.”

ABD, Masar Badil’i Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) bir örgütü olmakla suçluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English