Diplomasi
Gazze sonrası İsrail-Çin ilişkileri nasıl şekillenecek?

Aşağıda çevirisini okuyacağınız çalışma, Çin’in Gazze savaşı nedeniyle İsrail’e karşı sert tutumunun altında yatan sebeplere ve İsrail-Çin ilişkilerinin geçmişten günümüze nasıl şekillendiği ile Gazze savaşı sonrası ne yöne doğru evirilebileceğine odaklanıyor:
***
Pekin’in Gazze Savaşı Konusundaki Tutumu Çin-İsrail İlişkilerinin Geleceğini Nasıl Etkileyecek
Çin Araştırma Birimi
Çin, Gazze’deki savaşın başlangıcından bu yana İsrail’i daha önce görülmemiş bir şekilde eleştirdi. Özellikle Amerika’nın Tel Aviv’e Çin yatırımları üzerindeki kontrolünü artırması ve Pekin’le askeri teknoloji ve diğer ileri teknoloji alanlarındaki işbirliğini azaltması yönünde baskı yaptığı düşünüldüğünde bu tırmanışın iki ülke arasındaki ilişkilere uzun vadeli yansımaları olacak.
İdeolojiden pragmatizme
Gazze Savaşı’nın ardından Çin’in İsrail’e yönelik tutumunu ele almadan önce, Çin’in Filistin-İsrail çatışmasıyla olan ilişkisini tarihsel bağlamına oturtmamız gerekiyor. Bu ilişki üç ana aşamadan geçti: Bunlardan ilki Mao Zedong’un 1950’ler ve 1960’lardan 1970’lerin ortalarına kadar Komünist Parti liderliği yaptığı dönem. Bu aşama, bölgedeki Batı emperyalizmine düşman hareketleri ve rejimleri desteklemek ve kurulduğu 1964 yılından bu yana Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) askeri ve mali yardım sağlamak üzerine kurulu ideolojik bir dış politikaya tanıklık etti. Bu dönemde Pekin ayrıca İsrail ile resmi diplomatik ilişki kurmayı reddetti ve pan-Arap hareketinin liderleriyle aynı çizgide olmayı tercih etti.
1980’lerde Deng Xiaoping, ekonomik kalkınmayı geliştirmeye ve bu hedefe ulaşmak için dış politikayı kullanmaya odaklanan bir politika benimsedi. Bu değişim Çin’in İsrail ile olan ilişkilerine de yansıdı, teknolojik ve tarımsal ürün ticareti arttı. Buna karşılık Çin’in Filistinlilerle ilişkileri, Çin liderliğinin Filistinlilerin silahlı direnişini desteklemekten uzaklaşarak siyasi çözümü tercih etmesi ve Sovyetler Birliği’nin etkisini zayıflatmak için 1979’da Mısır-İsrail barış anlaşmasını desteklemesi nedeniyle geriledi. Dahası Pekin, Filistinlilerin Sovyetler Birliği’ne yakın olmasından da hoşnut değildi.
Bununla birlikte 1992’de Çin ve İsrail arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana Pekin siyasi çözümü teşvik eden, Oslo Anlaşması’nı ve iki devletli çözümü destekleyen ve dengeli ilişkiler sürdüren bir politika benimsedi. Bu aşama, Çin’in 1993’te petrol ihracatçısından ithalatçısına geçmesiyle Orta Doğu’nun kritik bir enerji kaynağı olarak öneminin arttığı bir döneme denk geldi. Çin’in bölgesel politikası da ekonomik ve ticari ilişkileri güçlendirmeye ve siyasi boyutları nötrlemeye odaklandı.
Başkan Xi Jinping müzakereleri ve iki devletli çözümü desteklemeye devam etti. Filistinlilerin silahlı direnişi pahasına bölgesel istikrarı tercih etti ve Filistinlileri davalarını “uluslararasılaştırmaktan” vazgeçmeye iknaya çalıştı. Çin-İsrail işbirliğinin zirvesi, iki devletin 2017’de “Yenilikçi Kapsamlı Ortaklık” imzalamasıyla doruğa ulaştı ve Çin, İsrail’in en büyük ticaret ortağı haline geldi.
Bölgesel ve ekonomik mülahazaların yanı sıra iç mülahazalar da bu politikanın benimsenmesine zemin hazırladı: Sincan ve Tibet’teki Uygur Müslümanları arasındaki aktivist gruplar için silahlı eylem veya “uluslararasılaşma” seçeneğinin meşruiyetini zayıflatmak. Pekin, Tayvan’ı Çin’in “bir parçası ve ayrılmaz bir parçası” olarak görüyor. Bu nedenle Çin, Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin edebilmeleri için silahlı direnişe meşruiyet kazandırmaktan kaçınıyor. Böylece Çin’in Tayvan’ı zorla ilhak etmeye çalışması halinde Washington’un Tayvan’ın silahlı savunma hakkına verdiği desteğin meşruiyetini otomatik olarak zayıflatmış oluyor. Ancak Gazze’de devam eden savaş sırasında Pekin, İsrail’e karşı önceki savaşlara kıyasla daha sert bir tutum benimsedi.
Çin-İsrail ilişkilerindeki gerilemenin tezahürleri
Son yirmi yılda Çin-İsrail arasındaki karşılıklı anlayış, ekonomik ve ticari ilişkiler ile Pekin’in Filistin-İsrail çatışmasına ilişkin tutumu arasındaki ayrıma dayanıyordu. Çin, İsrail’in 2014 yılında Gazze’ye yönelik savaşını kınadı ve Birleşmiş Milletler’in bu savaşta “insanlığa karşı suç işlendiği” iddialarını soruşturmasını destekledi. Ancak aynı yıl Pekin, İsrail’e 4 milyar dolar yatırım yaptı ve iki ülke arasındaki ticaret 11 milyar dolardan 24 milyar doların üzerine çıkarak ikiye katlandı. Ancak Çin’in Gazze’de devam eden savaşa ilişkin tutumu farklı ve İsrail’e karşı daha sert görünüyor. Pekin, 7 Ekim 2023’te Hamas tarafından İsrail’e karşı düzenlenen saldırıyı kınamayı reddetti.
Çin ve Rusya 25 Ekim 2023’te Güvenlik Konseyi’nde Hamas’ı kınayan kararı veto etti ve 27 Ekim 2023’te BM Genel Kurulu’nda İsrailli rehinelerin kaçırılmasını kınayan kararı engelledi. 14 Ekim 2023’te Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, İsrail’in eylemlerinin “meşru müdafaa kapsamının ötesine geçtiğini” ve Filistinlilere yönelik “toplu cezalandırmaya” dönüştüğünü söyledi. 23 Kasım 2023’te BM’nin Cenevre’deki Çinli temsilcileri İsrail’i Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi (NPT) Anlaşmasına katılmaya ve nükleer silahlardan vazgeçmeye çağırdı. 7 Mart 2024’te Wang Yi, Gazze’deki savaşı “medeniyet adına utanç” olarak nitelendirdi.
22 Şubat 2023’te Çin Dışişleri Bakanlığı Antlaşma ve Hukuk Dairesi Genel Müdürü Ma Xinmin, Uluslararası Adalet Divanı’na Filistinlilerin İsrail işgaline direnmek için silahlı mücadele verme hakkına sahip olduğunu söyledi ve bunu terör eylemlerinin bir parçası olarak görmeyi reddetti. Xinmin, “Filistin halkının İsrail zulmüne karşı mücadelesi ve işgal altındaki topraklarda bağımsız bir devletin kurulmasını sağlamak için verdikleri mücadele, esasen meşru haklarını geri kazanmak için yapılan haklı eylemlerdir” dedi. Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını destekleyen BM Şartı ve önceki BM kararlarına atıfta bulundu.
Xinmin, “BM Genel Kurulu’nun çeşitli kararları, mevcut tüm araçlarla silahlı mücadelenin meşruiyetini tanımaktadır” dedi. İşgalin gayrimeşru olduğunu çünkü silahlı mücadele hakkının temel ve yasal motivasyonunu oluşturduğunu yineledi. Xinmin ayrıca sivillerin öldürülmesi ile arasına mesafe koymaya ve meşru silahlı direniş ile terör eylemleri arasında ayrım yapmaya çalıştı. “Meşru silahlı mücadele sırasında tüm taraflar uluslararası insancıl hukuka uymak ve özellikle de terör eylemlerinden kaçınmakla yükümlüdür” dedi.
Bu açıklamaların hukuki bağlamı; Pekin’in siyasi duruşunda radikal bir değişikliği, Çin’in çözüme yönelik önceki girişimlerinden ya da iki devletli çözümü desteklemekten vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Ancak bu açıklamalar, Pekin’in müzakereleri destekleyen ve Filistinlilerin işgali sona erdirmeye yönelik silahlı mücadelesini reddeden tarihsel duruşuyla ilgili bir anlam taşıyor.
Hamas Çin’in tutumunu hızlı bir şekilde “övdü”. Buna karşılık İsrail Dışişleri Bakanlığı Çin’in tutumunu kınayan bir açıklama yayınladı. “Savaş kanunları, Hamas’ın silahlı mücadele adına işlediği iki savaş suçu olan sivillere sistematik ve kasıtlı olarak saldırmasına ya da sivilleri canlı kalkan olarak kullanılmasına izin vermiyor. Çin’in açıklaması Hamas’ın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği cani terör saldırısına destek olarak yorumlanabilir.”
Çin’in bu tutumu, Pekin’in İsrail ile olan ilişkilerinden kaynaklanan “ikincil zarara” katlanabileceğini düşündüğünü açıkça gösteriyor. Buna karşılık Çin, Pekin’in genel dış politikasını karakterize eden stratejik belirsizliğin ötesine geçecek şekilde Filistinlilere desteğini artırdı. Ancak bu destek diplomatik ve retorik çerçevede kaldı.
Çin-İsrail ilişkilerinin gerilemesi devam eden savaşın bir sonucu değil. Bu ilişkiler Başkan Xi döneminde iki temel aşamadan geçti. Birincisi, Binyamin Netanyahu’nun hükümeti sırasında, özellikle de dördüncü dönemde (2015-2021) Çin ile ilişkilerden mümkün olduğunca faydalanmaktı. İkincisi ise 2021’den sonra Lapid-Bennett koalisyon hükümeti döneminde ilişkilerin yavaşlatılması ve kısıtlamaların artırılmasıydı.
Netanyahu’nun dördüncü döneminde iki taraf ticaret, Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) kapsamındaki yatırımlar ve teknolojik alışveriş alanlarında işbirliğini geliştirmeye çalıştı. Bu doğrultuda 2013 ve 2014 yıllarında İsrail Başbakanlığı tarafından alınan bir dizi hükümet kararıyla (155, 251 ve 1687 sayılı kararlar) bu yol pekiştirildi. İki taraf, 2017 yılında “Yenilikçi Kapsamlı Ortaklık”ı imzalamadan önce 2014 yılında yenilikçilik konusunda ortak bir komite kurdu. Buna paralel olarak, 2012’de iki ülke arasında 9 milyar dolar olan ticaret, 2022’de 21 milyar dolara yükseldi. Çin’in ulaşım, telekomünikasyon, altyapı, su, enerji ve limanlara yaptığı yatırımlar da arttı.
Ancak Trump yönetimi 2017-2018 yıllarında Çin’e karşı ticaret ve teknoloji savaşı başlatınca Washington, Netanyahu hükümeti üzerindeki baskısını artırdı ve İsrail Washington’un çıkar ve isteklerini dengelemeye ve Çin yatırımları ile teknolojik işbirliğinden azami fayda sağlamaya dayalı bir politika benimsedi. Bu baskı nedeniyle İsrail, 2019 yılında Çin yatırımlarını incelemek üzere “Yabancı Yatırımlarda Ulusal Güvenlik Unsurlarını İnceleme Danışma Komitesi”ni kurdu.
Bu komiteyi kurduktan sonra bile, ulusal güvenliği geleneksel güvenlik ve askeri kavramların ötesine genişletme ilkesini benimsemesine rağmen, yetki ve soruşturma alanlarını kasıtlı olarak kısıtlayarak dengelemeye çalıştığı açıktı. Bu yaklaşım, Amerika’nın korkularını anladığını gösteren Bennett-Lapid koalisyon hükümeti döneminde değişti. Başkan Biden’ın 2022’de İsrail’e yaptığı ziyaret sırasında Tel Aviv ve Washington arasında Stratejik Diyalog imzalanması bunun bir yansımasıydı. Buna dayanarak yapay zeka, kuantum hesaplama, salgın hastalıklarla mücadele, çevre koruma ve güvenilir teknolojiler konularını incelemek üzere dört eylem grubu oluşturuldu.
Ekim 2022’de İsrail hükümeti, Danışma Komitesi’nin yetki alanlarını genişletti. Bennett-Lapid koalisyon hükümetinin göreve gelmesinden sonra İsrail’in ABD ile stratejik ortaklık ve teknolojik işbirliğini geliştirirken Çin ile yatırımlar ve teknolojik işbirliği üzerindeki kontrolünü artırma ve daha fazla engel çıkarma yönünde bir yol benimsediği açıktı.
Netanyahu Aralık 2022’de iktidara döndükten sonra da bu çizgide radikal bir değişiklik olduğuna dair hiçbir kanıt yok. Netanyahu, Eylül 2023’te Yeni Delhi’deki G20 zirvesi sırasında Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile rekabet eden Amerikan Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı (PGII) projelerinden biri olarak ilan edilen Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) için en hevesli liderdi. Kısa vadede Gazze Savaşı bu projenin önünde engeller yarattı. Ancak İsrail, Çin projelerine yönelik alternatif girişimlerde merkezi bir rol oynama yönünde istek gösterdi.
Bu gidişat Çin’in İsrail’in stratejik tercihlerine yönelik şüphelerini derinleştirdi ve Tel Aviv’in ABD ile kızışan rekabet ışığında artık güvenilir bir ortak olmadığı inancını pekiştirdi. Bu şüphe, İran’ın 2023’te petrolünün yüzde 90’ını Çin’e ihraç etmesiyle veya Çin’in toplam petrol ithalatının yüzde 10’unu karşılamasıyla daha da arttı. İsrailliler bunun İran’ın ekonomisini güçlendirmeye yardımcı olduğunu ve İran’ın bölgesel vekillerini finanse ederek Tahran’ın “İleri Savunma” stratejisini desteklediğini düşünüyor. Dolayısıyla İsrail, Çin’in bu politikasını kendi güvenliğine ve çıkarlarına doğrudan bir tehdit olarak görüyor.
Bu şüpheler, 7 Ekim 2023’ten sonra, Hamas’ın Gazze’deki tünellerinde büyük bir Çin silah stoku bulunduğuna dair haberlerin ardından daha da derinleşti. Teyit edilmemiş başka haberlere göre de İsrailli yüksek teknoloji fabrikaları Çin’den parça ithal etmekte zorlanıyor ve Çin devletine ait denizcilik devi Cosco, Kızıldeniz’de Çinli firmaların sahip olduğu dokunulmazlığa rağmen İsrail limanlarına sevkiyatı askıya aldı.
İkili İlişkilerin Geleceğine İlişkin Sonuçlar
Çin’in İsrail’e yönelik sert söyleminin en önemli hedeflerinden biri, İsrail üzerindeki uluslararası baskının zirve yapması, Tel Aviv’in savaşta ilerleme kaydedememesi, Netanyahu’nun aşırı muhafazakar hükümetinin ateşkesi reddetmesi ve Washington’un İsrail’e sürekli diplomatik ve askeri destek vermesi nedeniyle Arap/Müslüman ulusların ve Küresel Güney’in söylemiyle uyum sağlamak.
Dahası, Çin’in tutumları, bölgedeki Amerikan liderliğine meydan okumanın Çinli liderler için en önemli öncelik haline geldiğini gösteriyor ki bu da Pekin’in küresel vizyonu ve büyük güç olarak yükselişiyle uyumlu. Başkan Xi’nin dört maddelik barış önerisi sunduğu 2017 yılı, Pekin’in küresel vizyonunun hedeflerine ulaşmak için Filistin meselesini kullanmasının başlangıcı olarak kabul edilebilir. Önceki önerilerden farklı olarak bu öneride ilk kez Filistin meselesinin çözümü için “kapsamlı, işbirliğine dayalı ve sürdürülebilir güvenlik ve kalkınma yoluyla barış” ifadeleri yer alıyordu.
Amerikan yönetiminin etik ve siyasi konumunu zayıflatmaya yardımcı olduğu sürece bu tür tutumların Çin için herhangi bir siyasi veya diplomatik maliyeti yok. Örneğin Pekin, 2022’de savaşın başlamasından bu yana Ukrayna’da sivilleri hedef alan Rusya’ya karşı tamamen farklı bir tutum benimsedi. Bu da İsrail’i eleştirerek hedef alınan tarafların başında ABD’nin geldiğini gösteriyor. Bununla birlikte, Çin’in İsrail’e yönelik tavrı, Tel Aviv’i bölgedeki Amerikan rejiminin somut hali olarak görmesinden kaynaklanıyor. Ancak Netanyahu hükümetinin Çin’in sert eleştirilerine karşı temkinli karşılık verdiği ve Pekin ile doğrudan ve sürekli bir çatışmaya girmemeye çalıştığı dikkat çekiyor. Buna rağmen, Çin-İsrail ikili ilişkilerindeki gerilemesinin özellikle önümüzdeki dönemde sonuçları olacaktır:
Birincisi, siyasi boyut: İki taraf arasındaki ilişkilerin, 1992’de diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana görülmemiş seviyelere gerilemesi muhtemel. Bu durum yakın ve orta vadede gerçekleşecek olsa da, Çin-Amerikan ilişkilerindeki gerileme ve Pekin ile Washington arasında tırmanan rekabet göz önüne alındığında, uzun vadede koşulların siyasi derinliğin yeniden kazanılmasına izin verip vermeyeceği açık değil.
Gelecekte Çin’in barış sürecinde arabulucu rolü oynamasının hiçbir şansı olmadığı söylenebilir (ilk baştan beri Pekin’in ciddi olmadığı görünüyor). İsrail, Çin’in Filistinlilerden yana bir arabulucu olduğuna ve ABD’nin alternatifi olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığına giderek daha fazla inanıyor. Bu durum, İsrail’in savaştan sonra Gazze Şeridi’nin yeniden inşasında önemli bir rol oynayan Çin’i engelleme çabalarına da yansıyabilir.
Pekin’in önümüzdeki yıllarda Washington’un İsrailliler ve Filistinliler arasındaki tek arabulucu rolünü destekleme aşamasından barış sürecini denetleyecek çok taraflı bir sistem oluşturulması için baskı yapma aşamasına geçmesi bekleniyor. Pekin’in geçen aylarda arabuluculuk arzusundan (Pekin’in 30 Kasım 2023’te önerdiği beş maddelik barış planının bir parçası olarak ve Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin 15 Ocak 2024’te Kahire’ye yaptığı ziyaret sırasında) Gazze Savaşı’nın sona ermesinin ardından müzakereleri denetlemek için BM şemsiyesi altında geniş çaplı bir uluslararası konferans çağrısına geçmesinin ardında yatan neden bu belirleyici unsur olabilir.
İkincisi, teknolojik ve askeri işbirliği: Bu alanda 2019’da başlayan düşüşün devam etmesi bekleniyor. Bu düşüş, büyük olasılıkla askeri teknoloji, yapay zeka, kuantum hesaplama, temiz enerji teknolojisi ve telekomünikasyon teknolojisinde hızlanacak. Netanyahu’nun olası ayrılığı bu gidişatı değiştirmeyecek.
Üçüncüsü, ticari ilişkiler: İki taraf arasındaki ticaretin 2021’de başlayan durgunluk aşamasından (Çin’in İsrail’e yaptığı ihracatın aralarındaki toplam ticaret hacminin yüzde 70’ine ulaşması ve İsrail’in Çin’e yaptığı ihracatın 2018’den bu yana düşmesi); yani savaştan önce Washington’un özellikle İsrail’in teknolojik bileşenler ve elektrikli araç ithalatı üzerindeki baskısıyla desteklenen hızlı düşüş aşamasına geçmesi muhtemel (Çinli firmalar 2023’te elektrikli araç satışlarında lider konumdaydı).
Sonuçlar
Ukrayna ve Gazze’deki savaşların dinamikleri, Çin’in küresel yönetişim için alternatif bir model sunma bağlamında, ABD ve müttefiklerinin duruşlarına meydan okuyan cesur ve kararlı bir dış politika benimsemesinin önünü açmış gibi görünüyor. Çin’in bu duruşu, özellikle İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşının neden olduğu insani trajedinin devam etmesi ve bu savaşın sona erdirilmesi için artan uluslararası baskıya paralel olarak Pekin’in İsrail’e yönelik tutumuna da yansıdı.
Çin’in İsrail’in Gazze Savaşı’na yönelik sert tutumu, özellikle Tel Aviv’in ABD’ye yakınlaşması (Netanyahu hükümeti yakında düşerse) ve Washington’un Pekin ile ilişkileri konusundaki baskılarına daha geniş bir ölçekte yanıt vermesi ile Çin-İsrail ikili ilişkilerindeki düşüşün hızlanmasına yansıyacak gibi görünüyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Diplomasi
NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.
Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.
Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.
Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.
NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.
Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.
Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.
Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.
Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.
Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.
Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.
Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.
ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor
The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.
Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.
Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.
Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.
Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor










