Bizi Takip Edin

Rusya

Glazyev’den Rusya Merkez Bankası’na sert eleştiriler  

Avatar photo

Yayınlanma

Rusya Merkez Bankasının parlamentoya yaptığı sunumun ve elindeki kutsal faiz asasıyla mucizeler yaratma vaadini (politika faizini artırmaya devam edeceği müjdesi eşliğinde) tekrarının ardından bankanın para-kredi siyasetine olan eleştiriler daha önce benim rastlamadığım bir sertlik ve yaygınlığa ulaştı.

Çok uzun süredir Rusya’da neoliberal reçetelerin en amansız eleştirmenlerinden biri olan Sergey Glazyev bu ortamda eleştirilerini yeni baştan özetleyerek Duma’daki parlamenterlere gönderdi.

Kuşkusuz Rusya ve Türkiye ekonomileri yapısal olarak farklı ve biri için çözüm olan şey diğeri için çözümsüzlük anlamına gelebilir. Ancak yapılar farklı bile olsa yapısal sorunların pek çok ortak nedeni var. Aynı nedenler farklı yapısal ortamlarda farklı sonuçlar doğurur, ama nedenler doğru tespit edilmeden doğru çözüm yolları bulunamaz.

Glazyev’in söyledikleri yeni değil. Yazdıklarını ve çözüm önerilerini en azından birkaç yıldır sürekli takip etmeye çalışan biri olarak, onun görüşlerini çoğu zaman burada söylediklerinden daha derinlikli, daha fazla veri ve gözleme dayanan, daha kompleks formülasyonlarla ifade ettiğini söyleyebilirim. Ama bütün bunlar iktisadi  kavramlar ve verilerle asgari tanışıklığı olan geniş kesimler açısından daha az anlaşılır şeyler. “Özellikle düşünen ve vicdan sahibi parlamenterler için” yazdığı bu görece kısa yazı ise sadece Rusya Merkez Bankası’na değil bütün merkez bankalarının dogmatizmine karşı az çok anlaşılır bir manifesto niteliği niteliği taşıyor.

Bir başka deyişle okur, Rusya ve başka ülkelerdeki (bu meyanda Türkiye’deki) sorunların aynı olduğunu düşünmemeli. Burada önemli olan, birincisi, Merkez Bankalarının sorunları çözme mantığının aynı olması. İkincisi de, Glazyev’in çizdiği tablonun karanlığı ancak Rusya ölçeğinde kavranabilir, başka karanlıklarla karşılaştırılamaz — neticede karanlıktan karanlığa fark var: kimisi akşam alacası, kimisi tanyeri, kimisi zifiri karanlık olabilir. Rusya Merkez Bankası’nın para-kredi siyaseti Rusya açısından bile yıkıcı sonuçlar doğurabilir, ama hükümetin ithal ikameci kanadı ve özellikle savunma sanayisiyle ilişkili sektörlerde bu yıkıcı etkiler devlet sübvansiyonları ve kredi ayrıcalıklarıyla hafifletiliyor. Dolayısıyla, ithal ikameciliğin olmadığı, kamu sektörünün neredeyse kalmadığı, ekonomi yönetiminde planlamaya dayanan direnç merkezlerinin hiç bulunmadığı yerlerle Rusya arasındaki yapısal paralellik zayıf, dogmatizm ise farklı etkiler doğursa bile aynı.

* * *

Özellikle düşünen ve vicdan sahibi parlamenterler için

Rusya Merkez Bankası başkanının “Devlet birleşik para-kredi siyasetinin temel istikametleri” üzerine raporunu dinleyen Devlet Dumasının üyelerinin çoğunluğu, aşağıdaki aşikar sonuçlara rağmen bunların hayata geçirilmesine delice yeşil ışık yaktılar:

— Son yıllarda başlayan ekonomide canlanmanın durdurulması ve stagflasyon kapanına düşülmesine;

— Milyarlarca dolar sermayenin ülke dışına çıkartılmasına devam edilmesine;

— Hayat seviyesinde stagnasyona, halkın reel ücret ve gelir artışının durdurulmasına;

— Hayati önem taşıyan binlerce işletmenin iflasına, üretimin düşmesine;

— Yatırımların kısılmasına ve ekonominin teknolojik geri kalmışlığının artmasına.

Merkez Bankası’nın bu siyaseti desteklemeleri için iyi ödeme yapılan kuklalarına itimat eden Duma üyeleri bankanın politika faizinde manipülasyon yoluyla “hedef enflasyona” ulaşılmasına dair açıkça başarısız argümantasyonu üzerine düşünmediler bile. Bu argümantasyon basitliğiyle, mantıklı düşünmeye yatkın olmayan dinleyicileri satın alıyor. Politika faizinin yükseltilmesinin enflasyonun düşürülmesi için zaruri olduğu iddiası, tıpkı hasta birinin vücut sıcaklığını düşürmek için buzdolabına tıkılması gerektiği iddiası kadar gibi. Sonuçları da benzer olacak: organizmanın çökmesi.

Merkez Bankası yönetiminin argümantasyonu, faizlerin yükseltilmesinin talepte daralmaya yol açacağına dayanıyor, çünkü harcamaların kredilendirilmesi kısılır ve gelirlerin tasarruf edilen kısmı büyür. Talebin kısılması ise fiyatların düşmesine yol açmalıdır: pazar dengesi kavramını öğrenen üniversite öğrencilerinin ders kitaplarında öyle yazıyor. Tıpla analojiye devam edersek, Merkez Bankası’nın eylemi, akşamdan kalma bir sarhoşun ellerinin titremesini durdurmak için tendonlarını kesen doktorla karşılaştırılabilir. Sonuçlar gene benzerdir: çalışmanın durması.

Mesele şu ki, mikroekonomi ders kitaplarındaki alabildiğine basit modellerden farklı olarak gerçek bir ekonomi asla denge durumunda bulunmaz, zira her dakika yeni teknolojiler ve ürünler ortaya çıkar, yeni işletmeler kurulur, varsayımsal denge noktasını belirsiz istikametlerde kaydıran işlemler yapılır. Ve politika faizinin artırılması da enflasyonda otomatik düşmeye neden olmaz: bu sonuçta pahalılaşan kredileri geri ödeme zarureti yüzünden emtia üretiminde azalmaya yahut aynı sebeplerle verimlilik yükseltmeye yönelik yatırımlardan vazgeçilmesine neden olabilir.

Bu durumda fiyatlar da talepteki daralmaya rağmen yükselebilir.

Merkez Bankası yönetiminin dogmatik düşüncesi burnunun ucunu görmesine izin vermiyor: enflasyonun düşmesinde başlıca faktörün bilimsel-teknolojik gelişme olduğunu, bu sayede birim üretkenlik ve meta kalitesinde kademeli bir düşüş meydana geldiğini bir türlü anlayamıyor. Bilimsel-teknolojik gelişmeye ise işletmelerin AR-GE harcamalarının ve yeni teknolojinin uygulamaya konmasının kredilendirilmesiyle erişilir. Bu nedenle politika faizinin yükseltilmesi kredi sıkışıklığı getirir, bu da yerli emtia üreticilerinin üretimi geliştirmek için ucuz kredi çekme imkanına sahip yabancı rakipleriyle karşılaştırıldığında inovasyon faaliyetinde düşmeye, teknoloji seviyesinde ve rekabet gücünde azalmaya yol açar. Rekabet gücünün azalması ise rublede enflasyonu körükleyecek devalüasyon için önşartları yaratır.

Bizim para otoritelerinin, Merkez Bankası’nın serbest dalgalanma rejimiyle göz yumduğu para spekülatörleri tarafından manipüle edilen rubledeki devalüasyonun apaçık ortada olan enflasyonist etkisini fark etmemeleri hayret verici. Merkez Bankası’nın “hedef” koyduğu enflasyondaki dalgalanmaların başlıca nedeni de rublenin periyodik şekilde devalüe edilmesidir. Banka yönetimi Rusya ekonomisini fiilen bir çöküş kısır döngüsüne itti: politika faizinin artırılması — yatırımların kredilendirilmesinde daralma — teknolojik seviyenin düşmesi — rekabet gücünün kötüleşmesi — rublede devalüasyon — enflasyonda sıçrama — politika faizinin yükseltilmesi. Para otoritelerimiz otuz yıldır ekonomimizi bu döngüde çeviriyor ve stagflasyon kapanına düşürüyor. Bu nedenle yatırımların hacmi hâlâ Sovyet seviyesinin yarısı kadar; oysa komşumuz Çin bu dönemde yatırımları on kat artırdı. Eğer Rusya Bilimler Akademisi Bilimsel Konseyi’nin önerileri hayata geçirilseydi Rusya ekonomisi de benzer bir tempoyla büyüyebilirdi.

Merkez Bankası yönetimi hâlâ iki yüz yıl öncenin kategorileriyle düşünüyor, paraya altın sikke tarzı bir emtia gözüyle bakıyor. Bu nedenle paranın değersizleşmesine karşı, mikroekonomi ders kitaplarında yazdığı gibi, talebin kısılması yoluyla mücadele etmeye çalışıyor. Oysa modern paralar fiducia (itibari — H.Y.) paralardır, bunların emisyonu altınla değil borç yükümlülükleriyle sağlanır. ABD FRC hazine bonosu alımı için dolar çıkarır; Avrupa Merkez Bankası Avrupa bölgesindeki ülkelerin tahvillerinin alımı için avro çıkarır, Çin Halk Cumhuriyeti Halk Bankası yatırım ihtiyaçlarına bağlı olarak eyaletlerin yükümlülükleri karşılığında bankalara kredi vermek için yuan çıkarır. Rusya Merkez Bankası ise ruble emisyonunu yabancı para alımına bağlayınca ekonomimizin evrimini de bu yabancı parayı çıkaran ülkelerin ihtiyaçlarına göre yönlendirmiş oluyor. Uzun yıllardır süren bu siyasetin sonucu olarak ekonomimiz hammadde ihracatına odaklandı ve eşdeğersiz bir dış iktisadi ilişkiye hapsoldu.

Modern ekonomide para, üretim faktörlerini ekonominin genişletilmiş yeniden üretimine katmak için bir  bağlantı vasıtası rolü oynar. Para, üretim kapasitelerini, işgücü ve doğal kaynakları, bilimsel-teknolojik potansiyeli iktisadi dolaşıma katmak için ne kadar gerekliyse o kadar olmalıdır. Eğer dolaşımdaki para mevcut kaynakları bağlamak için yetersizse para fazlası olur ve bu da ekonominin verimliliğinde düşüşe yol açar. Bu da, tıpkı mevcut kaynakların ekonominin yeniden üretiminde tamamen bağlanması halinde para fazlalığının yaptığı gibi maliyet ve fiyat artışına neden olur. Bu ikinci durum ekonominin aşırı ısınması diye adlandırılır. Mevcut durumda Merkez Bankası yönetiminin gördüğü budur, oysa gerçekte durum tam tersidir. Bugün üretim kapasitesinin üçte biri atıl durumda, yurtdışına imalat yerine hammadde gidiyor, bilimsel-teknolojik potansiyel de aynı yere sızıyor. Merkez Bankası’nın verilerini dayandırdığı düşük resmi işsizlik oranı ekonominin birçok sektöründe gizli işsizliğin varlığını da, üretim kapasitelerinin kullanım ve modernizasyonu genişlerken işgücü verimliliğini artıracak büyük rezervlerin varlığını da yansıtmıyor. Neticede politika faizinin yükseltilmesi ve para arzının düşürülmesi, bizim durumumuzda, enflasyonun düşmesine değil artmasına yol açıyor, uzun yıllardır yapılan istatistik gözlemler de bunu teyit ediyor.

Merkez Bankası yönetiminin iddiasının tam tersine Rusya’da enflasyon faizler düştükçe ve para arzı arttıkça azalır. Bu da kullanılmayan üretim faktörlerinin bir sonucudur. Bunların genişletilmiş yeniden üretim sürecine faizlerin düşürülmesiyle ve kredilerin genişletilmesiyle katılması emtia üretiminin hacim ve etkinliğini artırır ve bu gene enflasyonun düşmesine yol açar. Bir kez daha tıp analojisine başvurursak, Merkez Bankası tarafından faizlerin artırılması ve para arzının daraltılması ekonominin bugünkü durumunda yüzyılın ortasındaki evrensel tedavi yöntemi olan kan almaya benziyor. Her iki durumda da sonuç ölümcül.

Dolayısıyla, Merkez Bankası tarafından yürütülen para siyaseti enflasyonun istikrarlı şekilde düşürülmesini sağlamaya imkan vermiyor. Tersine, ekonomiyi kısır bir bozulma döngüsüne sokarak otuz yıldır (Geraşçenko, Primakov ve Maslyukov’un para otoritelerinin yönetiminde olduğu kısa bir dönem dışında) muazzam bir sermaye kaçışının eşlik ettiği stagflasyon kapanında tutuyor. Bugünkü Merkez Bankası yönetiminde bu, kendi döviz rezervlerinin müsaderesi de dahil trilyon dolara vardı; üstelik bu müsadere, bize karşı askeri eylemlerin kredilendirilmesinde kullanılıyor. Şunu da eklemek gerek: eksik emtia üretiminin mevcut çıktı üretim potansiyeline oranı GSYH’nın yüzde 25’ini buluyor, 2014 öncesindeki eğilimle karşılaştırıldığında ise 60 trilyon rubleyi aşıyor. Yürütülen para-kredi siyasetinin sonucu yatırımların finansman yetersizliği GSYH’nın yüzde 10’undan fazlası; Merkez Bankası’nın bugünkü yönetiminin bütün faaliyet dönemi boyunca da yaklaşık 30 trilyon ruble.

Enflasyonu düşürmek ve uzun vadeli makroekonomik istikrarı yakalamak ancak yeni teknolojinin uygulandığı gelecek vaat eden üretimin gelişmesine yapılacak yatırımların düşük faizli kredilendirilmesi yoluyla mümkündür. Merkez Bankası ve devlet tarafından kontrol edilen bankalar stratejik planlama sistemine dahil edilmiş olsaydı ve bunların faaliyetleri üretken yatırımların kredilendirilme göstergesine göre değerlendirilseydi, devlet başkanının birikim normlarını GSYH’nın yüzde 27’sine yükseltme, 20 milyon yüksek teknolojili istihdam yeri yaratma, (hava ulaşımı dahil) geniş ithal ikamesini hayata geçirme yönündeki talimatları da yerine getirilir, ekonominin 2020’ye kadar uzun vadeli kalkınma konsepti gerçekleştirilir, milli projeler ve devlet programları zaruri kredi desteğini alır, üretimin geniş otomatizasyonu, dijitalizasyonu ve robotizasyonu yapılır, emek verimliliği ve enflasyon sonuçlarından bağımsız ücretler birkaç kat artırılırdı. Burada söz konusu olan politika faizi değil; bunun için ticari bankaların ve kalkınma kuruluşlarının devlet başkanı ve hükümetin stratejik planlarına uygun olarak yatırım projelerine kredi vermeleri için Merkez Bankası tarafından yeniden finanse edilmesine yönelik özel araçlar uygulanmalı. Politika faizi konusunda zaruri olan tek bir şey var: banka paralarının Merkez Bankası hesaplarına para yatırılmasının ve bunlara tahvil ihracının kesilmesi; oysa Merkez Bankası bu şekilde bankalara faiz ödemeleri için para ihraç ederek fiilen aylaklıklarını ödüllendiriyor.

Daha basit söylersek, eğer para-kredi siyaseti, halihazırda kabul edilmiş bulunan stratejik planlama belgelerine uygun olarak Rusya ekonomisinin kalkındırılması hedefiyle uygulansaydı iki kat daha iyi yaşayabilir, iki kat daha çok üretebilir ve yatırım yapabilirdik. Bu siyasetin aslında, ticari bankaların dönüşmüş olduğu para spekülatörlerinin menfaatlerine göre yürütüldüğünü kanıtlamak güç değil. Bunlar, başlıca işlevleri olan tasarrufları yatırıma dönüştürmek yerine yabancı para istifliyor ve rublenin sıralı devalüasyonlarında bunların değerlenmesiyle kâr ediyor. Yaptırımlara kadar rublenin “serbest” dalgalı kur siyasetinin en büyük faydalanıcıları, Rusya Merkez Bankası yönetiminin bunlara göz yummasıyla manipülasyon yapan Amerikalı hedge fonlarıydı; MB yönetimi de buna karşılık Washington finans kuruluşlarınca mütemadiyen dünyada en iyisi ilan edilir. Şimdi devlet ortaklıklı bankalarımız bunu yapıyor; dövizin değer kazanmasına ek olarak paranın faiz oranları üzerindeki banka marjları yoluyla üretim alanından ve halkın cebinden para hortumlayarak rekor kârlar elde ediyorlar. Bunların sorumlu yöneticilerinden bazıları da suni olarak iflas ettirdikleri borçluların mülklerine el koyarak teminat yağmacılığı işine daldılar.

Merkez Bankası başkanlığının politika faizlerinin artırılmasının iş dünyasının verimlilik talebini de artırdığına dair cüretkar açıklamalarına rağmen gerçekte bizim şartlarımızda bu mülkiyetin iyi niyetli girişimcilerden hiç de öyle olmayan bankacılara doğru yeniden dağılımına yol açıyor. Bankaların politika faizinin yükseltildiği bahanesiyle kredi şartlarını ağırlaştırması yüzünden verimli bir işletmenin iflası ve ardından kreditörle irtibatlı ve bu yağmadan kâr eden suç ortaklarına yeniden satılması, tipik bir durum. Bu durumda bulunan, toplam varlıkları 5 trilyon rubleden fazla binlerce işletme var. Merkez Bankası’nın kredi siyasetiyle de esasen, kredinin üretimdeki büyümeyi ilerleten bir enstrüman olmak yerine mülkiyetin yeniden dağıtımının vasıtası haline geldiği krimonolojik bir makroekonomik ortam yaratıldı.

Yukarıda sunulan argümanlar düşünen her insanın Merkez Bankası tarafından yürütülen para siyasetinin başarısız ve zararlı olduğunu kabul etmesi için yeterli. ABD yaptırımlarının Merkez Bankası’nın serbest dalgalanan ruble kuruna geçmesinden sonra uygulanmaya başlandığı ve döviz rezervlerinin müsaderesinden önce bu rezervlerin bizim çıkardığımız altında değil de doğal olmayan bir şekilde olası bir hasmın para biriminde biriktirilmiş olduğu göz önüne alındığında bu siyaseti çok daha sert sınıflandırmak da mümkündür. Ama bu siyasetten yararlananların Devlet Dumasında güçlü pozisyonları, ilgili komiteler üzerinde kontrolleri var ve parlamenter çoğunluğunu yanıltıyorlar; bu çoğunluk da bir kez daha büyümeyi durdurma ve ekonomimizin rekabet yeteneğini düşürme sorumluluğunu, keza seçmenlerinin hayat seviyesini düşürme sorumluluğunu üstlenmiş bulunuyor.

Doğru bir para-kredi siyaseti meseleleriyle ilgilenen, düşünmeye hevesli parlamenterler için atıflarını aşağıda verdiğim kendi kitaplarımı önerebilirim.

(Glazyev’in atıfta bulunduğu kendi kitabı, 2018 Moskova baskısı, “Geleceğe Sıçrayış” adını taşıyor.)

Rusya

Hindistan’da el konulan tankerdeki Rus denizciler ülkelerine dönüyor

Yayınlanma

Hindistan’da mali anlaşmazlıklar nedeniyle alıkonulan Unity tankerinde aylardır mahsur kalan yedi denizci, bir Rus diplomatın gözetiminde karaya çıkarıldı. Odişa Yüksek Mahkemesi, armatörün maaşlarını ödemediği ve erzak temin etmediği 23 kişilik mürettebatı resmi olarak terk edilmiş denizciler kabul etti.

Hindistan’da el konulan Unity isimli tankerde aylardır mahsur kalan mürettebatın ilk grubu ülkelerine dönüyor.

Rusya’nın Kalküta Başkonsolosluğu, gemi sahibine yönelik mali talepler sebebiyle aylardır evlerine gidemeyen denizcilerden yedisinin 31 Ekim’de Rusya’ya uçacağını duyurdu.

Başkonsolosluk, RBK haber kuruluşuna yaptığı açıklamada, “Gemi personelinin 31 Ekim’de ülkelerine uçuşu planlandı” bilgisini verdi.

Diplomatik misyonun verdiği bilgilere göre denizciler, bir Rus diplomatın gözetiminde 29 Ekim’de gemiden ayrıldı. Aralarında altı Rusya ve bir Mısır vatandaşının yer aldığı yedi kişilik grup, şu anda Orissa eyaletinin başkenti Bhubaneşvar’da kalıyor ve her iki ülke vatandaşı da kendi evlerine dönmek üzere yola çıkıyor.

Paradip Limanı İdaresine atıfta bulunan konsolosluk, gemide kalan diğer 16 mürettebat üyesinin tahliyesinin, gemiye yeni bir ekip temin edilmesinin ardından kasım ayının ilk yarısında gerçekleşeceğini bildirdi.

Mürettebattan bir denizcinin yakını ise RBK’ya yaptığı açıklamada, ilk grubun karaya ayak bastığını, dönüş güzergahı planlamasının sürdüğünü ve Rusya’ya varışın 1 Kasım’da beklendiğini aktardı.

Denizci yakını, “Kalan personelin de gelecek hafta gönderilmesi planlanıyor” dedi.

Kamerun bayraklı Unity tankeri, 11 Mayıs’tan bu yana Hindistan’ın Paradip Limanı açıklarında adli makamların denetiminde tutuluyor.

Gemi, yük boşaltma işlemlerini tamamlamasının hemen ardından armatör şirkete yönelik mali alacaklar nedeniyle alıkonulmuştu. Rus diplomatik temsilciliği, Hindistan makamlarının personelin ayrılışını yeni bir mürettebatın getirilmesi şartına bağladığını aktarmıştı.

Odişa Yüksek Mahkemesi, 8 Ekim’de aldığı kararla 23 kişilik mürettebatın ülkelerine gönderilmesini ve tankere yedek ekip sağlanmasını hükme bağladı.

Mahkeme kararında, gemi sahibinin maaşları ödememesi, zaruri erzak tedarik etmemesi ve vardiya değişimi ile geri dönüş imkanlarını sağlamaması gerekçesiyle kaptan ve personeli “terk edilmiş denizciler” statüsünde kabul etti.

Mürettebat yakınları, yaklaşan fırtına tehdidi sebebiyle tankerin daha sonra kıyıya yakın bir noktaya çekildiğini belirtti. Gemi daha önce, 25 Eylül’deki şiddetli fırtınada demir tarayarak motorları çalışmaksızın denizde sürüklenmişti.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya parlamentosu, madencilik sektörüne aşırı kazanç vergisi öngören yasayı kabul etti

Yayınlanma

Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma, madencilik ve metalürji şirketlerinden aşırı kazanç vergisi alınmasını öngören yasa tasarısını ilk okumada kabul etti. Maliye Bakanlığı 2027-2029 döneminde geçerli olacak yüzde 20 ila yüzde 30 oranındaki bu vergiden 683 milyar ruble gelir bekliyor.

Rusya parlamentosunun alt kanadı Devlet Duması, madencilik ve metalürji şirketlerine yönelik aşırı kazanç vergisini içeren yasa tasarısını ilk okumada kabul etti.

Devlet Dumasının internet sitesindeki yasa tasarısı kartında yer alan bilgiye göre düzenleme, meclisin 2027 yılı federal bütçesi ile 2028 ve 2029 planlama dönemine ilişkin bütçe tasarısını ilk okumada onaylamasının hemen peşinden geldi.

Rusya Maliye Bakanlığının 2027-2029 bütçe paketiyle hükümete sunduğu tasarı, katı maden işletmecilerinden üç yıl boyunca ek gelir vergisi tahsil edilmesini öngörüyor.

Düzenlemeye göre madencilik şirketlerine uygulanacak vergi oranı katı madenlerin büyük bölümü için yüzde 30, altın üreticileri için ise yüzde 20 seviyesinde belirlendi.

Çıkarılan hammaddenin ortalama küresel piyasa fiyatının, 2025 yılı temel ağırlıklı ortalama fiyatını aşması durumunda ortaya çıkan ek değer verginin konusunu oluşturacak.

Vergi matrahının doğması için hammadde ortalama fiyatının 2026 yılında en az yüzde 10 artış kaydetmesi gerekiyor.

Sonraki dönemlerde ise temel fiyat kademeli endekslenecek; baz fiyat 2027 yılı vergi hesabında 2025 göstergesine kıyasla yüzde 10, 2028 yılı hesabında ise yüzde 21 oranında artırılacak.

Yasa tasarısı, ödenecek aşırı kazanç vergisi tutarını maden çıkarma vergisi düşüldükten sonra hesaplanan tahmini hasılatın yüzde 15’i ile sınırlandırıyor.

Maliye Bakanlığının hesaplamalarına göre bu yeni verginin bütçeye üç yılda toplam 683 milyar ruble gelir getirmesi planlanıyor.

Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliğinin projeksiyonları ise aynı makroekonomik varsayımlar altında toplam vergi tahsilatının yaklaşık 1,1 trilyon rubleye ulaşabileceğini ve bakanlık tahminini 1,6 kat aşacağını gösteriyor.

Maliye Bakanlığı uzlaşma açıkladı ancak iş dünyası kararı nihai görmüyor

Maliye Bakanı Anton Siluanov, 5 Ekim Pazartesi günü yaptığı açıklamada aşırı kazanç vergisi üzerinde iş dünyasıyla ortak bir paydada buluştuklarını duyurdu.

Federasyon Konseyindeki parlamento oturumunda konuşan Siluanov, yasa tasarısını hazırlarken girişimcilerin endişelerini dikkate aldıklarını ve ani fiyat dalgalanmalarının etkisini yumuşatacak bir mekanizma kurduklarını belirtti.

Siluanov meclis kürsüsünden yaptığı değerlendirmede, “Çok iyi bir çalışma yürüttük, iş dünyasıyla bir araya geldik ve aşırı kazanç vergisi konusunda uzlaşmaya vardık. Fiyatlarında ani sıçrama yaşayanların bu dalgalanmalarını törpüleyecek bir formül geliştirdik” dedi.

Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği Başkanı ve İş Dünyası Ombudsmanı Aleksandr Şohin ise RBK’ya yaptığı açıklamada Maliye Bakanlığının uzlaşma ilan etmesine rağmen konunun henüz nihai bir zemine oturmadığını vurguladı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya ve Afrika sivil gemilere el konulmasına karşı birleşti

Yayınlanma

Moskova’daki zirveyi tamamlayan Rusya ve Afrika ülkeleri, sivil gemilerin haksız yere alıkonulmasını deniz ticaretinin siyasi baskı aracına dönüştürülmesi olarak niteledi. Liderler 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı müdahalelere karşı ortak tutum alırken, Rusya Devlet Başkanı Putin ticaret gemilerine el konulması halinde dünyanın herhangi bir yerinde aynıyla karşılık vereceklerini kaydetti.

Rusya ile Afrika ülkeleri, Moskova’da sona eren Rusya-Afrika Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde, Afrika kıtası bayraklı olanlar dahil sivil gemilerin haksız yere alıkonulmasına, ele geçirilmesine veya tutuklanmasına karşı ortak tavır aldı.

Zirve belgesinde taraflar, seyrüsefer güvenliği ile deniz çevresinin korunmasına ilişkin bütün şartları karşılayan sivil gemilere yönelik bu tür adımların uluslararası hukuka ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kurallarına aykırı olduğu durumlarda ortak bir duruş sergileyeceklerini kaydetti.

Belgede, “1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi dahil olmak üzere uluslararası hukuk normlarına uymayan durumlarda, Afrika Kıtası devletlerinin bayraklarını taşıyan ve seyrüsefer güvenliği ile deniz çevresinin korunmasına ilişkin tüm gereklilikleri karşılayanlar da dahil olmak üzere, sivil gemilerin haksız yere alıkonulmasına, ele geçirilmesine veya tutuklanmasına tutarlı bir şekilde karşı çıkılacaktır” hükmü yer aldı.

Taraflar ayrıca, ticari seferler yürüten gemileri hedef alan bu tür eylemlerin deniz ticaretini bir “ekonomik ve siyasi baskı aracı” haline getirdiğinin altını çizme konusunda mutabakata vardı.

Batılı ülkeler son dönemde Rusya ile bağlantılı tankerlerin alıkonulduğuna ilişkin çok sayıda adım attı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, haziran ayında uluslararası yaptırımlar altında olan Tagor adlı tankerin alıkonulduğunu duyurdu.

Fransa mart ayında da Akdeniz’de Rusya’dan yola çıkan Mozambik bayraklı Deyna tankerini durdurdu.

Fransız makamları, söz konusu tankerin Rusya’nın gölge filosuna ait olduğunu değerlendiriyor.

ABD ise yılın başında Rus bayraklı Marinera tankerini yaptırımları ihlal ettiği gerekçesiyle alıkoydu.

Rusya Ulaştırma Bakanlığı, Marinera vakasına ilişkin değerlendirmesinde Amerikan güçlerinin karasuları dışındaki tankere yönelik adımlarının uluslararası hukuku çiğnediğini vurguladı.

Putin ticari gemilere müdahalelere aynıyla karşılık verileceğini açıkladı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ağustos ayında Yujno-Sahalinsk’te Pasifik Filosu komutanlığıyla gerçekleştirdiği toplantıda, Batılı ülkelerin Rus ticaret gemilerini ele geçirmesi halinde aynıyla karşılık vereceklerini söyledi.

Bazı ülkelerin uluslararası hukuku çiğneyerek Rus gemilerinin hareketini kısıtlamaya çalıştığını belirten Putin, bu ülkelerin “son dönemde gemilerimizi ele geçirme ve bizden yağmalanan malları satma fikrini geliştirdiklerini” ifade etti.

Putin toplantıda, “Eğer bu durum uygulamaya geçerse, aynıyla karşılık vermek zorunda kalacağız. Üstelik bu yanıtı gemilerimize baskınların planlandığı sularda vermek zorunda da değiliz. Kendi uygun ve gerekli gördüğümüz yerde, herhangi bir noktada veririz” dedi.

Rusya Devlet Başkanı daha önce tankerlerin ele geçirilmesine karşı “korsanlarla mücadele eder gibi” hareket edilmesini teklif etmişti.

Putin konuya ilişkin yaklaşımını, “Deniz hukuku çerçevesinde, dikkatli ancak kararlı” hareket etmek gerektiği sözleriyle özetledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English