Bizi Takip Edin

Diplomasi

Güney Kafkasya dinamiklerinde Orta Doğu etkisi

Yayınlanma

İsrail ve Azerbaycan arasında artan işbirliği İran için ne anlama geliyor? İsrail ve Türkiye’nin Güney Kafkasya’da çatışan ve örtüşen çıkarları neler? İsrail’in varlığı Rusya’da nasıl algılanıyor? Moskova’nın Orta Doğu’daki nüfuzu Ukrayna’daki gelişmelerden nasıl etkilenecek?

Malcolm H. Kerr Carnegie Orta Doğu Merkezi’nden Armenak Tokmajyan Orta Doğu’daki aktörlerin Güney Kafkasya’daki gelişmeler üzerinde etkisini Sergei Melkonian ile konuştu. Melkonian’ın Ermenistan’ın Orta Doğu’nun bir parçası olduğu ya da Karabağ savaşında Libya ve Suriyeli paralı askerlerin Azerbaycan cephesinde savaştığı gibi tartışmalı bazı iddialarına rağmen söyleşi Güney Kafkasya’daki çıkar çatışmalarına dair bir projeksiyon tutuyor.

Söyleşinin tamamını yayınlıyoruz:

***

Orta Doğu Bağlantıları Güney Kafkasya’yı Şekillendiriyor

Armenak Tokmajyan

Sergei Melkonian röportajında Ermenistan, Azerbaycan, Türkiye ve İsrail’in İran’ın kuzeyine uzanma çabalarını ele alıyor.

Sergei Melkonian Ermenistan Uygulamalı Politika Araştırma Enstitüsü’nde ve Moskova’daki Doğu Çalışmaları Enstitüsü’nde araştırma görevlisi. Doktorasını İsrail-Suriye ilişkileri üzerine 2021’de Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi’nde tamamlamıştır. Erivan’daki Ermeni Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü’nde ders veriyor ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika programını yönetiyor. Armenak Tokmajyan Güney Kafkasya’daki durum, Türkiye, İsrail ve İran arasındaki ilişkiler ile Ukrayna’da devam eden savaş ışığında Rusya’nın Orta Doğu’daki konumu hakkındaki görüşlerini almak için mayıs ayı ortasında Melkonian ile röportaj yaptı.

Armenak Tokmajyan: Güney Kafkasya’nın, özellikle de Ermenistan’ın Orta Doğu’nun bir parçası olarak görülebileceğini savundunuz. Bu konuyu detaylandırabilir misiniz?

Sergei Melkonian: Bu soruyu yanıtlamak için farklı yaklaşımlar var. En bariz olanla başlayabiliriz: Coğrafya. Ermenilerin etnik kökeni ve devleti Ermeni yaylalarında oluşmuştur. Burası, siyasi bir bölge olarak Ortadoğu’yu da kapsayan Batı Asya coğrafi bölgesinin bir parçasıdır. Bu coğrafi alanın Ortadoğu’nun bir parçası olduğunu anlamak için, bölge medeniyetlerinin etrafında şekillendiği iki nehrin, Dicle ve Fırat’ın Ermeni yaylalarından aktığını belirtmek yeterlidir. Bugün Ermenistan, Orta Doğu’nun iki önemli aktörü olan Türkiye ve İran ile sınır komşusudur; Erbil, Tahran ve Bağdat ise Erivan’a Moskova ya da Brüksel’den daha yakındır.

Tarihsel anlamda Ermenistan’ın sınırları, doğal çevresi olan Orta Doğu’nun derinliklerine kadar uzanıyordu. Daha sonra Ermenistan hem Osmanlı İmparatorluğu’nun hem de tüm bölgeyi kapsayan İran’daki Safevi ve Kaçar İmparatorluklarının bir parçası olmuştur. Ermenistan’ı herhangi bir tarihsel dönemde dünya haritasında bulmak için modern Ortadoğu’nun sınırlarını çizen ve tanımlayan haritacılara başvurmalıyız.

Ermenistan kültürel olarak da bölgenin bir parçasıdır. Tarih boyunca yaşadıkları bölge göz önüne alındığında Ermenilerle Arap Doğusunun arasında gelenekler, mutfak, dilsel aktarım ve benzeri açılardan paralellikler bulunabilir. Örneğin Ermeniler, I. Dünya Savaşı sırasındaki soykırımdan (yazar bu ifadeyi kullanıyor) kaynaklanan Ermenistan Diasporası’nın ortaya çıkmasından birkaç yüzyıl önce Suriye toplumunun bir parçasıydı ve Ermeni Apostolik Kilisesi en eski Doğu Hıristiyan kiliselerinden biridir.

Siyasi düzeyde, Ermeni devletleri tarih boyunca Orta Doğu’daki bölgesel süreçlerin bir parçası olmuştur. Bugün de durum değişmedi. Ermenistan bölgedeki çatışmaların sonuçlarını hissediyor. Irak ve Suriye’den gelen Ermeni mültecilerin yeniden yerleştirilmesi ya da Libya ve Suriye’den gelen paralı askerlerin 2020’de Ermenistan’la olan savaşında Azerbaycan’ın yanında yer alması buna örnektir.

AT: Güney Kafkasya’da İsrail ve Azerbaycan arasında işbirliğinin arttığını gözlemliyoruz. İsrail’in bu konudaki temel hedefleri nedir ve Rusya “arka bahçesinde” İsrail’in genişleyen rolünü nasıl algılıyor?

SM: Geçmişte İsrail ve Azerbaycan arasındaki ilişkiler öncelikle ekonomik ve enerji alanlarında gerçekleşirken, günümüzde askeri-teknik işbirliği ve güvenlik konularına daha fazla önem veriliyor. Bu nedenle Azerbaycan, İsrail’in genellikle “yeni çevre stratejisi” olarak adlandırılan dış politika stratejisinde önemli bir rol üstlenmiştir. Bu strateji, İsrail’in güvenliğine yönelik ana tehdit kaynağına yakın olan devletlerle yakın ilişkiler kurmaya dayanıyor. Bu nedenle İran ile kara ve deniz sınırı olan Azerbaycan, Türkmenistan ve Körfez ülkeleri İsrail diplomasisi için öncelikli alanlardır.

Azerbaycan’ın 2020’de Dağlık Karabağ’ın bir bölümünde kontrolü sağlamasının ardından İran ile Azerbaycan arasındaki sınır yaklaşık 100 kilometre arttı ve İsrail, İran’a sadece 7 kilometre mesafedeki izleme tesislerine erişim imkânı elde etti. Bugün İsrail, gayri resmi olarak, Türkiye ve Azerbaycan’ın Ermenistan egemenliğindeki topraklar üzerinden iki ülke arasında koridor oluşturma projesi olan “Zangezur Koridoru”nun açılmasını destekliyor. Bu projenin hayata geçirilmesi, Azerbaycan üzerinden Türkiye’nin İran sınırının hemen kuzeyindeki bölgelerde nüfuzunu önemli ölçüde artmasına yol açacak.

Rusya ise İsrail’in Güney Kafkasya’daki faaliyetlerine fazla önem vermiyor. İlk olarak, 2020 savaşı yoluyla Dağlık Karabağ’daki statükoyu değiştirme arzusu Azerbaycan’dan geldi. İsrail de bunun sonuçlarından faydalandı çünkü hem Azerbaycan’ın savaşa hazırlığında hem de çatışma sırasında destek sağlayarak çok önemli bir rol oynadı. İkincisi, Moskova İsrail’i Güney Kafkasya’daki Batı nüfuzu için bir kanal olarak görmüyor. Üçüncüsü, İsrail Rusya’nın bölgedeki çıkarlarını etkilemiyor; Moskova’nın Güney Kafkasya’daki en önemli rakibi Ankara.

AT: İsrail ve Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki çıkarları arasındaki etkileşimi ve bu durumun nihai sonucunu nasıl gördüğünüzü açıklayabilir misiniz?

SM: Türkiye ve İsrail’in bölgede farklı çıkarları var. Ankara için burası tarihsel olarak ulusal çıkarlarını peşinden koştuğu bir bölge. Türkiye ekonomik, enerji, lojistik ve askeri araçları kullanarak nüfuzunu yaymaya çalışıyor. Bu nedenle nüfuz alanları mücadelesinde Rusya ve İran’ın rakibi konumunda. İsrail için Güney Kafkasya’nın böyle bir stratejik önemi yok. Enerji ithalatı, silah pazarı ve özellikle İran ile gerilim alanı yaratma bağlamında önemli.

Türkiye ve İsrail’in Güney Kafkasya’daki çıkarlarının ana kesişim noktası İran’ın zayıflatılması. Türkiye ve İsrail arasındaki siyasi krize rağmen, her ikisi de 2020’de Ermenistan ve Dağlık Karabağ’a karşı savaşta Azerbaycan’ı destekledi. Her ikisi de savaştan fayda sağladı. Türkiye, Azerbaycan üzerindeki etkisini artırdı, orada askeri bir varlık oluşturdu ve “Zengezur Koridorunu” açabilmesini daha mümkün kıldı. İsrail ise İran sınırına erişim ve bu sınırda Tahran’a baskı yapmak için kullanabileceği güçlü bir müttefik kazandı. Türkiye ve İsrail arasında rekabet askeri-teknik alanda ortaya çıkabilir; Azerbaycan’a kim daha fazla silah tedarik edecek? Aksi takdirde, işbirliği her iki tarafın da çıkarlarına rekabet ya da çekişmeden daha uygun.

AT: Rusya kısa süre önce Ukrayna’daki savaşın başlamasından sonra geliştirdiği yeni dış politika konseptini yayınladı. Orta Doğu, özellikle de Suriye, bu yeni vizyonun neresine oturuyor?

SM: Yeni dış politika konsepti Orta Doğu’ya farklı bağlamlarda atıfta bulunuyor. Birincisi, Rusya devletler arasında bölgesel entegrasyon ve diyalog biçimlerini desteklediğini ifade ediyor. Moskova için bu, tüm bölgesel meselelerin sadece Ortadoğu devletleri tarafından tartışılması gerektiği anlamına geliyor ki bu da başta Batı olmak üzere bölge dışı aktörlerin süreçlerden dışlanması demek. İkinci olarak, Orta Doğu uluslararası terörizmle mücadele bağlamında zikredilen tek bölge. Dahası, belgede Rusya’nın Hıristiyan nüfusun korunması için bölgedeki devletlerle işbirliğine hazır olduğu özellikle vurgulanıyor. Üçüncüsü, Orta Doğu, çok kutuplu dünyanın merkezlerinden biri olma potansiyeli nedeniyle, Rusya’nın beşinci en önemli bölgesel önceliği, yani daha geniş İslam dünyasıyla ilişkileri bağlamında anılıyor. Rusya’nın bölgeyi geleneksel muhafazakâr değerlere bağlı ve aynı zamanda Batılı neoliberal modeli kabul etmeyen yerlerden biri olarak gördüğünü eklemek önemli.

Suriye’ye gelince, konseptin 2016’da yayınlanan bir önceki versiyonunda Rusya’nın buradaki çatışmanın çözümüne yönelik yaklaşımını ve ülkenin geleceğine ilişkin vizyonunu açıklayan bir paragraf yer alıyordu. Konsept, Rusya’nın Suriye’deki askeri harekatının Eylül 2015’te başlamasından bir yıl sonra onaylanmış ve Rusya’nın politikasını ve hedeflerini tanımlamıştı. Konseptin yeni versiyonunda bu paragraf yer almıyor ancak Suriye’nin komşularıyla ilişkilerini normalleştirmesinin önemine işaret ediliyor. Bu da Rusya’nın bakış açısına göre çatışmanın büyük ölçüde çözüldüğünü gösteriyor. Gerisi Suriye’nin Orta Doğu devletleriyle ilişkilerinin normalleşmesine bağlı. Aslında Suriye, Moskova’nın öncelikler listesinde İran’dan sonra ikinci sırada yer alıyor.

AT: Orta Doğu ülkeleri, Ukrayna’daki çatışmaya rağmen Rusya ile ilişkilerini sürdürürken, Rusya’nın bölgedeki harekâtı sekteye uğramaya devam ederse, Moskova’nın bölgeyle olan ilişkilerinde ne gibi orta ve uzun vadeli etkiler öngörüyorsunuz?

SM: Stratejik olarak, Rusya’nın ortaya çıkan uluslararası düzenin Batı merkezli olmadığını göstermesi önemli. Bu bağlamda Ortadoğu’ya özel önem verilmekte. Rusya, Ukrayna savaşının gelişimine doğrudan bağlı olmayan pek çok işbirliği biçimi sunuyor: Avrasya Ekonomik Birliği ile bir serbest ticaret bölgesinin oluşturulması, Avrasya’da iletişimin geliştirilmesi, nükleer santrallerin inşası gibi. Rus girişimlerinin başarısı birkaç ön koşula bağlıdır.

Birincisi, Rusya’nın mali ve ekonomik yetenekleri. Açıkçası, Ukrayna’daki savaş sekteye uğrarsa, Rusya bu tür girişimlerin itici gücü olamaz. Örneğin, bugün Moskova; Rusya, Azerbaycan, İran, Orta Asya’nın bazı bölgeleri ve Hindistan üzerinden yük taşımaya yönelik bir ulaşım ağı olan Kuzey-Güney koridorunu tamamlamak için Resht-Astara bölümüne yatırım yapabilir. Ancak Ukrayna’daki durum kötüleşirse, bu artık geçerli olmayabilir.

İkincisi, Ukrayna’daki aksilikler, bölge devletlerinin Batı’yı yalnızca güçlendirecek zayıf bir Rusya ile işbirliği yapma isteklerini azaltabilir. Orta Doğu nüfusunun bir kısmı, Rusya’yı ve başkanı Vladimir Putin’i egemen Batı’ya meydan okuduğu için güçlü olarak görüyor. Bununla birlikte, olası zayıflık durumunda, özellikle Batı’dan baskı veya daha cazip teklifler gelirse, destek seviyesi ve Rusya ile stratejik projeler geliştirme isteği azalacaktır.

Üçüncüsü, Ukrayna’da daha fazla aksilik olması durumunda, Suriye’deki Rus askeri varlığında bir düşüş bekliyoruz. Aynı zamanda Moskova, ülkede daha sonra geri dönebilmesini ve hatta varlığını genişletmesini sağlayacak bir konumu korumaya çalışacaktır.

Diplomasi

İngiltere el koyduğu Rus petrolünü satıp Ukrayna’ya aktaracak

Yayınlanma

İngiltere hükümeti, Manş Denizi’nde el konulan Smyrtos adlı tankerden elde edilen yaklaşık 100 bin ton Rus petrolünü satarak gelirini Ukrayna’ya aktarmayı planlıyor. Piyasa değeri 35 milyon sterlin olan petrolün satışına yönelik planlar henüz başlangıç aşamasında

İngiltere hükümeti, haziran ayında Manş Denizi’nde el konulan ve Londra tarafından Rusya’nın gölge filosuyla ilişkilendirilen Smyrtos adlı tankerden çıkan yaklaşık 100 bin ton Urals tipi Rus petrolünü satmayı planlıyor.

The Telegraph gazetesinin hükümet yetkililerine dayandırdığı habere göre, elde edilecek gelirin Ukrayna’ya yardım amacıyla gönderilmesi öngörülüyor.

İngiliz yetkililer, gemideki petrolün artık yasal olarak İngiltere’ye ait olduğunu ve hükümetin bu emtiayı satabileceğini ya da farklı bir şekilde değerlendirebileceğini belirtiyor.

Bakanlar, piyasa değeri yaklaşık 35 milyon sterlin olan petrolü satışa çıkarmayı değerlendirirken, buradan elde edilecek kaynağın Ukrayna’nın askeri ihtiyaçları için harcanması planlanıyor.

Planın henüz başlangıç aşamasında olduğunu yazan gazete, yetkililerin parayı doğrudan Kiev’e aktarma veya Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için askeri teçhizat satın alma seçenekleri üzerinde durduğunu kaydetti.

Rusya ise çatışma sürecinde Kiev’e yapılacak her türlü yardıma karşı çıkıyor.

Gazeteye göre, İngiliz makamları 14 Haziran’da Manş Denizi’nde durdurulan tankerden tahliye edilen Rus petrolü için bir açık artırma düzenleyebilir. Yayına konuşan kaynaklar, İngiltere Ulusal Suçla Mücadele Ajansı tarafından yürütülen soruşturma tamamlandığında, geminin kendisinin Rusya’ya dönmesine izin verileceğini belirtti.

Yetkililer tarafından değerlendirilen bir diğer alternatif ise el konulan petrolün İngiltere içinde işlenerek konutların enerji ihtiyacında kullanılması yönünde. Ancak gazete, petrolün devlet mülkiyetinden enerji şirketlerinin kullanımına yasal olarak nasıl aktarılacağının henüz netleşmediğini aktardı.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, 14 Haziran’da yaptığı açıklamada, kendi talimatıyla İngiliz ordusunun Manş Denizi’nde Londra’nın Rusya ile ilişkilendirdiği Smyrtos adlı petrol tankerini ilk kez durdurduğunu duyurmuştu.

Altı saat süren operasyona Kraliyet Deniz Piyadeleri birimleri, Chinook, Merlin Mk4 ve Wildcat tipi helikopterler, İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait bir P-8 devriye uçağının yanı sıra HMS Sutherland ve HMS Ledbury gemileri katılmıştı.

Tanker, durdurulmasının ardından daha fazla gözetim altında tutulmak üzere İngiltere’nin güney kıyılarında demirletilmişti.

MarineTraffic verilerine göre Kamerun bayrağı altında çalışan Smyrtos, 5 Haziran’da Rusya’nın Ust-Luga limanından hareket etmişti.

The Guardian gazetesi, yaklaşık 40 milyon dolar değerinde petrol taşıyan geminin Hindistan’a doğru yol aldığını yazmıştı.

Moskova yönetimi ise Londra’nın Smyrtos tankerine el koymasını sert şekilde eleştirdi. Rusya Doğrudan Yatırım Fonu Başkanı ve Rusya Devlet Başkanı’nın Yatırım ve Ekonomik İşbirliği Özel Temsilcisi Kirill Dmitriev, tankere el konulduğu yönündeki haberlerin, İngiliz kamuoyunun dikkatini başta göç krizi olmak üzere ülkenin iç sorunlarından başka yöne çekme girişimi olduğunu belirtti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da “gölge filo” kavramının, Avrupa Birliği ülkeleri tarafından “deniz ulaşım hatlarında haydutluk yapmak” için bir bahane olarak uydurulduğunu iddia ediyor.

The Guardian, İngiliz makamlarının Smyrtos tankerine el konulmasının ardından Rusya’dan gelebilecek olası bir yanıta karşı hazırlıklara başladığını yazmıştı.

Gazeteye konuşan bir kaynak, Rusya’nın yanıtının “dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşebileceğini” belirterek, “Muhtemelen acele etmeyecekler ve doğru anı bekleyeceklerdir” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kolombiya’nın yeni lideri Espriella Avrupa sağı ile iç içe

Yayınlanma

Kolombiya’nın muhtemel bir sonraki cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella, Avrupa’daki aşırı sağ partilerle yakın bağlar kuruyor.

Ön seçim sonuçlarına göre, insan hakları aktivisti Iván Cepeda’yı az farkla geride bırakarak Pazar günü yapılan Kolombiya cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan De la Espriella, ocak ayında Madrid’e giderek sağcı Vox partisinin başkanı Santiago Abascal ile görüşmüştü.

Espriella ayrıca Vox’un parti vakfı tarafından kurulan, İspanya ile Latin Amerika’daki aşırı sağcı grupları birbirine bağlayan Foro Madrid adlı örgüte katıldı.

Şili Cumhurbaşkanı José Antonio Kast ve Venezuela’nın ABD destekli muhalefet lideri María Corina Machado gibi diğer aşırı sağcı isimler de bu şebekenin bir parçası.

Vox, Latin Amerika’daki aşırı sağ ile Avrupa’daki aşırı sağ arasındaki temasları kolaylaştırıyor; örneğin, Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa için Vatanseverler (PfE) ile olan temaslar gibi.

ABD Başkanı Donald Trump, Kolombiya’daki seçim kampanyasına açıkça müdahale ederek De la Espriella’yı destekledi. De la Espriella, “solun kökünü kazımak” istiyor.

De la Espriella: Mafya ve uyuşturucu baronlarının avukatı

Abelardo de la Espriella, 2002’den 2010’a kadar Kolombiya Cumhurbaşkanı olarak görev yapan ve bugün hâlâ ülkede önemli bir etkiye sahip olduğu düşünülen aşırı sağcı siyasetçi Álvaro Uribe’nin yakın arkadaşı olarak kabul ediliyor.

Uzun yıllardır milyoner olan De la Espriella, kariyerini avukatlık yaparak inşa etti. Diğerlerinin yanı sıra, kötü şöhretli aşırı sağcı paramiliterleri, onlara yakın politikacıları ve uyuşturucu baronlarını temsil etmişti.

Örneğin müvekkillerinden biri, 2008 yılında ABD’ye iade edilen ve orada 15 yıl hapis cezasına çarptırılan paramiliter ve uyuşturucu baronu Salvatore Mancuso’ydu.

İspanyol günlük gazetesi El País, de la Espriella’yı “Mafyanın avukatı” olarak nitelendirmişti.

Geçtiğimiz Temmuz ayında, solcu siyasetçileri ve aktivistleri “ortadan kaldırmak” için “elinden gelen her şeyi yapacağını” açıklamış ve “Bu veba ortadan kaldırılmalıdır,” demişti.

Seçim kampanyası afişlerinden birinde, yere devrilmiş seçim rakibi Iván Cepeda’nın sırtına diz çökmüş ve onu acımasızca yere bastırırken gösteriliyordu.

Son olarak ise bir kadın gazeteciye vücudunun alt kısmının fotoğrafını göstermesinin ardından kendini savunmak zorunda kaldı.

Fotoğrafta, dar pantolonunun cinsel organ bölgesinde belirgin bir şişkinlik görülüyordu. Gazeteciye, “Yaklaş da bana ne gördüğünü söyle” dediği bildirildi.

Gerilla örgütleri ile “müzakere” dönemi kapanıyor mu?

De la Espriella’nın seçim kampanyası sırasında resmen savunduğu siyasi hedefleri, Kolombiya devletinin ABD Başkanı Donald Trump’ın planları doğrultusunda yeniden yapılandırılmasına denk geliyor.

De la Espriella, Kolombiya’nın bir yandan gerilla gruplarının kalıntıları, diğer yandan uyuşturucu kartelleriyle yaşadığı şiddetli iç çatışmaları, görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun yaptığı gibi müzakereler yoluyla çözmeyi artık amaçlamadığını, bunun yerine askeri güce başvuracağını açıkladı.

Örneğin, gerilla mevzilerine hava saldırıları düzenlenmesi veya koka tarlalarına kötü şöhretli glifosat herbisitinin püskürtülmesinden söz ediliyor.

Bir analize göre, böyle bir şiddet politikasının sonuçları, özellikle “kırsal bölgeler için” muhtemelen “felaket” niteliğinde olacak.

Ayrıca de la Espriella, muhtemelen özel sektör kontrolünde olacak şekilde, ücra bölgelerde on adet “mega hapishane” inşa etme planlarını açıkladı.

Bu tesislerin modelinin, insan hakları örgütlerine göre koşulların çok kötü olduğu, Başkan Nayib Bukele yönetimindeki El Salvador’daki hapishaneler olduğu söyleniyor.

İktisadi açıdan de la Espriella, devlet harcamalarında ciddi kesintiler yapılmasını savunuyor; yüzde 40’lık bir azaltma söz konusu. 

İktisadi politikasında rol modeli olarak Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei gösteriliyor.

ABD’den bağımsız dış politika hedefi rafa kalkıyor

Dış politikada de la Espriella, Kolombiya’yı bir kez daha ABD’nin açık egemenliği altına sokmaya çalışıyor.

Yeni lider bu amaçla, “Kolombiya Planı 2.0”u duyurdu. 2000’li yıllarda uygulanan orijinal Kolombiya Planı, ABD’den milyarlarca dolarlık silah alımının yanı sıra ABD kuvvetleriyle ortak yurt içi askeri operasyonları da içeriyordu. Sonuç, şiddetin dramatik bir şekilde tırmanması olmuştu.

De la Espriella ayrıca, ABD’nin “Amerika Kalkanı” girişimine katılma niyetini de açıkladı; bu girişim, Latin Amerika ve Karayipler’deki aşırı sağcı hükümetlerin yönettiği devletler ile ABD arasında kurulan ve Trump yönetimi tarafından geçtiğimiz mart ayında kurulan bir ittifak.

Trump ise de la Espriella’dan övgüyle bahsetti ve seçim kampanyası boyunca onu açıkça destekledi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turundaki zaferinin hemen ardından, sosyal medyada seçim sonucunun Kolombiya’nın ABD ile ilişkileri açısından çok önemli olduğunu açıkladı ve de la Espriella’ya “tam ve eksiksiz destek” verdi.

Kolombiya seçim kampanyasında Trump yönetimi, salt sözlü desteğin ötesine geçti. 

Seçimlerden kısa bir süre önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’ye sığınma başvurusunda bulunan Kolombiyalı aktivist Beto Coral’ın tutuklanmasını emretti ve onu sınır dışı ettirmeyi planlıyor.

Bunun nedeni, Coral’ın de la Estriella aleyhinde kamuoyuna açıkça konuşmuş olmasıydı. Rubio, bu hamleyi, Coral’ın ABD’de kalmasının “ABD’nin dış politika çıkarlarını zedeleyeceği” gerekçesiyle savundu.

Avrupa sağı ile Latin Amerika sağının “kolaylaştırıcısı”: Vox

De la Espriella, yalnızca ABD’de değil, Avrupa’da da aşırı sağ ile iyi bağlantılara sahip.

3 Kasım 2025’te Bogotá’da de la Espriella’nın cumhurbaşkanlığı adaylığını desteklemek amacıyla düzenlenen büyük bir etkinliğe katılanlar arasında, Avrupa Parlamentosu üyesi ve aşırı sağcı Se Acabó La Fiesta (SALF) partisinin kurucusu İspanyol Alvise Pérez de vardı.

Bu partinin Avrupa Parlamentosu’ndaki iki üyesi Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) grubuna üye.

13 Ocak’ta de la Espriella, Latin Amerika ile iyi bağları olan aşırı sağcı Vox partisinin başkanı Santiago Abascal ile Madrid’de bir araya geldi.

Aynı gün de la Espriella, Vox’a bağlı ve resmi olarak Abascal’ın başkanlığını yürüttüğü Fundación Disenso tarafından 2020 yılında kurulan Foro Madrid’e de katıldı.

Foro Madrid, Latin Amerika’daki aşırı sağ güçleri bir araya getiriyor ve bunları İspanya’daki aşırı sağla, özellikle de Vox ile ilişkilendiriyor.

Vox ise, aralarında Fransa’nın Ulusal Birlik (RN) partisi, İtalya’nın Lega partisi ve Macaristan’dan Fidesz’in de bulunduğu Avrupa çapında bir ittifak olan Avrupa için Vatanseverler (PfE) grubunun üyesi.

Bu da, Kolombiya’nın muhtemel bir sonraki cumhurbaşkanının Avrupa’nın aşırı sağıyla yakından bağlantılı olduğu anlamına geliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

Yayınlanma

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.

Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.

Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.

Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.

Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.

LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor. 

Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.

Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.

Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.

Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.

AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.

Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.

Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.

New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.

Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor. 

Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.

Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.

Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English