Diplomasi
Güney Kafkasya dinamiklerinde Orta Doğu etkisi

İsrail ve Azerbaycan arasında artan işbirliği İran için ne anlama geliyor? İsrail ve Türkiye’nin Güney Kafkasya’da çatışan ve örtüşen çıkarları neler? İsrail’in varlığı Rusya’da nasıl algılanıyor? Moskova’nın Orta Doğu’daki nüfuzu Ukrayna’daki gelişmelerden nasıl etkilenecek?
Malcolm H. Kerr Carnegie Orta Doğu Merkezi’nden Armenak Tokmajyan Orta Doğu’daki aktörlerin Güney Kafkasya’daki gelişmeler üzerinde etkisini Sergei Melkonian ile konuştu. Melkonian’ın Ermenistan’ın Orta Doğu’nun bir parçası olduğu ya da Karabağ savaşında Libya ve Suriyeli paralı askerlerin Azerbaycan cephesinde savaştığı gibi tartışmalı bazı iddialarına rağmen söyleşi Güney Kafkasya’daki çıkar çatışmalarına dair bir projeksiyon tutuyor.
Söyleşinin tamamını yayınlıyoruz:
***
Orta Doğu Bağlantıları Güney Kafkasya’yı Şekillendiriyor
Armenak Tokmajyan
Sergei Melkonian röportajında Ermenistan, Azerbaycan, Türkiye ve İsrail’in İran’ın kuzeyine uzanma çabalarını ele alıyor.
Sergei Melkonian Ermenistan Uygulamalı Politika Araştırma Enstitüsü’nde ve Moskova’daki Doğu Çalışmaları Enstitüsü’nde araştırma görevlisi. Doktorasını İsrail-Suriye ilişkileri üzerine 2021’de Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi’nde tamamlamıştır. Erivan’daki Ermeni Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü’nde ders veriyor ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika programını yönetiyor. Armenak Tokmajyan Güney Kafkasya’daki durum, Türkiye, İsrail ve İran arasındaki ilişkiler ile Ukrayna’da devam eden savaş ışığında Rusya’nın Orta Doğu’daki konumu hakkındaki görüşlerini almak için mayıs ayı ortasında Melkonian ile röportaj yaptı.
Armenak Tokmajyan: Güney Kafkasya’nın, özellikle de Ermenistan’ın Orta Doğu’nun bir parçası olarak görülebileceğini savundunuz. Bu konuyu detaylandırabilir misiniz?
Sergei Melkonian: Bu soruyu yanıtlamak için farklı yaklaşımlar var. En bariz olanla başlayabiliriz: Coğrafya. Ermenilerin etnik kökeni ve devleti Ermeni yaylalarında oluşmuştur. Burası, siyasi bir bölge olarak Ortadoğu’yu da kapsayan Batı Asya coğrafi bölgesinin bir parçasıdır. Bu coğrafi alanın Ortadoğu’nun bir parçası olduğunu anlamak için, bölge medeniyetlerinin etrafında şekillendiği iki nehrin, Dicle ve Fırat’ın Ermeni yaylalarından aktığını belirtmek yeterlidir. Bugün Ermenistan, Orta Doğu’nun iki önemli aktörü olan Türkiye ve İran ile sınır komşusudur; Erbil, Tahran ve Bağdat ise Erivan’a Moskova ya da Brüksel’den daha yakındır.
Tarihsel anlamda Ermenistan’ın sınırları, doğal çevresi olan Orta Doğu’nun derinliklerine kadar uzanıyordu. Daha sonra Ermenistan hem Osmanlı İmparatorluğu’nun hem de tüm bölgeyi kapsayan İran’daki Safevi ve Kaçar İmparatorluklarının bir parçası olmuştur. Ermenistan’ı herhangi bir tarihsel dönemde dünya haritasında bulmak için modern Ortadoğu’nun sınırlarını çizen ve tanımlayan haritacılara başvurmalıyız.
Ermenistan kültürel olarak da bölgenin bir parçasıdır. Tarih boyunca yaşadıkları bölge göz önüne alındığında Ermenilerle Arap Doğusunun arasında gelenekler, mutfak, dilsel aktarım ve benzeri açılardan paralellikler bulunabilir. Örneğin Ermeniler, I. Dünya Savaşı sırasındaki soykırımdan (yazar bu ifadeyi kullanıyor) kaynaklanan Ermenistan Diasporası’nın ortaya çıkmasından birkaç yüzyıl önce Suriye toplumunun bir parçasıydı ve Ermeni Apostolik Kilisesi en eski Doğu Hıristiyan kiliselerinden biridir.
Siyasi düzeyde, Ermeni devletleri tarih boyunca Orta Doğu’daki bölgesel süreçlerin bir parçası olmuştur. Bugün de durum değişmedi. Ermenistan bölgedeki çatışmaların sonuçlarını hissediyor. Irak ve Suriye’den gelen Ermeni mültecilerin yeniden yerleştirilmesi ya da Libya ve Suriye’den gelen paralı askerlerin 2020’de Ermenistan’la olan savaşında Azerbaycan’ın yanında yer alması buna örnektir.
AT: Güney Kafkasya’da İsrail ve Azerbaycan arasında işbirliğinin arttığını gözlemliyoruz. İsrail’in bu konudaki temel hedefleri nedir ve Rusya “arka bahçesinde” İsrail’in genişleyen rolünü nasıl algılıyor?
SM: Geçmişte İsrail ve Azerbaycan arasındaki ilişkiler öncelikle ekonomik ve enerji alanlarında gerçekleşirken, günümüzde askeri-teknik işbirliği ve güvenlik konularına daha fazla önem veriliyor. Bu nedenle Azerbaycan, İsrail’in genellikle “yeni çevre stratejisi” olarak adlandırılan dış politika stratejisinde önemli bir rol üstlenmiştir. Bu strateji, İsrail’in güvenliğine yönelik ana tehdit kaynağına yakın olan devletlerle yakın ilişkiler kurmaya dayanıyor. Bu nedenle İran ile kara ve deniz sınırı olan Azerbaycan, Türkmenistan ve Körfez ülkeleri İsrail diplomasisi için öncelikli alanlardır.
Azerbaycan’ın 2020’de Dağlık Karabağ’ın bir bölümünde kontrolü sağlamasının ardından İran ile Azerbaycan arasındaki sınır yaklaşık 100 kilometre arttı ve İsrail, İran’a sadece 7 kilometre mesafedeki izleme tesislerine erişim imkânı elde etti. Bugün İsrail, gayri resmi olarak, Türkiye ve Azerbaycan’ın Ermenistan egemenliğindeki topraklar üzerinden iki ülke arasında koridor oluşturma projesi olan “Zangezur Koridoru”nun açılmasını destekliyor. Bu projenin hayata geçirilmesi, Azerbaycan üzerinden Türkiye’nin İran sınırının hemen kuzeyindeki bölgelerde nüfuzunu önemli ölçüde artmasına yol açacak.
Rusya ise İsrail’in Güney Kafkasya’daki faaliyetlerine fazla önem vermiyor. İlk olarak, 2020 savaşı yoluyla Dağlık Karabağ’daki statükoyu değiştirme arzusu Azerbaycan’dan geldi. İsrail de bunun sonuçlarından faydalandı çünkü hem Azerbaycan’ın savaşa hazırlığında hem de çatışma sırasında destek sağlayarak çok önemli bir rol oynadı. İkincisi, Moskova İsrail’i Güney Kafkasya’daki Batı nüfuzu için bir kanal olarak görmüyor. Üçüncüsü, İsrail Rusya’nın bölgedeki çıkarlarını etkilemiyor; Moskova’nın Güney Kafkasya’daki en önemli rakibi Ankara.
AT: İsrail ve Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki çıkarları arasındaki etkileşimi ve bu durumun nihai sonucunu nasıl gördüğünüzü açıklayabilir misiniz?
SM: Türkiye ve İsrail’in bölgede farklı çıkarları var. Ankara için burası tarihsel olarak ulusal çıkarlarını peşinden koştuğu bir bölge. Türkiye ekonomik, enerji, lojistik ve askeri araçları kullanarak nüfuzunu yaymaya çalışıyor. Bu nedenle nüfuz alanları mücadelesinde Rusya ve İran’ın rakibi konumunda. İsrail için Güney Kafkasya’nın böyle bir stratejik önemi yok. Enerji ithalatı, silah pazarı ve özellikle İran ile gerilim alanı yaratma bağlamında önemli.
Türkiye ve İsrail’in Güney Kafkasya’daki çıkarlarının ana kesişim noktası İran’ın zayıflatılması. Türkiye ve İsrail arasındaki siyasi krize rağmen, her ikisi de 2020’de Ermenistan ve Dağlık Karabağ’a karşı savaşta Azerbaycan’ı destekledi. Her ikisi de savaştan fayda sağladı. Türkiye, Azerbaycan üzerindeki etkisini artırdı, orada askeri bir varlık oluşturdu ve “Zengezur Koridorunu” açabilmesini daha mümkün kıldı. İsrail ise İran sınırına erişim ve bu sınırda Tahran’a baskı yapmak için kullanabileceği güçlü bir müttefik kazandı. Türkiye ve İsrail arasında rekabet askeri-teknik alanda ortaya çıkabilir; Azerbaycan’a kim daha fazla silah tedarik edecek? Aksi takdirde, işbirliği her iki tarafın da çıkarlarına rekabet ya da çekişmeden daha uygun.
AT: Rusya kısa süre önce Ukrayna’daki savaşın başlamasından sonra geliştirdiği yeni dış politika konseptini yayınladı. Orta Doğu, özellikle de Suriye, bu yeni vizyonun neresine oturuyor?
SM: Yeni dış politika konsepti Orta Doğu’ya farklı bağlamlarda atıfta bulunuyor. Birincisi, Rusya devletler arasında bölgesel entegrasyon ve diyalog biçimlerini desteklediğini ifade ediyor. Moskova için bu, tüm bölgesel meselelerin sadece Ortadoğu devletleri tarafından tartışılması gerektiği anlamına geliyor ki bu da başta Batı olmak üzere bölge dışı aktörlerin süreçlerden dışlanması demek. İkinci olarak, Orta Doğu uluslararası terörizmle mücadele bağlamında zikredilen tek bölge. Dahası, belgede Rusya’nın Hıristiyan nüfusun korunması için bölgedeki devletlerle işbirliğine hazır olduğu özellikle vurgulanıyor. Üçüncüsü, Orta Doğu, çok kutuplu dünyanın merkezlerinden biri olma potansiyeli nedeniyle, Rusya’nın beşinci en önemli bölgesel önceliği, yani daha geniş İslam dünyasıyla ilişkileri bağlamında anılıyor. Rusya’nın bölgeyi geleneksel muhafazakâr değerlere bağlı ve aynı zamanda Batılı neoliberal modeli kabul etmeyen yerlerden biri olarak gördüğünü eklemek önemli.
Suriye’ye gelince, konseptin 2016’da yayınlanan bir önceki versiyonunda Rusya’nın buradaki çatışmanın çözümüne yönelik yaklaşımını ve ülkenin geleceğine ilişkin vizyonunu açıklayan bir paragraf yer alıyordu. Konsept, Rusya’nın Suriye’deki askeri harekatının Eylül 2015’te başlamasından bir yıl sonra onaylanmış ve Rusya’nın politikasını ve hedeflerini tanımlamıştı. Konseptin yeni versiyonunda bu paragraf yer almıyor ancak Suriye’nin komşularıyla ilişkilerini normalleştirmesinin önemine işaret ediliyor. Bu da Rusya’nın bakış açısına göre çatışmanın büyük ölçüde çözüldüğünü gösteriyor. Gerisi Suriye’nin Orta Doğu devletleriyle ilişkilerinin normalleşmesine bağlı. Aslında Suriye, Moskova’nın öncelikler listesinde İran’dan sonra ikinci sırada yer alıyor.
AT: Orta Doğu ülkeleri, Ukrayna’daki çatışmaya rağmen Rusya ile ilişkilerini sürdürürken, Rusya’nın bölgedeki harekâtı sekteye uğramaya devam ederse, Moskova’nın bölgeyle olan ilişkilerinde ne gibi orta ve uzun vadeli etkiler öngörüyorsunuz?
SM: Stratejik olarak, Rusya’nın ortaya çıkan uluslararası düzenin Batı merkezli olmadığını göstermesi önemli. Bu bağlamda Ortadoğu’ya özel önem verilmekte. Rusya, Ukrayna savaşının gelişimine doğrudan bağlı olmayan pek çok işbirliği biçimi sunuyor: Avrasya Ekonomik Birliği ile bir serbest ticaret bölgesinin oluşturulması, Avrasya’da iletişimin geliştirilmesi, nükleer santrallerin inşası gibi. Rus girişimlerinin başarısı birkaç ön koşula bağlıdır.
Birincisi, Rusya’nın mali ve ekonomik yetenekleri. Açıkçası, Ukrayna’daki savaş sekteye uğrarsa, Rusya bu tür girişimlerin itici gücü olamaz. Örneğin, bugün Moskova; Rusya, Azerbaycan, İran, Orta Asya’nın bazı bölgeleri ve Hindistan üzerinden yük taşımaya yönelik bir ulaşım ağı olan Kuzey-Güney koridorunu tamamlamak için Resht-Astara bölümüne yatırım yapabilir. Ancak Ukrayna’daki durum kötüleşirse, bu artık geçerli olmayabilir.
İkincisi, Ukrayna’daki aksilikler, bölge devletlerinin Batı’yı yalnızca güçlendirecek zayıf bir Rusya ile işbirliği yapma isteklerini azaltabilir. Orta Doğu nüfusunun bir kısmı, Rusya’yı ve başkanı Vladimir Putin’i egemen Batı’ya meydan okuduğu için güçlü olarak görüyor. Bununla birlikte, olası zayıflık durumunda, özellikle Batı’dan baskı veya daha cazip teklifler gelirse, destek seviyesi ve Rusya ile stratejik projeler geliştirme isteği azalacaktır.
Üçüncüsü, Ukrayna’da daha fazla aksilik olması durumunda, Suriye’deki Rus askeri varlığında bir düşüş bekliyoruz. Aynı zamanda Moskova, ülkede daha sonra geri dönebilmesini ve hatta varlığını genişletmesini sağlayacak bir konumu korumaya çalışacaktır.
Diplomasi
Mark Carney Türkiye’yi ziyaret etmeyi planlıyor

Kanada Başbakanı Mark Carney, bu ay Türkiye’yi ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmeyi planlıyor.
Reuters’a konuşan kaynaklardan biri, Carney ve Erdoğan’ın Temmuz ayında Ankara’da düzenlenen NATO zirvesi sırasında başlattıkları serbest ticaret müzakerelerinin yanı sıra, enerji ve savunma alanlarında olası işbirliği konularını da görüşebileceklerini belirtti.
İki kaynağa göre, Kanada ve Türkiye ticaret bakanları bu hafta, liderler toplantısı öncesinde müzakereleri hızlandırma konusunda anlaştılar.
Bu ziyaret, Carney’in Kanada’nın en büyük ticaret ortağı olan ABD’ye olan bağımlılığını azaltmaya çalıştığı bir dönemde, Ağustos ayında ticaret görüşmelerinin çöküşünün ardından, Kanada’nın diplomatik geleneklerinden yaptığı en son sapma olarak kayda geçecek.
Carney, önümüzdeki on yıl içinde Kanada’nın ABD dışındaki ticaret hacmini ikiye katlayacağına söz verdi ve geçmişte gerginlikler yaşadığı Çin ve Hindistan dahil olmak üzere pek çok ülkeyle ilişkiler kurmak için hamleler yaptı.
ABD’nin gümrük vergileri karşısında ekonomiyi güçlendirme çabalarına Kanadalılar arasında güçlü bir destek olduğunu gösteren anket sonuçlarının da desteğiyle, ilerleme kaydetmek için öncüllerine kıyasla insan hakları konusuna daha az odaklandı.
En büyük ticaret ortağı Avrupa Birliği olan ve gelişmekte olan bir piyasa ekonomisine sahip olan Türkiye, enerji, altyapı ve madencilik alanlarında da ortaklıklar ve yatırımlar arıyor.
Kaynaklar, bu ayın sonlarında planlanan ziyaretin tarihlerini veya gündemini açıklamadılar.
Reuters’a göre Türkiye, önde gelen bir savunma sanayi gücü ve “Rusya’nın saldırganlığına” karşı bir kalkan haline geldikçe, Batılı güçler ülkenin insan hakları sicili konusunda nispeten sessiz kalmaya başladı.
Temmuz ayında düzenlenen NATO liderler zirvesinde Carney ve Erdoğan, serbest ticaret anlaşması müzakerelerini resmen başlattı.
Aynı ay içinde Türkiye, Carney’in çok taraflı “orta güçler” bankasının 10 kurucu üye ülkesinden biri olarak Kanada’nın Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası’na katılmayı kabul etti.
Kanada hükümetinden yapılan açıklamada, iki ülkenin ticaret bakanlarının Haziran ayında bir araya geldiği ve yenilenebilir enerji ile nükleer enerji alanlarında işbirliğini genişletmeyi planladıkları belirtildi.
Açıklamada, havacılık, savunma ve güvenlik alanlarının da potansiyel yeni ortaklık alanları olarak sıralandı.
Türkiye, ikinci ve üçüncü nükleer santrallerinin olası inşası konusunda Kanadalı mühendislik firması AtkinsRealis ile Güney Kore’nin Korea Electric Power Corporation ve Çin’in State Power Investment Corporation şirketleriyle görüşmeler yürütmüştü.
Kanada tasarımı CANDU reaktörlerinin münhasır lisansına sahip olan AtkinsRealis’ten bir yönetici, bu yıl Reuters’a yaptığı açıklamada, Türkiye’nin bilgi alışverişinin ardından CANDU reaktörlerine ilişkin ön incelemesini tamamlayacağını ve bunun da santral ihalesi için somut görüşmelere yol açabileceğini belirtti.
2024 yılında ikili ilişkilerin yumuşamasına katkıda bulunan bir adım olarak Kanada, Türkiye’ye yönelik silah ihracat kısıtlamalarını kaldırdı.
Bu kısıtlamalar, Türkiye’nin onlarca ülkeye ihraç ettiği insansız hava araçlarında kullanılan optik teknoloji de dahil olmak üzere geniş bir yelpazeyi kapsıyordu.
Fakat ikili ticaret hacmi oldukça düşük. Kanada İstatistik Kurumu verilerine göre, 2025 yılında Türkiye, Kanada’nın toplam mal ticaretinin %0,3’ünden azını oluşturdu.
Bu rakam 4,34 milyar Kanada doları (3,05 milyar ABD doları) iken, ABD ile yapılan ticaretin hacmi ise 1 trilyon Kanada dolarıydı.
Kanada, Türkiye’ye ağırlıklı olarak mercimek, uçak ve elektronik ürünler ihraç ederken, tıbbi cihazlar, balıkçı tekneleri, uçak motorları ve mücevher ithal ediyor.
Diplomasi
G7 stratejik rezervlerden 100 milyon varil dizel yakıt çıkaracak

Uluslararası Enerji Ajansı üyesi ülkeler, Hürmüz Boğazı’ndaki krizin ardından kararlaştırılan acil durum planı kapsamında 325 milyon varil petrolü serbest bıraktı. Taahhüt edilen rezervin yüzde 80’inden fazlası piyasaya aktarılırken G7 liderleri arz açığını kapatmak için dört ay içinde 100 milyon varile kadar dizel yakıt çıkarma kararı aldı.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi ülkeler, mart ayında kararlaştırılan 400 milyon varillik program kapsamında stratejik petrol rezervlerinden yaklaşık 325 milyon varili piyasaya sundu.
Kurumun yayımladığı basın bildirisinde açıklamalarına yer verilen IEA Direktörü Fatih Birol, taahhüt edilen miktarın yüzde 80’inden fazlasının pazara girdiğini belirtti.
Birol, acil durum rezervlerinin devreye sokulmasının arz açığını dengelemeye ve piyasadaki tedirginliği hafifletmeye yardımcı olduğunu vurguladı.
Hürmüz krizi ve rafineri saldırıları dizel arzını baskılıyor
Ortadoğu’dan ham petrol sevkiyatının büyük ölçüde toparlandığına dikkat çeken Birol, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin etkilerinin özellikle dizel yakıt tedarikinde ciddiyetini koruduğunu ifade etti.
İşlenmiş petrol ürünleri sevkiyatının halen ciddi biçimde kısıtlandığını kaydeden IEA Başkanı, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta rafinerilere yönelik saldırıların dizel piyasasındaki tabloyu daha da ağırlaştırdığını dile getirdi.
Daralan arzın ve yükselen fiyatların küresel ekonomi açısından riskler barındırdığı uyarısında bulunan Birol, arzı kısa vadede istikrara kavuşturacak ve piyasa dayanıklılığını güçlendirecek olası adımları G7 liderlerine aktardı.
Zirvede yer alan liderler, ajansa bu yöndeki çalışmalarını sürdürme talimatı verdi.
IEA ülkeleri, Ortadoğu’daki çatışmaların ardından Hürmüz Boğazı üzerinden geçen petrol ve petrol ürünleri akışının çatışma öncesi seviyenin yüzde 10’una kadar gerilemesi üzerine 11 Mart’ta tarihinin en büyük rezerv kullanım kararını almış ve 400 milyon varilin serbest bırakılmasında mutabık kalmıştı.
ABD takas ihaleleri açtı, G7 dizel rezervlerini devreye sokuyor
Ortak plan doğrultusunda ABD, kendi stratejik rezervinden 172 milyon varil çıkarma kararı almış, Enerji Bakanı Chris Wright sevkiyat sürecini başlangıçta yaklaşık 120 gün olarak öngörmüştü.
ABD Enerji Bakanlığı daha sonra şirketlere, ilerleyen süreçte ilave miktarla geri verilmesi şartıyla 40 milyon varil ham petrol aktarılması için ihale açtı.
Başvuruları 6 Ekim’e kadar toplanacak teslimatların Kasım ve Aralık 2026 döneminde yapılması planlanıyor. Bakanlık, daha önceki dört takas işleminde şirketlere 133 milyon varili aşkın petrol aktarıldığını bildirdi.
ABD Başkanı Donald Trump, 2 Ekim’de Avrupa ülkelerinin stratejik dizel rezervlerini kullanmayı kabul ettiğini duyurdu.
Reuters’ın haberine göre Fransa, pazara 50 milyon varil dizel sunulmasını ve IEA ülkelerinin de 50 milyon varil ilave ham petrol sağlamasını önermişti.
Müzakereler, Washington’ın Avrupa rezervlerinin açılması yönündeki ısrarı ve Avrupa’ya dizel ihracatını kısıtlama uyarıları eşliğinde yürütüldü.
G7 toplantısının ardından açıklama yapan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, IEA koordinasyonunda dört ay içinde stratejik rezervlerden 100 milyon varile kadar dizel yakıtın serbest bırakılması konusunda uzlaşmaya varıldığını duyurdu.
G7 liderleri ayrıca rafineri kapasitelerini artırma ve ortak ülkeler arasında enerji ürünleri ticaretine yönelik kısıtlamalara gitmeme kararı aldı.
Bünyesinde Türkiye, ABD, Almanya, Fransa, İngiltere ve Japonya’nın da yer aldığı IEA’nın toplam 32 üyesi mevcut.
Diplomasi
Kenya kıyısına günde 700 bin varillik rafineri: Mahkeme projeyi durdurdu

Nijeryalı milyarder Aliko Dangote’nin Kenya’da kurmayı planladığı 15 milyar dolarlık rafineri projesi, yerel halkın açtığı davanın ardından mahkeme kararıyla durduruldu. Günlük 700 bin varil kapasiteyle Doğu Afrika’nın Ortadoğu kaynaklarına bağımlılığını azaltması hedeflenen tesis, çevre örgütleri ve UNESCO korumasındaki tarihi Lamu kenti sakinlerinin tepkisini çekiyor.
Nijeryalı milyarder Aliko Dangote, Kenya kıyısında 15 milyar dolar değerinde bir petrol rafinerisi kurmayı planlıyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre tesis, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan tarihi Lamu kentinin karşısına inşa edilmek isteniyor.
Dangote Industries şirketi saha zemin etütlerine başladı ve gerekli ekipman siparişlerini verdi. Şirket projeyi hızlandırılmış bir takvimle tamamlamayı hedeflerken, Kenya’da bir mahkeme eylül ayı sonunda inşaat hazırlıklarını durdurma kararı aldı.
Karar, Lamu’da yaşayan 100’ü aşkın kişinin açtığı dava üzerine verildi. Bölge sakinleri, tesisin ailelerinin nesillerdir tarım yaptığı ve mezarlarının bulunduğu arazilere zarar vereceğini dile getiriyor.
Kenya hükümeti ise rafineri projesini destekliyor. Nairobi yönetimi, tesisin ülkenin enerji güvenliğini artıracağını, Doğu Afrika’nın Basra Körfezi’nden petrol ürünü ithalatına bağımlılığını azaltacağını ve yaklaşık 60 bin kişiye istihdam sağlayacağını savunuyor.
Projeden pay alan hükümetin siyasi desteği, ABD ile İran arasındaki gerilimin küresel enerji piyasalarındaki yansımalarıyla birlikte arttı.
Günde 700 bin varil işleme kapasitesi hedefleniyor
Tesisin günlük 700 bin varil ham petrol işleme kapasitesine sahip olması öngörülüyor. Dangote Industries; Nijerya, ABD, Brezilya, Libya, Angola ve Gana’dan gelecek ham petrolü işlemeyi, elde edilen petrol ürünlerini ise genişletilmesi planlanan Lamu Limanı üzerinden ihraç etmeyi tasarlıyor.
Lamu Limanı, Kenya’yı kara bağlantısı olmayan Güney Sudan ve Etiyopya’ya otoyol, demiryolu ve boru hattıyla bağlamayı amaçlayan 25 milyar dolarlık bir ekonomik koridorun çıkış noktası olarak tasarlandı.
Liman 2021 yılında hizmete girdi ancak koridor altyapısının geri kalanı, finansman yetersizliği ve Eş-Şebab örgütünün inşaat işçilerine yönelik saldırıları nedeniyle planlanan hızda ilerleyemedi.
Buna karşılık İran gerilimi ve Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar sonucunda limanın iş yükü yükseldi.
Bazı kargo rotalarının Kenya’ya yönelmesiyle Lamu, 2026’nın ilk yarısında 2025 yılının tamamına kıyasla iki kat daha fazla yük elleçledi. Kenya makamları rafinerinin faaliyete geçmesiyle hem limanın hem de koridorun yeniden canlanacağını hesaplıyor.
Çevre ve turizm temsilcilerinden itirazlar yükseliyor
Dangote’nin yatırım planı çevre kuruluşları ile turizm sektöründe endişe yaratıyor.
Kenya’daki mangrov ormanlarının yaklaşık yüzde 70’i Lamu bölgesinde yer alıyor. Yüksek miktarda karbon tutan bu ekosistemler deniz canlılarının üremesi ve göçmen kuşlar için hayati önem taşıyor.
Hükümetin daha önce yürüttüğü araştırmalar, ekonomik koridorun inşası sırasında söz konusu ormanların üçte birinden fazlasının kaybedilebileceğini gösteriyordu. Yöre halkı da liman inşaatının mercan resiflerine şimdiden zarar verdiğini belirtiyor.
UNESCO, WSJ’ye yaptığı açıklamada Kenya makamlarından rafineri planları hakkında bilgi talep ettiğini, henüz nihai bir pozisyon almadığını bildirdi.
Kurum, projenin dünya mirası statüsüyle bağdaşıp bağdaşmadığının çevresel ve kültürel etki değerlendirmeleriyle incelenmesi gerektiğine işaret etti.
Dangote Industries ise AB ve ABD standartlarına uyacağını, gerekli çevre izinleri için resmi başvuruları yaptığını savunuyor.
Dangote’nin Nijerya’da, Lagos yakınlarında 20 milyar dolarlık bir başka rafinerisi mevcut. Şubat ayında tam kapasiteye ulaşan bu tesis dizel, benzin ve havacılık yakıtı üretiyor.
Nijeryalı milyarder, Lagos’taki tesisin kapasitesini de ikiye katlayarak günde 1,4 milyon varile çıkarmayı hedefliyor.
Körfez bölgesindeki istikrarsızlık, geleneksel ihracatçıların dışındaki ülkelerin pazar payını artırıyor. Nüfusu 1 milyonun altındaki Guyana, açık deniz rezervleri sayesinde günde yaklaşık 1 milyon varil üretim seviyesine ulaştı.
Benzer şekilde Namibya ve Fildişi Sahili açıklarında yeni rezervler keşfedilirken, Uganda üretime hazırlanıyor. Çin ve Hindistan gibi ithalatçılar da Ortadoğu’ya bağımlılığı azaltmak amacıyla Afrika ve Brezilya kaynaklarına yöneliyor.
Diplomasi7 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri












