Bizi Takip Edin

Asya

Hasina’nın düşüşünün ardından Pakistan-Bangladeş ilişkileri ısınıyor

Yayınlanma

Pakistan ve Bangladeş arasındaki ilişkiler, geçtiğimiz ağustos ayında Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina’nın devrilmesinin ardından tarihi bir çözülme yaşıyor.

Yetkili değişimleri artıyor ve Pakistan hükümeti ve iş grupları Bangladeş ile yıllık ticareti bir yıl içinde mevcut seviyenin dört katından fazla olan 3 milyar dolara çıkarmayı umuyor.

Eski adı Doğu Pakistan olan Bangladeş, 1971 yılında kurtuluş savaşının ardından bağımsızlığını kazandı. Bangladeş o dönem Pakistan’ın baskıları karşısında Hindistan ile yakınlaştı. Dakka ile İslamabad arasındaki ilişkiler Hasina ve Awami League’in iktidarda olduğu dönemlerde gergindi. Hasina’ya göre Pakistan ülkede muhalifleri ve aşırı İslamcı güçleri destekleyerek karışıklık yaratmaya çalışıyordu. Bangladeş Milliyetçi Partisi liderliğindeki muhafazakar hükümetler döneminde ise Pakistan’la ilişkiler daha iyiydi. Hasina’nın 2014’te başlayan üçüncü döneminin ardından ilişkiler tarihi bir düşüş yaşadı. Hasina’nın düşüşü sonrası ise ilişkiler yeniden geliştirilmeye başladı.

İkili ilişkilerde yeni dönem

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Bangladeş’in geçici hükümetinin lideri Bangladeş Başdanışmanı Muhammed Yunus geçen yıl iki kez küresel etkinliklerde bir araya geldi. Bangladeşli üst düzey bir askeri yetkili olan General S.M. Kamrul Hassan 14 Ocak’ta Pakistan Genelkurmay Başkanı General Asim Munir ile görüşmek üzere İslamabad’ı ziyaret etti.

Yüksek profilli bir diğer görüşme de Pakistan’ın en üst düzey ticaret organı olan Pakistan Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu’ndan (FPCCI) bir heyetin geçen hafta Bangladeş’e yaptığı ziyaret oldu. Bu, on yılı aşkın bir süredir bir ticaret heyetinin gerçekleştirdiği ilk ziyaretti ve grup Bangladeş Ticaret Bakanı, Dakka Ticaret Odası yetkilileri ve Bangladeşli iş insanlarıyla bir araya geldi.

Gezi sırasında Pakistan-Bangladeş Ortak İş Konseyi’ni oluşturmak üzere bir mutabakat zaptı imzalandı. Pakistan heyeti iki ülke arasında serbest ticaret anlaşması yapılması çağrısında bulundu.

Heyette yer alan FPCCI Kıdemli Başkan Yardımcısı Saqib Fayyaz Magoon, “Bangladeş Ticaret Bakanı bize Bangladeş’in ithalat için Pakistanlı işletmeleri tercih ettiğini söyledi” dedi.

“Bangladeş’in sadece tekstil ve plastik endüstrisi var ve 200 milyonluk [kişi] pazarı için geri kalan ürünleri ithal etmek zorundalar” diye ekledi.

Magoon Bangladeş’in halihazırda 50,000 ton pirinç ve 25,000 ton şeker ithalatı için sipariş verdiğini ve bunu daha fazlasının izleyeceğini açıkladı. Bangladeş ayrıca Pakistan’dan hurma ithal etmeyi de düşünüyor.

Pakistan ve Bangladeş arasındaki ikili ticaret şu anda yılda sadece 700 milyon dolar seviyesinde.

Nikkei Asia’ya konuşan Magoon, “Tarife dışı engellerin kaldırılmasıyla Pakistan’ın Bangladeş ile [yıllık] ticaret hacminin bir yıl içinde 3 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz” dedi. “Pirinç, şeker, yağ, pamuk ipliği ve bayan kıyafetleri gibi pek çok emtiayı hedefleyebiliriz” diye ekledi.

Karaçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Moonis Ahmar, “Ticari ilişkilerdeki son önemli artış Temmuz 2002’de, [dönemin] Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’in Dakka’yı ziyaret etmesiyle gerçekleşti” dedi. “FPCCI ve Bangladeşli paydaşlar arasındaki son diyaloglar ticari ilişkilerin yeniden canlanabileceğine işaret ediyor” ifadelerini kullandı.

Bir diğer önemli gelişme de Pakistan’ın Karaçi limanı ile Bangladeş’in Chittagong limanını birbirine bağlayan doğrudan deniz yolunun yeniden açılması. Bu rota 52 yıldır kullanılmıyordu ancak kasım ayında yeniden başladı. Ahmar, “Bunun [yeniden başlamasının] ticareti kolaylaştırması ve nihayetinde [Sri Lanka’daki] Kolombo üzerinden uygun maliyetli bir seyahat alternatifi sunarak yolcu gemilerini de içermesi bekleniyor” dedi.

Doğrudan uçuşlar yeniden başlatılacak

İki ülke 2018’den bu yana askıya alınan doğrudan uçuşların yeniden başlatılması olasılığını araştırıyor.

Bangladeş’in Pakistan’daki büyükelçiye eşdeğer yüksek komiserinin 12 Ocak’ta yaptığı açıklamaya göre Dakka, Pakistan vatandaşlarının vize almasını da kolaylaştırdı.

FPCCI’dan Magoon Nikkei’ye yaptığı açıklamada, “Vizelerimizi birkaç saat içinde aldık. Bu, Bangladeş hükümetinin Pakistanlı işadamlarına yönelik tutumunda önemli bir değişiklik” dedi.

2016-2018 yılları arasında Pakistan’ın Bangladeş Yüksek Komiserliği görevini yürüten Rafiuddin Siddiqui, Hasina hükümeti döneminde bir Pakistan vatandaşının vize almasının neredeyse imkansız olduğunu söyledi.

“O zamanlar Bangladeş’teki hükümet yetkililerine erişimimiz yoktu. Şeyh Hasina iktidarda olduğu sürece İslamabad ve Dakka arasındaki ilişkiler derin bir donma halindeydi” dedi. “Son gelişmeler Pakistan-Bangladeş ilişkilerinde olağanüstü bir değişimdir” diye ekledi.

Asya

DeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı

Yayınlanma

Çin merkezli yapay zekâ sohbet botu DeepSeek kullanıcılarının çalışma belgeleri ve kişisel mesajları içeren diyalogları Google arama sonuçlarında açık erişime çıktı. Veri görünürlüğü, kullanıcıların üçüncü kişilere aktarım amacıyla “Paylaş” seçeneğini etkinleştirerek ürettiği kamuya açık bağlantıların arama motoru tarafından indekslenmesinden kaynaklandı.

Çin merkezli yapay zekâ sohbet botu DeepSeek kullanıcılarına ait diyaloglar, çalışma belgeleri ve kişisel mesajlar Google arama motorunda açık erişime çıktı.

Durumun, kullanıcıların yazışmaları üçüncü kişilere aktarmak amacıyla oluşturduğu kamuya açık bağlantıların Google tarafından indekslenmesinden kaynaklandığı tespit edildi.

Süreç, DeepSeek arayüzündeki “Paylaş” seçeneğiyle işliyor. Bu özellik etkinleştirildiğinde kullanıcı metnin belirli bölümlerini işaretliyor ve platform herkesin erişebileceği bir internet adresi üretiyor.

Sistem işlem sırasında söz konusu içeriğin bağlantıya sahip olan herkese açık hale geleceği bilgisini veriyor. Arama motoru da yalnızca hesap sahiplerinin manuel olarak genel erişime açtığı diyalogları sonuçlarda listeliyor.

Ocak 2025’te bulut güvenliği şirketi Wiz Research uzmanları, DeepSeek veri tabanından gizli bilgilerin sızdığını tespit ettiklerini duyurmuştu. Geliştirici firmaya bildirilen sorun hızla giderilmişti.

Uzmanların değerlendirmelerine göre açık erişime sızan veriler arasında sohbet geçmişleri, gizli anahtarlar, arka plan sistem ayrıntıları ve diğer gizli bilgileri içeren 1 milyondan fazla veri satırı yer alıyordu.

DeepSeek, kuruluşundan bu yana 7 milyar dolardan fazla yatırım toplayarak Çin’in en yüksek piyasa değerine sahip yapay zekâ girişimi konumuna geldi.

Platformun kullanıma sunulmasından itibaren dünya genelinde çok sayıda ülke, ulusal güvenlik ve kişisel verilerin korunması kaygıları doğrultusunda hükümet düzeyinde ve kamu kurumlarında sistemin kullanımına yönelik yasak veya kısıtlamalar getirdi.

Axios’un aktardığı bilgilere göre ABD Kongresi üyelerinin Çin menşeli sohbet botunu kullanmasına izin verilmiyor.

2026 yılı başlarında ise İtalya Veri Koruma Kurumu, kişisel verilerin işlenme yöntemlerine dair bilgi eksikliği gerekçesiyle DeepSeek erişimini engelledi.

Yapay zekâ sistemlerinde benzer veri güvenliği sorunları daha önce de yaşanmıştı. 2023 yılında OpenAI şirketine ait ChatGPT yazılımında, açık kaynaklı “redis-py” adlı Redis müşteri kütüphanesindeki bir hata nedeniyle bazı kullanıcıların kişisel verileri internete sızmıştı.

Söz konusu teknik aksaklık, ChatGPT abonelik doğrulama e-postalarının bir kısmının yanlış kullanıcılara gönderilmesine yol açmıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya, nükleer silah tartışmasını tabu olmaktan çıkarıyor

Yayınlanma

Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, ülkesinin nükleer silah edinme konusundaki tartışma yasağını kaldırması gerektiğini belirterek güvenlik ortamının kötüleştiğini vurguladı. Kyodo News ajansının aktardığına göre Koizumi, ulusal savunma önlemlerini artıran Finlandiya ve Fransa’yı örnek göstererek Tokyo’nun bazı konuları tabu sayan yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini kaydetti.

Japonya hükümetinde, ülkenin nükleer silah edinmesine yönelik tartışmalar üzerindeki yasağın kaldırılması yönünde çağrı yapıldı.

Kyodo News ajansının aktardığına göre Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, Tokyo’nun nükleer silah konusunu tartışmaktan “kaçınamayacağını” ifade etti.

Bakan Koizumi, nükleer caydırıcılığı güçlendirmek için adımlar atan Fransa ve Finlandiya’yı örnek gösterdi. Finlandiya parlamentosu, haziran ayı ortasında ulusal savunmayı güvence altına almak amacıyla nükleer silahların ülke topraklarına ithalini, transit geçişini ve depolanmasını engelleyen yasağı kaldıran bir kanunu kabul etmiş, düzenleme daha sonra Cumhurbaşkanı Alexander Stubb tarafından imzalanmıştı.

Koizumi, güvenlik durumunun kötüleştiğini ve Tokyo’nun bazı konuların tartışılmasını tabu haline getiren yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini belirtti. 1945 yılında ABD’nin atom bombası saldırılarına maruz kalan Japonya, günümüzde Amerikan nükleer şemsiyesinin koruması altında yer alıyor ve topraklarında nükleer silah üretmeme, bulundurmama ve girişine izin vermeme şeklindeki üç temel ilkeye bağlı kalıyor.

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Kasım 2025’te bu ilkelerin değiştirilmesi konusunu gündeme taşımıştı.

Japon yetkililer, ulusal güvenliğe dair üç temel belgenin güncellenmesi sürecinde bu konuyu ele almaya başladı. Takaichi, özellikle nükleer silahların ülkeye girişine yönelik yasağın kaldırılmasını önermiş, mevcut yasağın ABD’nin caydırıcılık potansiyelini zayıflattığını savunmuştu.

Mevcut yasal çerçevede Washington, Japonya’daki askeri üslerine ve buradaki limanlara yanaşan gemilerine bu tür mühimmatları yerleştiremiyor.

Kyodo News ajansına konuşan ve Takaichi hükümetinin güvenlik politikalarının hazırlanmasında yer alan bir kaynak, aralık ayında yaptığı açıklamada Japonya’nın nükleer silaha sahip olması gerektiğini savunmuştu.

Bu çıkış, muhalefet partilerinin ve bazı ülkelerin tepkisine yol açmıştı.

Avrupa’da da benzer güvenlik tartışmaları sürüyor. Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, temmuz ayı başında yaptığı açıklamada, ülkedeki siyasi güçlerin “kötüleşen jeopolitik durum” gerekçesiyle ülkede nükleer silah ve yabancı askeri üslerin konuşlandırılmasını engelleyen anayasal yasağın kaldırılmasına yönelik bir plan üzerinde uzlaştığını bildirmişti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise mart ayı başında ülkesinin nükleer stratejisinde değişikliğe gidildiğini ve “Fransız caydırıcılığında yeni bir aşamaya” geçildiğini duyurmuştu.

Mevcut durumda yaklaşık 290 savaş başlığına sahip olan Fransa, nükleer kalkanını ortaklarına da genişletmeyi planlıyor.

Macron; Almanya, Polonya, Yunanistan, Hollanda, Belçika, Danimarka ve İsveç ile yapılacak işbirliğinin, nükleer silahların kullanılacağı ortak askeri tatbikatları ve Fransız savaş uçaklarının bu ülkelerde geçici olarak konuşlandırılmasını kapsayacağını açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel yapay zeka işbirliği için yeni ortaklık kurdu

Yayınlanma

Çin’in Şanghay kentinde düzenlenen Dünya Yapay Zeka Konferansı kapsamında aralarında Rusya’nın da yer aldığı 29 ülke, yapay zeka alanında yeni bir işbirliği örgütü kurulması için anlaşma imzaladı. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve yabancı liderlerin katıldığı zirvede, Birleşmiş Milletler merkezli küresel bir yapay zeka yönetişimi ve adil etkileşim mekanizmaları vurgulandı.

Şanghay kentinde düzenlenen kapsamlı Dünya Yapay Zeka Konferansı (WAICO) 20 Temmuz’da tamamlanıyor. Konferansa 2026 yılında ilk kez Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping’in yanı sıra Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev dahil olmak üzere çok sayıda yabancı lider katılım gösterdi. Zirvenin en önemli pratik adımı ise resmi açılıştan bir gün önce duyuruldu.

Rusya dahil 29 ülkenin temsilcileri, Yapay Zeka Alanında Küresel İşbirliği Örgütünün (WAICO) kurulmasına yönelik bir anlaşmaya imza attı. Kurulan yeni yapının, ülkelerin dijital potansiyellerini artırmak, kendi teknoloji ve çözümlerini geliştirmek amacıyla adil etkileşim mekanizmaları sağlaması hedefleniyor.

Bu organizasyon, yapay zekaya ilişkin küresel tartışmalarda Birleşmiş Milletleri ana mecra olarak kabul edecek.

Rusya adına imza sürecini Dijital Kalkınma, Haberleşme ve Kitle İletişim Bakanı Maksut Şadayev yürütürken, Şanghay’daki Rus delegasyonuna Rusya Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin liderlik etti.

Çin lideri Xi Jinping, gerçekleştirdiği konuşmaya tarihi bir atıfla başlayarak “yapay zeka” kavramının 70 yıl önce ABD’deki New Hampshire eyaletinde yer alan Dartmouth College’daki bir bilimsel seminerde kabul edildiğini hatırlattı.

Dünyanın hızlı ve köklü değişimlerden geçtiği bu dönemde, yeni bilimsel-teknolojik devrim ve endüstriyel dönüşüm dalgasının yapay zekanın hızlı gelişimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.

Bu sürecin yeni fırsatların yanında ciddi sınamaları da beraberinde getirdiğini kaydeden Xi, insanlığın düşünebilen makinelerle nasıl etkileşime gireceği, güvenliğin nasıl garanti altına alınacağı ve etik meselelerin nasıl çözüleceği sorularına ortak yanıtlar vermesi gerektiğini belirtti.

Xi, yapay zekanın olumlu yönde ilerlemesi için dört temel öneri sundu. İlk olarak açık ve karşılıklı faydaya dayalı işbirliğinin desteklenmesini isteyen Xi, benzersiz tarihi fırsatın değerlendirilmesi, açık kaynak kodunun teşvik edilmesi ve yapay zeka teknolojileri ile endüstriyel inovasyonun kapsamlı şekilde desteklenmesi gerektiğini söyledi.

İkinci başlıkta güvenlik konusuna değinen Çin lideri, yapay zekanın yasal çerçevelerle kontrol edilebilir olmasını ve insan denetiminin korunmasını talep etti.

Bununla birlikte, yapay zeka alanında ulusal güvenlik kavramının çok geniş yorumlanmasına karşı çıkılması yönünde çağrıda bulundu. 2023 yılında Çin Siber Alan Yönetimi, üretken yapay zeka modellerinin sosyalizmin temel değerlerini yansıtması gerektiğine dair kararlar almış olsa da Xi, Çin’in kendi içinde gelişme ve güvenliğe eşit derecede önem verdiğini ifade etti.

Xi, üçüncü olarak kapsayıcılığın teşvik edilmesini ve her uygarlığın kendine has güzellikleri olduğu ve birbirini tamamladığı tezinden hareketle medeniyetler arası diyaloğun güçlendirilmesini önerdi.

Yapay zeka değerlerinin ortak insani değerler temelinde şekillenmesi gerektiğini savundu.

Son olarak, BM’nin merkezi bir rol oynadığı küresel yönetişimin iyileştirilmesinde dayanışma ve karşılıklı yardımlaşma çağrısı yaptı. Şi’nin yapay zeka konusundaki bu yaklaşımı, Çin’in benzer alanlardaki dört küresel girişimiyle paralellik gösteriyor.

Konferans kapsamında 18 Temmuz’da Alibaba grubu, pazar dengelerini etkileyebilecek yeni bir hamle gerçekleştirdi.

Şirketin yarı iletken birimi T-Head, Zhenwu serisi yapay zeka çipleri için temel mimari oluşturan SAIL yazılım yığınının açık kaynak kodlu hale getirildiğini duyurdu. Bu adımın, Nvidia’nın pazardaki hakimiyetine yönelik bir hamle olduğu belirtiliyor.

Rus delegasyonu da Şanghay’daki teknoloji fuarında incelemeler yaptı. Rus haber ajansı TASS’ın aktardığına göre, Sberbank Kıdemli Başkan Yardımcısı Andrey Belevtsev’in eşlik ettiği inceleme esnasında bankanın yapay zeka asistanı GigaChat, görsel ve video üretim modelleri Kandinsky ile Kandinsky 3D ve insansı robot Green sergilendi.

Vedomosti gazetesine konuşan Rusya Yüksek Ekonomi Okulu (HSE) Profesörü Sergey Tsıplakov, Çin’de güvenliğin gelişmenin ön koşulu olarak görüldüğünü, son yıllarda hem Çin’de hem de ABD dahil diğer ülkelerde güvenlik faktörünün ön plana çıktığını ifade etti.

Tsıplakov, Çin’in yapay zeka modellerinin kendi koşulları çerçevesinde muhtemelen Küresel Güney ülkelerine yayılacağını, ancak yeni örgütün imzacısı olan ülkeler arasında Hindistan’ın yer almamasının dikkat çekici olduğunu kaydetti.

“BRICS – Rusya” Uzman Konseyi Üyesi Anna Sıtnik ise Çin’deki yapay zeka gelişiminin devlet ile iş dünyası arasındaki bağa dayandığını, hükümetin uzun vadeli hedefler belirleyip altyapı kurduğunu, şirketlerin ise bu stratejiyi ürüne dönüştürdüğünü belirtti.

Sıtnik, Çinli bilim insanlarının makale sayısı bakımından lider olmasının ABD’ye karşı mutlak bir üstünlük anlamına gelmediğini, makale kalitesinin daha belirleyici olduğunu vurguladı.

Çin’in diğer ülkelerdeki yapay zeka gelişimini tekeline alma olasılığına değinen uzman, Pekin’in “Dijital İpek Yolu” programı kapsamında onlarca ülkede telekomünikasyon altyapısına, veri merkezlerine ve akıllı teknolojilere yatırım yaptığını, açık kaynak politikasının da bu sürece katkı sağladığını aktardı.

Sıtnik, Çin’in yapay zeka alanındaki gücünün Rusya’nın teknolojik egemenliği üzerindeki etkisine ilişkin olarak, bu durumun Moskova açısından mevcut durumu değiştirmediğini ifade etti.

Çinli şirketlerle etkileşimin sürdüğünü belirten uzman, Rusya devletinin tek bir ekosisteme bağımlı olmanın getirdiği risklerin farkında olduğunu, bu nedenle Rusya’nın kendi egemen modelleri üzerindeki çalışmalarına devam ettiğini sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English