Bizi Takip Edin

Asya

Hindistan 2025 panoraması ve 2026 öngörüleri

Avatar photo

Yayınlanma

2025 yılı Hindistan için en zor dış politika yılı oldu. Vazgeçilebilir olabileceğini ya da vazgeçilmez olmadığını öğrendi.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeceğim: “Günün sonunda Başbakan Narendra Modi, Hindistan’ın küresel sahnedeki ağırlığını yanlış yorumladı; Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ve aynı zamanda Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ona bunu hatırlattı.”

Artık 2023’ten itibaren her yıl sonunda Harici’nin neredeyse bir geleneği haline gelen yıl sonu değerlendirmesi ile gelecek yıl öngörülerini içeren ülke panoraması konulu yazı çalışmaları kapsamında çok değil, 2 yıl öncesinde, “2023, Hindistan için dünya politikasında bir parlama yılıydı” demiştim. Öyleydi de. Hem G20 hem de ŞİÖ dönem başkanlığını yaptığı ve “Küresel Güney’in Sesi olarak” G20’yi G21’e dönüştürdüğü bir yıldı. Ay’ın güney kutbuna ulaşan ilk ülke, en hızlı büyüyen büyük ekonomi, gezegendeki en kalabalık ülke ve savunma üretimleri ile savunma ihracatını tüm zamanların en yüksek düzeyine çıkaran bir aktör ve aynı zamanda büyük büyük açılışlar yapan bir ülke olduğu bir yıldı, merak edenler yazıya dönüp okuyabilirler. Ve aynı zamanda karşı karşıya kaldığı zorlukları bir şekilde idare ettiği bir yıldı ki yanında bir biçimde “ABD desteğini” hissediyordu.

Yine merak edenlerin yazıya dönüp okuyabileceği üzere Hindistan diplomasisinde 2024’ün en önemli gelişmelerinden biri Modi’nin iki Rusya ziyareti ile bir Ukrayna ziyaretiydi. Rusya’ya ziyaretleri, 2022 Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan bu yana bir ilk ve Ukrayna ziyareti, Ukrayna’nın 1991’deki bağımsızlığından bu yana bir ilk. Tıpkı Modi’nin geçen yıl böylesine hassas ve zorlu bir atmosferde hem Rusya’da hem de Ukrayna’da bulunup, dünya politikasındaki dengeli duruşunu ve kendi manevra iradesini ortaya koymuş olduğu gibi 2025 ve gelecek 2026 için de aynı incelikli dengeyi gözetmeye devam edeceğini görüyoruz. 2025’i sonlandırmak üzere iken aralık ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i ağırlayan Modi, 2026’ya merhaba demek üzere iken de ocak ayında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskyy’i ağırlama hazırlığında.

Putin’in 2025 Hindistan ziyaretine ve Modi’nin Putin ile görüşmesine döneceğiz, ancak 2025 Hindistan için zor bir yıldı demiştik, “vazgeçilmez olmadığını öğrendiği” bir yıldı demiştik, önce buraya bir dönelim.

“Savaş Bollywood Filmlerine Benzemez” Ancak PAKİSTAN ile Çatışma Her Daim KAPIDA

2025’e merhaba dedikten hemen 3-4 ay sonrasında, nisan-mayıs aylarında Hindistan’ın zorlu dış politika yılı Pakistan ile başladı. Hindistan önce nisan ayında kontrolündeki Keşmir topraklarında yaşadığı Pahalgam terör saldırısı ile sarsıldı. Sarsıldı çünkü saldırı hem sivillere, turistlere yönelikti hem 20’den fazla can aldı ki hem de bu terör saldırısı hem Hindistan’ın kırmızı çizgisi Keşmir konusunu yeniden alevlendirdi hem de aslında Amerika Birleşik Devletleri ile yaşayacağı “sarsıcı” sallantının da bir anlamda fitilini ateşledi.

70 yıldır Hindistan Birliği’ndeki özel-özerk devlet statüsünün iptal edilip doğrudan Birlik hükümeti tarafından yönetilen bir Birlik toprağı statüsü verilerek ve aynı zamanda Pakistan’ın diplomatik erişiminin ötesine taşıyıp üzerindeki kontrolünün normalleştirilmesi zemininde tamamen kendi iç meselesi haline getirilerek artık tamamen Hindistan anakarasına bağlandığı Hindistan’ın bir parçası olduğu ve 2014’ten bu yana yapılmayan Meclis seçimlerinin de tam 10 yıl sonra 2024’te yapıldığı kontrolündeki Keşmir’de “sükunet ve refah anlatısı” tam rayına oturmuş diye düşünülmeye başlanmışken gerçekleşen bu terör saldırısı bu anlatıya büyük darbe indirdi. Hindistan bu konuda yıllarca epey mesai harcadı. Nisandan itibaren yine epey bir mesai harcadı. Terör saldırısının sorumluluğunu Pakistan’a yıktı ve bir süre karşılıklı diplomatik mücadelenin ardından dört günlük şiddetli bir çatışma yaşadı. Hindistan ve Pakistan arasında mayısta yaşanan dört günlük bu çatışma, iki ülke arasındaki uzun zamandır görülen en kötü düşmanlık dönemiydi. Hindistan’ın buradaki Pakistan’a başlattığı “Sindoor Operasyonu” çatışma sahasında şimdilik dört günlük bir süreç olarak somut bir şekilde yaşanmış olsa da bu aslında “Soğuk Başlangıç” ismini verdiği ve çok da dillendirilmediği, daha doğrusu dolaylı ve örtülü olarak ve farklı kapsamlarda dile getirilmeye çalışıldığı “henüz hala deneme aşamasındaki Yenilenen Askeri Doktrininin”, başka anlatımla “Pakistan’a özel olarak kurgulanan bir askeri saldırı VEYA ASKERİ MİSİLLEME stratejisinin” sahadaki bir uygulamasıydı veya “2016 Uri ve 2019 Pulwama” ile beraber son üç demosunun en geliştirilmiş versiyonuydu ya da “gerçek anlamda sahadaki ilk pratiğiydi”. Bu açıdan, 2025 Hindistan için zor bir yıl olsa da somut bir kazanım yılı da oldu. Ki deneyim kazanmış ve eksikliklerini görmüş olması da bir kazanımdır.

“Hindistan Vazgeçilmez Olmadığını Öğrendi” Ancak AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ile Köprüler Elbette ATIL(A)MAZ

Eksiklik demişken, Hindistan’ın aynı zamanda ağustos ayından itibaren “büyük ve kendisi için tehlikeli bir Yanlış Algıdan Uyanmış olması” da bir kazanımdır. Ki Hindistan’ın Pakistan ile yaşadığı çatışma aynı zamanda bir biçimde Trump’ın gazabını da Hindistan’a yöneltti. Bir anda alevlenen dört günlük şiddetli çatışmanın bir anda sönmesi üzerinden kendine kredi bekleyen Trump, felaketi doğurması an meselesi olan çatışmayı ben durdurdum, iki ülkenin ateşkesini ben sağladım, diye defalarca, elliden fazla kez, belirtirken ve Pakistan, Trump’ın bunun için Nobel ödülü alması gerek, diye Trump’a aradığı krediyi verirken, Hindistan her seferinde inatla ve kesin bir biçimde Trump’ın hiçbir rolünün olmadığı söylemini sürdürdü. Hindistan’ın Trump’a kredi vermeyen bu duruşu, Amerika Birleşik Devletleri’nin istediği şekilde Hindistan’ın Rus petrol alımlarını da durdurmaması ile harmanlanarak, zaten kritik ve krize meyilli ticaret görüşmelerinde olan Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan ilişkisini türbülansa sürükleyen fitili de ateşlemiş oldu bir anlamda. Krize meyilli dedim çünkü Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan’ın can alıcı noktası olan “Tarım ve Süt Ürünleri” alanlarının kendi pazarlarına açılmasını isterken zaten henüz tam anlamıyla hala “sanayileşememiş” olan ve “Make in India yani Hindistan’da Üret” programı gerçekte elinde patlayıp “küresel üretim fabrikası olmak hayali” de şimdilik suya düşmüş olan Hindistan, bu alanları başka pazarlara açmak bir anlamda kendi ölüm fermanını imzalamak gibi bir şey olacağından, canla başla inatla ayak diriyor.

Ticaret konusu, Rusya ile yakın ilişki, Pakistan ile çatışma, “hem kesin üstünlük sağlayamaması” ve hem de sonlanmasında ısrarla Trump’a kredi vermemesi, … Ha bir de -ve belki de en önemlisi- “Hindistan’ın Çin’i dengeleme konusunda ağırdan almasından dolayı hayal kırıklığına uğramış bir Amerika Birleşik Devletleri var” ama bu konuya da geleceğim ve bence bu konu çok önemli …

Tüm bunların bedeli ağır oldu. Yüzde 50 gümrük vergisi cabası ancak aslında daha da ağırı, “Amerika Birleşik Devletleri tarafından görmezden gelinirliği”. Artık Obama döneminden bu yana hissedilir biçimde belirginleşen bir “övgü dolu Hindistan söylemi” yer almıyor Amerika Birleşik Devletleri’nin veya Trump’ın retoriğinde. Bunu en hissedilir biçimde Trump yönetiminin yeni yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi raporu da kanıtlıyor. Bu belgede özetle “Hindistan artık ABD önceliklerinin en başında yer almıyor, göz ardı ediliyor ve artık liderlik rolü küçümseniyor yani enteresan biçimde Hindistan umursanmıyor; kısacası, daha “işlemsel” bir yaklaşım söz konusu.”

Hindistan için Önemini Koruyor Ancak RUSYA Eski Rusya Değil Ama Yine de Olsun, ÖNEMLİ

Ukrayna’daki askeri harekatı nedeni ile Rusya’ya yönelik artan küresel incelemelerin ortasında Putin’i ağırlayan Hindistan, ikili askeri ilişkilerin devam etmesi ile bağlantılı olası cezalar ve ikincil yaptırımların farkında. Dolayısıyla Putin’in 4-5 Aralık ziyaretinde, bir zamanlar oldukça dikkat çekici olan savunma ilişkisi, büyük kamuoyu sinyallerinden uzaklaştı. Sembolizm veya görüntü zengin, öz veya içerik fakir gösterildi. Daha önce yıllık olarak gerçekleştirilen bu ziyaretin dört yıllık bir aradan sonra yapılması, kamuoyuna açıklanan herhangi bir savunma sonucu üretmediğinden, yeni askeri anlaşmalar veya ortak girişimler bağlamında yaygın olarak beklenen sonuçların altında kaldığı gözlemleniyor. Ancak bununla beraber, bu ziyaret, ikili ilişkilerin sürekliliğini vurgulamayı ve Rusya’nın diplomatik önemini göstermeyi amaçlamış olamaz mıydı? İkili savunma alanında önemli ilerlemeler kapalı kapılar ardında sessizce kaydediliyor olamaz mıydı?

Aslında Putin’in 4 Aralık’ta Delhi’ye varmasından yalnızca iki gün önce pek dikkat çekmeyen ancak stratejik açıdan önemli bir adım atılmıştı. Ancak bu, büyük olasılıkla Batı yaptırımlarını -eğer uygulanırsa- önceden atlatmak ve Hindistan-Rusya savunma işbirliğinin sürekliliğini korumak için hesaplanmış olabileceğinden, kasıtlı olarak düşük profilli ve kamuoyuna rutin bir “ön işlem” olarak sunulmuştu. Evet, Rus parlamentosu, her iki orduya da üslere ve destek tesislerine karşılıklı erişim sağlayan ama kamuoyunda pek bilinmeyen RELOS (Karşılıklı Lojistik Destek Değişimi) anlaşmasını onaylamıştı. Bu anlaşmanın hesaplı zamanlaması, Hindistan’ın askeri envanterinin neredeyse yüzde 60-70’ini oluşturan Rus(Sovyet) menşeli sistemler genelinde operasyonel hazırlığını güvence altına alma ve daha önce geçici düzenlemelere dayanan mekanizmaları kurumsallaştırma yönündeki bilinçli bir niyeti işaret ediyor. Resmi kaynaklara göre RELOS bu şekilde gemi ve uçak erişimi ile sınırlı geleneksel bir lojistik anlaşmasının çok ötesine geçiyor ve yedek parça, bakım, onarım, teknik destek ve ilgili tedarik hatlarını güvence altına alarak Hindistan’ın avantajına olacak şekilde konumlanıyor. Ukrayna nedeni ile Rusya’ya uygulanan geniş kapsamlı ABD ve AB yaptırımları, Hindistan’ın ekipman tedarik etme, bekleyen teslimatları alma ve hizmetteki Rus teçhizatı için kritik yedek parçalara ve teknik desteğe erişme yeteneğini sekteye uğratmış ve yaptırımları aşmak için tasarlanan ancak düzensiz işleyen rupi-ruble ödeme mekanizması da giderek daha güvenilmez hale gelerek daha yapılandırılmış bir çerçeveye duyulan ihtiyacı vurgulamış ve de Hindistan’ın stratejik özerkliğini ve özellikle de kendi seçtiği ortaklarla askeri ticaret yapma özgürlüğünü koruma konusundaki ısrarından kaynaklanan Hindistan-ABD ilişkilerindeki son çalkantılar, Hindistan’ın Rusya tarafından tedarik edilen geniş cephaneliğinin hazır durumda kalmasını sağlamak için kurumsallaşmış lojistik düzenlemeler geliştirme ihtiyacını daha da acil hale getirmişti. Bu bağlamda, RELOS’un Rus parlamentosu tarafından onaylanmasının zamanlaması yalnızca ek bir önem kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda Hindistan ve Rusya arasında 60 yılı aşkın süredir devam eden savunma işbirliğinden sonra böyle bir lojistik anlaşmasının neden ancak şimdi imzalandığı sorusuna da açıklık getiriyor. Ayrıca RELOS gelişmesini tamamlayıcı nitelikte Modi-Putin zirvesinden yalnızca bir gün önce de iki ülkenin savunma bakanları arasında gizli görüşmeler gerçekleşti Kİ Toplantının, Hindistan’ın ek S-400’ler ve potansiyel Sukhoi Su-57 Felon beşinci nesil savaş uçakları edinmesinden yedek parça ve ekipman yükseltmeleri için yerli bir ekosistem geliştirmeye kadar geniş bir gündemi kapsadığı düşünülüyor.

Kısacası Hindistan, —Beklenildiği gibi— Rusya’yı bırakmıyor; aslında bağı derinleştiriyor, ancak bunu “kurallara dayalı” ve “açıkça yaptırımları delmeyen” bir şekilde yapmaya çalışıyor. Rusya ile geleneksel bağlarını sürdürme ve ABD ile diğer Batılı yaptırım uygulayan güçler ile stratejik ilişkilerini yönetme arasında dikkatli bir denge kurma ve bu arada da dolayısıyla -test edilmiş ve güvenilir- kadim Rusya ilişkisini bir kaldıraç olarak kullanmaya devam ederken, kendi manevra alanını veya kabiliyetini veya “stratejik özerkliğini” koruma ve ABD-Batı’ya ama özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne “aşırı” bel bağlamaktan kaçınma zorlu stratejisine devam ediyor. ANCAK Hindistan-Rusya ilişkisi artık Sovyet döneminin eski kör dostluğu değil; Hindistan’ın Batı ile bağlarını koparmadan daha zayıf ve Çin’e bağımlı bir Rusya’dan maksimum fayda sağlaması gereken zorlu ve riskli bir ilişki. Hindistan-Rusya ilişkisinin güçlü kalması için, Rusya Hindistan’a Çin konusunda güvence vermesi yani rahatlatması yani Hindistan’ın Çin konusunda kuşku ve kaygılarını gidermesi gerek. Elbette Hindistan da Rusya’ya ABD ve Batı bağları konusunda bazı güvenceler sunması gerek. Ancak Hindistan’ın -Ukrayna savaşındaki duruşunda da kanıtladığı üzere- ABD ve Batı ile bağları Rusya’yı “en azından fazla” etkilemiyor, ancak Rusya’nın Çin ile büyüyen stratejik ortaklığının Hindistan için doğrudan sonuçları olur.

İllüzyon(umsu) Bir Yakınlaşma Çabası Ancak ÇİN ile Bu olmak ZORUNDA

O zaman gelelim, 2025 Hindistan-Çin ilişkisi ne durumda?

2020’deki Galwan sınır çatışmasının ardından Çin ve Hindistan, ikili ilişkileri istikrara kavuşturmak için adımlar attı. Kİ Bu Çatışma, 1962 savaşından bu yana iki ülke arasında yaşanan en kötü çatışmaydı. Önce Ekim 2024’te çatışmanın yaşandığı bölgede sınır devriyelerinin yeniden başlatılmasını öngören bir anlaşma imzaladı. Anlaşma esasında bir dizi uzlaşmacı adımı harekete geçiren bir güven artırıcı önlemdi.

2025’in ağustos ayında Modi, bölgesel bir zirveye katılmak ve Xi ile görüşmek üzere 7 yıl sonra ilk kez Çin’e gitti Kİ daha önceki sınır anlaşması, Modi’ye bu ziyareti gerçekleştirmek için diplomatik ve siyasi alanı sağlamış olmalı. Ancak kısmen Trump yönetiminin yine ağustos ayında Hindistan’a uyguladığı yüzde 50’lik gümrük vergileri ile tetiklenen Hindistan-ABD arasındaki artan gerilimler, Modi’ye bu geziyi yapma konusunda daha da güçlü bir teşvik sağladı. Son dönemdeki ABD politikaları da Hindistan’a Çin ile zaten güçlü olan ticari ortaklığını genişletme arayışında güçlü bir motivasyon sağladı. Ve ekim ayında da 5 yıllık bir aradan sonra Hindistan ve Çin arasındaki direkt uçuşlar yeniden başladı.

ANCAK Hindistan’ın Çin’e karşı temkinli davranmasını, Çin ile uzlaşma olarak algılamayın. İki ülke ilişkisi ne yazık ki kalıcı gerilim kaynakları ve yapısal anlaşmazlıklar yönünden “zengin”. Ve dolayısıyla Hindistan ve Çin arasında bir sonraki gerginlik her daim kapıda hazır bekliyor. Bir yıldan fazla süredir nispeten samimi ilişkiler sürdürülmesine karşın iki ülkenin doğal rakipler olduğunu ve tam ölçekli bir uzlaşmaya ne yetenekli olduklarını ne de bunu arzu ettiklerini unutmayın. Kasım ayında Hindistan, Kanada ve Avustralya ile birlikte üçlü bir teknoloji ve inovasyon anlaşması imzaladı ki bu anlaşma, Çin’in teknoloji tedarik zincirleri ve inovasyon üzerindeki derin küresel etkisine karşı koymayı amaçlıyor. Ve Hindistan —Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan gerilimler ilerlemeyi sekteye uğratmış olsa dahi— Çin’e karşı koymayı amaçlayan Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Avustralya’dan oluşan Dörtlü Güvenlik Diyaloğu Quad ortaklığına desteği hala güçlü. Hindistan ayrıca, Güney Çin Denizi’ndeki Çin saldırganlığına karşı koymak için Endonezya, Filipinler ve Vietnam’a süpersonik füzeler tedarik etme anlaşmalarını görüşmeye devam ediyor. Ki Filipinler ilk sevkiyatları zaten aldı ve Endonezya ve Vietnam ile anlaşmaların yakında sonuçlandırılması bekleniyor. Ve de 4-5 Aralık tarihlerinde Putin’i ağırlayan Hindistan’ın Ukrayna Savaşı’na karşı çıkmasının en büyük nedenlerinden biri ise “savaşın Rusya’yı Çin’e daha da yaklaştırmış olmasıdır.”

Çin’in 21 Kasım’da ihtilaflı bir bölgede doğmuş bir Hint vatandaşını gözaltına alması ve ardından gelen diplomatik gerilimler, iki ülkenin hala rakip olduğunu hatırlatıyor. Japonya’ya transit geçiş yaparken Şanghay Pudong havaalanında 18 saat gözaltında tutulan İngiltere’de yaşayan Hint vatandaşının gözaltı nedeni, pasaportunda doğum yeri olarak Arunachal Pradesh yazması Çinli göçmenlik yetkilisi ona pasaportunun geçersiz olduğunu ve Hint değil Çinli olduğunu söyledi. Çin, “Güney Tibet” olarak adlandırdığı Arunachal Pradesh’i kendi toprağı olarak görüyor. 1962’de savaşa yol açan Çin saldırısından bu yana Arunachal Pradesh, Çin ve Hindistan arasında sürekli bir ikili gerilim kaynağı. Arunachal Pradesh yerleşkeli Hint vatandaşlarına Çin tarafından zımbalanmış vizeler veriliyor ve bazen vizeler tamamen reddediliyor. Bu sarsıcı gözaltı olayından sonra Hindistan Dışişleri Bakanlığı 25 Kasım’da sert bir açıklama yayınladı ve Arunachal Pradesh’in “Hindistan’ın ayrılmaz ve devredilemez bir parçası olduğu ve bunun apaçık bir gerçek olduğu” belirtildi ve “Çin tarafının ne kadar inkar ederse etsin bu tartışılmaz gerçeği değiştiremeyeceği” ifade edildi.

Kısacası ikili arasında son yaşanan bu gözaltı olayı Hindistan-Çin yakınlaşmasına bir tehdit olarak değil, yakınlaşmanın sınırlarını hatırlatan bir olay olarak görülmeli. Hindistan, sınırındaki tehlikeleri azaltmak ve daha geniş anlamda ilişkileri daha istikrarlı hale getirmek için Çin ile gerilimleri azaltma yoluna gitti. Bu adımlar, Pakistan ile gerilimlerin tehlikeli derecede yüksek olduğu ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerinde beklenmedik gerginlikler yaşandığı bir dönemde, Çin ile bir başka krizi kaldıramayacağı bir anda atılıyor. Esasen bu, Hindistan’ın özellikle çalkantılı bir jeopolitik dönemi atlatmasına yardımcı olacak bir “riskten korunma stratejisi”. Yani dolayısıyla Hindistan’ın Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerine dair görüşleri, Hindistan-Çin rekabeti bağlamında anlaşılmalı. Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri’nin —son zamanlardaki eğilimlerinden ve yeni yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nden de hissedilebildiği üzere— “Çin ile uzlaşmayı ciddi olarak düşünebileceği konusunda” son derece kaygılı Kİ bu, Hindistan için söz konusu olmayan bir durum. Amerika Birleşik Devletleri, Çin ile yakınlaşma arayışında olmazsa ABD-Hindistan ortaklığının stratejik gerekçesi yani “Çin’e karşı koyma ortak arzusu” bozulmadan kalacak ve iki ülke mevcut gerilimlerini de aşabilirse ikili ilişkilerinin toparlanmasına yardımcı olacak.

Büyük Güç Olmak ile Olmamak Arasında Bir Yerlerde Ancak Biraz Ondan Biraz da Öbüründen Şimdilik İş Görüyor

Amerika Birleşik Devletleri ile Hindistan ortaklığının stratejik gerekçesi yani “Çin’e karşı koyma ortak arzusu” demişken, “Hindistan’ın Çin’i dengeleme konusunda ağırdan almasından dolayı hayal kırıklığına uğramış bir Amerika Birleşik Devletleri var” ama bu konuya geleceğim demiştim, işte tam da yeri ve zamanı burası.

Özellikle Modi yönetimi ile birlikte son birkaç yılda Hindistan’ın dünya görüşünde “minik” bir değişim oldu ve bu değişim kısmen değişen uluslararası koşullardan, kısmen de Modi’nin Hindistan’ı bir “uygarlık gücü olarak gören sağcı milliyetçi dünya görüşünden” ve aynı zamanda mevcut hükümetin kendisini “geçmişten kopuş olarak konumlandırma arzusundan” kaynaklanıyor. Hindistan özellikle 2000’lerin başlarından son birkaç yıla kadar geleneksel büyük güç kavramını, küresel süper güç statüsünü sorguluyor ve çok kutupluluğu çok taraflılık yoluyla gücün yayılması olarak görüyordu. Son yıllarda ise Hint yetkililer, nihai hedeflerinin çok kutuplu bir dünyada kutup olmak, büyük güç hatta süper güç statüsüne ulaşmak olduğunu açıkça belirtmeye başladılar. Hindistan’ın Amerika Birleşik Devletleri ile yaşadığı çekişme, Hindistan’ı büyük bir güç olma arayışını daha da yüksek sesle ilan etmeye itti. Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, eylül ayında, “ABD eylemlerinin dünyanın çok kutupluluğa doğru kaymasını hızlandırdığına” dikkat çekerken, ekim ayında, “Genel olarak, Hindistan çok kutuplu bir ortamda faaliyet göstermeli ve kendisi de bir kutup olarak ortaya çıkmaya hazırlanmalıdır” dedi.

Elbette Hindistan çok kutuplu bir dünyada kutup olma iddiasında bulunmak için çoğu ülkeden daha iyi bir konumda ancak büyük güç statüsüne ulaşmak karşı konulamaz bir kader değil, bir tercih konusu olabilir ve Hindistan’ın bu tercihi yapması gerekir mi gerekmez mi bu başka bir tartışma konusu, ANCAK Şu anki Hindistan-ABD anlaşmazlığı, Hindistan’ın büyük güç statüsü meselesi ile iç içe geçmiş durumda. 20 yıllık Hindistan-ABD stratejik ortaklığı ve 2020 Galwan sonrası Çin-Hindistan soğukluğuna karşın Hindistan, Çin’e karşı topyekün bir mücadele yürütmek için ABD koalisyonuna katılmadı. Çok değil, 2023’te, “Hindistan Amerika Birleşik Devletleri’nin müttefiki değil ve hiçbir zaman da olmak istemedi” mesajları verilmişti. Amerika Birleşik Devletleri’nin yaşamış olduğu hayal kırıklığı, “ABD ittifak sistemi karşısında Hindistan’ın stratejik özerkliğine olan bağlılığı” olarak açıklanmaya çalışılsa da bu, özünde “Hindistan’ın büyük bir güç gibi davranmaması” sorununun ta kendisiydi.

ABD prizmasından, Hindistan, Çin ile çatışmasının ve Amerika Birleşik Devletleri’ne daha da yaklaşmasının kaçınılmaz bir sonuç olarak karşısına çıkacağı güç dengesi oyununa tüm gücü ile girmiyor, girmek de istemiyor. Kİ Bu da Hindistan’ın Amerika Birleşik Devletleri için stratejik bir ortak olarak pek bir faydası olmadığı, olmayacağı anlamına geliyor. Trump döneminde Amerika Birleşik Devletleri, teşvikten zorlamaya doğru taktik değiştirmiş olsa da nihai hedef eskisi ile aynı: Hindistan’ı büyük güç yarışına çekmek. Böyle bir okuma ile Trump’ın Hindistan’a karşı sergilediği açıkça sert tavır da stratejik ve bu da Hindistan’ın büyük güç statüsüne ulaşma çabasının büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğine bağlı olduğunu hatırlatıyor. Yani ya ABD isteklerine boyun eğecek ya da Amerika Birleşik Devletleri onu sıradan bir ülke olarak görecek ve ona öyle davranmaya başlayacak.

Hindistan, küresel düzeni şekillendirmek için “masada bir yer” istiyor, “çok kutuplu dünyada kutup olmak” istiyor, kısacası “büyük güç” olmak istiyor, istek çok açık ANCAK bu isteği nasıl kullanacağı belirsiz. Dile getirdiği küresel düzen vizyonları mevcut durumdan pek de farklı değil, küresel yönetişim reformlarına yönelik talepleri genellikle yalnızca nüfuz elde etme amacına indirgeniyor ve BM Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelik yolu ile neyi başarmayı umduğunu hiçbir zaman yeterince açıklamadı. Ayrıca son yıllarda Hindistan’ın bir “uygarlık gücü” olduğu yönündeki söylemlerin yükselişine tanık olmakla beraber Hindistan’ın başka bir büyük güç ile çatışmaya sokacak bir toprak genişleme gündeminin de olmadığının altını çizmek gerek (Hindistan siyasi söyleminin bazı köşelerinde ortaya çıkmaya başlayan “Pakistan işgali altındaki Keşmir’i geri alma” yönündeki hayali talepleri dikkate dahi almıyorum). AYRICA Genellikle tartışmalı konulardan ve baskıcı bir diplomatik tavırdan kaçındığı için çoğu ülke tarafından nispeten zararsız bir aktör olarak görüldüğünün ve hem de bu algının avantajlarının çok iyi farkında olan Hindistan, büyük bir güç doğası gereği küçük ülkelerde kuşku ve korku uyandırdığı için de “büyük güç olma çabasını söylemde güçlü uygulamada zayıf tutuyor”.

Kısacası Hindistan’ın büyük güç statüsü elde etme arzusu yoğunlaşmaya başlamış olsa da gerçek politika henüz buna ayak uyduramadı Kİ Eylemleri, büyük güç statüsünü tam anlamıyla elde etme konusunda hala tereddütlü olduğunu gösteriyor. Çin ile krizde aşırı gerilimden kaçındı ve yakınlaşma/uzlaşma/normalleşme arayışına girdi, Amerika Birleşik Devletleri ile krizde Trump’ın yoğun provokasyonlarına karşın son derece ihtiyatlı-iyimser davrandı. Kendi “Mahallesindeki” temkinli davranışlarından dahi söz etmiyorum, henüz. Bir yanda Hindistan’ın çok taraflılık yoluyla gücün yayılması anlayışını taşıyan çok kutupluluk vizyonu var, diğer yanda da güç dengesi ilkelerine dayalı çok kutuplu bir sistemin çok fazla kutbun yükselişini hoş görmeyeceği ve şu an çok kutupluluk yanılgısı yaratan yükselişteki ülkelerin çoğunun muhtemelen bölgesel güçler veya diğer büyük güçlerin küçük ortakları olarak kalacağı bir gerçekçi politika var. Ve gidişata göre -ekstrem bir durum gelişmezse- Hindistan belki bunlardan bir tık fazlası olacaktır. Hindistan’ın jeopolitik ve ekonomik stratejisi bugün Çin-ABD rekabetini kontrol altına almak yerine ondan faydalanmaya odaklanıyor VE Strateji, diğer büyük güçler izin verdiği sürece işe yarar Kİ Eğer Hindistan’ı çok fazla zorlarlarsa, sonunda büyük güç rekabetine katılmak zorunda kalacaktır.

SON OLARAK

2025’e elveda 2026’ya merhaba demek üzere iken Hindistan’da -özellikle Delhi’de- hava kirliliği hala sorun, problem olmaya da devam edecek. Hindistan rupisi hala tüm zamanların en düşük düzeyinde geziniyor ve Asya’nın en kötü performans gösteren para birimi olmaya devam ediyor. Hasina hükümetinin devrilmesinin yol açtığı sorunlu Bangladeş ilişkisi hala sorunlu ve 2026 seçimleri beklense de Bangladeş bir süre daha baş ağrısı olmaya devam edecek. İsteksizce ve örtük bir ilişki kuruluyor olsa da Myanmar’da 2021’de gelen askeri cunta yönetimi hala sorun ve “hileli ve danışıklı” olarak algılanan 2026 seçimleri söz konusu olacak olsa da cunta yönetimi kuvvetle muhtemel Myanmar’ın çoğu bölgesinde yönetimini sürdürmeye aynen devam edeceğinden Hindistan’ın Myanmar ilişkisi de problemli olmaya devam edecek. Bu arada da Myanmar STK’ları Hindistan’ı Myanmar cuntasının “sahte” seçimini desteklememeye çağırırken, 90 kuruluş tarafından imzalanan “Myanmar’da Gerçek Bir Demokrasi İçin Hindistan’ın Liderliğine İhtiyaç Var” başlıklı açık mektup söz konusu ANCAK Hindistan’ın böyle bir liderliği yapmasına, 2026 seçimlerine “çok örtük ve çok dolaylı bir dille verdiği destek açıklamasının da kanıtladığı üzere”, pek niyeti yok gibi gözüküyor. Ve de Dünyanın en az gelişmiş sınır bölgelerinden birinde Hindistan-Myanmar sınırında 1970’lerden beridir uygulanan ancak geçen yıl kısıtlanan Serbest Dolaşım Rejimi hala son bulmuş durumda. Değiştirilen sisteme göre Hindistan’a giriş ve çıkışlar yalnızca Zokhawthar’daki tek bir kontrol noktasından yapılabilecek ve biyometrik tarama gerektirecek. Yolcular ayrıca giriş yaptıkları aynı sınır kapısından çıkmak zorunda kalacaklar. Hindistan ayrıca 1.643 kilometrelik sınırın tamamı boyunca bir çit inşa etmeyi planlıyor. Ve son not, Bangladeş ile neredeyse aynı kaderi yaşayan, kitlesel ayaklanma ile hükümetin devrildiği Nepal için de 2026, tıpkı Bangladeş için de olduğu gibi, ve her ne kadar sonuç pek değişmeyecek olsa da Myanmar için de olduğu gibi, seçim yılı olacak ve elbette Hindistan, mahallesindeki bu parametrelerden direkt etkilenen olarak, sürekli strateji ve ilişki geliştirme modunda olacak.

Asya

Japonya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?

Yayınlanma

Tokyo ve Manila’nın, Japonya ile Filipinler arasındaki münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlayacaklarını açıklamasının ardından, Tayvan’ın doğusundaki sular yeni bir gerilim noktası hâline geldi.

Batı Pasifik Okyanusu’nda yeni bir gerilim noktası ortaya çıkarken, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesi bekleniyor.

Pazartesi günü Çin Sahil Güvenliği bölgede kolluk devriyeleri gerçekleştirdi ve Pekin’in hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk kapsamında kendi MEB ve kıta sahanlığı haklarını koruma iddiasını uygulamaya koydu.

Tayvan Sahil Güvenliği, pazartesi günü saat 11.00 sularında ana adanın güneydoğu kıyısından yaklaşık 64 km açıkta yer alan Orchid Adası’nın yaklaşık 51 ila 52 deniz mili güneydoğusunda tespit edilen iki Çin gemisini izlediğini ve takip ettiğini açıkladı.

South China Morning Post, Japonya ile Filipinler arasındaki sınır görüşmeleri ve bunların uluslararası hukuk ile jeopolitik açısından sonuçları hakkında bilinmesi gerekenleri derledi:

Tokyo ve Manila neden sınırlandırma görüşmeleri istiyor?

Japonya ve Filipinler’in ortak kara sınırı yok. Ancak kıyı devletleri olarak, kıyılarından itibaren 200 deniz mili —370 km ya da 230 mil— genişliğinde bir münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkına sahipler.

Okinawa Adası’nın yaklaşık 400 km güneybatısındaki Yaeyama Adaları ile Filipinler’in en kuzeyindeki Mavulis Adası esas alınarak ölçüm yapıldığında, iki ülkenin MEB’leri Batı Pasifik Okyanusu’nda birbirine temas ediyor; hatta örtüşüyor.

Ayrıca bu alan, Çin’e bağlı olan ve Pekin’in egemenliği için ‘kırmızı çizgi’ olarak gördüğü ve gerekirse güç kullanarak yeniden birleştirmeyi hedeflediği Tayvan adasının 200 deniz millik MEB’iyle de örtüşüyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri Japonya ile Filipinler dâhil çoğu ülke, Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor ve Çin’e bağlı olduğunu Birleşmiş Milletler kararıyla kabul ediyor. Ancak Washington, Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak adaya silah tedarik etmeyi taahhüt ediyor ve müttefiklerini de buna teşvik ediyor.

Görüşmeler hakkında ne biliyoruz?

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ve Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., perşembe günü Tokyo’da gerçekleştirdikleri zirvenin ardından yayımlanan ortak açıklamaya göre, “münhasır ekonomik bölgenin ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlamayı” kabul etti.

Açıklamada, bu kararın “uluslararası hukuka, özellikle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin —UNCLOS— ilgili hükümlerine uygun olarak ve bölgedeki hukuki kesinliği artırmak amacıyla ilgili uluslararası içtihatlar rehberliğinde” alındığı belirtildi.

Ancak iki taraf, müzakerelerin kesin coğrafi kapsamını açıklamadı. Bu da, eğer Pekin ya da Taipei tarafından talep edilen alanları kesecek şekilde ikili bir hat çizerlerse, söz konusu sınırın dışarıda bırakılan hak sahiplerine karşı hukuken ileri sürülemeyeceği anlamına geliyor.

Buna bir örnek, Doğu Çin Denizi’nde Pekin’in kıta sahanlığı iddialarını devre dışı bırakan 1974 tarihli Japonya-Güney Kore ortak kalkınma anlaşmasıdır. Pekin, bu anlaşmayı derhâl tamamen yasadışı ve geçersiz ilan etmişti; bu tutumunu bugün de sürdürüyor.

Tokyo ve Manila sınırlandırmadan ne elde eder?

UNCLOS’a göre bir kıyı devleti, 200 deniz millik MEB’i içinde tüm doğal kaynakları araştırma, işletme ve yönetme konusunda münhasır haklara sahiptir. Bu haklar, deniz yatağı ve deniz altı toprağındaki petrol, doğal gaz ve diğer mineralleri kapsar ve kıta sahanlığı haklarıyla büyük ölçüde örtüşür.

Uluslararası hukuk ayrıca bir kıyı devletine, MEB içinde tüm yapay tesislerin inşasını ve işletilmesini, ayrıca deniz bilimsel araştırmalarını yetkilendirme, düzenleme ve denetleme yönünde yürütme yetkileri tanır.

Hainan Adası merkezli Güney Çin Denizi Çalışmaları Ulusal Enstitüsü’ndeki Uluslararası ve Bölgesel Meseleler Araştırma Merkezi Direktörü Ding Duo, Tokyo ve Manila’nın deniz sınırı görüşmelerinin kapsadığı alanlarda güvenlik işbirliğini artırmayı ve ortak kaynak geliştirme faaliyetleri yürütmeyi de hedefleyebileceğini söyledi.

Dikkat çekici biçimde, Yaeyama Adaları Japonya’nın en güneybatıdaki takımadalarını oluşturuyor ve Çin’in Batı Pasifik’e askerî erişimini kısıtlamayı amaçlayan, Doğu Asya kıyı şeridi boyunca uzanan takımadalar dizisi olarak bilinen “birinci ada zinciri” üzerinde yer alıyor.

Ding, “Sınırlandırma aynı zamanda Çin’in birinci ada zinciri içindeki operasyon alanını daraltmayı da hedefleyebilir” dedi.

Pekin ve Taipei nasıl tepki verdi?

Pekin, cuma günü müzakereleri “tamamen yasadışı ve hükümsüz” olarak kınadı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Pekin’in iki hükümete protesto girişiminde bulunduğunu söyledi.

Pazartesi günü yaptığı açıklamada Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Jiang Lue, sahil güvenliğin ilgili sulardaki kontrol ve yönetimini güçlendirmeye devam edeceğini ve “Çin’in toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak” için somut önlemler alacağını belirtti.

Salı sabahı düzenlenen olağan basın toplantısında Tayvan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hsiao Kuang-wei, Japonya ve Filipinler’den açıklamalarında bahsettikleri deniz sınırı belirleme sürecine ilişkin ayrıntı vermelerini istediklerini söyledi.

Japonya ve Filipinler’in müzakere ettiği suların Tayvan’ın sularıyla önemli ölçüde örtüştüğünü dikkate alan bakanlık, iki ülkeyi süreç boyunca bu gerçeği göz önünde bulundurmaya çağırdı.

Hsiao, Tokyo ve Manila’nın Tayvan’ın hak ve çıkarlarını dışlamaması ya da ihlal etmemesi gerektiğini belirterek, Tayvan ile istişarelerde bulunmaları gerektiğini söyledi.

Çin’deki gözlemciler, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesini beklediklerini ifade etti.

Çin’in en üst düzey devlet bağlantılı düşünce kuruluşu olan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde araştırmacı Yang Xiao, “Onlar [Japonya ve Filipinler] üç taraflı örtüşen bir bölgede müzakere ettiklerine göre, biz de Tayvan’ın doğusundaki sular üzerindeki yetki alanımızı ilerletmek için daha ileri adımlar atabiliriz” dedi.

Devlet yayıncısı CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’ın aktardığına göre Yang, “Karşı taraf pervasız ve yıkıcı adımlar atacağına göre, biz de kaçınılmaz olarak yeni karşı önlemler devreye sokacağız” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore borsası Hindistan’ı geride bırakarak dünya altıncısı oldu

Yayınlanma

Güney Kore hisse senedi piyasası, yapay zeka sektörüne yönelik güçlü küresel ilginin etkisiyle Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası konumuna yükseldi. Bloomberg verilerine göre, Kospi endeksinin piyasa değeri 2026 başından itibaren yüzde 86’dan fazla artarak 5 trilyon dolara ulaşırken, Hindistan borsası gerileyerek yedinci sıraya yerleşti.

Güney Kore hisse senedi piyasası, Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası unvanını elde etti.

Seul yönetimindeki piyasalar, mayıs ayının başında da Kanada’yı geride bırakarak yedinci sıraya yerleşmişti.

Borsadaki bu yukarı yönlü ivmenin temel itici gücü olarak yapay zeka teknolojilerine yönelik devam eden yüksek küresel ilgi gösteriliyor.

Bloomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Güney Kore hisse senedi piyasasının ana endeksi Kospi’nin toplam kapitalizasyonu, 2026 yılının başından bu yana yüzde 86’nın üzerinde bir artış kaydederek 5 trilyon dolara ulaştı.

Aynı dönemde Hindistan hisse senedi piyasasını temsil eden Nifty 50 endeksinin toplam hacmi ise gerileyerek 4,8 trilyon dolar seviyesine düştü.

Dünya borsaları sıralamasında güncel verilere göre ilk sırada 79,47 trilyon dolar piyasa değeriyle ABD yer alıyor. ABD’yi sırasıyla 15,09 trilyon dolarla Çin, 8,63 trilyon dolarla Japonya ve 7,24 trilyon dolar değerindeki Hong Kong piyasası takip ediyor.

Tayvan 5,15 trilyon dolarlık piyasa değeriyle listenin beşinci sırasında konumlanırken, hemen ardından 5,04 trilyon dolarla Güney Kore geliyor.

Hindistan ise bu gelişmeler neticesinde altıncı sıradan yedinci sıraya gerilemiş bulunuyor. Güney Kore, mayıs ayının başında da bu sıralamada Kanada piyasasını geride bırakmıştı.

Bloomberg, Güney Kore piyasasında gözlenen bu büyümenin arkasında, küresel yapay zeka endüstrisinin gelişimini sağlayan en büyük mikroçip üreticilerinin hisselerine yönelik yoğun talebin bulunduğunu aktardı.

Bununla birlikte analizde, yatırımcıların bahislerini ağırlıklı olarak yapay zeka sektöründe yoğunlaştırmasının, piyasada aşırı ısınma risklerine dair endişeleri de beraberinde getirdiği ifade edildi.

Reed Capital Partners Yatırım Direktörü Gerald Gan gelişmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu büyüme, sonraki teknolojik inovasyon dalgasında Güney Koreli teknoloji şirketlerinin süregelen önemini vurguluyor. Aynı zamanda bu durum, küresel sermaye akışlarının bir zamanlar Batı piyasalarının gölgesinde kalan ancak günümüzde teknolojinin ve büyümenin geleceğini şekillendirmede giderek daha belirgin bir rol oynayan büyük Asya ekonomilerine doğru geniş çaplı kayışını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan Asset Value Investors Kıdemli Yatırım Analisti Ross McGarry, Güney Kore için asıl sınavın, bu büyüme performansını kurumsal yönetim alanında gerçekleştirilecek gerçek reformlar ve yapısal değişikliklerle koruyup koruyamayacağı olacağını ekledi.

Bloomberg analizine göre Hindistan, para birimi rupinin zayıflaması, rekor düzeydeki yabancı sermaye çıkışları ve doğrudan yapay zeka altyapısıyla ilişkili şirketlerin eksikliği nedeniyle küresel sıralamadaki konumunu kaybediyor.

Enerji kaynaklarının fiyatlarındaki artışın da enflasyon endişelerini tetikleyerek Hindistan piyasası üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.

Gerald Gan, konuya ilişkin olarak “Yatırımcıların gözünde Hindistan’ın büyüme hikayesi, ülkenin artan iç ve dış siyasi zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle dinamizmini giderek yitiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Güney Kore’nin piyasa kapitalizasyonunda öne geçmesine rağmen Hindistan ekonomisi, toplam gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüklüğünde Güney Kore’nin önünde yer almaya devam ediyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre Güney Kore’nin GSYİH’si 1,93 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Çinli yapay elmas üreticileri yapay zeka ile yükselişte

Yayınlanma

Yapay zeka teknolojilerindeki küresel yükseliş, gelişmiş mikroçip üretiminde kritik bir soğutma bileşeni haline gelen Çinli yapay elmas üreticilerine rekor büyüme getirdi. Bloomberg’ün haberine göre sektördeki talep kaymasıyla birlikte Çinli laboratuvar üreticilerinin hisseleri hızla yükselirken, geleneksel metal üreticilerinin hisselerinde sert düşüşler kaydedildi.

Geleneksel olarak çoğunlukla mücevher sektörüyle ilişkilendirilen Çin üretimi sentetik elmaslar, yapay zeka çiplerinin soğutulmasında etkili bir malzeme olarak kullanılmaya başlandı.

Bloomberg’ün haberine göre, yapay elmaslar yapay zeka alanında daha güçlü yarı iletkenlerin üretilmesini sağlayan kritik bir bileşene dönüştü ve Çinli üreticiler bu yapay zeka patlamasının önemli yararlanıcıları haline geldi.

Bu gelişmenin ardından geçtiğimiz hafta sentetik elmas üreticilerinden Zhecheng Huifeng Diamond Technology Co. şirketinin hisseleri yüzde 51, SF Diamond Co. şirketinin hisseleri ise yüzde 40 oranında değer kazandı.

Yükseliş eğilimi bu hafta da devam etti. Söz konusu hisselerin gösterdiği performans, Şanghay ve Şençen menkul kıymetler borsalarında işlem gören en büyük ve en likit 300 hisse senedinin performansını takip eden CSI 300 endeksinin yüzde 1 seviyesindeki artışını geride bıraktı.

Bloomberg, baskı devre kartları ve optik modüller gibi donanım alanlarının aşırı yoğunlaştığı bir dönemde, yapay zeka yarı iletkenlerinde sentetik elmas kullanımının yeni ve niş bir segment olarak öne çıktığını bildirdi.

Sentetik elmaslar, mikroçiplerin soğutulmasında geleneksel olarak kullanılan bakır ve alüminyum malzemelerine alternatif bir çözüm sunuyor.

Huayuan Securities analistleri konuya ilişkin değerlendirmelerinde, “Elmas ile soğutma sektörel bir fikir birliği haline geliyor ve bu yöntemin yapay zeka ile veri merkezleri alanındaki uygulamasının genişlemesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.

Elmas laboratuvarlarının hisselerindeki artışla eş zamanlı olarak, yapay zekaya yönelik iyimserlik ve renkli metallere olan talep nedeniyle daha önce yükseliş gösteren metal üreticileri Aluminum Corp. of China şirketinin hisselerinde yüzde 25, Jiangxi Copper Co. şirketinin hisselerinde ise yüzde 28 oranında düşüş kaydedildi.

Nomura’nın Çin teknoloji ve telekomünikasyon analisti Duan Bing, mevcut piyasa koşullarının sentetik elmaslar için avantajlı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti.

Sentetik elmas üreticisi SF Diamond, Çin dışındaki müşterileri tarafından gerçekleştirilen testlerin ardından, kendi ürettiği malzemelere dayalı ısı emicilerin küçük partiler halinde sevkiyatına başladı.

Benzer şekilde, Henan Liliang Diamond Co. da yüksek güçlü ısı emici üretim projesinin ilk aşamasını başlattığını duyurdu.

Diğer taraftan, Rusya’nın en büyük elmas madenciliği şirketi Alrosa, 2025 yılının sonunda yayımladığı öngörüde dünyadaki doğal elmas üretiminin son 30 yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine yaklaştığını bildirdi.

Söz konusu öngörüye göre, üretimin 150 milyon karata ulaştığı 2017-2018 dönemindeki seviyelerin ardından, düşüş eğiliminin 2026 yılında da devam ederek yıllık 95 milyon karata kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English