Asya
Hindistan ve Pakistan orduları olası bir çatışmaya hazırlık olarak kapasitelerini güçlendiriyor

Eski askeri yetkililer ve uzmanlar, nükleer silaha sahip komşu ülkeler Hindistan ve Pakistan’ın 2019’daki çatışmaların ardından askeri kapasitelerini önemli ölçüde artırdığını ve bu durumun sınırlı bir çatışmada bile gerilimin tırmanma riskini artırdığını belirtiyor. Hindistan ve Pakistan orduları arasındaki gerilim yükseliyor.
Pakistan, Hindistan’ın geçen ay Keşmir bölgesinde yerli turistlere yönelik ölümcül saldırıdan İslamabad’ı sorumlu tutmasının ardından Hindistan’ın askeri müdahale planları yaptığını iddia ediyor. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, saldırının destekçilerini “hayal edemeyecekleri şekilde” cezalandıracağını söyledi.
Pakistan saldırıya karıştığını reddediyor ancak hedef alınması halinde misilleme yapacağı uyarısında bulunuyor.
2019’da Hindistan, Keşmir’de bir Hint askeri konvoyunun bombalanmasının ardından Pakistan içinde hava saldırıları düzenledi ve “terörist kamplarını” yok ettiğini açıkladı. Pakistan jetleri iki gün süren operasyonlarda misilleme hava saldırısı düzenledi ve bir Hint uçağını düşürdü. Şimdi de Hindistan ve Pakistan orduları arasında yer yer misillemeler yaşanıyor.
Komşu ülkeler, 1948, 1965 ve 1971 yıllarında üç savaş yaşadı ve bağımsızlıklarını kazandıklarından bu yana, çoğunlukla her ikisinin de hak iddia ettiği Keşmir bölgesi nedeniyle sayısız kez çatıştı. Her iki ülke de 1990’larda nükleer silahlara sahip oldu ve Keşmir, dünyanın en tehlikeli çatışma bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Hindistan ve Pakistan orduları o zamandan bu yana olası çatışmalara karşı kapasitelerini artırıyor.
Askeri uzmanlar, her iki tarafın da köşeye sıkışmadıkça nükleer silahları kullanmayı düşünmeyeceğini, ancak sınırlı bir çatışmada bile tırmanma riskinin yüksek olduğunu belirtiyor.
Reuters’a konuşan uzmanlar, böyle bir çatışmada Hindistan ve Pakistan’ın eşit güçte olduğu kabul edilen hava araçları, füzeler veya insansız hava araçlarını kullanılmasının muhtemel olduğunu belirtiyor.
Washington’daki düşünce kuruluşu Stimson Center’ın Güney Asya Programı’nda misafir araştırmacı olan Frank O’Donnell, “Her iki ülkedeki karar alıcılar, 2019’dan önceye göre çatışmayı başlatma ve tırmandırma konusunda daha fazla risk almaya meyilli” dedi.
“Ancak, kesin eylemler konusunda karşılıklı net bir anlayış olmadan, bu durum istemeden tırmanmaya neden olabilir” diye ekledi.
Her iki taraf da 2019’dan bu yana yeni askeri teçhizat satın alarak yeni konvansiyonel saldırı seçeneklerini elde etti.
Sidney Teknoloji Üniversitesi’nde Güney Asya güvenlik araştırmacısı olan Muhammad Faisal, “Her iki taraf da kendilerini geçen seferkinden daha iyi durumda olduğunu düşünecek. Ancak bunu ancak gerçek bir çatışma gördüğümüzde anlayabileceğiz” dedi.
Özellikle Hindistan, 2019’da yaşlı Rus jetlerine güvenmek zorunda kaldığı için dezavantajlı durumda olduğunu düşünüyordu. O zamandan bu yana, Batı’nın en iyi uçaklarından biri olan Fransız yapımı 36 adet Rafale savaş uçağı satın aldı ve donanması için daha fazlasını sipariş etti.
Buna karşılık Pakistan, 2022’den itibaren Çin’in en gelişmiş savaş uçaklarından biri olan ve Rafale’ye eşdeğer olan J-10’u partiler halinde satın aldı. Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne göre, Pakistan’da bu uçaktan en az 20 adet var.
Uçaklar, görsel menzil ötesinde çalışan Meteor havadan havaya füzeleriyle donatılmış Rafale’ye benzer gelişmiş yeteneklere sahip. Pakistanlı bir güvenlik yetkilisi, medyaya bilgi verme yetkisi olmadığı için ismini vermek istemedi, ancak J-10’un da benzer PL-15 füzeleriyle donatıldığını söyledi.
2019’daki çatışmada hava savunmasında ortaya çıkan boşlukları doldurmak için Hindistan, Rusya’nın savaşta test edilmiş S-400 mobil uçaksavar füze sistemini satın aldı. Pakistan ise Çin’den bir alt seviyede olan ve Rusya’nın S-300 sistemini temel alan HQ-9’u aldı.
‘Topyekun savaş istemiyorlar’
Hindistan Hava Kuvvetleri eski hava mareşali ve Delhi merkezli Hava Gücü Araştırmaları Merkezi düşünce kuruluşunun genel müdürü Anil Golani, “Bazı açılardan kesinlikle (2019’dan) daha iyi durumdayız” dedi.
Reuters’a konuşan Golani, “Ülkede harekete geçme çağrısı çok yüksek ama kişisel değerlendirmeme göre, hem Hindistan hem de Pakistan topyekûn bir çatışma istemiyor” diye ekledi.
Öte yandan bir de ABD ve Çin faktörü konuşuluyor. Çin, Hindistan’ın rakibi ve Pakistan’ın yakın müttefiki ve en büyük askeri teçhizat tedarikçisi. ABD ise Hindistan ile güçlü ilişkilere sahip.
Sidney Teknoloji Üniversitesi’nden Muhammad Faisal, “Bu, Batı ve Çin teknolojisi arasında bir yarışma olabilir” dedi ve “Hindistan için, Çin’e karşı da savunma yapması gerektiğinden, Pakistan cephesine kaç hava filosu tahsis edeceği konusunda bir ikilem var” diye ekledi.
Çin ve Hindistan, 1962’de kısa süreli bir sınır savaşı yaşadı ve iki ordu, en son 2022’de gergin Himalaya sınırında çatıştı.
Pakistan, Washington ile ilişkilerinin daha güçlü olduğu dönemlerde satın aldığı F-16 uçaklarından oluşan bir filoya sahip. Bu F-16’lar 2019’daki çatışmada kullanılmış ve Hindistan’ın ABD’ye protesto notası vermesine neden olmuştu, ancak Yeni Delhi şu anda Washington ile çok daha yakın ilişkiler içinde.
Uzmanlar, bu kez F-16’larla siyasi bir gerginlik yaşamamak ve daha gelişmiş uçaklara sahip olmanın avantajını kullanmak için Pakistan’ın Çin yapımı J-10’larla öncü olacağını söyledi.
Ancak, pilotun vurulma riski olmadığı için insansız hava aracı veya yerden fırlatılan füze saldırısı daha olası görülüyor.
Hindistan, savaş kabiliyetine sahip insansız hava araçları için İsrail’e yöneldi ve Heron Mark 2’yi satın aldı. Ayrıca ABD’den Predator insansız hava araçları sipariş etti. Pakistanlı güvenlik yetkilisine göre, Pakistan, Ukrayna’nın Rusya ile savaşta kullandığı Türkiye’nin Bayraktar TB2’sini ve yine Türkiye’den Akıncı İHA’yı satın aldı.
Gerginliğin sürdüğü sırada Pakistan, cumartesi günü 450 km (280 mil) menzilli bir karadan karaya balistik füze denemesi yaptı. Ülkenin ordusundan yapılan açıklamada, bu denemenin silahlı kuvvetlerin “her türlü saldırıya karşı ulusal güvenliği koruma” hazırlığında olduğunu göstermek amacıyla yapıldığı belirtildi. Pakistan’ın ayrıca kara, deniz ve havadan ateşlenebilen kısa ve orta menzilli füzeleri de bulunuyor.
Hindistan’dan testle ilgili henüz bir yorum yapılmadı. Hindistan’ın yetenekleri arasında yaklaşık 300 km menzilli BrahMos süpersonik seyir füzesi ve Agni serisi kıtalararası balistik füzeler bulunuyor.
2019’daki çatışma, çok sayıda füze saldırısı tehdidiyle neredeyse kontrolden çıkıyordu.
Pakistan hava kuvvetlerinde eski savaş pilotu olan Kaiser Tufail, Hindistan’ın 2019’da caydırıcılık sağlayamadığını, bu nedenle bu kez daha keskin bir saldırı hedefleyeceğini ve bunun da daha fazla risk getireceğini söyledi.
Modi, 2019’daki çatışmaların ardından, o dönemde sipariş edilen Rafale savaş uçaklarının eksikliğini hissettiklerini ve Fransız savaş uçakları olsaydı çatışmanın sonucunun farklı olabileceğini ima etti.
Tufail, “2019’da gördüklerimizin ötesine geçerseniz, bu çok riskli olur” dedi ve Hindistan ve ekledi: “Nükleer silahlara sahip ülkelerin birbirleriyle çatışması son derece tehlikelidir.”
Asya
Çin’in petrol hamlesi akaryakıt krizini önleyebilir mi?

Çin’in ham petrol ithalatını azaltmasının İran’daki savaş sürecinde fiyat artışını sınırladığı belirtilirken, ülke daralan akaryakıt piyasasında da benzer bir rol oynayabilir. Kpler verilerine göre Pekin’in deniz yoluyla petrol ithalatı, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki saldırıları öncesindeki ortalamanın altına gerileyerek Haziran ayında günlük 5,96 milyon varille son on yılın en düşük seviyesine indi.
İran’da yaşanan savaş döneminde Çin’in ham petrol ithalatını keskin bir şekilde azaltmasının fiyat artışlarını dizginlemeye yardımcı olduğu değerlendiriliyor.
Bu da, dünyanın en büyük petrol ithalatçısı konumundaki ülkenin, üzerindeki baskı her geçen gün artan petrol ürünleri piyasasında da benzer bir etki yaratıp yaratamayacağı sorusunu beraberinde getiriyor.
Reuters ajansının aktardığı, enerji piyasası analiz firması Kpler tarafından açıklanan verilere göre, Çin’in deniz yoluyla gerçekleştirdiği ham petrol ithalatı Haziran ayında günlük 5,96 milyon varile gerileyerek son on yılı aşkın sürenin en düşük seviyesini kaydetti.
Bu miktar, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a düzenlediği ve çatışmaların başlamasıyla Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasına yol açan saldırılardan önceki üç aylık dönemde kaydedilen günlük ortalama 10,66 milyon varillik ithalat seviyesinin oldukça altında yer alıyor.
ABD ve İran arasında Haziran ayında yürürlüğe giren iki aylık ateşkes, boğazın yeniden trafiğe açılması yönünde umutları artırmıştı.
Ancak geçen hafta tarafların karşılıklı saldırılara yeniden başlaması ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun izinsiz geçiş yapan gemileri hedef almasıyla ateşkes bozuldu.
Yenilenen çatışma ortamında boğazdan tanker geçişlerinin ciddi oranda azalması beklenirken, kısa süreli ateşkes döneminde sevk edilen petrol hacminin Asya’daki rafinerilerin hammadde ihtiyacını en azından Eylül ayı sonuna kadar karşılayacağı tahmin ediliyor.
Küresel akaryakıt arzında daralma
Küresel petrol ürünleri piyasasındaki daralma, Moskova’nın bazı rafinerilerinin Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarıyla hasara uğratılmasının ardından motorin ihracatını yasaklama kararıyla daha da derinleşti.
Rusya, bu ulaşım ve sanayi yakıtı türünde dünyanın ikinci büyük ihracatçısı konumunda yer alıyor. Moskova’nın aldığı bu karar, Kuzey Yarımküre’de tarım ve inşaat sektörlerinin yoğunlaşması nedeniyle talebin zirve yaptığı bir döneme denk geldi.
Rusya’dan sevkiyatların durmasının, Ortadoğu kaynaklı akışın azalmasından halihazırda etkilenmiş olan Asya piyasasındaki durumu daha da zorlaştıracağı belirtiliyor.
Asya’nın hafif ve orta distilat ithalatı Haziran ayında günlük 5,19 milyon varile geriledi. Kpler’in veri kaydetmeye başladığı 2017 yılından bu yana en düşük seviye olarak kayıtlara geçen bu miktar, İran ile çatışmalar başlamadan önceki üç aylık ortalama olan 6,85 milyon varilin yüzde 32 altında kaldı.
Düşüşün bir kısmı, Pekin’in İran’daki savaşın başlamasının ardından iç piyasayı güvence altına almak amacıyla bazı petrol ürünlerinin ihracatına gayriresmi kısıtlamalar getirmesinden kaynaklanıyor.
Çin’in hafif ve orta distilat ihracatı, Nisan ayında günlük 350 bin varil ile son beş yılın en düşük seviyesine gerilemişti.
Bu hacim Mayıs ayında günlük 411 bin varile, Haziran ayında ise 423 bin varile yükselerek kısmen toparlansa da çatışma öncesi üç aylık dönemdeki günlük 719 bin varillik ortalamanın belirgin şekilde altında kalmaya devam ediyor.
Pekin ihracat kısıtlamalarını gevşetiyor
Çin yönetiminin gayriresmi kısıtlamaları esnetmesi ve devlet işletmelerinin yanı sıra en az bir özel rafinerinin de yurt dışına sevkiyat yapmasına izin vermesi nedeniyle, ülkenin Temmuz ayında petrol ürünleri ihracatını artırması bekleniyor.
Çin ticaret çevrelerinden edinilen bilgilere göre, ülkenin Temmuz ayındaki motorin, jet yakıtı ve benzin ihracatı günde yaklaşık 800 bin varile denk gelen 3 milyon metrik tona ulaşabilir.
Kpler, Çin’in Temmuz ayı petrol ürünleri ihracatını şu an için günlük 585 bin varil olarak tahmin etse de net veriler geldikçe bu rakamın yukarı yönlü revize edilebileceğini kaydediyor.
Çin’in hamlesi piyasayı rahatlatmaya yetecek mi?
Pekin’in attığı adımların arz üzerindeki baskıyı bir miktar hafifleteceği ancak Asya’nın petrol ürünleri ithalatının İran krizinden önceki seviyelerin altında kalmayı sürdüreceği öngörülüyor.
Fiyatlardaki seyir de bu durumu destekler nitelikte bir grafik ortaya koyuyor. Petrol ürünleri, ham petrole kıyasla normalden daha yüksek bir primle işlem görerek çatışma öncesi dönemden daha yüksek fiyatlardan alıcı buluyor.
Dizelin ana bileşeni olan Singapur gazyağının varil fiyatı 137,72 dolar seviyesinde seyrediyor. Ateşkes anlaşmasına yönelik ilk iyimserlikle 23 Haziran’da 109,35 dolara kadar gerileyen fiyatlar, o tarihten bu yana kesintisiz bir yükseliş grafiği çiziyor.
Gazyağı şu anda, Ortadoğu’daki savaşın başlamasından bir gün önce, yani 27 Şubat’ta kaydedilen 91,42 dolarlık fiyatın yüzde 51 üzerinde.
Buna karşılık Brent petrolü vadeli işlemleri Pazartesi gününü 83,30 dolardan kapatarak 27 Şubat Pazar gününe kıyasla yüzde 14,9 oranında bir artış gösterdi.
Basra Körfezi’nden petrol ve petrol ürünleri taşıyan tankerlere yönelik yeni tehditler ve küresel stokların azalması nedeniyle, piyasa İran ile olası bir uzlaşıyı fiyatlasa dahi akaryakıt fiyatlarının yükselmeye devam edeceği tahmin ediliyor.
Çin’den yapılacak ihracatın, rafinerilere yüksek marjlar sağlayarak fiyat artışlarını destekleyebileceği belirtiliyor.
İthalat hacmi savaş öncesi seviyelere tamamen dönse bile bunun yeterli olmayabileceği, zira Pekin’in Ortadoğu’daki gerilim sona erip deniz taşımacılığı normale döndüğünde petrol fiyatlarının gerileyeceği beklentisiyle şimdilik kendi stoklarını kullanmayı tercih ettiği aktarılıyor.
Asya
Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.
Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.
Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.
Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.
Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.
Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.
Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.
Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.
İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.
Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.
Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”
Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın
Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor
Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.
Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.
Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.
Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.
Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.
Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.
Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.
Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.
Washington’ı bekleme stratejisi
Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.
Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.
Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.
Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.
Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.
Asya
Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.
Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.
Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.
The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”
Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü
Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.
Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.
Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.
Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.
Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.
Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.
Avrupa pazarında rekabet endişesi
The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.
Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.
Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.
Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi2 hafta önceAB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti
Diplomasi6 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti








