Bizi Takip Edin

Asya

Hindistan ve Pakistan orduları olası bir çatışmaya hazırlık olarak kapasitelerini güçlendiriyor

Yayınlanma

Eski askeri yetkililer ve uzmanlar, nükleer silaha sahip komşu ülkeler Hindistan ve Pakistan’ın 2019’daki çatışmaların ardından askeri kapasitelerini önemli ölçüde artırdığını ve bu durumun sınırlı bir çatışmada bile gerilimin tırmanma riskini artırdığını belirtiyor. Hindistan ve Pakistan orduları arasındaki gerilim yükseliyor.

Pakistan, Hindistan’ın geçen ay Keşmir bölgesinde yerli turistlere yönelik ölümcül saldırıdan İslamabad’ı sorumlu tutmasının ardından Hindistan’ın askeri müdahale planları yaptığını iddia ediyor. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, saldırının destekçilerini “hayal edemeyecekleri şekilde” cezalandıracağını söyledi.

Pakistan saldırıya karıştığını reddediyor ancak hedef alınması halinde misilleme yapacağı uyarısında bulunuyor.

2019’da Hindistan, Keşmir’de bir Hint askeri konvoyunun bombalanmasının ardından Pakistan içinde hava saldırıları düzenledi ve “terörist kamplarını” yok ettiğini açıkladı. Pakistan jetleri iki gün süren operasyonlarda misilleme hava saldırısı düzenledi ve bir Hint uçağını düşürdü. Şimdi de Hindistan ve Pakistan orduları arasında yer yer misillemeler yaşanıyor.

Komşu ülkeler, 1948, 1965 ve 1971 yıllarında üç savaş yaşadı ve bağımsızlıklarını kazandıklarından bu yana, çoğunlukla her ikisinin de hak iddia ettiği Keşmir bölgesi nedeniyle sayısız kez çatıştı. Her iki ülke de 1990’larda nükleer silahlara sahip oldu ve Keşmir, dünyanın en tehlikeli çatışma bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Hindistan ve Pakistan orduları o zamandan bu yana olası çatışmalara karşı kapasitelerini artırıyor.

Askeri uzmanlar, her iki tarafın da köşeye sıkışmadıkça nükleer silahları kullanmayı düşünmeyeceğini, ancak sınırlı bir çatışmada bile tırmanma riskinin yüksek olduğunu belirtiyor.

Reuters’a konuşan uzmanlar, böyle bir çatışmada Hindistan ve Pakistan’ın eşit güçte olduğu kabul edilen hava araçları, füzeler veya insansız hava araçlarını kullanılmasının muhtemel olduğunu belirtiyor.

Washington’daki düşünce kuruluşu Stimson Center’ın Güney Asya Programı’nda misafir araştırmacı olan Frank O’Donnell, “Her iki ülkedeki karar alıcılar, 2019’dan önceye göre çatışmayı başlatma ve tırmandırma konusunda daha fazla risk almaya meyilli” dedi.

“Ancak, kesin eylemler konusunda karşılıklı net bir anlayış olmadan, bu durum istemeden tırmanmaya neden olabilir” diye ekledi.

Her iki taraf da 2019’dan bu yana yeni askeri teçhizat satın alarak yeni konvansiyonel saldırı seçeneklerini elde etti.

Sidney Teknoloji Üniversitesi’nde Güney Asya güvenlik araştırmacısı olan Muhammad Faisal, “Her iki taraf da kendilerini geçen seferkinden daha iyi durumda olduğunu düşünecek. Ancak bunu ancak gerçek bir çatışma gördüğümüzde anlayabileceğiz” dedi.

Özellikle Hindistan, 2019’da yaşlı Rus jetlerine güvenmek zorunda kaldığı için dezavantajlı durumda olduğunu düşünüyordu. O zamandan bu yana, Batı’nın en iyi uçaklarından biri olan Fransız yapımı 36 adet Rafale savaş uçağı satın aldı ve donanması için daha fazlasını sipariş etti.

Buna karşılık Pakistan, 2022’den itibaren Çin’in en gelişmiş savaş uçaklarından biri olan ve Rafale’ye eşdeğer olan J-10’u partiler halinde satın aldı. Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne göre, Pakistan’da bu uçaktan en az 20 adet var.

Uçaklar, görsel menzil ötesinde çalışan Meteor havadan havaya füzeleriyle donatılmış Rafale’ye benzer gelişmiş yeteneklere sahip. Pakistanlı bir güvenlik yetkilisi, medyaya bilgi verme yetkisi olmadığı için ismini vermek istemedi, ancak J-10’un da benzer PL-15 füzeleriyle donatıldığını söyledi.

2019’daki çatışmada hava savunmasında ortaya çıkan boşlukları doldurmak için Hindistan, Rusya’nın savaşta test edilmiş S-400 mobil uçaksavar füze sistemini satın aldı. Pakistan ise Çin’den bir alt seviyede olan ve Rusya’nın S-300 sistemini temel alan HQ-9’u aldı.

‘Topyekun savaş istemiyorlar’

Hindistan Hava Kuvvetleri eski hava mareşali ve Delhi merkezli Hava Gücü Araştırmaları Merkezi düşünce kuruluşunun genel müdürü Anil Golani, “Bazı açılardan kesinlikle (2019’dan) daha iyi durumdayız” dedi.

Reuters’a konuşan Golani, “Ülkede harekete geçme çağrısı çok yüksek ama kişisel değerlendirmeme göre, hem Hindistan hem de Pakistan topyekûn bir çatışma istemiyor” diye ekledi.

Öte yandan bir de ABD ve Çin faktörü konuşuluyor. Çin, Hindistan’ın rakibi ve Pakistan’ın yakın müttefiki ve en büyük askeri teçhizat tedarikçisi. ABD ise Hindistan ile güçlü ilişkilere sahip.

Sidney Teknoloji Üniversitesi’nden Muhammad Faisal, “Bu, Batı ve Çin teknolojisi arasında bir yarışma olabilir” dedi ve “Hindistan için, Çin’e karşı da savunma yapması gerektiğinden, Pakistan cephesine kaç hava filosu tahsis edeceği konusunda bir ikilem var” diye ekledi.

Çin ve Hindistan, 1962’de kısa süreli bir sınır savaşı yaşadı ve iki ordu, en son 2022’de gergin Himalaya sınırında çatıştı.

Pakistan, Washington ile ilişkilerinin daha güçlü olduğu dönemlerde satın aldığı F-16 uçaklarından oluşan bir filoya sahip. Bu F-16’lar 2019’daki çatışmada kullanılmış ve Hindistan’ın ABD’ye protesto notası vermesine neden olmuştu, ancak Yeni Delhi şu anda Washington ile çok daha yakın ilişkiler içinde.

Uzmanlar, bu kez F-16’larla siyasi bir gerginlik yaşamamak ve daha gelişmiş uçaklara sahip olmanın avantajını kullanmak için Pakistan’ın Çin yapımı J-10’larla öncü olacağını söyledi.

Ancak, pilotun vurulma riski olmadığı için insansız hava aracı veya yerden fırlatılan füze saldırısı daha olası görülüyor.

Hindistan, savaş kabiliyetine sahip insansız hava araçları için İsrail’e yöneldi ve Heron Mark 2’yi satın aldı. Ayrıca ABD’den Predator insansız hava araçları sipariş etti. Pakistanlı güvenlik yetkilisine göre, Pakistan, Ukrayna’nın Rusya ile savaşta kullandığı Türkiye’nin Bayraktar TB2’sini ve yine Türkiye’den Akıncı İHA’yı satın aldı.

Gerginliğin sürdüğü sırada Pakistan, cumartesi günü 450 km (280 mil) menzilli bir karadan karaya balistik füze denemesi yaptı. Ülkenin ordusundan yapılan açıklamada, bu denemenin silahlı kuvvetlerin “her türlü saldırıya karşı ulusal güvenliği koruma” hazırlığında olduğunu göstermek amacıyla yapıldığı belirtildi. Pakistan’ın ayrıca kara, deniz ve havadan ateşlenebilen kısa ve orta menzilli füzeleri de bulunuyor.

Hindistan’dan testle ilgili henüz bir yorum yapılmadı. Hindistan’ın yetenekleri arasında yaklaşık 300 km menzilli BrahMos süpersonik seyir füzesi ve Agni serisi kıtalararası balistik füzeler bulunuyor.

2019’daki çatışma, çok sayıda füze saldırısı tehdidiyle neredeyse kontrolden çıkıyordu.

Pakistan hava kuvvetlerinde eski savaş pilotu olan Kaiser Tufail, Hindistan’ın 2019’da caydırıcılık sağlayamadığını, bu nedenle bu kez daha keskin bir saldırı hedefleyeceğini ve bunun da daha fazla risk getireceğini söyledi.

Modi, 2019’daki çatışmaların ardından, o dönemde sipariş edilen Rafale savaş uçaklarının eksikliğini hissettiklerini ve Fransız savaş uçakları olsaydı çatışmanın sonucunun farklı olabileceğini ima etti.

Tufail, “2019’da gördüklerimizin ötesine geçerseniz, bu çok riskli olur” dedi ve Hindistan ve ekledi: “Nükleer silahlara sahip ülkelerin birbirleriyle çatışması son derece tehlikelidir.”

Hindistan ve Pakistan savaşır mı?

Asya

Çin’le 110 milyar dolarlık ilaç anlaşmaları ABD’nin hedefinde

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanlığı Çin’deki biyoteknoloji çalışmalarına yatırımı kısıtlamayı önerirken Pekin de hücre ve gen tedavisi gibi teknolojilerin yabancılara satışını yasaklamaya hazırlanıyor. Çinli şirketlerin yalnızca 2026’nın ilk yarısında yaklaşık 110 milyar dolarlık 81 lisans anlaşması imzaladığı sektörde, Mart 2027’ye kadar netleşmesi beklenen kurallar ilaç devlerinin tepkisini çekti.

ABD ile Çin arasındaki ticari rekabette biyoteknoloji yatırımları yeni cephe haline geldi.

Politico’nun ABD kural taslağına ve sektör temsilcilerinin değerlendirmelerine dayandırdığı haberine göre Washington, Çin’deki biyoteknoloji çalışmalarına yapılacak yatırımları kısıtlamayı önerirken Pekin de teknolojilerin yurt dışına satışını sınırlamaya hazırlanıyor.

ABD Hazine Bakanlığının hazırladığı taslak; biyoüretim, biyolojik tasarım ve dizileme teknolojileri, beyin-bilgisayar arayüzleri ile otomatikleştirilmiş bilimsel araştırmalara yönelik belirli yatırımların yasaklanmasını öngörüyor.

Nihai kuralların Mart 2027’ye kadar kabul edilmesi gerekiyor.

Hazine Bakanlığı yetkilisi, lisans anlaşmalarının taslak kapsamına girmediğini belirtti ancak kısıtlamaların ilaçların ortak geliştirilmesini ve tanıtımını etkileyip etkilemeyeceğine açıklık getirmedi.

Haberde, ilaç üreticileri Pfizer, Bristol Myers Squibb ve Roche’un bu yıl Çinli geliştiricilerle milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzaladığı hatırlatıldı.

İlaç şirketleri kısıtlamalara karşı çıkıyor, Pekin karşı adım hazırlıyor

ABD’li ilaç şirketleri, gelecek vaat eden ilaçlara erişimin tehlikeye gireceği endişesiyle kısıtlamalara itiraz ediyor.

Biotechnology Innovation Organization Başkanı John Crowley, “Çin’deki bir laboratuvar çocuklarda görülen nadir bir kanser türüne ilaç geliştirirse, ABD vatandaşlarına ve şirketlerine buna dokunamayacaklarını nasıl açıklayacağız?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

PhRMA Başkan Yardımcısı Jocelyn Ulrich ise ilaçlar ABD’de geliştirildiği, test edildiği ve tescil edildiği sürece Çin kaynaklı bir ulusal güvenlik tehdidi görmediğini vurguladı.

ABD Kongresinde kısıtlamaları savunanlar ise Amerikan sermayesinin Çin’deki sektörü güçlendirmesinden endişe duyuyor.

Temsilciler Meclisi Çin Özel Komisyonu Başkanı John Moolenaar, biyoteknoloji yatırımlarının sınırlandırılması ve lisans anlaşmalarının denetlenmesi çağrısı yapmıştı. Pekin cephesinde de benzer bir kısıtlama hazırlığı var.

Politico’nun aktardığına göre Çin yönetimi, hücre ve gen tedavisi dahil bir dizi biyofarmasötik teknolojinin yabancılara satışını yasaklamayı, erişimi yalnızca lisanslar üzerinden sürdürmeyi önerdi.

Çin sağlık sistemi uzmanı Yanzhong Huang, bu adımla temel fikri mülkiyetin ülke içinde tutulmasının ve şirketlerin bundan gelir elde etmesinin hedeflendiğini değerlendirdi.

Adı açıklanmayan ABD’li bir sektör temsilcisi ise söz konusu önlemlerin Washington’a karşı koz oluşturduğunu ileri sürdü.

Reuters’ın temmuz ayında Çin ilaç piyasası düzenleyici kurumunun verilerine dayandırdığı haberine göre, Çinli şirketler 2026’nın ilk yarısında yenilikçi ilaçların yurt dışında lisanslanması için toplam değeri yaklaşık 110 milyar doları bulan 81 anlaşma imzaladı; hakları satın alanlar arasında ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya’dan şirketler de yer aldı.

Washington, Çin’in diğer teknoloji sektörlerine yönelik yatırımları halihazırda sınırlandırıyor. ABD Hazine Bakanlığı; yarı iletkenleri, mikroelektroniği, kuantum teknolojilerini ve belirli yapay zeka sistemlerini kapsayan kuralları Ekim 2024’te onaylamıştı.

2 Ocak 2025’te yürürlüğe giren bu düzenlemelere gerekçe olarak, söz konusu teknolojilerin askeri alanda, istihbaratta ve siber operasyonlarda kullanılma riski gösterilmişti.

Okumaya Devam Et

Asya

Hindistan tarihinin en büyük halka arzında Jio’ya iki saatte tam talep

Yayınlanma

Hintli milyarder Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms’un 3,2 milyar dolarlık rekor halka arzında tüm hisselere iki saatten kısa sürede talep geldi. Şirket 10,3 trilyon rupi değerlemeyle çıktığı halka arzdan elde edeceği gelirin büyük kısmıyla 275 milyar rupiye varan net borcunu kapatmayı hedefliyor.

Hintli petrokimya devi Reliance Industries’in Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms, Hindistan tarihinin en büyük halka arzında yatırımcı akınına uğradı.

Çarşamba günü talep toplamaya açılan 302,1 milyar rupilik (3,2 milyar dolar) halka arzda hisselerin tamamına iki saatten kısa sürede talep geldi.

Hisselerin 28 Ekim’de borsada işlem görmeye başlaması bekleniyor. Borsa öncesindeki yoğun talebe kurumsal yatırımcılar öncülük etti ve bu gruba ayrılan payın üç katından fazla teklif verdi.

Bireysel yatırımcıların ilgisi ise ilk günde beklenen seyri izledi ve kendilerine ayrılan hisselerin yaklaşık dörtte biri tutarında teklifte kaldı.

Piyasadaki zayıflık nedeniyle Jio Platforms, bu yılın başlarında 12 trilyon rupinin çok üzerinde konuşulan değerleme beklentisini halka arz için yaklaşık 10,3 trilyon rupiye çekmişti.

Meta, Google ve Suudi Arabistan varlık fonu gibi dev yatırımcılar da geçmişte bu özel şirkete milyarlarca dolar yatırdı.

Yalnızca yeni hisse ihracından oluşan halka arzda mevcut yatırımcıların hiçbiri hisse satmıyor; elde edilecek gelirin büyük kısmı ise 275 milyar rupiye varan net borcun kapatılmasına harcanacak.

Bloomberg‘ün geçen haftaki haberine göre şirket, maaşları erken yatırarak yaklaşık 420 bin kişilik dev işgücünü halka arza katılmaya teşvik ediyor. Ayrıca Jio’nun yaklaşık 75 bin çalışanı için özel bir hisse kotası ayrıldı.

Ücretsiz aramalarla başlayan hamle sektörü iki devli yapıya dönüştürdü

Yatırımcıların çarşamba günü satın aldığı bu iyimserliğin temelleri Eylül 2016’da atıldı. Reliance Industries hissedarları, o yılki olağan genel kurul toplantısında Mukesh Ambani’yi kürsüde merak uyandıran yeni kırmızı bir amblemin arkasında gördü.

O dönem 60 yaşına girmek üzere olan Ambani, bir saati aşan konuşmasında, kurucu babası Dhirubhai Ambani’nin 2002’deki ölümünün ardından bölünen grubun en büyük yön değişimini anlattı.

Reliance, devasa petrol rafinerisi servetini kullanarak o sıralar yaklaşık bir düzine oyuncunun faaliyet gösterdiği Hindistan telekomünikasyon sektörünü altüst edecekti; hızla 4G şebeke altyapısı kurarken ücretsiz telefon görüşmeleri ve çok daha ucuz internet sunacaktı.

Ambani o gün kürsüden “Konu Hindistan olduğunda ben iflah olmaz bir iyimserim” diye seslendi. Hemen ardından “Jio ile güçlenen Hindistanlıların yepyeni bir dijital ekonomi yaratacağından hiç şüphem yok” dedi.

Aradan geçen on yılda rakiplerinin fiyatlarını sert biçimde kıran Jio, çoğunun kapanmasına ya da satışa çıkmasına yol açtı ve yarım milyardan fazla aboneye ulaşarak rakibi Bharti Airtel ile birlikte sektörde fiili bir ikili tekel (düopol) oluşturdu.

Şirketin verilerine göre bu abonelerin yaklaşık 280 milyonu şimdiden 5G kullanıyor; her bir müşterinin ayda 40 gigabayttan fazla veri tükettiği Jio, ülkedeki toplam kablosuz veri trafiğinin yaklaşık üçte ikisini taşıyor.

Jeopolitik dalgalanmalar ve kuşak değişimi teknoloji dönüşümünü hızlandırıyor

Nikkei Asia‘nın haberine göre borsaya açılan şirket, telekomünikasyon işinin doğası değişirken ve Jio kendini bir teknoloji şirketi olarak yeniden kurmaya çalışırken bilmediği sulara da giriyor.

Elde ettiği başarı, Jio’yu Reliance grubunun dijital yayın, e-ticaret ve giderek artan biçimde yapay zeka gibi çevrimiçi ekonomiye yönelik diğer yatırımlarının temel taşı haline getirdi.

Holdingin toplam kazancında giderek büyüyen bir paya sahip olan bu yeni işkollarının grubu kökten şekillendirmesi bekleniyor; zira Rusya’ya yönelik yaptırımlardan Ortadoğu’daki çatışmalara kadar uzanan jeopolitik baskılar grubun geleneksel petrokimya işinde dalgalanma yaratıyor.

Babasının vefat ettiği yaşa gelen Ambani’nin telekomünikasyon, tüketici ve petrokimya işlerinde çalışan üç çocuğu Akash, Isha ve Anant’a yönelik devir planları yaptığı düşünüldüğünde zamanlama da ayrı bir önem taşıyor.

Jio Platforms’un murahhas azası Akash Ambani, olgunlaşmış bir telekomünikasyon işini yönetirken aynı zamanda teknolojik yatırımlara öncülük etme gibi ikili bir zorlukla karşı karşıya.

Nomura analistleri bu ayın başlarında Jio’nun halka arzına ilişkin yayımladıkları notta, “Kolay abone kazanımı döneminin muhtemelen sona ermesiyle birlikte, tarife zamları kazanç artışının ana itici gücü haline gelebilir” değerlendirmesini yaptı.

Aynı bilgi notunda “Abone kaybına ve daha düşük paketlere geçişe karşı koruma sağlaması gereken yüksek gelirli abone oranının fazlalığı nedeniyle Bharti Airtel sektördeki ilk tercihimiz olmayı sürdürüyor” ifadeleri yer aldı.

Airtel daha küçük bir kullanıcı tabanına sahip olsa da kullanıcı başına Jio’dan daha yüksek gelir elde ediyor.

Jio 6G donanımı, uydu interneti ve yapay zeka veri merkezlerine yöneliyor

Teknoloji araştırma şirketi Counterpoint’in kıdemli araştırma analisti Siddhant Cally, Jio’nun temel telekomünikasyon müşteri tabanından gelir yaratmanın yanı sıra özellikle 6G için şirket içinde telekomünikasyon donanımı üretmeye odaklanacağını söyledi.

Nikkei Asia‘ya konuşan Cally, “Donanım Ar-Ge’sine bu kadar emek harcayan çok az mobil şebeke operatörü var ve düşük maliyetli teknolojinin nasıl çalıştığını anlama becerisiyle bunu geliştirip sahaya sürecek sermayenin birleşiminden faydalanıyorlar” dedi.

Telekomünikasyonun ötesinde Akash Ambani, bu yılın başlarında grubun şebeke donanımı ve yapay zeka alanındaki hedeflerini de ortaya koydu.

Bu hedefler arasında Elon Musk’ın Starlink’ine benzer bir alçak Dünya yörüngesi uydu ağı geliştirme planları da yer alıyor; bu planlar muhtemelen Musk’ın bu ayın başlarında X üzerinden yaptığı çıkışa zemin hazırladı.

Musk paylaşımında Ambani ailesinin reisine alaycı bir dille “Başbakan” diye seslenmiş ve onu Starlink’in Hindistan’a girişini engellemekle suçlamıştı.

Reliance grubu ayrıca sunduğu pek çok hizmete yapay zekayı entegre etme sözü verirken, Meta ile kurduğu ortak girişim aracılığıyla bu yılın sonuna kadar 120 megavatlık yapay zeka veri merkezi kapasitesini devreye almayı hedefliyor.

Kendi başına öne çıkan bir yapay zeka modeli ya da donanımı olmayan grup, küresel yapay zeka yatırım döngüsünden yararlanmak için bu tür ortaklıklara bel bağlayacak.

Cally, “Büyük ölçekli bir bulut ve teknoloji deviyle ortaklık kuruyorsanız, yüksek sermaye yoğunluğunun getirdiği bazı açık riskler vardır” diye konuştu.

Analist, “Bir gözünüz harcadığınız miktarda, diğer gözünüz ürettiğiniz miktarda olmalı. Ancak şu anda piyasanın dinamiği tam olarak bu” ifadelerini kullandı.

Yapay zekanın benimsenmesi ve maliyeti etrafındaki soru işaretleri sürse de Cally, ölçeği ve dağıtım gücü sayesinde Jio’nun bu deneye öncülük etmek için iyi bir konumda olduğunu belirtti.

Cally sözlerini, “Dijital teknolojilerin benimsenmesinden bahsettiğinizde müşteride karşılık bulan bir markaya, onlara göre uyarlanmış hizmetlere ve bütçelerine duyarlı fiyatlara ihtiyacınız vardır. Jio telekomünikasyon teknolojisinde bunu 10 yıldır yapıyor” diyerek tamamladı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya Merkez Bankası ekimde faizi sabit tutacak, aralıkta artış bekleniyor

Yayınlanma

Japonya Merkez Bankası’nın ekim toplantısında yüzde 1,25’lik politika faizini değiştirmemesi, ardından aralık ayında yeniden artırıma gitmesi bekleniyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 83’ü borçlanma maliyetlerinin 18 Aralık’ta yükseltileceğini öngörürken, üç ayda bir faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 67’ye çıktı.

Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) 30 Ekim’de tamamlanacak faiz toplantısında borçlanma maliyetlerini değiştirmeyerek yüzde 1,25 seviyesinde sabit tutması bekleniyor.

Yeni bir ankete katılan ekonomistlerin hiçbiri ekim toplantısında artış öngörmezken, piyasa gözlemcilerinin yüzde 80’den fazlası bir sonraki faiz artırımının aralık ayında geleceğini tahmin ediyor.

Japan Times gazetesinin aktardığı anket sonuçlarına göre ekonomistlerin yüzde 83’ü, bankanın 18 Aralık’ta sona erecek toplantıda politika faizini mevcut yüzde 1,25 düzeyinden yukarı çekeceğini öngörüyor.

Bir önceki ay yapılan ankette aralık ayında artış bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 35 seviyesinde kalmış, en yaygın beklenti ocak ayı olarak öne çıkmıştı.

Son veriler aynı zamanda katılımcıların yüzde 67’sinin bankanın her üç ayda bir faiz artırmasını beklediğini ortaya koyuyor.

Önceki ankette yüzde 46 olan bu oran, BOJ’un eylül ayında üç ay içinde ikinci kez faiz artırarak 1990’dan bu yana en hızlı sıkılaşma temposuna ulaşmasının ardından aynı hızı koruyacağı beklentisine işaret ediyor.

Ekonomistler, ekim ayındaki buluşmanın ana odağının ana enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşıp ulaşmadığına ilişkin BOJ değerlendirmesi olacağını belirtiyor.

Banka, 2013 yılında fiyat istikrarı hedefini belirlemesinden bu yana hedefe ulaşıldığını resmen ilan etmedi.

Daiwa Araştırma Enstitüsü Başekonomisti Keiji Kanda ankete verdiği yanıtta, hedefin yakalanması halinde sürecin değişeceğini belirterek “Hedefe ulaşılırsa bundan sonraki zorluk, enflasyonu sağlam bir şekilde yüzde 2’ye çıpalamak amacıyla parasal genişlemenin derecesini ayarlamak olacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Kanda, faiz artışlarının aralık ve mart aylarında gerçekleşmesini bekliyor.

Başkan Kazuo Ueda liderliğindeki kurul, yaklaşık bir ay önce borçlanma maliyetlerini yüzde 1,25’e yükselterek yüzde 1,1 ile yüzde 2,5 arasında tahmin edilen nötr faiz aralığına ilk adımı atmıştı.

Bu adım, mevcut artış döngüsünde faizlerin nerede zirve yapacağına yönelik piyasa ilgisini artırdı.

Son ankette nihai faiz oranına ilişkin medyan beklenti yüzde 1,75 seviyesinde kaldı.

Bazı ekonomistler ise Başbakan Sanae Takaichi hükümetinin bankanın faiz artırım patikası önünde potansiyel engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Takaichi ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla parasal genişlemenin sürdürülmesini savunmasıyla tanınırken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yakın zamanda Japonya’ya reflasyonist politikalardan vazgeçme çağrısında bulundu.

Bu çağrıyı Takaichi ve kabine üyelerinin reflasyon peşinde koşmadıklarını dile getirdiği çok sayıda açıklama izledi.

Ankete göre ekonomistlerin yaklaşık üçte ikisi, gelen bu açıklamalar doğrultusunda Takaichi hükümetinin BOJ’un faiz artırımlarına yönelik tutumunu yumuşattığı görüşünde birleşiyor.

Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Menkul Değerler Baş Tahvil Stratejisti Naomi Muguruma, “Başbakanlık muhtemelen yeni faiz artışlarını pek hoş karşılamıyor. Yine de özellikle ABD ile ilişkiler nedeniyle şimdilik kenarda durup bunları zımnen kabul etmesi muhtemel görünüyor” ifadelerini kullandı.

Ueda’nın eylül ayındaki faiz artırımı kararı, her ikisi de Takaichi tarafından seçilen kurul üyeleri Toichiro Asada ve Ayano Sato’nun karşı oylarıyla karşılanmıştı.

Bu muhalefet yenin değer kaybetmesine katkı sağlarken kurul içi oylamaları banka takipçilerinin odağında tutmaya devam ediyor.

SMBC Nikko Menkul Değerler Baş Piyasa Ekonomisti Yoshimasa Maruyama ise şahin tutumuyla bilinen kurul üyesi Hajime Takata’nın bu toplantıda art arda faiz artırımı çağrısı yapma ihtimali gördüğünü ifade ediyor.

Anket sonuçlarına göre BOJ takipçileri, ekim ayındaki politika metniyle birlikte yayımlanacak çeyreklik ekonomik görünüm raporunda bankanın enflasyon projeksiyonunun, gelecek mali yıla dair küçük bir yukarı yönlü revizyon dışında büyük ölçüde korunmasını bekliyor.

Morgan Stanley MUFG Menkul Değerler Başekonomisti Takeshi Yamaguchi konuya ilişkin olarak “BOJ’un ana enflasyonun yüzde 2 civarına ulaştığını belirtmesi muhtemel. Bankanın bu ay politikayı değiştirmemesini bekliyoruz ancak bu muhtemelen şahin bir bekle-gör tutumu olacaktır” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English