Bizi Takip Edin

Diplomasi

Hindistan’ın en büyük şirketi, Batı’nın yeni yaptırımları nedeniyle Rus petrolüne alternatif arıyor

Yayınlanma

Hindistan’ın en büyük şirketi Reliance Industries, en büyük ham petrol tedarikçisi hâline gelen Rusya’ya alternatifler aramaya başladı. ABD’nin Rus petrolü alıcılarına yüzde 100 gümrük vergisi uygulama tehdidi ve Avrupa Birliği’nin Rus petrolünden elde edilen ürünlere yönelik yeni ambargosu, şirketi tedarik stratejisini yeniden gözden geçirmeye zorluyor.

Hindistan’ın en büyük holdingi Reliance Industries, en büyük ham petrol tedarikçisi konumundaki Rusya’ya alternatifler arayarak alımlarını çeşitlendirmeyi planlıyor.

Şirketin bu strateji değişikliği, ABD’nin Rus petrolü alıcılarını yüzde 100 gümrük vergisiyle tehdit etmesinin ve Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’dan gelen petrolden üretilen ürünlerin ithalatını durdurmaya çalışmasının beraberinde geldi.

Batı’nın yeni tedbirleri, Rus petrol şirketi Rosneft’in yaklaşık yüzde 50 hissesine sahip olduğu Hintli rafineri şirketi Nayara Energy ile işbirliği yapan alıcıları da caydırıyor.

Bloomberg‘e konuşan, Reliance’ın ithalat planlarına aşina kaynaklar, şirketin alımlarını çeşitlendirmek için yeni fırsatlar aradığını belirtti.

Kpler verilerine göre, Ukrayna savaşının başlamasından önce 2021’de günde sadece 40 bin varil Rus petrolü alan Reliance, bu yıl bu rakamı günde ortalama 603 bin varile çıkardı.

Rusya, Reliance’ın ithal ettiği ham petrolün neredeyse yarısını karşılarken, şirketin ihraç ettiği petrol ürünlerinin yaklaşık yüzde 20’si bu yıl Avrupa’ya gönderildi.

Hindistan, NATO’nun Rusya petrolü üzerinden yaptırım tehdidine yanıt verdi: Öncelik halkımızın ihtiyaçları

Batı’nın yaptırım baskısı artıyor

Geçen hafta sonu Reliance, nadir bir alım gerçekleştirerek Abu Dabi’den bir parti Murban sınıfı petrol satın aldı.

Bloomberg‘e konuşan tüccarlar, şirkete ait tankerin, AB’nin cuma günü Rusya’ya karşı 18’inci yaptırım paketini açıklamasının hemen ardından yükü teslim aldığını söyledi.

Bu paket, Rus petrolünden elde edilen petrol ürünlerinin AB’ye tedarik edilmesine yasak getiriyor. Ancak AB, pazartesi günü yaptığı açıklamada bu ambargonun altı ay sonra, 21 Ocak’ta yürürlüğe gireceğini belirtti.

Reliance, genellikle Ortadoğu ve Rusya’nın Ural petrolü gibi daha ucuz, kükürtlü petrol türlerini satın alırken, premium bir tür olarak kabul edilen Abu Dabi petrolünü nadiren tercih ediyor.

Yaptırımlar nedeniyle Ural petrolünün büyük bir indirimle satılmaya başlamasının ardından şirket, stratejisini hızla değiştirmişti.

2022’de günde ortalama 219 bin varil Urals petrolü alan Reliance için Rusya, 2023’te günde 428 bin varil ile en büyük tedarikçi konumuna yükselmişti.

Şirketin bu yılki diğer ana tedarikçileri arasında sırasıyla günde 195 bin, 168 bin ve 79 bin varil ile Irak, Suudi Arabistan ve ABD yer alıyor.

Rosneft bağlantılı Nayara da hedefte

Ana hissedarı milyarder Mukesh Ambani olan Reliance, 220 milyar doları aşan piyasa değeriyle Hindistan’ın en büyük holdingi konumunda.

Şirket bir süre önce, Rosneft’in bir diğer Hintli şirket olan Nayara Energy’deki yüzde 49,13’lük hissesini satın almak için görüşmeler yürütüyordu.

Fakat Nayara rafinerisi son AB yaptırımlarının hedefi oldu ve tüccarlar şirketle çalışmaktan vazgeçmeye başladı.

Nayara’ya ait Vadinar limanından yakıt almayı planlayan iki tanker, yüklerini almadan geri döndü. Pazar günü, BP tarafından kiralanan Talara adlı tanker, limana yaklaşırken siparişini iptal etti.

Reuters‘ın çarşamba günü sektörden üç kaynağa ve LSEG gemi takip verilerine dayandırdığı habere göre, PetroChina tarafından kiralanan Chang Hang Xing Yun adlı tanker de benzer bir adım attı.

Başlangıçta Vadinar’dan yaklaşık 35 bin ton dizel yükleyip Güneydoğu Asya’ya götürmesi planlanan tanker, şimdi Vadinar’dan boş ayrılarak Kuveyt’ten benzer bir yük alıp Doğu Afrika’ya gitmeyi planlıyor.

Hindistan’ın perakende yakıt piyasasına hakim olan devlete ait rafinerilerden birinin temsilcisi Reuters‘a, bu rafinerilerin artık Nayara ile yeni anlaşmalar yapmadan önce hükümetten izin isteyeceklerini söyledi.

AB yaptırımlarının yanı sıra, Çin’den sonra Rus petrolünün en büyük ikinci alıcısı olan Hindistan, ABD’nin de hedefi hâline gelebilir.

Başkan Donald Trump ve onu takiben mevcut yönetim ile Kongre temsilcileri, Rus petrolü alıcılarına yüzde 100 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunuyor.

Trump’ın Rusya ültimatomu petrol piyasasını ikna edemedi

Diplomasi

Marco Rubio Atina’yı ziyaret ediyor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, iki komşu arasında Doğu Akdeniz’de hava üstünlüğü için süren rekabetin ortasında Atina’yı ziyaret ediyor.

Rubio, pazartesi günü İzlanda’yı ziyaret etti ve Yunanistan’dan sonra Portekiz’e geçmesi bekleniyor.

Yunan basını, Dışişleri Bakanı’nın komşu Türkiye’yi ziyaret etmeyeceği gerçeğine odaklandı.

Oysa bu, bölgeye seyahat eden üst düzey ABD yetkilileri için yaygın bir uygulama.

Washington, geleneksel olarak bu iki Akdeniz komşusu arasındaki deniz anlaşmazlığından uzak duruyor.

Yunanistan, Stryker zırhlı personel taşıyıcılarıyla ilgileniyor. Bu araçlar, ABD ordusunun artık kendi kuvvetleri için ihtiyaç duymadığı askeri teçhizatın yabancı hükümetlere devredilmesine olanak tanıyan Pentagon’un Fazla Savunma Malzemeleri (EDA) programı aracılığıyla sağlanabilir.

Atina için kilit öneme sahip bir konu, ABD’den sipariş ettiği ve 2029’un sonlarında teslim edilmesi beklenen F-35’lerin taşıyacağı silahlar olacak.

Yunanistan, AIM-9X Block II ve AIM-120D (AMRAAM) havadan havaya füzelerini temin etmek istiyor.

Her ikisi de kısa menzilli ve görüş mesafesinin ötesine ulaşan yetenekler sunan gelişmiş silahlar ve Yunanistan’ın hava gücünü potansiyel olarak güçlendirebilir.

Fakat Kongre’nin onayı ve Washington’un Türkiye karşısında bölgedeki askeri dengeyi korumaya yönelik beyan ettiği ilgi, Yunanistan’ın taleplerini sınırlayabilir.

Kathimerini gazetesi bildirdiğine göre, bütçede daha fazla kaynak bulunması beklenen 2030 yılından önce 20 adetlik ek uçak siparişi verilmesi beklenmiyor.

Türkiye, uzun süredir F-35 programına geri dönmeyi arzuluyor. Ankara, Rusya’nın S-400 hava savunma sistemini satın almasının ardından 2019 yılında bu programdan dışlanmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, “yakın dostu” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı memnun etme sözü vermiş olsa da pratikte pek bir ilerleme kaydedilmedi.

Ankara, S-400 ile ilgili ABD’nin yasal şartlarını henüz yerine getirmemişken, Kongre ise F-35’lerin Türkiye’ye transferine kısıtlamalar getirmeye devam ediyor.

Yunanistan, kamuoyu önünde Türkiye’nin F-35 almasının kendisini ilgilendirmediğini iddia ediyor. 

Fakat Atina’daki bir diplomat, Rapporteur’e verdiği demeçte, Yunanistan’ın böyle bir hamleyi engellemek için İsrail ile birlikte perde arkasında yoğun lobi faaliyetleri yürüttüğünü söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov geçtiğimiz günlerde, Moskova’nın belirli koşullar altında S-400’lerin başka bir ülkeye devredilmesini değerlendirmeye açık olacağını belirtti.

Ziyaretinin ilk durağında Rubio, İzlanda’yı “iyi bir dost” olarak nitelendirdi ve NATO üyesi olmasına rağmen ordusu bulunmayan bu ülkeyle ilgili herhangi bir gerginlik sinyali vermedi.

Geçen ay Grönland anlaşması imzalanmadan önce, İzlanda, Trump’ın NATO müttefiklerinin ABD’yi desteklemek için yeterince çaba göstermediğine dair yorumlarında ve sosyal medyadaki şikayetlerinde ara sıra yer alıyordu.

Rubio, sosyal medyada yaptığı açıklamada, İzlanda ziyaretinin amacının, “ortak önceliklerimizi ilerletmek: güvenli bir Arktik, daha güçlü ticari ve enerji bağları ve daha yakın savunma işbirliği” olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

‘Türkiye, Ukrayna’ya Korkut sistemleri teslim etti’

Yayınlanma

Middle East Eye’da yer alan haberde Türkiye’nin yıl başında Ukrayna’ya deneme amacıyla az sayıda Korkut hava savunma sistemi teslim ettiği ileri sürüldü. Ukraynalı bir yetkili sistemin muharebe sınavını geçtiğini belirterek uygun fiyat koşullarında yeni alımlara açık olduklarını ifade etti.

Türkiye’nin yıl başında Ukrayna’ya hava savunma yeteneklerini güçlendirmesi ve sahada test etmesi amacıyla az sayıda Korkut hava savunma sistemi teslim ettiği ileri sürüldü.

Middle East Eye (MEE) portalının konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberinde, sevk edilen sistemlerin Ukrayna ordusu tarafından operasyonel değerlendirmeye alındığı aktarıldı.

Aselsan tarafından üretilen Korkut sisteminin standart bir takımı, üç silah sistem aracı ile bir komuta kontrol aracından oluşuyor.

Kaynaklar, Ukrayna’da sahaya kaç takım veya aracın konuşlandırıldığı bilgisini paylaşmadı.

Seyir füzeleri ve insansız hava araçları dahil çeşitli hava hedeflerini imha etmek üzere geliştirilen sistem, 25 mm mühimmat kullanarak FPV dronları ve kablo güdümlü dronlarla mücadele kabiliyetine de sahip.

Ukrayna ilave alımlara ilgi duyuyor

Sistemin sahadaki performansını MEE’ye değerlendiren Ukraynalı bir yetkili, Korkut’un muharebe testini geçtiğini belirtti.

Ukraynalı yetkili, kullanım sürecine dair “Bazı sorunlar yaşandı ancak bunlar ufak ayarlamalarla aşılamayacak türden değil” ifadesini kullandı. Aynı yetkili, şartların ve fiyatın uygun olması halinde Kiev yönetiminin ilave Korkut sistemleri satın almaya ilgi duyduğunu dile getirdi.

MEE’ye konuşan Ukraynalı kaynaklar, birçok Türk savunma sanayisi şirketinin sistemlerini denemek ve geliştirmek amacıyla Ukrayna ordusuyla işbirliği yürüttüğünü bildirdi.

Haberde, savaşın başlangıcından bu yana Türkiye’nin Ukrayna’ya Bayraktar TB2, lazer güdümlü füzeler, topçu mühimmatı ve makineli tüfekler gibi çeşitli savunma teçhizatları tedarik ettiği hatırlatıldı.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, ağustos ayında Kongre’ye Türkiye’nin envanterinden 70 adet M39 ATACMS taktik balistik füzesinin Ukrayna’ya devredilmesine onay verme niyetinde olduğunu bildirdi.

Yaklaşık 280 milyon dolar değerindeki bu olası sevkiyatın ardından Rusya Dışişleri Bakanlığı, Washington ve Ankara’dan konuya dair açıklama talep etti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Kiev’e yönelik yeni silah sevkiyatlarının sahadaki askeri operasyonun gidişatını ciddi biçimde değiştiremeyeceğini, ancak Rusya’nın ABD ve Türkiye ile ilişkilerini olumsuz etkileyeceğini savundu.

Zaharova, barış söylemleri kullanılırken Kiev’e silah sağlanmasının karşılıklı güveni zedelediğini söyledi. Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Genel Direktörü İvan Timofeyev ise ABD silahlarının Türkiye üzerinden Ukrayna’ya olası transferinin çözüm ihtimallerini zorlaştırabileceğini kaydetti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Almanya ve Fransa’dan Çin’e karşı yeni “silah” çağrısı

Yayınlanma

Fransa ve Almanya liderleri, üçüncü ülkelerin ciddi çarpıklıklara yol açması durumunda AB pazarına erişimi kesecek yeni bir ticaret aracının oluşturulmasını talep ettiler.

Bu araç, fiilen bir “acil durdurma düğmesi” (kill switch) işlevi görecek ve Brüksel’in sistemik çarpıklıklara hızlı, hatta potansiyel olarak anında müdahale etmesine imkân tanıyacak.

Bu, 27 üyeli birliğin ticaret politikasını yöneten AB’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’na çarpıcı yeni yetkiler verecek.

Bu strateji, AB-Çin müzakerelerinin kritik bir dönemi öncesinde, bloğun en büyük iki üyesi tarafından kaleme alınan ortak bir belgede ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e gönderilen bir mektupta ortaya kondu.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından imzalanan mektupta, “Komisyonun elinde, kararlı ve sistemik bir tepki, yani ters nitelikli çoğunluk yoluyla devreye sokulabilen ve gerekirse iç pazardan derhal kesintiye kadar varan güçlü önlemler alabilmesini sağlayacak güvenilir bir araca ihtiyacımız var,” denildi.

Her iki belgede de Çin’in adı geçmemekle birlikte, yeni araçların ülkeden bağımsız olması gerektiği açıkça belirtilse de belgeler “ana ortaklarla sürdürülemez ticaret açıkları”, “yapısal kapasite fazlası”, “damping, aşırı ve genel sübvansiyonlar” ile döviz manipülasyonu ve düşük değerleme gibi, genellikle Çin’in politikalarının simgesi olarak görülen ifadelerle dolu.

Mevcut ticaret savunma araçlarından farklı olarak, bu araç geleneksel damping veya sübvansiyonların ötesindeki çarpıklıkları, siyasi veya iktisadi baskı ile döviz manipülasyonunu da ele alacak ve tek bir üründen tüm bir sektöre kadar uygulanabilecek.

Tek bir başkentin bu aracın kullanımını engellemesini önlemek için, komisyon, AB üyelerinin nitelikli çoğunluğunun karşı çıkmaması durumunda bu aracı devreye sokabilir.

Adı açıklanmayan bu araç, daha önce Çin politikası konusunda çatışan ancak son aylarda birbirlerine yaklaşan Fransa ve Almanya hükümetlerinin sunduğu bir dizi yeni tavsiyeden biri.

Yetkililerin “Çin Şoku 2.0” olarak nitelendirdiği, kilit sektörlerdeki Çin ithalatındaki artışın ortasında Berlin’in tutumu belirgin bir şekilde değişti.

Élysée Sarayı’ndan bir kaynak, “Bugün bu dengesizliklerin sürdürülemez olduğu konusunda Avrupa çapında bir konsensüs olduğu duyulması önemli,” dedi ve şöyle devam etti:

“[Çin ile] bu diyaloğun hiçbir sonuca varmayan bir diyalog değil, somut önlemlere yol açmasını istiyoruz. Dolayısıyla, bence, ticaret savaşı isteyenlerin biz olmadığımızı ama adil rekabet kurallarını uygulamaya kararlı olduğumuzu söylemek konusunda çok net bir Fransız-Alman kararlılığı ve çok net bir Avrupa kararlılığı var.”

Belge ayrıca, bağımlılıkları azaltmak ve şirketleri tedarik risklerini dağıtmaya zorlamak için yeni bir çeşitlendirme aracının oluşturulmasını ve ticaret soruşturmalarının daha sık ve hızlı bir şekilde yürürlüğe konmasını talep ediyor.

Berlin ve Paris, özellikle kimyasallar, bazı plastikler ve şarj edilebilir hibrit araçlar konusunda acil ve hedefli önlemler alınmasını istiyor.

Belgeler, perşembe ve cuma günleri AB Ticaret Sorumlusu Maros Sefcovic ile Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao arasında yapılacak görüşmeler için zemin hazırlıyor.

Gelecek hafta ise bu belgeler, Brüksel’de düzenlenecek AB liderleri zirvesinin gidişatını belirlemeye yardımcı olacak.

Liderler, Avrupa sanayisi için varoluşsal bir sorun olarak görülen bu konuyla ilgili ne yapılacağını tartışacaklar.

Fransa, Pekin’deki görüşmelerin müzakere yoluyla bir çözüme ulaşmasını umuyor; fakat AB’deki büyük partilerin, Çin’in değişmesini beklemekten sabırsızlandıkları anlaşılıyor.

Elysee Sarayı’ndan bir kaynak şunları söyledi:

“Aylarca haksız rekabetle karşı karşıya kalan ve belirli sektörler söz konusu olduğunda bir diyalogun belirsiz sonucunu beklemek zorunda bırakılamayacak sektörlerimizin de olduğu bir noktaya gelindi. Dolayısıyla, bu diyalogda ilerleme kaydedilirken ve diyalog sonuç verirken, aylardır zor durumda olan sektörlerin bir miktar korumadan yararlanabilmesi için somut önlemlerin alınmasını bekliyoruz.”

Avrupa Komisyonu’nun ticaret sözcüsü Olof Gill, von der Leyen’e gönderilen mektubu “büyük memnuniyetle karşıladıklarını” belirtti.

Gill, “Bu, AB’nin jeoekonomik riskleri ve küresel makroekonomik dengesizlikleri en iyi şekilde nasıl ele alabileceği konusundaki süregelen tartışmaya değerli bir katkı. Bu, Avrupa Komisyonu’nun çalışmalarıyla ve Başkan’ın rekabet gücü konusundaki net tutumuyla, Çin dahil ticaret ortaklarına yönelik yaklaşımıyla uyumlu,” dedi.

Geçen hafta yeni araçla ilgili haberler ortaya çıktığından beri, bu araç, ABD’nin 301. Madde gümrük vergisi aracıyla ve üç yıl önce kabul edilen ancak o zamandan beri atıl durumda kalan AB’nin kendi zorlama önleme aracı (ACI) ile çeşitli şekillerde karşılaştırıldı.

Oysa hem ABD hem de Çin’den Avrupa’ya yönelik zorlayıcı davranışlarda artış olduğu düşünülüyor.

Elysee’den bir kaynak, önerilen aracın, bir misilleme silahı olan ACI’a kıyasla daha önleyici nitelikte olacağını belirtti ve “Orada amaç, zorlamaya son vermek. Burada ise hedefimiz, gerçekten caydırıcı bir araca sahip olmak,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English