Asya
İktisatçı Rogoff: Yuan beş yıl içerisinde rezerv para olacak

Harvardlı iktisatçı Kenneth Rogoff, kripto para birimlerinin yeraltı ekonomilerinde popüler olmalarına rağmen neden hiçbir zaman doların yerini alamayacağını söylerken, yuanın da önümüzdeki beş yıl içerisinde rezerv para olacağını öne sürdü.
Rogoff, doların bir “meşruiyet krizine” doğru yaklaştığı konusunda defalarca uyarıda bulunmuştudu. 2000’lerin sonundaki küresel resesyon hakkında kapsamlı çalışmalar yazan Rogoff, dikkatini dünya finans hiyerarşisinin tepesinde yer alan ABD para biriminin giderek istikrarsızlaşan konumuna çevirdi.
Uluslararası Para Fonu’nun eski baş ekonomisti ve satranç büyükustası olan Rogoff, geçen yılın mayıs ayında Our Dollar, Your Problem [Bizim Dolarımız, Sizin Sorununuz] adlı kitabını yayınlamıştı.
South China Morning Post’a (SCMP) konuşan Rogoff, doların yuan ve avro ile rekabeti, küresel politika yapıcılar arasında ABD para birimine olan bağımlılığı azaltma yarışı ve kripto para birimlerinin yükselişinin gelecekteki gelişmelere nasıl etki edeceği konularını ayrıntılı olarak ele aldı.
Çin lideri Xi Jinping’in yakın zamanda yuanı küresel bir rezerv para birimi haline getirilmesi çağrısında bulunmasının “son derece önemli bir gelişme” olarak nitelendiren iktisatçı, Çinli teknokratların uzun zamandır yuanı ABD dolarından daha bağımsız hale getirmek istediklerini savunuyor.
Çin’in büyük bir ülke olduğu göz önüne alındığında, kendi bağımsız para politikasına sahip olması gerektiğini uzun zamandır savunduklarına işaret eden Rogoff, yuanın küresel rezerv para olması için atılacak adımların, sermaye piyasalarını tamamen serbestleştirmeyi gerektirmediğini ileri sürüyor:
“Atılması gereken bir dizi adım var, fakat bu, sermaye piyasalarının tamamen açılmasını gerektirmiyor. Önemli olan, Çin’in devlet tahvili piyasalarını yabancı yatırımcılara açması ve makul derecede gelişmiş bir vadeli işlem piyasası, faiz oranı swapları vb. yapısına sahip olması.”
Rezerv para birimi olmak için tüm piyasaların açık olmasının gerekmediğini savunan iktisatçı, ABD’nin 1940’lı, 50’li, 60’lı yıllarda ve 70’li yılların büyük bir bölümünde yabancı yatırımlara birçok kısıtlama getirdiğini ama yine de bir rezerv para birimi olmaya devam ettiğini hatırlatıyor.
Rogoff, “Bununla birlikte, finansal sistemin ABD dolarından bağımsız olarak uluslararası işlemleri aracılık etme kapasitesini genişletmek gibi nispeten basit adımların atılması gerekiyor,” diyor.
Rogoff’a göre yuan, Çin hükümetinin borcunun önemli bir kısmının yabancı yatırımcılar tarafından tutulduğu bir rezerv para birimi olma yolunda ilerlerse, Xi’nin rezerv para birimi olma çağrısına yanıt vermek için yabancı yatırımcıların büyük bir ilgisi olacak.
İktisatçı, “Bu, önümüzdeki beş yıl içinde gerçekleşecek. Yatırımcılar, ABD dolarından uzaklaşarak portföylerini çeşitlendirmek için fırsatlara aç durumda,” iddiasında bulunuyor.
Yuanın uluslararasılaşmasının önündeki en büyük engelin “dalgalı kur”un yavaş gelişmesi olduğunu belirten Rogoff, Çin’in para biriminin ABD doları karşısında daha fazla dalgalanmasına izin vermesi şeklindeki ilk adımın halihazırda atıldığını ama sürecin yavaş ilerlediğini kabul ediyor.
“Çin’in Avustralya tarzı esnekliğin uç noktasına gitmesine gerek yok,” diyen iktisatçı, Carmen Reinhart ve kendisinin “yönetilen dalgalanma” olarak adlandırdığı, daha çok Kanada’ya benzeyen bir sisteme sahip olmasının yeterli olacağını ileri sürüyor.
Çin’in döviz işlemleri için “arka ofisini” iyileştirmesi de önemine işaret eden Rogoff, modern blok zinciri teknolojisi sayesinde SWIFT benzeri ödeme altyapılarının artık çok daha kolay işleyebileceğine inanıyor:
“Çin, avro gibi daha fazla esneklik sağlarsa, Çin’in o kadar çok döviz rezervine ihtiyacı kalmaz – rezervlerin temel amacı döviz kurunu istikrara kavuşturmaktır. Fakat kendi daha serbest dalgalanan döviz kuruna sahip dünyanın en büyük ülkelerinden biri olarak Çin, artık bu konuda endişelenmek zorunda kalmaz. Bunun yerine, diğer ülkeler döviz rezervlerinde Çin para birimini tutma konusunda endişelenmek zorunda kalır.”
Rogoff’a göre, diğer ülkelerin şu anda bu konuda endişelenmemelerinin bir nedeni de Çin’in para birimini ABD dolarına çok sıkı bir şekilde sabitlemiş olması.
Diğer ülkelerdeki döviz yöneticileri için doları elde tutmak, yuanı elde tutmaya göre oldukça iyi bir alternatif olageldi. Fakat yuan daha serbest dalgalanır hale gelirse, durum artık böyle olmayacak.
Avrupa’nın da, özellikle Grönland krizinden sonra alternatif arayışlara gireceğini savunan Harvard iktisatçısı, Kıtanın finansal bağımsızlığa öncelik vermesi gerektiğini fark etmeye başladığını düşünüyor.
Ona göre sonuç, ABD dolarının artık tek hakim olmadığı, daha çok kutuplu bir sistem olacak:
“Bir yerine üç veya dört kredi kartına sahip olmak gibi bir şey. Dolar hala zirvede olacak, ama daha küçük bir tepenin kralı olacak.”
Rogoff’a göre Çin için en önemli şey Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS), yani SWIFT’in Çin versiyonu. Dolayısıyla, Çin’in bir numaralı önceliği bunu güçlendirmek ve SWIFT’e daha fazla rakip haline getirmek.
Bu kapsamda Çin Merkz Bankasının dijital para olarak geliştirdiği mBridge projesinin, uluslararası işlemler için altyapı oluşturmak için çok önemli olduğuna işaret eden Rogoff, “Eğer başarılı olursa, bir şekilde Çin’in kendi finansal sistemine entegre edileceğini tahmin ediyorum,” diyor.
Uzun vadede, özel olarak çıkarılan ve genellikle dolara bağlı olan stabilcoinlerin avroya veya yuana bağlanabileceğine inandığını söyleyen iktisatçı, stabilcoinlerin ve merkez bankası dijital para birimlerinin (CBDC) uzun vadede düzenleme ve yönetişim açısından birbirine benzeyeceğini savunuyor.
Kripto para birimlerinin, bir zamanlar doların tartışmasız kralı olduğu yasadışı işlemler için şimdiden oldukça rekabetçi bir konumda olduğunun altını çizen Rogoff, kripto para birimlerinin “yeraltı ekonomisinde” ABD dolarından önemli pazar payları aldığına işaret ediyor.
Fakat yasal ekonomi söz konusu olduğunda, “distopik bir Üçüncü Dünya Savaşı sonrası gelecekte” yaşamadığımız sürece, kripto para birimlerinin asla ABD dolarının yerini almayacağını düşünüyor:
“Bir hükümetin, kripto para biriminin kendi para biriminin yerini almasına izin vermesi aptalca olur ve hükümetler, kendi para birimlerinin kripto para birimleriyle toptan ikame edilmesini önlemek için fazlasıyla yeterli düzenleyici ve yasal yetkiye sahiptir.”
2010 yılında yuan cinsinden yapılan uluslararası ticaretin neredeyse hiç olmadığını, bugünse Çin’in uluslararası ticaretinin yarısının yuan cinsinden olduğunu hatırlatan Rogoff, kakim para birimindeki değişimden söz etmek için on yılların, en az yarım yüzyılın gerektiğini ve bunun da genellikle ancak bir savaşın ardından gerçekleştiğini söyleyerek şöyle devam ediyor:
“Fakat yuanın çok daha önemli bir uluslararası para birimi haline gelmesi o kadar uzun sürmeyecek. Avronun halihazırda önemli olan rolünden daha büyük bir role yükselmesi de o kadar uzun sürmeyecek. Dijital yuan, uluslararası işlemleri kolaylaştırmanın bir yoludur. Ayrıca yurt içi işlemler için de yararlıdır. Bu sadece dijital para birimi yaratmakla ilgili değildir. İşlemleri gerçekleştirmek için bütün bir bankacılık mimarisi, finansal mimari yaratmakla ilgilidir. Ve muhtemelen daha da önemli hale gelecek.”
Stabilcoinlerin sadece kağıt paranın ikamesi değil, banka kartlarının, kredi kartlarının, elektronik transferlerin de ikamesi olduğunu düşünen Rogoff, hükümetlerin de nihayetinde stabilcoinlerin bu geleneksel alternatifler kadar kolay denetlenebilmesini sağlaması gerektiğini söylüyor.
Ona göre bu gerçekleştiğinde, merkez bankası dijital para birimlerine karşı olan büyük avantaj ortadan kalkar.
ABD doları stabilcoinlere şimdilik hakim olsa da, Rogoff bunun “Çin’in kazanmak istediği bir yarış olmadığını” savunuyor.
Rogoff, “Çin, sağlam temellere sahip olmak, kendi finansal mimarisini inşa etmek ve baskıcı olmayan bir sisteme sahip olmak suretiyle kazanmak istiyor,” diyor.
ABD hükümetine güvendiklerini, fakat Çin hükümetine güvenmediklerini söyleyenler olduğunu hatırlatan Rogoff, Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki işletmelerle ve hatta hükümetlerle konuştuğunuzda “mutlaka bu cevabı almayabileceğinizin” altını çiziyor:
“ABD hükümetinin her türlü düzenleme ve kısıtlamayı dayatmada çok sert olduğunu, Çin hükümetinin ise daha az sert olduğunu düşündükleri birçok yer var. Dolayısıyla her iki para birimi için de bir pazar var. Çin’in kazanacağını söylemeyeceğim, fakat önemli bir oyuncu haline geleceğini söyleyebilirim.”
Asya
Güney Kore borsası Hindistan’ı geride bırakarak dünya altıncısı oldu

Güney Kore hisse senedi piyasası, yapay zeka sektörüne yönelik güçlü küresel ilginin etkisiyle Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası konumuna yükseldi. Bloomberg verilerine göre, Kospi endeksinin piyasa değeri 2026 başından itibaren yüzde 86’dan fazla artarak 5 trilyon dolara ulaşırken, Hindistan borsası gerileyerek yedinci sıraya yerleşti.
Güney Kore hisse senedi piyasası, Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası unvanını elde etti.
Seul yönetimindeki piyasalar, mayıs ayının başında da Kanada’yı geride bırakarak yedinci sıraya yerleşmişti.
Borsadaki bu yukarı yönlü ivmenin temel itici gücü olarak yapay zeka teknolojilerine yönelik devam eden yüksek küresel ilgi gösteriliyor.
Bloomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Güney Kore hisse senedi piyasasının ana endeksi Kospi’nin toplam kapitalizasyonu, 2026 yılının başından bu yana yüzde 86’nın üzerinde bir artış kaydederek 5 trilyon dolara ulaştı.
Aynı dönemde Hindistan hisse senedi piyasasını temsil eden Nifty 50 endeksinin toplam hacmi ise gerileyerek 4,8 trilyon dolar seviyesine düştü.
Dünya borsaları sıralamasında güncel verilere göre ilk sırada 79,47 trilyon dolar piyasa değeriyle ABD yer alıyor. ABD’yi sırasıyla 15,09 trilyon dolarla Çin, 8,63 trilyon dolarla Japonya ve 7,24 trilyon dolar değerindeki Hong Kong piyasası takip ediyor.
Tayvan 5,15 trilyon dolarlık piyasa değeriyle listenin beşinci sırasında konumlanırken, hemen ardından 5,04 trilyon dolarla Güney Kore geliyor.
Hindistan ise bu gelişmeler neticesinde altıncı sıradan yedinci sıraya gerilemiş bulunuyor. Güney Kore, mayıs ayının başında da bu sıralamada Kanada piyasasını geride bırakmıştı.
Bloomberg, Güney Kore piyasasında gözlenen bu büyümenin arkasında, küresel yapay zeka endüstrisinin gelişimini sağlayan en büyük mikroçip üreticilerinin hisselerine yönelik yoğun talebin bulunduğunu aktardı.
Bununla birlikte analizde, yatırımcıların bahislerini ağırlıklı olarak yapay zeka sektöründe yoğunlaştırmasının, piyasada aşırı ısınma risklerine dair endişeleri de beraberinde getirdiği ifade edildi.
Reed Capital Partners Yatırım Direktörü Gerald Gan gelişmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu büyüme, sonraki teknolojik inovasyon dalgasında Güney Koreli teknoloji şirketlerinin süregelen önemini vurguluyor. Aynı zamanda bu durum, küresel sermaye akışlarının bir zamanlar Batı piyasalarının gölgesinde kalan ancak günümüzde teknolojinin ve büyümenin geleceğini şekillendirmede giderek daha belirgin bir rol oynayan büyük Asya ekonomilerine doğru geniş çaplı kayışını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan Asset Value Investors Kıdemli Yatırım Analisti Ross McGarry, Güney Kore için asıl sınavın, bu büyüme performansını kurumsal yönetim alanında gerçekleştirilecek gerçek reformlar ve yapısal değişikliklerle koruyup koruyamayacağı olacağını ekledi.
Bloomberg analizine göre Hindistan, para birimi rupinin zayıflaması, rekor düzeydeki yabancı sermaye çıkışları ve doğrudan yapay zeka altyapısıyla ilişkili şirketlerin eksikliği nedeniyle küresel sıralamadaki konumunu kaybediyor.
Enerji kaynaklarının fiyatlarındaki artışın da enflasyon endişelerini tetikleyerek Hindistan piyasası üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.
Gerald Gan, konuya ilişkin olarak “Yatırımcıların gözünde Hindistan’ın büyüme hikayesi, ülkenin artan iç ve dış siyasi zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle dinamizmini giderek yitiriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Güney Kore’nin piyasa kapitalizasyonunda öne geçmesine rağmen Hindistan ekonomisi, toplam gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüklüğünde Güney Kore’nin önünde yer almaya devam ediyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre Güney Kore’nin GSYİH’si 1,93 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.
Asya
Çinli yapay elmas üreticileri yapay zeka ile yükselişte

Yapay zeka teknolojilerindeki küresel yükseliş, gelişmiş mikroçip üretiminde kritik bir soğutma bileşeni haline gelen Çinli yapay elmas üreticilerine rekor büyüme getirdi. Bloomberg’ün haberine göre sektördeki talep kaymasıyla birlikte Çinli laboratuvar üreticilerinin hisseleri hızla yükselirken, geleneksel metal üreticilerinin hisselerinde sert düşüşler kaydedildi.
Geleneksel olarak çoğunlukla mücevher sektörüyle ilişkilendirilen Çin üretimi sentetik elmaslar, yapay zeka çiplerinin soğutulmasında etkili bir malzeme olarak kullanılmaya başlandı.
Bloomberg’ün haberine göre, yapay elmaslar yapay zeka alanında daha güçlü yarı iletkenlerin üretilmesini sağlayan kritik bir bileşene dönüştü ve Çinli üreticiler bu yapay zeka patlamasının önemli yararlanıcıları haline geldi.
Bu gelişmenin ardından geçtiğimiz hafta sentetik elmas üreticilerinden Zhecheng Huifeng Diamond Technology Co. şirketinin hisseleri yüzde 51, SF Diamond Co. şirketinin hisseleri ise yüzde 40 oranında değer kazandı.
Yükseliş eğilimi bu hafta da devam etti. Söz konusu hisselerin gösterdiği performans, Şanghay ve Şençen menkul kıymetler borsalarında işlem gören en büyük ve en likit 300 hisse senedinin performansını takip eden CSI 300 endeksinin yüzde 1 seviyesindeki artışını geride bıraktı.
Bloomberg, baskı devre kartları ve optik modüller gibi donanım alanlarının aşırı yoğunlaştığı bir dönemde, yapay zeka yarı iletkenlerinde sentetik elmas kullanımının yeni ve niş bir segment olarak öne çıktığını bildirdi.
Sentetik elmaslar, mikroçiplerin soğutulmasında geleneksel olarak kullanılan bakır ve alüminyum malzemelerine alternatif bir çözüm sunuyor.
Huayuan Securities analistleri konuya ilişkin değerlendirmelerinde, “Elmas ile soğutma sektörel bir fikir birliği haline geliyor ve bu yöntemin yapay zeka ile veri merkezleri alanındaki uygulamasının genişlemesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.
Elmas laboratuvarlarının hisselerindeki artışla eş zamanlı olarak, yapay zekaya yönelik iyimserlik ve renkli metallere olan talep nedeniyle daha önce yükseliş gösteren metal üreticileri Aluminum Corp. of China şirketinin hisselerinde yüzde 25, Jiangxi Copper Co. şirketinin hisselerinde ise yüzde 28 oranında düşüş kaydedildi.
Nomura’nın Çin teknoloji ve telekomünikasyon analisti Duan Bing, mevcut piyasa koşullarının sentetik elmaslar için avantajlı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti.
Sentetik elmas üreticisi SF Diamond, Çin dışındaki müşterileri tarafından gerçekleştirilen testlerin ardından, kendi ürettiği malzemelere dayalı ısı emicilerin küçük partiler halinde sevkiyatına başladı.
Benzer şekilde, Henan Liliang Diamond Co. da yüksek güçlü ısı emici üretim projesinin ilk aşamasını başlattığını duyurdu.
Diğer taraftan, Rusya’nın en büyük elmas madenciliği şirketi Alrosa, 2025 yılının sonunda yayımladığı öngörüde dünyadaki doğal elmas üretiminin son 30 yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine yaklaştığını bildirdi.
Söz konusu öngörüye göre, üretimin 150 milyon karata ulaştığı 2017-2018 dönemindeki seviyelerin ardından, düşüş eğiliminin 2026 yılında da devam ederek yıllık 95 milyon karata kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.
Asya
Çin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi

Pekin, Japonya ve Filipinler’in deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik görüşmeleri başlatma kararına misilleme olarak Tayvan’ın doğusundaki sularda kolluk devriyeleri düzenlediğini duyurdu.
Çin Sahil Güvenliği’nden yapılan açıklamaya göre, Daishan gemisinin öncülük ettiği bir filo pazartesi günü “hukuka uygun olarak” kolluk devriyeleri gerçekleştirdi.
Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Jiang Lue açıklamada, “Bu, Japonya ve Filipinler’in Çin’in Tayvan adasının doğusundaki sularda deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik müzakerelerin başlatıldığını tek taraflı olarak ilan etmesine karşı alınmış gerekli bir eylemdir. Söz konusu ilan, Çin’in toprak egemenliğini ve deniz hakları ile çıkarlarını ciddi biçimde ihlal etmektedir,” dedi.
Jiang, “Japonya ve Filipinler’i, Çin’in egemenliğini ve haklarını ihlal eden tüm yasa dışı eylemleri derhal durdurmaya çağırıyoruz,” diye ekledi.
Sahil güvenliğin ilgili sulardaki kontrol ve yönetimini güçlendirmeyi sürdüreceğini de belirten Jiang, Çin’in “toprak egemenliğini ve deniz hakları ile çıkarlarını kararlılıkla korumak” için somut önlemler alacağını söyledi.
ABD ve müttefikleri Japonya ile Filipinler dahil olmak üzere çoğu ülke, Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor ve Çin’e bağlı olduğunu kabul ediyor. Bu konuda Birleşmiş Milletler kararı da var. Ancak Washington, Çin’i çevreleme çabaları doğrultusunda Tayvan’a silah sağlamaya devam ediyor ve müttefiklerini de buna teşvik ediyor.
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr. arasında Tokyo’da yapılan zirvenin ardından iki ülke, perşembe günü yayımladıkları ortak açıklamada, aralarındaki münhasır ekonomik bölgeyi (MEB) ve kıta sahanlığını belirlemek üzere “resmi müzakerelere başlama” konusunda mutabık kaldı.
Pekin, açıklanan görüşmeleri “tamamen yasa dışı ve hükümsüz” olarak kınayarak hem Tokyo hem de Manila nezdinde hızla resmi protesto girişiminde bulundu.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning cuma günü, “Sözde sınırlandırma görüşmeleri tamamen yasa dışıdır, geçersiz ve hükümsüzdür; Tayvan adasının doğusundaki bölgede Çin’in hak iddiaları ya da Çin’in meşru haklarını kullanması üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır,” dedi.
Tırmanan bu gerilim, Pekin ile hem Tokyo hem de Manila arasındaki ilişkilerin hâlihazırda gergin seyrettiği bir döneme denk geliyor. Tokyo ve Manila’nın her biri ABD’nin anlaşmalı müttefiki. Çin’in ayrıca Doğu Çin Denizi’nde Japonya ile, Güney Çin Denizi’nde ise Filipinler ile ayrı toprak anlaşmazlıkları bulunuyor.
Washington’ın kaynakları ve dikkati İran’daki savaşa yönelmiş, Beyaz Saray da Batı Yarımküre’yi stratejik önceliği haline getirmişken, Japonya ve Filipinler “Hint-Pasifik” olarak adlandırılan bölgede diplomatik temaslarını artırdı.
Bu süreç, diğer ülkelerle daha yakın güvenlik ve savunma bağları örmeyi de içerdi; bu da Pekin’in onları bölgede bloklar arası cepheleşmeyi teşvik etmekle suçlamasına yol açtı.
Japonya ve Filipinler ortak deniz sınırına sahip değil, ancak her iki ülke de yasal kıta sahanlıklarını 200 deniz milinin, yani 370 kilometre veya 230 milin ötesine genişletmeyi hedeflediğinden deniz tabanı iddiaları çakışabilir.
Japonya’nın Ryukyu Adaları’nın güneybatısında ve Filipinler’in Batanes Adaları’nın kuzeyinde yer alan bu örtüşen bölge, Tayvan’ın doğusunda bulunuyor.
Pekin’in en üst düzey devlet bağlantılı düşünce kuruluşu olan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde araştırmacı Yang Xiao, “Tayvan adasının MEB’i ve kıta sahanlığı da bu bölgenin içinde yer alıyor. Bunlar Çin’in haklarıdır ve iki tarafın kendi aralarında müzakere edebileceği bir şey değildir,” dedi.
Yang, Çin devlet yayın kuruluşu CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’da pazar günü — Çin Sahil Güvenliği’nin devriyeyi duyurmasından önce — yayımlanan röportajında, Pekin’in Tokyo ve Manila’ya karşı “tarihi ve benzeri görülmemiş” karşı önlemler alacağını söyledi.
Yang, “Onlar [Japonya ve Filipinler] üç taraflı bir örtüşme bölgesinde müzakere ettiklerine göre, biz de Tayvan’ın [doğusundaki sularda] yargı yetkimizi ilerletmek için daha ileri adımlar atabiliriz,” dedi.
“Karşı taraf pervasız ve yıkıcı eylemlerde bulunacağına göre, biz de kaçınılmaz olarak yeni karşı önlemler devreye sokacağız” ifadelerini kullandı.
Yang, Tayvan’ın doğusundaki suları, ada sakinlerinin ekonomik faaliyetleri için asli bir deniz alanı olarak tanımladı.
“Eğer bu sular Japonya ve Filipinler arasında paylaştırılırsa, bu açıkça Tayvan adasındaki halkın çıkarlarına zarar verir,” diye ekledi.
Filipinler ve Vietnam ilişkilerini ‘geliştirilmiş stratejik ortaklık’ seviyesine yükseltti
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı








