Avrupa
İngiltere’nin muhtemel başbakanı Andy Burnham kimdir?

İngiltere’de Başbakan Keir Starmer’ın görevinin yanı sıra İşçi Partisi liderliğinden de istifa etmesinin ardından Ada’nın liderlik koltuğuna oturması en muhtemel isim Andy Burnham.
Eski Greater Manchester Belediye Başkanı Burnham, iki hafta önce Makerfield’de yapılan ara seçimlerde büyük bir oy farkıyla kazanmış ve Avam Kamarasına seçilmişti.
İşçi Partisi içerisinde uzun süredir Starmer’a karşı ismi öne çıkan figürlerden biri olan Burnham’ın, parti liderliği için yapılacak yarışta karşısına şu ana kadar herhangi biri çıkmış değil.
2003 yılındaki Irak işgali oylamasında “evet” oyu verdiği için 20 yıl sonra pişman olduğunu açıklayan Burnham, siyasi kariyerini Tony Blair’in İşçi Partisi’nin orta düzeyde bir hükümet mensubu olarak inşa etmişti.
Burnham, siyasi hayatındaki “dönüm noktası” olarak, Blair’in halefi Gordon Brown hükümetinde kültür ve spor bakanlığı yaptığı sırada, Liverpool’un ünlü stadyumu Anfield’deki bir maçta yuhalanmasını gösteriyor.
1989 yılında 97 Liverpool taraftarının hayatını kaybettiği Hillsborough felaketinin 20. yıldönümünde Burnham, Anfield’da Brown yönetimini temsil ediyordu. Fakat sahadaki mikrofona taziye sözlerini söylemeye başladığı sırada, o zamanlar 39 yaşında olan bakanın konuşması, hayatını kaybedenler için adalet talep eden tribünlerden gelen yüksek sesli ve öfkeli haykırışlarla kesintiye uğradı.
O zamana kadar bir dizi İngiliz hükümeti, felaketle ilgili kamu soruşturması açılması taleplerini reddetmişti. Burnham, o andan sonra siyaseti “Londra’nın dışında” sürdürme, “sesini duyuramayanların da sesi olma” kararı aldığını söylüyor.
The Guardian’daki portresine göre Burnham’ın eleştirmenleri, on yıllar boyunca siyasi görüşlerinin değiştiği izlenimi verdiği gerekçesiyle onu “Kaptan Çarkçı” olarak nitelendirirken, diğerleri ise onu “dinleyen bir kişi” olarak görüyor.
Üniversiteden mezun olduktan sonra Londra’ya taşınan ve burada Tank World ve Passenger World Management gibi sektör dergilerinde kısa bir süre çalışan Burnham, daha sonra İşçi Partisi milletvekili Tessa Jowell’in parlamento ofisinde araştırmacı olarak göreve başladı.
Dönemin kültür bakanı Chris Smith’in danışmanlığını da yapan Burnham, 2001 yılında memleketi Greater Manchester’daki Leigh’den milletvekili seçildi.
İlk olarak Blair hükümetinde yardımcı bakan olarak görev yaptı fakat Brown hükümetinde Hazine Baş Sekreteri olarak kabineye katıldı; daha sonra kültür bakanı ve ardından sağlık bakanı olarak görev yaptı.
Burnham, 2010 yılında “tutkulu sosyalizm” vaadiyle İşçi Partisi liderliği için aday oldu fakat beş aday arasında dördüncü sırada kaldı ve partiyi biraz daha sola kaydırmayı vaat eden Ed Miliband’a yenildi.
Miliband 2015 genel seçimlerinde yenilgiye uğradığında ise Burnham, iş dünyasına yakın duruşunu vurgulamak amacıyla daha ılımlı ve “merkezci” bir söylemle yeniden aday oldu.
Burnham o dönemki kampanyasını, muhasebe ve profesyonel hizmetler şirketi Ernst & Young’ın genel merkezinde başlatmış ve girişimcilerin, “[en az] hemşireler kadar kahramanlarımız” olarak görülmesi gerektiğini savunmuştu. Burnham o seçimleri Jeremy Corbyn’e karşı kaybetti.
Burnham, Corbyn’in ekibinde bir gölge kabine görevini kabul ederek içişleri sözcüsü pozisyonunu üstlendi. Ayrıca, 2016 yılında İşçi Partisi liderinin AB’de kalma konusunda yeterince aktif destek vermemesinin, bazı kesimler tarafından Brexit kampanyasının zaferine yol açtığı öne sürüldüğünde, Corbyn’in ekibinden istifa etmeyen az sayıdaki kişiden biriydi.
Burnham, 2017 yılında Greater Manchester’ın ilk belediye başkanı olmak üzere aday olmak için Corbyn’in yanından ayrıldı.
Seçimi oyların %60’ından fazlasını alarak kazandı ve 2021’de daha da büyük bir farkla yeniden seçildi.
Manchester’da görev yaptığı süre boyunca, otobüs hizmetlerini kamu kontrolü altına alarak bölgenin ulaşım sisteminde gerçekleştirdiği dönüşümle övgü topladı.
İktisadi açıdan ülkenin geri kalanının büyük bir kısmını geride bırakan bu bölgeyi savunması, ona “kuzeyin kralı” lakabını kazandırdı.
Manchester belediye başkanlığına gelirken “sokakta uyuyanlar” (rough-sleepers) sorununu çözme vaadinde bulunmuştu. İlk senelerde işler gerçekten de iyi gitti: COVID-19 krizi patladığı sırada sokakta uyuyanların sayısı 2016’ya göre neredeyse yarıya inmişti. Ama Burnham, bu başarısını devam ettiremedi: Kasım 2025’e gelindiğinde sokakta uyuyanların sayısı 2016 seviyelerine tekrar yükselmişti.
Başbakan olursa Burnham’ın en büyük meselesi Birleşik Krallık’ın iktisadi gerileyişi olacak. Kimi iddialara göre müstakbel başbakan, Ada’nın son 40 yılına damgasını vuran özelleştirmeleri tersine çevirecek ve yeniden millileştirmelere başvuracak.
“Manchesterizm” adı verilen bu yeni bir taslağa göre, Andy Burnham’ın hükümeti, iflasın eşiğinde olan kamu hizmetlerini devralmak, hisse senedi karşılığı tahvil ihraç etmek ve devletin rekabetçi kurumlarını inşa etmek üzere uzun vadeli bir planla 40 yıllık özelleştirme sürecini tersine çevirebilir.
“Üretken Devlet” başlıklı bu politika belgesi, Burnham’ın Makerfield milletvekili olarak yemin etmek üzere Londra’ya varmasıyla birlikte yayınlandı.
Burnham’a yakın olan ve kamu hizmetlerinin devlet kontrolü altında olması konusundaki düşünceleri üzerinde onunla birlikte çalışan belgenin yazarı Mathew Lawrence, bu belgeyi Burnham’ın liderlik hedeflerinin aracı olan İşçi Partisi grubu Mainstream ile birlikte yayınladı.
Burnham’a politika konusunda danışmanlık yapan ve müstakbel başbakanın iktisadi politikalarının arkasında isim olduğu iddia edilen eski bakan Miatta Fahnbulleh, bu makaleyi “bu sorunu nasıl çözeceğimiz, halkın haykırarak talep ettiği değişimi nasıl gerçekleştireceğimiz ve çökmüş ekonomimizi nasıl yeniden inşa etmeye başlayacağımız konusundaki tartışmaya önemli bir katkı” olarak nitelendirdi.
Lawrence, makalenin “yaşamı karşılanabilir hale getirmek için mülkiyet sahibi olan, yatırım yapan ve hizmet sunan bir devleti; temiz su, ucuz enerji, sıcak evler, güvenilir ulaşım gibi insanca bir yaşamın temellerinin kontrolünü geri alan ve kamu hesap verebilir kurumlar tarafından inşa edilip yönetilen bir siyaseti” öngördüğünü söyledi.
“Manchesterizm İçin Bir Çerçeve” alt başlığını taşıyan makale, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesine yönelik uzun süredir devam eden eğilimi eleştiriyor ve yaşamı daha pahalı hale getiren temel hizmetler üzerindeki kontrolün yitirilmesi nedeniyle, bu eğilimin Birleşik Krallık’ın büyüme ve verimlilik sorunlarının temelinde yattığını ileri sürüyor.
İlgili makale ve Burnham’ın kendisi kapsamlı bir millileştirme programını savunmasa da, halkı hızla yükselen maliyetlerden ve iflas eden özel şirketlerin masraflarını üstlenmek zorunda kalmaktan korumak için daha fazla devlet müdahalesine yönelik bir çerçeve kurulmasını savunuyor.
The Guardian daha önce, Burnham’ın müttefiklerinin, İngiltere’nin su ve enerji sektörlerinin büyük bir kısmını devlet kontrolü altına almak için 10 yıllık bir projeyi yönetmekten bahsettiklerini bildirmişti.
Bu sürecin, zor durumda olan kamu hizmeti kuruluşu Thames Water ile başlaması muhtemel.
Nihayetinde Burnham’ın müttefikleri, muhtemelen elektrik şebekesi operatörü National Grid’i de içeren enerji iletim ve tedarik şirketlerini kamu kontrolü altına almak istiyorlar.
Makalede, kamu kontrolünün uzun vadede çeşitli yollarla sağlanabileceği belirtiliyor. Örneğin, Thames Water gibi bir şirketin mali sıkıntıya düşmesi durumunda, hükümet “özel idare rejimi” uygulayarak devreye girebilir.
Burnham ise örnek olarak, özel işletmecilerin imtiyaz esasına göre hizmet sunmak üzere ihaleye katıldığı, fakat ücretler, sefer saatleri ve güzergâhların yerel yönetimler tarafından kontrol edildiği Büyük Manchester otobüs ağını gösteriyor.
Makalede mali durumu iyi olan kamu hizmetleri şirketleri için ise, yasanın genellikle hükümetin bu şirketleri devralmak üzere adil piyasa değerini ödemesini gerektirdiğine dikkat çekiliyor.
Makale, bunu büyük bir peşin nakit harcaması yapmadan başarmak için devletin “tahvil-hisse takası” yöntemini kullanabileceğini savunuyor ama bu adımın yasal düzenleme gerektireceği ve muhtemelen önemli hukuki itirazlara yol açacağı belirtiliyor.
Ayrıca devlet, kendi ticari kamu şirketlerini kurarak da kademeli olarak kontrolü ele alabilir ama bu süreç potansiyel olarak büyük çaplı borçlanmayı gerektirecektir.
Burnham, sektördeki “aşırı kâr hırsını” önlemek istediğini belirtmiş olsa da, su ve enerji şirketleri için benzer bir modelin pratikte ne anlama geleceğini henüz ayrıntılı olarak açıklamadı.
Starmer hükümeti, halihazırda bu sonbaharda yeni bir yasa yoluyla su sektörüne yönelik daha sıkı bir denetim planlıyordu.
Makale, Fahnbulleh ve Ed Miliband’ın ekonomi danışmanı olan İşçi Partisi üyesi Stewart Wood dahil olmak üzere birçok İşçi Partisi ismi tarafından övgüyle karşılandı.
Wood, makalenin “ülke genelinde refah yaratmaya ve yaşam kalitesini iyileştirmeye yardımcı olan daha aktif bir devlet için sosyal demokratik argümanları yeniden düşünmeye yönelik değerli bir katkı” olduğunu söyledi.
Makerfield seçim kampanyasında verdiği önemli taahhütlerden biri, geçen seçimlerde İşçi Partisi’nin gelir vergisi, KDV ve Ulusal Sigorta primlerinin ana oranlarını artırmama sözüne sadık kalacağı.
Kampanyası sırasında, gelir vergisi için 12.570 sterlinlik başlangıç eşiğinin yükseltilmesi olasılığını da “iyice incelemek” istediğini belirtti.
Burnham, konut politikasının ard arda gelen hükümetlerin öncelik sıralamasında çok gerilere düştüğünü savunuyor. Ama “brownfield” (dönüşüm sahası) arazilerinde imara öncelik verilmesi ve Satın Alma Hakkı’nın kısıtlanması gibi birçok imza politikası, mevcut hükümet tarafından çoktan uygulamaya konuldu.
BBC’ye göre Burnham’ın savunduğu yaklaşımdaki en büyük değişikliklerden biri, 10 yıllık 39 milyar sterlinlik uygun fiyatlı konut bütçesinin tamamını, kamu tarafından finanse edilen konutlar arasında en ucuz ve en fazla sübvanse edilen tür olan sosyal kiralık konutlara ayırmak.
Muhafazakâr Sunak hükümeti gibi, İşçi Partisi de vize şartlarını sıkılaştırarak göç seviyelerini düşürdü.
Burnham, Makerfield’daki seçim kampanyası sırasında, belirli bir hedef belirlememiş olsa da, net göçün “daha da azalması gerektiğini” söyledi.
Dış politikada ise Burnham, Birleşik Krallık’ın kendi yaşam süresi içinde AB’ye yeniden katılmasını istediğini belirtmiş ama “2016 referandumunu şu anda yeniden yapmak” istemediğini de eklemişti.
AB ile ilişkiler konusundaki tutumu yakında sınanacak. Özellikle gençlik vizeleri, gıda düzenlemeleri ve Birleşik Krallık’ı AB’nin karbon fiyatlandırma sistemine yeniden bağlama planları konusunda devam eden bir dizi müzakere Starmer’dan kendisine kalacak “miraslar” arasında.
Haziran ayı başlarında Starmer’ın savunma bakanı John Healey’in istifasına yol açan savunma harcamaları da bir başka mesele olacak. Burnham, savunma harcamaları için Starmer’dan daha fazla “nakit bulacağını” söylese de bunu nasıl yapacağı henüz belli değil.
Bir diğer önemli zorluk ise Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump’la nasıl başa çıkmaya çalışacağı olacak.
Burnham, Birleşik Krallık’ın ABD ile “iyi bir ilişki” kurmaya çalışması gerektiğini belirtse de “onlarla anlaşamayabiliriz” demekten de çekinmediğini ifade etmişti.
Şu anda ise özellikle yeni Maliye Bakanı’nın kim olacağı önem kazanmış görünüyor. Öne çıkan iki isim Wes Streeting ve Ed Miliband.
Streeting ve Burnham, gelir vergisi yerine servet vergisinin artırılmasından yana. Bununla birlikte, Burnham’ın üst düzey müttefikleri, liderlik hedeflerinden vazgeçen Streeting’in, dışişleri bakanı olabileceğine dair söylentiler arasında başka bir üst düzey göreve getirilmesini bekliyorlar.
The Economist, yüksek sağlık ve sosyal yardım maliyetlerinin üstesinden gelmeye, net sıfır hedefine ilişkin pragmatik bir yaklaşım benimsemeye ve bürokrasiye azaltmaya vurgu yaptıktan sonra tercihini ilan ediyor: Wes Streeting.
Streeting’in atanmasının “büyümeyi benimseme isteğinin bir işareti” olacağını savunan dergi pek de umutlu değil:
“Sorun şu ki, bu politikalar Bay Burnham’ın içgüdülerine ters düşüyor; onun içgüdüleri, daha devletçi görüşlere sahip olan ve maliye bakanlığı için bir başka aday olan Ed Miliband’ınkilerle daha uyumlu. Yapay zekadan yararlanmak için yaratıcı yıkım gerekecek; verimsiz firmaların iflas etmesine izin verilmeli ve işçilerin yapay zekaya daha uygun işlere geçebilmesi sağlanmalıdır. Burnham, bunu başarmak için gerekli olan düzenlemelerin gevşetilmesine içgüdüsel olarak karşı çıkıyor gibi görünüyor. Müttefikleri ise Sir Keir’in getirdiklerinden bile daha güçlü işçi hakları korumaları talep ediyorlar.”
“Bu tür yanlış düşünceler”in başka yerlerde de görülebileceğini savunan The Economist, Burnham’ın “pahalı bir devlet konut inşaatı programını” tercih ettiğini, ekonomiyi yeniden sanayileştirmek istediğini savunuyor ve bunun, “İngiltere’nin karşılaştırmalı üstünlüğünün hizmet sektöründe yattığı gerçeğini göz ardı eden romantik bir fikir” olduğunu yazıyor.
Öte yandan Burnham, Maliye Bakanlığı konusunda henüz bir karara varmadı. İçişleri Bakanı Shabana Mahmood da adaylar arasında yer alıyor.
Burnham’ın ekibindeki üst düzey üyeler, Miliband’a bu görevin verilip verilmemesi konusunda ikiye bölünmüş durumda.
The Times’a göre Enerji Bakanı Miliband’ın müttefikleri, Britanya’nın durgun ekonomisini dönüştürmek için gereken hem deneyime hem de radikal yaklaşıma sahip tek adayın o olduğunu söylüyor.
Fakat aralarında bazı bakanların da bulunduğu eleştirmenleri, onun iş dünyasına yeterince destek vermediğini ve piyasa güvenini sarsma riski taşıdığını savunuyor.
Ayrıca, Burnham’ın açık olduğunu belirttiği Kuzey Denizi’nde yeni petrol ve doğalgaz sondaj ruhsatlarına karşı çıktığı gerçeğine de dikkat çekiyorlar.
Öte yandan eski Tony Blair hükümetinin “emektarlarından” James Purnell’i başdanışmanı olarak ataması, The Economist ve Financial Times için umut verici bir gösterge.
Purnell’in başında bulunduğu danışmanlık firması Flint Global’in müşterileri arasında BP, Amazon, Jaguar Land Rover ve Uber yer alıyor.
Yine Burnham’ın, eski Goldman Sachs bankacısı ve Hazine Bakanı olan Lord O’Neill ile İngiltere Merkez Bankası’nın eski baş ekonomisti Andy Haldane’e, yönetiminde üst düzey ekonomi görevleri vermesi bekleniyor.
“Burnhamomics” hakkındaki en veciz değerlendirmeyi ise uzun yıllardır Financial Times Kuzey İngiltere muhabiri olarak Burnham’ı yakından takip etmiş Jennifer Williams yapıyor:
“Burnham’ın Greater Manchester’a geldiğinde halihazırda devam eden bir projeyi devraldığı gerçeğinden kaçınmak zor; o, bu projeyi sadık İşçi Partisi destekçilerine neoliberalizmin ve damlama ekonomisinin [trickle-down economics] reddi olarak başarıyla sundu. Oysa bu hiçbir zaman öyle değildi.”
Avrupa
Manfred Weber, Afrika’da göçmen iade merkezleri kurulmasını talep ediyor

Avrupa Halk Partisi (EPP) lideri Manfred Weber, Afrika’da göçmen iade merkezlerinin bir an önce kurulması çağrısında bulundu.
Weber, İspanya’nın Ceuta eksklavında yaşanan göçmen krizinin bu sürecin aciliyetini gösterdiğini öne sürdü.
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (faz) gazetesinde pazartesi günü yayınlanan bir köşe yazısında, Avrupa Parlamentosu’nun en büyük grubunun lideri Weber şöyle yazdı:
“Ceuta, komşu ülkelerle yakın işbirliğinin işe yarayabileceğini gösterdi. Fas, göçmenleri derhal geri kabul etti. Hiç kimse Schengen bölgesine doğru yoluna devam edemedi. Avrupa, Afrika’da bir an önce geri dönüş merkezleri kurmalı.”
On binlerce kişinin Kuzey Afrika’da bulunan Ceuta’ya zorla girmesinin ardından, birçok uluslararası lider İspanya’nın solcu hükümetini ve göç politikasını suçladı.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve hükümeti en sert eleştirmenler arasında yer alıyor. Roma, cuma günü İspanya’dan gelen yolcular için sınır kontrolleri getirerek Madrid’in misillemesine yol açtı.
Weber, AB Göç Komiseri Magnus Brunner’in geçen hafta yaptığı önerileri yineledi ve geri dönüş merkezlerinin kurulmasını kabul etmeleri karşılığında, blok dışındaki ülkelere daha yakın ticari bağlar, iktisadi işbirliği ve yasal göç fırsatları sunulabileceğini savundu.
“Kalma hakkı olmayan göçmenler Avrupa’yı terk etmelidir; hiçbir koşulda istisna olamaz!” diye yazan Weber, geri dönüşlerin artık tek tek üye ülkelerin siyasi iradesine bağlı olmaması gerektiğini de ekledi.
Weber ayrıca, Avrupa içindeki iç sınır kontrollerini uzun vadeli bir çözüm olarak reddetti:
“Olağanüstü durumlarda gerekli olabilirler. Ancak sorunun temel nedenini çözmezler… Dolayısıyla tek bir cevap olabilir: dış sınırın güçlü ve ortak bir Avrupa koruması.”
Haziran başında, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi, geri dönüş merkezleri aracılığıyla blok dışındaki ülkelere sınır dışı edilmeleri de içeren göçmen iadelerine ilişkin yeni AB kurallarını duyurdu.
Weber ayrıca, yaklaşık 100 kişinin hayatını kaybettiği Ceuta krizinin tek taraflı ulusal eylemlerin sonucu olduğunu savundu ve İspanyol hükümetinin “siyasi sinyallerinin” “göç rotaları üzerinde anında bir etki yarattığını” söyledi.
Avrupa
Polonya hükümeti, işsiz Ukraynalı erkekleri sınır dışı etme planını reddetti

Polonya hükümeti, yasal olarak istihdam edilmeyen askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklerin sınır dışı edilmesini öngören muhalefet önerisini uygulanamaz buldu.
Hükümet, bunu “aşırı sağcı seçmenlerin desteğini kazanma girişimi” olarak nitelendirdi.
İçişleri Bakanlığı sözcüsü cumartesi günü, “Bu planlar tam bir saçmalık ve popülizm,” dedi.
İçişleri Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk cuma günü yaptığı açıklamada, Polonya’da yaşayan askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklerin %90’undan fazlasının istihdam edildiğini belirtti.
İşgücü piyasasının dışında kalanlar arasında rehabilitasyon gören yaralı Ukraynalı askerler ve engelli çocuklarına bakan ebeveynler yer alıyor.
Perşembe günü, muhalefetteki Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, gelecek yılki parlamento seçimlerinin ardından iktidara geri dönmesi halinde, yasal olarak istihdam edilmeyen askerlik çağındaki Ukraynalı erkekleri sınır dışı etme sözü verdi.
Partinin genel başkan yardımcısı ve Avrupa Parlamentosu üyesi Tobiasz Bocheński perşembe günü düzenlenen parti konferansında, PiS’in ilk önemli kararlarından birinin, Polonya’da yasal bir işi olmayan 25-60 yaş arası Ukraynalı erkekleri sınır dışı etmek olacağını açıkladı.
Yerel haber kanalı Polsat News’e göre Bocheński, “Onlar vatanları için savaşma fırsatına sahip olacaklar,” dedi.
PiS, özel sınır dışı etme merkezleri ve yabancı uyruklular için merkezi bir kayıt sistemi kurulmasını öneriyor.
Bu sistem kapsamında idari yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, sınır dışı etme işlemlerinin başlatılmasına yol açabilir.
Öneri, kayıt dışı ekonomide çalışan Ukraynalıları da kapsayacak.
Bununla ayrı olarak, AB yeni gelen askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklere (Ukrayna yasaları uyarınca Ukrayna’yı terk etmeleri yasak olanlara) geçici koruma sağlamamayı planlarken, diğer Ukraynalılar için bu programı Mart 2028’e kadar uzatmayı planlıyor.
Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa Muhafazakarları ve Reformcuları (ECR) grubunun bir parçası olan PiS son aylarda iç bölünmeler nedeniyle sarsıldı.
Temmuz ayı sonunda, son PiS hükümeti döneminde Polonya başbakanlığını yürüten Mateusz Morawiecki, partiden ayrıldı ve kendi hareketi olan Rozwój Plus’ı kurdu.
PiS liderliğinin gelecek yılki seçimlerde başbakan adayı olarak Avrupa karşıtı bir ismi göstermesinin ardından gerginlikler tırmandı.
Morawiecki, “Elbette Brüksel’in bürokratik aşırılıkları ve saçmalıklarıyla yüzleşmeliyiz, ancak Polonya’nın Avrupa Birliği üyeliği birçok fayda sağlıyor,” dedi.
Son anket sonuçlarına göre, Rozwój Plus’ın parlamento seçimlerinde aldığı destek oranı yaklaşık %8 olarak görünüyor.
PiS’in oy oranı ise 2023 parlamento seçimlerindeki %35’ten %18’e geriledi.
Avrupa
Alman sanayisi az da olsa büyüdü

Almanya’nın sanayi üretimi haziran ayında hafif bir artış gösterdi; AB’nin en büyük ekonomisi, Çin’den gelen yoğun ithalata rağmen toparlanma sinyalleri veriyor.
Almanya Federal İstatistik Ofisi (Destatis) cuma günü yaptığı açıklamada, Alman sanayi üretiminin Mayıs-Haziran arasında kadar reel bazda %0,2 arttığını bildirdi.
Bu artış, büyük ölçüde %3,6 büyüyen otomotiv sektöründeki üretim artışından kaynaklandı.
Bu artış, sırasıyla %1,8 ve %3,9 düşüş kaydeden enerji yoğun sektörler ile makine imalatındaki gerilemeleri telafi etti.
Veriler, Alman sanayi üretiminin bu yılın ikinci çeyreğinde ilk çeyreğe kıyasla %0,7 arttığını gösteriyor.
ING Research’ün makroekonomi küresel başkanı Carsten Brzeski, “Orta Doğu’daki savaşa ve enerji fiyatlarındaki artışa rağmen… Alman sanayisi şaşırtıcı bir direnç gösterdi,” dedi.
Brzeski, Almanya’nın ihracata yönelik üreticilerinin, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın tetiklediği enerji fiyatlarındaki artıştan Asyalı rakiplerinin “daha fazla etkilenmiş” olmasından “fayda sağladığını” belirtti.
Analistlerin Reuters anketinde öngördüğü %0,1’lik artışı aşan sanayi üretimindeki bu yükseliş, son yıllarda ABD’nin geniş kapsamlı gümrük vergileri, yüksek enerji fiyatları ve Çinli üreticilerin şiddetli rekabetinin ülkenin sanayisini zorladığı bir dönemde gerçekleşti.
Bu durumu vurgulayan, cuma günü açıklanan Çin gümrük verileri, dünyanın en büyük ikinci ekonomisinin temmuz ayında dolar bazında net ihracatının bir önceki yıla göre %23,9 arttığını ortaya koydu.
Çin’in Almanya’ya yaptığı ihracat %17,4 artarken, Almanya’dan ithalatı %2,7 düştü.
Çin, Almanya’nın en büyük ticaret ortağı ve 2025 yılında iki ülke arasında 252,4 milyar avro değerinde mal ticareti gerçekleştirildi.
Berlin’in Pekin ile olan ticaret açığı da geçen yıl yaklaşık 90 milyar avroya ulaşarak rekor seviyeye çıktı.
Brzeski, Çin verilerinin “sanayideki herhangi bir konjonktürel iyileşmenin, Alman sanayisinin yapısal sorunlarını gölgelememesi gerektiğini” gösterdiğini belirterek, sanayi üretiminin Haziran 2025’e göre %0,1 daha düşük ve pandemi öncesi seviyelerin %10 altında kaldığını ekledi.
Cuma günü açıklanan veriler, sıcak hava ve kuraklığın Ren Nehrindeki su seviyesini rekor düzeyde düşük seviyelere düşürdüğü ve bu su yoluna büyük ölçüde bağımlı olan Alman sanayi tedarik zincirlerini tehdit ettiği bir dönemde geldi.
Kiel Enstitüsü, bu yaz yaşanan aşırı kuraklığın bu yıl Almanya’nın GSYİH’sini %0,2’ye kadar düşürebileceğini tahmin ediyor.
Geçen ay Uluslararası Para Fonu (IMF), yüksek enerji fiyatları ve avro bölgesindeki “zayıf tüketici güveni”ni gerekçe göstererek, Almanya için bu yılki büyüme tahminini %0,8’den %0,7’ye düşürdü. Alman ekonomisi, 2019 yılından bu yana durgunluk yaşıyor.
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi2 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını2 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını1 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Görüş1 hafta önceAteş altındaki Mısır: Dimyat saldırısı küresel enerji piyasaları için ne anlama geliyor?
Dünya Basını2 hafta önceABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan











