Diplomasi
Japonya lideri, Trump’ın İran talepleri karşısında Washington’da zor bir sınavla karşı karşıya

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, perşembe günü Beyaz Saray’ı ziyaret ederek, ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelecek. Ancak bu görüşmenin Takaichi için zorlu geçecek, çünkü ABD Başkanının İran’la ilgili talepleri için kendisine baskı yapması bekleniyor.
Takaichi, Trump’ın, Japonya da dahil olmak üzere bir dizi ülkenin, İran’ın kontrolündeki Hürmüz Boğazı’nda tankerlere eskortluk yapması için çağrıda bulunduğu bir dönemde Trump ile yüz yüze görüşen ilk büyük müttefik olacak.
Tokyo’daki Asia Group danışmanlık şirketinden David Boling, Reuters’a yaptığı değerlendirmede, “Asıl tehlike, Trump’ın onu kamuoyu önünde, yerine getiremeyeceği güvenlik taahhütleri vermeye zorlaması,” dedi. Boling, aynı zamanda Trump’ın ilk döneminde Japonya ile ticaret müzakerecisi olarak görev yapmıştı.
Almanya, İtalya ve İspanya gibi ABD müttefikleri, herhangi bir Körfez misyonuna katılmayı reddetti. Avrupa Birliği Dışişleri Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise salı günü yaptığı açıklamada, “Hiç kimse halkını tehlikeye atmaya hazır değil,” dedi.
Takaichi, pazartesi günü Japon parlamentosuna yaptığı açıklamada, ABD’den resmi bir talep almadıklarını ancak olası bir müdahale için ülkelerinin pasifist anayasası sınırları içinde hareket etme seçeneklerini incelediklerini söyledi.
Asahi gazetesinin yaptığı bir ankete göre, Japonların %10’undan daha azı, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını destekliyor.
TRUMP JAPONYA’YI CEZALANDIRABİLİR
Trump, müttefiklerini dikkatli davranmakla suçlamaktan, onlara ihtiyaç duymadığını söylemeye kadar giderek Japonya gibi, savunma için ABD’ye bağımlı ve Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ithalatı yapan ülkeleri hedef aldı. Japonya’nın petrol sevkiyatlarının yaklaşık %90’ı Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor.
Tokyo, önceki ABD askeri harekâtları için lojistik destek ve istihbarat sağladı. Ancak Japonya’nın gemilerini bir çatışma bölgesine göndermesi yasal açıdan zorlu ve halk arasında derin bir karşıtlık yaratacağı düşünülüyor.
“Söz konusu durum, Japonya–ABD güvenlik ittifakının temellerini sarsan bir tartışmaya dönüştü,” diyor Tokyo’daki Sophia Üniversitesi’nden siyaset profesörü Kazuhiro Maeshima.
Maeshima, Trump’ın Japonya üzerinde büyük bir baskı gücüne sahip olduğunu da ekliyor. Japonya, Çin ve Kuzey Kore’den geldiği iddia edilen tehditlere karşı caydırıcı bir güç olarak yaklaşık 50.000 Amerikan askeri, bir uçak gemisi grev grubu ve bir dizi savaş uçağından faydalanıyor. Ayrıca, Trump ticaret açığını azaltmaya yönelik çabalarında Japonya’dan milyarlarca dolarlık yatırım talep etti.
“Japonya’yı gönüllü ülkeler koalisyonuna dahil edebilirse, diğer ülkelere baskı kurması kolaylaşacak,” dedi Maeshima.
Öte yandan, Japonya bu talebi reddederse, diğer ülkeler için “bir örnek teşkil edebilir” çünkü Trump ‘hayır’ diyen bir ülkeye “ne olacağını gösterebilir.”
Takaichi’nin halk desteği, geçen ayki seçim zaferinin ardından biraz düşüş gösterdi. Anketler, hükümetin, kısmen Orta Doğu’daki enerji krizinin etkisiyle artan yaşam maliyetleriyle mücadele ettiğini gösteriyor.
TRUMP’I MEMNUN ETMEK ZORLUĞU
Trump, Dkim ayında Japonya’nın ilk kadın liderine övgüler yağdırmıştı, ancak şimdi Takaichi ile yapılacak zirvede İran konusunda ona saatlerce baskı yapma fırsatı olacak. Bu görüşmelerde, çalışma öğle yemeği ve akşam yemeğiyle birlikte, Japonya’nın bu konuda nasıl bir tavır alacağı sorusu da masada olacak.
Asya’daki ABD müttefikleri, bölgedeki güvenlik varlıklarının yeniden dağıtılmasının Çin’e karşı savunmaları zayıflatabileceğinden endişe ederken, Japonya, zirvede Çin’le mücadele konusunun gündemin ön sıralarında yer almasını umuyordu.
Tokyo, Washington ile Çin’e bağımlılığını azaltacak stratejik mineraller tedarikini çeşitlendirme ve Çin ile Rusya’nın geliştirdiği yeni hipersonik füzelere karşı Trump’ın Altın Kubbe füze savunma sistemine katılma konusunda anlaşmalar yapmayı hedefliyor.
İran odaklı bu toplantıya hazırlıksız yakalanan Tokyo, Japonya’nın sağlayacağı yardımın Trump’ı tatmin edip etmeyeceğini tam olarak kestiremiyor.
Uzmanlara göre Trump, Takaichi’ye kesin bir talepte bulunacak ve buna verilecek yanıt ya ‘evet’ ya da ‘hayır’ olacak ve bu yanıt ikili ilişkilerin seyrinde belirleyici olabilir.
ABD füze savunma sistemleri Güney Kore’den ayrıldı: Sırada Filipinler mi var?
Diplomasi
AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.
Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.
Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.
Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.
Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.
LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor.
Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.
Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.
Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.
Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.
AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.
Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.
Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.
New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.
Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor.
Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.
Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.
Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.
Diplomasi
Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.
Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.
Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.
Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.
Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.
“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.
Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.
Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.
Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.
Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.
Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.
Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.
Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.
Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.
Diplomasi
Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.
Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.
Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.
Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.
Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.
Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.
Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.
Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.
Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.
AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.
Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.
Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.
Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.
Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.
Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını6 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak










