Bizi Takip Edin

Asya

Japonya’da seçimler yaklaşırken Başbakan Takaichi’nin savunma planı tartışma yarattı

Yayınlanma

Japonya’da yaklaşan genel seçimler için yürütülen kampanya, savunma politikaları ve komşu ülke Çin ile ilişkiler konusundaki siyasi bölünmeyi çarpıcı biçimde ortaya koydu. Başbakan Sanae Takaichi liderliğindeki koalisyon hükümeti, Çin’e karşı daha sert bir tutumdan yana olup savunmanın güçlendirilmesi vurgusu yaparken, başlıca muhalefet grupları ülkenin pasifist anayasasına bağlı kalınmasını ve Pekin ile her ne pahasına olursa olsun çatışmadan kaçınılmasını savunuyor.

Ülkenin ilk kadın başbakanı olan Takaichi, son dönem Japon liderleri arasında Çin’le ilgili konularda şahin söylemleriyle öne çıkıyor. Kasım ayı başlarında, Takaichi, Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir operasyonuna karşı Japonya’nın bir yanıt verebileceğini söylediğinde, Pekin karşılık olarak Japonya’ya yapılan nadir toprak elementi sevkiyatına kısıtlamalar getirdi ve ülkeye seyahat edilmemesi yönünde uyarıda bulundu.

Birden fazla kamuoyu yoklamasına göre, Takaichi’nin Liberal Demokrat Partisi’nin (LDP) gelecek pazar yapılacak genel seçimde Temsilciler Meclisi’nde yeniden çoğunluğu elde etmesi büyük olasılık olarak görülüyor. Parti lideri pazartesi günü, mevcut anayasada ülkenin askerî güç bulundurması yasaklanmış olsa da, Japonya Öz Savunma Kuvvetleri’nin anayasada daha açık biçimde tanınması gerektiğini söyledi. Pasifist anayasa bugüne kadar hiç değiştirilmedi.

Japonya ile ABD’nin Çin’e yönelik çevreleme politikalarını daha koordineli hâle getirme çabasının parçası olarak Takaichi’nin 20 Mart civarında Washington’a bir ziyaret planlamayı değerlendirdiği bildiriliyor.

Takaichi, 26 Ocak’ta TV Asahi programında şunları söyledi: “Eğer Japonya hiçbir şey yapmaz ve ABD ordusu saldırı altındayken sadece kaçıp giderse, Japonya-ABD ittifakı çöker.” LDP lideri sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir acil durum halinde Tayvan’daki Japon ve Amerikan vatandaşlarını gidip kurtarmamız gerekir.”

Takaichi, ABD Başkanı ile yakın kişisel ilişki kurmuş olan merhum Başbakan Şinzo Abe’nin çizgisini izleyerek Trump ile işbirliğini sürdürmeyi planladığını açıkça ortaya koydu.

Japonya Ulusal Basın Kulübü’nde diğer parti liderleriyle yaptığı tartışmada Takaichi, “ABD… Çin’in eşi görülmemiş hız ve ölçekte askerî yığınak yapmasından derin endişe duyduğunu ifade etti” dedi. “Birbirimize söylememiz gerekeni söyleyerek Japonya-ABD ittifakını inşa edecek ve güçlendireceğiz” diye ekledi.

Takaichi, Trump’ın uluslararası hukuku hiçe sayan eylemleri karşısında açık eleştiriden kaçındı; buna 3 Ocak’ta ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırması ve NATO müttefiki Danimarka’dan Grönland’ı alma tehdidi de dahil. Takaichi, 2 Ocak’ta Trump ile telefon görüşmesi yaptı.

Politika tartışmasında Maduro’nun ele geçirilmesine ilişkin tutumunu netleştirmeden, “İstediğimiz zaman açık konuşabildiğimiz bir ilişkimiz var ve söylemem gerekeni her zaman söylerim” dedi.

Şunları da ekledi: “AB ülkelerinin her birinin [bu konuda] farklı bakış açıları var; biz onlarla da görüş alışverişi yapıyoruz. Japonya, özgürlük, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi bu değerleri paylaşan ülkelerin sayısını artırmak için çalışmayı sürdürecek.”

Muhalefet partileri geçen ay, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırganlığına karşı Takaichi’nin protesto açıklaması yapmasını talep etti.

Yeni kurulan ana muhalefet oluşumu Merkezci Reform İttifakı’nın (CRA) eş lideri Yoshihiko Noda, “Japonya’nın, statükonun güç kullanılarak değiştirilmesinin kabul edilemez olduğunu ve uluslararası hukukun korunması gerektiğini [ABD’ye] kararlılıkla iletme rolü var” dedi.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Hudson Institute’ta Japonya başkanı olan Masashi Murano ise, Takaichi’nin Trump’ın küresel ölçekte sıra dışı eylemlerine karşı “sönük” kalan tepkisinin pragmatik bir tercih olduğunu söyledi.

Murano, “ABD ile iyi ilişkileri sürdürmek, özellikle Tayvan senaryosu gibi yüksek yoğunluklu çatışma risklerine hazırlık bağlamında Japonya’nın güvenliği için hayati önem taşıyor” dedi. “ABD-Japonya ilişkilerinde ciddi bir bozulma Japonya’nın varlığını doğrudan tehdit eder” diyerek Başbakanı onayladı.

CRA’nın eş lideri Tetsuo Saito ise, Osaka’daki seçim kampanyası sırasında “Komşu ülkeyle iletişim kanallarını açık tutmalıyız” dedi. “Ama eğer aşırı ve kabul edilemez bir şey söylerlerse elbette gereken şekilde protesto ederiz” diye de ekledi.

Saito,“Bu kararlı tutumu sergilerken kesinlikle savaşa gitmemeliyiz. Ne olursa olsun savaşa sürüklenmemeliyiz” vurgusunu yaptı.

Kampanya boyunca Takaichi, Çin’le diyalog kapısını açık tuttuğunu yineledi. Tokyo Üniversitesi’nde profesör ve Çin çalışmaları uzmanı Tomoko Ako ise, Takaichi’nin Pekin’e yönelik söylemini yumuşatacağını öngörüyor.

Ako, “Japonya-Çin ilişkileri daha da gerilirse, hem ekonomi hem de güvenlik üzerindeki olumsuz etkiler giderek daha belirgin hâle gelir” diye uyardı. “Başbakan Takaichi’nin sözlerini geri alacağını düşünmüyorum; fakat eskisinden daha temkinli bir dil ve eylem çizgisi benimsemesini bekliyorum” değerlendirmesini yaptı.

Ako ayrıca, “Merkezci Reform İttifakı gibi muhalefet partileri kayda değer bir güç kazanırsa, gerginliğin bir miktar azalacağını düşünüyorum” dedi.

Bununla birlikte, “Çin’in Japonya’ya yönelik sert tutumunun, Japon hükümeti somut adımlar ve açıklamalarla uzlaşmaya istekli olduğunu göstermedikçe değişmesi pek olası değil” değerlendirmesini yaptı.

Takaichi seçimleri kazanırsa, LDP ile koalisyon ortağı Japonya İnovasyon Partisi yıl sonuna kadar ülkenin savunma stratejilerini güncellemeyi hedefliyor.

Ayrıca savunma ekipmanı ihracatına ilişkin kısıtlamaların gevşetilmesi ve daha büyük bir savunma bütçesi için çalışacaklar. Yıllık savunma harcamalarının mart ayında sona erecek mali yılda ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının %2’sine denk bir seviyeye ulaşması bekleniyor; ancak iktidar koalisyonu bunun yeterli olmadığını düşünüyor.

Daha tartışmalı olan ise, ülkenin “nükleer silaha sahip olmama, üretmeme ve ülkeye sokulmasına izin vermeme” ilkelerinin gözden geçirilmesi ihtimali. Takaichi uzun zamandır ABD’nin bu tür silahları Japonya’ya getirmesine izin verilmesini savunuyor.

Mevcut hükümet pozisyonu, atom silahlarının ancak ülkenin güvenliğinin ABD’ye ait nükleer silah taşıyan savaş gemilerinin Japonya’da bulunması olmadan garanti edilemeyeceği gibi istisnai koşullarda ülkeye girişine izin verilebileceği yönünde.

Japonya İnovasyon Partisi lideri Hirofumi Yoshimura, “Temel tutumumuz ilkeleri korumaktır. Ancak tartışmaktan kaçınmayı bırakmalıyız” dedi.

Çin, Kuzey Kore ve Rusya gibi ülkelerle bağlantılı olarak “güvenlik ortamının değiştiğini” belirterek, “Bu gerçeği kabul etmeliyiz” diye konuştu.

Merkezci ittifak lideri Noda ise şöyle diyor: “Bu [nükleersiz] ilkeler temel bir ilke olarak kesin biçimde korunmalıdır. Değiştirilmemelidir. Daha fazla ülke Japonya’yı askerî bir güç olarak yeniden canlanmak istemekle etiketliyor. Böyle bir iddiaya dayanak sağlayacak her şeyden kaçınmalıyız.”

Buna karşın Takaichi, savunma stratejilerinin köklü biçimde gözden geçirilmesi gerektiğinde ısrar ediyor.

Ani seçim kararını açıklarken 19 Kasım’da “Bu revizyonlar acil bir meseledir. İhtiyacımız olan şey, yerleşik söylemi sürdürmek değil, bu belgeleri temelinden yeniden ele almaktır” dedi.

Çin, Japonya’nın savunma politikasındaki değişimleri militarizmin yeniden yükselişi olarak yorumluyor.

Asya

Çin Başbakanı Yaz Davos’unda Avrupa’nın sübvansiyon iddialarını reddetti

Yayınlanma

Çin Başbakanı Li Qiang, Dünya Ekonomik Forumu’nun “Yaz Davos’u” toplantısında Avrupalı ticaret ortaklarının sübvansyion şikâyetlerini reddetti.

Çin Başbakanı Li Qiang, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) konferansında ülkesinin rekabet gücünü teknolojik yeniliğe bağladı ve devlet sübvansiyonlarına ilişkin uluslararası şikâyetleri reddetti.

Çarşamba günü kuzeydeki liman kenti Dalian’da düzenlenen WEF’in “Yaz Davos’u” etkinliğinde konuşan Li, Çinli şirketlerin araştırma-geliştirme harcamalarını ve bataryalardan iletişim teknolojilerine kadar uzanan sektörlerde elde edilen başarıları öne çıkardı.

“Çin ürünlerinin rekabet gücünün anahtarı, bazılarının iddia ettiği gibi hükümet sübvansiyonlarına dayanması değildir” diyen Li, “Çin hükümeti o kadar zengin değil, bunu karşılayabilecek durumda da değil” ifadelerini kullandı.

Li’nin yorumları, Çin’in Avrupalı ticaret ortaklarının ülkenin ekonomik modeline yönelik eleştirilerinin ardından geldi. Bu eleştirilerde, Pekin’in öncelikli sektörlerde sanayi politikalarını kullanmasının aşırı kapasiteyi körüklediği savunuluyor. Çin’in ticaret fazlası, mal ihracatının gücüyle geçen yıl 1,2 trilyon dolarla rekor seviyeye ulaştı.

Yıllardır artan ticaret gerilimleri geçen yıl Washington ile Pekin arasında patlak veren sert tarife savaşıyla zirveye çıkarken, Avrupa Birliği’nin (AB) en büyük dört ekonomisi de “haksız ticaret uygulamalarının yükselişi” olarak niteledikleri duruma karşı Avrupa sanayisini savunmak için daha sert önlemler alınması yönünde baskı yapıyor.

IMF bu yıl Çin’e sübvansiyonlarını yarıya indirme çağrısında bulundu. Kurum, bu sübvansiyonların GSYİH’nin yüzde 4’üne denk geldiğini tahmin etmiş ve bunların “uluslararası taşma etkilerine ve baskılara yol açtığını” belirtmişti.

WEF’in “Yeni Şampiyonlar Yıllık Toplantısı” —Dalian ve Tianjin arasında dönüşümlü olarak düzenlenen ve Çin’in İsviçre’deki kış buluşmasına verdiği karşılık olarak görülen etkinlik— geçmişte uluslararası yöneticileri kendine çekmiş ve Pekin’in üst düzey politika yapıcılarının başlıca ekonomik eğilimlere dair açıklamaları nedeniyle yakından izlenmişti.

Son yıllarda Pekin’in iki numaralı yetkilisi olan Li, bu etkinliği Çin’i küresel ticaret sisteminin bir dayanağı olarak göstermek ve ülkenin hızla artan ihracatına ilişkin Batı’daki kaygıları yatıştırmak için kullandı.

Bu yılki açılış konuşmasını çarşamba günü yapan Li, “maliyetli Ar-Ge harcamaları” yapan ve “haksız dış baskılarla” karşı karşıya kalan yerli şirketleri övdü.

Li, ABD’nin ihracat kontrolleri nedeniyle en ileri çip üretim teknolojilerine erişimi kısıtlanan Huawei örneğini öne çıkardı.

Huawei’nin “uzun süredir mali ve teknolojik ablukalardan muzdarip olduğunu” ancak “direnç gösterdiğini” söyleyen Li, şirketin on yılda Ar-Ge’ye 1 trilyon RMB’den —147 milyar dolar— fazla yatırım yaptığını ve “öncü teknolojilerde bir dizi atılım gerçekleştirdiğini” belirtti.

Li, “ikinci Çin şoku” uyarıları gibi “dostane olmayan anlatıları” eleştirdi. Bu ifade, Çin’in 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmasının ardından yaşanan ilk ihracat patlamasının bugünkü yankılarına gönderme yapıyor.

“Geçmişte Çin’in büyük pazarı ve düşük maliyetli üretim faktörleri dünyaya pazar getirileri sağlamıştı” diyen Li, şöyle devam etti:

“Bugün Çin, daha da büyük pazar getirileri sunmayı sürdürürken, teknolojik ilerlemesi ve sanayi modernizasyonuyla giderek daha fazla inovasyon getirisi de sağlıyor.”

Li, Batılı ticaret ortakları ve iş dünyası odalarının sıkça dile getirdiği bir şikâyet konusu olan pazara erişimi genişletme taahhüdünde bulunmasının yanı sıra, yapay zekânın taşıdığı riskler ve uluslararası düzenleyici işbirliği ihtiyacı konusunda da uyarıda bulundu.

Riskleri kontrol altına alacak “uygun bir yönetişim” olmaması halinde, “sonuçların ağır olabileceğini” söyledi.

Li ayrıca, perakende satışların mayısta 2022’den bu yana ilk kez gerilediği ve yılbaşından bu yana yatırımlardaki düşüşün derinleştiği iç ekonominin durumu konusunda da dinleyicilere güven vermeye çalıştı.

Çin ekonomisinin ikinci çeyrekte “sağlam ivmesini koruduğunu” söyledi.

Okumaya Devam Et

Asya

Japon elektrik üreticisi JERA, ABD’deki veri merkezi için 3 milyar dolarlık büyük gaz yakıtlı santral kuracak

Yayınlanma

Nikkei Asia’nın pazartesi günü edindiği bilgiye göre Japonya’nın en büyük elektrik üreticisi JERA, ABD’de aynı sahada yer alacak bir veri merkezi için yaklaşık 500 milyar yen, yani 3 milyar dolar değerinde büyük bir gaz yakıtlı elektrik santrali inşa edecek.

Bu adım, Japon şirketinin ABD’li teknoloji devlerinin yapay zekâya yönelik benzeri görülmemiş yatırımları karşısında hızla büyüyen enerji altyapısı talebinden pay alma hedefiyle birlikte geldi.

Japonya’nın en büyük elektrik üreticisi JERA, büyük dil modellerinin eğitimi için bitişikteki veri merkezlerine elektrik sağlamak üzere ABD’de doğal gaz santrali inşa etmek amacıyla büyük Amerikan teknoloji şirketleriyle ortaklık kuruyor. 3 milyar dolarlık yatırım kapsamında kurulacak santralin 2028’de faaliyete geçmesi planlanıyor.

Bu proje, yapay zekâ eğitimi için istikrarlı elektrik arzına duyulan acil ihtiyacı yansıtıyor. Doğal gaz santralleri, veri merkezlerinin yüksek yük taleplerini karşılamak için geçiş dönemi çözümü işlevi görüyor.

Piyasa mekanizmaları açısından bakıldığında, yapay zekâ sermaye harcamaları elektrik üretimi ile veri merkezlerinin birlikte gelişimini tetikliyor. Finansman doğal gaz altyapısına ve hiper ölçekli veri merkezi işletmecilerine yönelirken, elektrik ekipmanı tedarikçileri ve bulut hizmet sağlayıcıları bu süreçten fayda sağlıyor.

JERA daha önce yurt dışı enerji varlıklarına yönelik yatırımlarını aktif biçimde geliştirmişti. ABD’li teknoloji devleriyle bu santral işbirliği, Japon şirketlerinin küresel yapay zekâ tedarik zincirine katılma stratejisinin devamı niteliğinde. Bu eğilim, Microsoft gibi şirketlerin kendi veri merkezi enerji kaynaklarını inşa etmesine benzer bir yönelimi yansıtıyor.

Sermaye akışları bakımından proje, altyapı fonlarını ve enerji dönüşümü sermayesini kendine çekecek. Bu da doğal gazın yapay zekâ veri merkezleri için güvenilir bir baz yük enerji kaynağı rolünü güçlendirirken, yenilenebilir enerji ve depolama yatırımlarını da teşvik edecek.

Google ve Amazon’un veri merkezleri için uzun vadeli elektrik alım anlaşmaları imzalamasına benzer şekilde, Japon şirketleri de doğrudan yatırımlar yoluyla yapay zekâ büyümesinden doğan kazançları güvence altına alıyor. Bu süreç, küresel enerji ve bilişim altyapısının entegrasyonunu hızlandırıyor.

Özünde bu gelişme, teknolojik ikame ve sanayi zincirinin yeniden yapılandırılması anlamına geliyor. Yapay zekâ eğitiminde kullanılan hesaplama gücündeki patlayıcı büyüme, yerel elektrik tedarikini zorunlu kılıyor. Bu durum, fiyatlama gücünü geleneksel kamu hizmeti şirketlerinden veri merkezleri ile elektrik üretiminin birleşimine doğru kaydırıyor ve küresel enerji sermayesinin tahsisini yeniden şekillendiriyor.

Japon sanayiciler ve yöneticiler, ABD’ye ‘sonu gelmez’ yatırımlar konusunda uyardı

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore, Orta Doğu’da savaş sonrası yeniden imar için görev gücü kurdu

Yayınlanma

Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun pazartesi günü yaptığı açıklamada, Güney Kore hükümetinin, Güney Koreli şirketlerin çatışma sonrası yeniden imar çalışmalarına katılımını desteklemek amacıyla Orta Doğu genelinde ülke bazlı işbirliği ihtiyaçlarını belirlemek üzere bir görev gücü kurduğunu söyledi.

Cho, düzenlediği basın toplantısında, “Güney Koreli şirketlerin Orta Doğu’daki yeniden imar çalışmalarına katılımını kolaylaştırmak ve bölgeyle daha geniş ekonomik işbirliği geliştirmek amacıyla bakanlık özel bir görev gücü kurdu ve yurt dışı temsilcilikler aracılığıyla ülke bazlı işbirliği ihtiyaçlarını aktif biçimde tespit etti” dedi.

Cho, “Krizlere verdiğimiz yanıtlar, Orta Doğu ülkeleri nezdinde Güney Kore’nin zor zamanlarda yanlarında duran güvenilir bir ortak olduğu algısını güçlendirdi” diye ekledi.

Geçen hafta ABD ve İran, aylar süren savaşı sona erdirmeyi amaçlayan bir mutabakat zaptı imzaladı. Söz konusu mutabakat, iki ülke arasındaki ateşkesi 60 gün uzatacak; bu süre içinde nükleer meseleler ve diğer başlıkların ele alınarak nihai bir barış anlaşmasına varılması için müzakereler yürütülecek.

Cho, anlaşmanın yalnızca kısa vadeli bir gerilimi azaltma tedbiri olarak kalmaması, aynı zamanda bölgede kalıcı barış ve istikrarın temeli haline gelmesi için ABD ve daha geniş uluslararası toplumla birlikte çalışacaklarını taahhüt etti.

Hürmüz Boğazı’nda mahsur kalan Güney Kore bağlantılı gemilere ilişkin olarak Cho, hükümetin ilgili koşulları ve Kore gemileri ile mürettebatının güvenliğini yakından izlemeyi sürdürdüğünü söyledi.

Cho, “Bizim gemilerimiz de dahil olmak üzere tüm gemiler için serbest ve güvenli geçişin hızla yeniden tesis edilmesini sağlamak amacıyla ilgili ülkelerle işbirliğimizi sürdüreceğiz” dedi. “Yakın gelecekte İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi yapılması için Tahran ile koordinasyon halindeyiz” diye ekledi.

Okyanuslar Bakanlığı’na göre, Güney Kore tarafından işletilen iki gemi pazartesi günü Hürmüz Boğazı’ndan çıktı. Bu gemiler, geçen haftaki ABD-İran anlaşmasıyla stratejik deniz yolunun yeniden açılmasının ardından su yolundan geçen ilk Güney Kore bağlantılı gemiler oldu.

Bu çıkışla birlikte bölgede kalan Güney Kore bağlantılı gemi sayısı 22’ye düştü.

Daha sonra bakanlıktan üst düzey bir yetkili, Güney Kore ile ABD’nin bu yıl içinde, Seul’ün nükleer denizaltı arayışı ile uranyum zenginleştirme ve kullanılmış yakıtı yeniden işleme kabiliyetleri dahil olmak üzere temel nükleer işbirliği konularında anlaşmaya varmasının beklendiğini söyledi.

Kimliğinin açıklanmaması koşuluyla konuşan yetkili, “Son görüşmeler Güney Kore’de yapıldı ve yakın gelecekte ABD’de yeni bir turun gerçekleştirilmesi bekleniyor” dedi.

Güney Kore’nin zenginleştirme ve yeniden işleme haklarını elde edebilmesi için ABD ile ikili nükleer işbirliği anlaşmasında, 123 Anlaşması olarak bilinen düzenlemede, kısmi ya da kapsamlı değişiklikler yapılmasını veya bir ek protokol kabul edilmesini sağlaması gerekecek.

Yetkili, “Bir anlaşmanın biçiminden çok içeriği önemlidir” dedi ve aynı ilkenin nükleer denizaltılara ilişkin görüşmeler için de geçerli olduğunu belirtti. “Mümkün olan en kısa sürede bir anlaşmaya varmak gibi net bir hedef belirledik” dedi.

Kuzey Kore konusunda ise yetkili, Çin’in Pyongyang’ın nükleer silah programına fiilen göz yumduğu yönündeki spekülasyonları reddederek, Pekin’in “bu konuyu kamuoyu önünde tartışmaktan kaçınmış göründüğünü” söyledi.

Bu açıklamalar, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in kısa süre önce Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile görüşmek üzere Pyongyang’a yaptığı ziyaretin ardından geldi. Önceki görüşmelerinin aksine, bu ziyarette Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılması konusu kamuoyu önünde dile getirilmedi.

Bakanlık yetkilisi, “Çin’in bu konuyu kamuoyu önünde ele alma konusundaki isteksizliği, Kuzey Kore ile ilişkileri ve Pyongyang ile Moskova arasındaki büyüyen ilişki bağlamında daha geniş bir çerçevede değerlendirilmelidir” dedi.

Yetkili ayrıca Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasında derinleşen hizalanmanın arzu edilmeyen bir durum olacağı uyarısında bulundu ve Güney Kore, Çin ve Japonya arasındaki üçlü işbirliğinin önemini vurguladı.

Başkan Lee Jae Myung’un kısa süre önce G7 zirvesinde ABD Başkanı Donald Trump’a Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan arındırılmasının aşamalı olarak yürütülmesi yönünde yaptığı öneriye ilişkin olarak yetkili, Seul ile Washington’ın büyük ölçüde aynı çizgide kalmaya devam ettiğini söyledi.

“Çalışma düzeyindeki istişareler yoluyla ABD ile koordinasyonu sürdürdük; bu nedenle pozisyonlarımız arasında temel bir fark olduğunu düşünmüyorum” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English