Dünya Basını
Küresel çip endüstrisi ve çip kıtlığının nedenleri

Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini verdiğimiz makale, dünyanın sayılı imalat hizmetleri şirketlerinden, ABD merkezli Jabil‘in internet sitesinde yayınlandı. Pandemi döneminde hayatımıza giren ‘çip kıtlığı’nın nedenlerine ilişkin sektörün içinden bilgiler veren makalede, sanılanın aksine yarı iletkenler sektöründeki sıkıntıların pandemiden epey önce başladığına dikkat çekiliyor. Bir başka dikkat çekici bilgi de, bazı alanlarda çip kıtlığı yaşanırken bazı alanlarda aşırı-üretimden kaynaklı sorunlar yaşanması. Akıllı telefonlardan otomobillere kadar hayatımızın her alanında var olan çipler, 5G ve Nesnelerin İnterneti (IoT) gibi yeni teknolojilere geçişte de kritik rol oynayacak. Bununla birlikte, çip üretimindeki ve tedarik zincirlerindeki sorunlar nedeniyle bu yeni teknolojilere geçişte aksamalar yaşanıyor. Metindeki köşeli parantezler bize aittir.
Çipler neden düşüşte: Küresel çip kıtlığı ve ötesinde gezinmek
Graham Scott
Dünya genelinde yaşadığımız tedarik zinciri darboğazları, bileşenlerle başlıyor. Bilakis, bu darboğazlar bileşen eksiklikleriyle başlıyor. Son yıllarda gördüğümüz tüm bileşen kıtlıkları arasında açık ara en ciddi olanı belirli yarı iletkenler veya çipler için olanlardı. Mevcut küresel çip kıtlığı, geçmişteki dengesiz piyasalardan yalnızca birkaçına rakip olabilir. Fakat, arz ve talepteki boşluğu hisseden ürün ailelerinin genişliği açısından benzersizdir.
Küresel yarı iletken kıtlığı henüz sona ermedi ama 2023 için bazı karışık sinyaller var. Pazar verilerine ve müşterilerimizle yaptığımız görüşmelere dayanarak, analog, mikrodenetleyiciler, FPGA ve diskritler gibi bileşenler pazarının 2023’e kadar iyice kısıtlanmasını bekliyoruz; temel yarı iletkenler için teslimat süreleri ortalama olarak hâlâ 40 haftayı geçmektedir ve üst düzey bileşenler 52 haftayı aşmaktadır.
Fakat 2023’ün ikinci yarısında bir miktar rahatlamanın gelebileceğini tahmin ediyoruz. Küresel ekonomi soğudukça, tüketici pazarlarındaki talep önemli ölçüde yumuşadı ve tedarikçilerin diğer pazarlardan gelen siparişleri yerine getirmesine ve birikmiş bileşen listelerini temizlemeye başlamasına olanak sağladı. Bu faktörler bir araya gelerek, Gartner’ı küresel yarı iletken gelirinin 2023’te %3,6 düşeceğini tahmin etmeye yöneltti.
Yine de, birkaç segment spesifik çiplere yönelik yüksek talebi beslemeye devam ediyor: Nesnelerin İnterneti (IoT), 5G ve otomotiv, özellikle otomotiv endüstrisinin elektrifikasyonu. Artık çip tedarikçileri, her alandaki eksiklikleri yönetmek yerine, talebin zirve yaptığı yerlerde talebi karşılamak için doğru ürün bileşimine sahip olduklarından emin olmak ve talebin düştüğü sektörlerdeki potansiyel çip fazlalığını önlemek için envanterlerini takip ediyor ve gözden geçiriyor.
Son iki yılda hayatımızdaki çoğu tatsız şey gibi, küresel yarı iletken kıtlığının da şu anda onu uzatan ve şiddetlendiren tek bir nedeni var: COVID-19. Salgının neden olduğu talep, bileşen tedarikçilerinden başlayarak tedarik zincirinin tüm noktalarında kapasiteyi zorluyor.
Devam Eden Küresel Çip Kıtlığının Arkasında Ne Var?
COVID-19 salgını çip kıtlığını başlattı ve virüs patlamaları, işgücü zorlukları ve jeopolitik belirsizlikler dahil olmak üzere uzun vadeli etkileri onu körükledi. Küresel tedarik zincirinin her halkası fazlasıyla kesintiye uğramaya devam ediyor. Maalsef, yakın vadede toparlanma olacağına ilişkin işaretler yok.
Bunun nedeni, pandeminin aynı zamanda büyümede ve talepte o kadar olağanüstü ve öngörülemez bir geri dönüşe yol açmış olmasıdır ki, tedarik zincirleri bu talep daha yönetilebilir bir düzeye düşene veya kapasite ve bileşen tedarik zinciri sorunları daha fazla çözülene kadar ayak uydurmak için mücadele edecek. Başlangıçta tüm emtialar, COVID-19’un başlaması ve fabrikaların kapanmasıyla birlikte talebin hızla düştüğünü gördü. Ardından, pandeminin ilk şokları yatıştıktan sonra gördüğümüz devasa tüketici harcamaları, küresel ekonomide V şeklinde bir toparlanma yaratarak yarı iletkenlere olağanüstü bir ihtiyaç doğurdu.
Eskiden hararetli olan ekonomi durgunlaştığına göre, çip kıtlığı, analog tedarikçilerin hâlâ uzun tedarik süreleri ve büyük fiyat artışları ile karşı karşıyayız. Risk, tüm yarı iletken tedarik zinciri boyunca benzersiz seviyelere yükseltildi.
Bu sürekli talebin etkileri öncelikle çip plakaları dökümhanelerinde hissediliyor. Çip plakası başlangıçları, çip tedarik zincirindeki ana sıkıntıdır. Küresel yarı iletken üretim kapasitesinin %28’ini kontrol eden dünyanın en büyük çip üreticisi TSMC bile süregiden kıtlıklar yaşıyor. Texas Instruments, Intel ve TSMC gibi üreticiler çip üretimini hızlandırmak için yeni fabrikaların inşasına milyarlarca dolar yatırım yapıyor. Fakat bu özünde tam bir düzeltme değildir; bu yeni tesisler devreye girmeye başladı ve açılışlar 2023 ve sonrasında artacak. Ama bu fabrikalar, genel olarak yüksek talep varlığında planlandı. Yarı iletken üreticileri, talep zayıflamaya devam ederse kapasite fazlası riskine karşı dikkatli olmalı ve arzlarını buna göre dengelemelidir.
Hükümetler de çip kapasitesini artırmak için devam eden çabaya katıldı. Temmuz 2022’de Amerika Birleşik Devletleri Senatosu ve Temsilciler Meclisi, ABD’de yarı iletkenlerin araştırılması ve üretimi için yaklaşık 52 milyar dolarlık devlet sübvansiyonu içeren CHIPS Yasasını kabul etti. Tasarı ayrıca, diğerlerinin yanı sıra ülkenin otomotiv ve tüketici elektroniği endüstrilerini engelleyen bazı tedarik zinciri sorunlarını hafifletmek için ABD çip üretimini teşvik etmek amacıyla çip fabrikalarına yaklaşık 24 milyar dolar değerinde vergi indirimi sağlıyor.
Avrupa Birliği, Avrupa’daki yarı iletken üretimini artırmak için kendi “Çip Yasası”nı planlıyor, Güney Kore kendi endüstrisine 450 milyar dolar taahhüt etti ve Japon hükümeti, TSMC ve Sony ile 2024’ün sonunda yeni bir fabrika açmak için ortaklık kuruyor.
Çip plakası dökümhanelerinin ötesinde, tel bağlama, substratlar, malzemeler ve testlerin tamamında eksiklikler veya gecikmeler yaşanıyor. Çin’de süregelen COVID-19 salgınları, hammadde tedarikini, montaj ve testleri etkiledi. Ayrıca, Ukrayna’nın işgali fiyatları artırdı ve yarı iletken üretiminde kullanılan hammaddelerin arzını sınırladı, bu da endüstri için kilit pazarlarda kargaşaya neden oldu.
Bu zorluklara rağmen, teslimat süreleri istikrar kazanmaya ve hatta bazı durumlarda azalmaya başlıyor. 2023’ün başlarından itibaren, çoğu standart yarı iletken için teslim süreleri ortalama 26 ila 52 haftadır ve 2022’nin ikinci yarısı boyunca istikrarlı bir iyileşme göstermiştir. Bu yılın ilerleyen aylarında, otomotiv dışı çiplerin çoğu için ortalama teslim sürelerinin 35 haftanın altına düştüğünü görebiliriz; bu, yine de pandemi öncesi ortalama teslim sürelerinden çok daha uzundur.
Mikrodenetleyiciler (MCU’lar) ve çip setleri gibi otomotiv sınıfı ve üst düzey yarı iletkenler, büyük ölçüde sıkıntılı kaldı. Bu üst düzey bileşenlerin çoğu, ortalama teslim sürelerinin ortalama 52 ila 78 hafta olduğu dağıtım içindedir.
Büyümeyi yavaşlatan ve piyasa taleplerini ayarlayan bu yeni dönem, yeni fiyat artış dalgaları da yaşadı. Hammaddeler, çip plakası üretimi, lojistik ve işçilik her zamankinden daha pahalı hale geldi. Buna karşılık, yarı iletken tedarikçileri, tedarik zincirini istikrara kavuşturmak için maliyetlerini müşterilerine yansıtmaya zorlanıyor. Yine dünyanın en büyük 300 mm çip plakası ve en gelişmiş işlem düğümleri dökümü tedarikçisi olan TSMC’nin, Ağustos 2021’de üst düzey yarı iletkenler için %10 ve daha az gelişmiş çipler için %20’lik bir artışın ardından, 2023’te fiyatları %3 ila %6 arasında artırması bekleniyor.
Temel çiplerin fiyatları, üreticiye bağlı olarak büyük olasılıkla sabit kalacak veya biraz artacaktır. Üst düzey çip üreticileri, bileşenleri için yaklaşık %5 ila %15’lik ek zamlar bekliyor.
2021 ve 2022’nin belirsizliklerinden zaten darbe almış olan otomotiv, 5G ve IoT ve akıllı telefonlar dahil olmak üzere çiplere en çok yaslanan pazarlar daha fazla bilinmezliğe hazırlanıyor.
Çip Kıtlığı Piyasaları Nasıl Etkiledi?
Otomotiv endüstrisi çip kıtlığından muhtemelen en çok etkilenendi. Bağlantı düzeyine bağlı olarak, ortalama bir arabada 100’den fazla çip olabilir ve birçok araçta güvenlik özelliklerini, elektrik ve aktarma organları sistemlerini, bilgi-eğlence sistemini, bağlanabilirliği ve daha fazlasını kontrol etmek için binlerce yarı iletken gerekir.
Bir TSMC sözcüsünün Time’a söylediği gibi, endüstrinin mevcut çip sıkıntılarının kökleri 2018’e kadar uzanıyor. Paketlemeden buzdolaplarına kadar her şey birbirine bağlı hale geliyordu ve akıllı telefon talebi hızla artıyordu fakat arabalara olan talep sakindi. İhtiyacı karşılamak için yarı iletken üreticileri, MCU’lar gibi artık kritik olan otomotiv bileşenlerini diğer endüstrilere daha fazla tedarik etmeye başladı. Bu, 2020’nin son çeyreğinde otomobil talebinin beklenmedik bir şekilde artması ve düşük faiz oranları ve tüketicilerin tahmin ettiğinden daha fazla harcanabilir gelire sahip olması sayesinde 2021’in ilk yarısı boyunca devam etmesiyle büyük bir sorun haline geldi.
2021 baharına gelindiğinde, çip kıtlığının sonuçları otomobil endüstrisi için netleşti. Fabrikalar, parça aksamaları nedeniyle üretimi kısmak, hatta geçici olarak kapatmak zorunda kaldı. Bu sınırlı çip arzı üzerinde daha fazla baskı oluşturan şey, dünya çapında hükümetler tarafından artan sayıda elektrikli araç yetki belgesi verilmesidir. Sektör uzmanları ve otomobil üreticileri, uzun süreli bir çip kuraklığının özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde bu yeni araçların piyasaya sürülmesini geciktirebileceğine dair endişelerini dile getirdiler. Analist firması AutoForecast Solutions, OEM’lerin [Orijinal Ekipman Üreticisi] çip eksikliği nedeniyle 2023’te üç milyon araçlık bir üretim açığıyla karşı karşıya kalacağını tahmin ediyor. Şüphesiz bir güçlük; fakat 2022’nin 4,5 milyon ve 2021’in 10,5 milyon kayıp aracından sonra bir iyileşme.
Otomotiv çip kıtlığı yeni arabaların fiyatını da artırıyor. Yeni bir arabanın ortalama fiyatı 2021 ve 2022 boyunca rekor seviyelere ulaştı ve Aralık 2022’de 46.382 dolar oldu; 2020 sonunda ortalama fiyat 40.000 dolardı. J.D. Power’a göre, Aralık 2021 ile 2022 arasında yeni araba sayısı aslında yıldan yıla %2,8 azalırken –arz kısıtlamaları ile enflasyon ve artan faiz oranlarının neden olduğu talep düşüşü nedeniyle– yeni arabalara yapılan tüketici harcaması aynı dönemde sadece %0,3 düştü.
Yüksek fiyatlara rağmen çip kıtlığının ve yüksek faiz oranları gibi ekonomik baskıların otomotiv OEM’lerini 2011’den bu yana en düşük satış toplamına getirdiğine inanılıyor – birçok tekil marka, beklenenden daha düşük üç aylık sonuçlar getirmeye devam ediyor ve sonuç olarak 2023 mali hedeflerini ayarlıyor.
Çip kıtlığı, 5G ağlarını kullanan IoT modüllerinin uygulanması da dahil olmak üzere IoT projelerini de yavaşlatıyor. Şirketler 5G teknolojilerini uygulamak için çalışırken hücresel IoT çip setlerine ve modüllerine olan talep artıyordu ama tedarik zinciri kesintileri sevkiyatları geciktirdi ve endüstrinin büyümesini engelledi. Küresel IoT bağlantılarının sayısı, salgın öncesi yıllık %25’lik büyümeye kıyasla 2021’de yalnızca %8 arttı. Yavaşlayan bu büyüme, uzun zamandır beklenen 4G’den 5G’ye dönüşümü daha da geciktirebilir.
Ek olarak, yarı iletkenler için ihtiyaç duyulan hammaddelerin arzı sınırlı olmaya devam ettiğinden, bunlar muhtemelen IoT cihazlarında kullanılan daha basit mikrodenetleyiciler ve sensörler yerine otomobil gibi ürünlerde kullanılan üst düzey çiplere tahsis edilecek. Forrester’ın 2022’de IoT ile ilgili bir raporu, IoT pazarının talebi karşılamak için gereken çip arzını yeniden kazanmasının daha uzun süreceğini öngörüyor.
Kıtlıkların tam etkileri henüz 5G’nin piyasaya sürülmesinde görülmedi. Bununla birlikte, bir dizi telekomünikasyon şirketi, Haziran 2021’de FCC’yi [ABD Federal İletişim Komisyonu] çip eksikliğinin 5G bağlantılarının konuşlandırılması üzerinde önemli etkileri olabileceği konusunda uyardı.
Şimdiye kadar, endüstriler çip kıtlığıyla çoğunlukla kısa vadeli yöntemlerle uğraştı. Otomotiv endüstrisi, yeni araba modellerinden yüksek teknoloji özelliklerini kesmek gibi anlık kararlara yöneldi. Bu arada akıllı telefon endüstrisi, salgının başında stokladıkları yarı iletkenleri kullanarak kıtlığın ilk aşamalarından kurtulmayı başardı.
Endüstri sonunda tedarik sorunlarıyla karşılaştı fakat şimdi tam tersi bir sorunla karşı karşıya; çok fazla bellek çipi var ve bu bileşenleri gerektiren yeni akıllı telefonlar için çok az talep var. Yakın tarihli bir Nikkei analist anketi, telefonlar, PC’ler ve diğer tüketici elektroniği için bu yarı iletken arz fazlasının muhtemelen 2023 sonbaharına kadar süreceğini ortaya koydu.
Küresel tedarik zinciri boyunca, bir alanda kritik çip kıtlığı ve diğerlerinde öngörülemeyen bileşen fazlalığı gibi karışık sinyaller görüyoruz. Bu veya herhangi bir belirsizlik anının üstesinden gelmek, görünürlük, öngörülebilirlik ve iletişim üzerine inşa edilmiş esnek bir tedarik zinciri stratejisiyle başlar.
Küresel Çip Kıtlığını İdare Etmek
Belki de küresel çip kıtlığı hakkında kesin olarak söylenebilecek tek şey, bunun ne zaman sona ereceğinden kimsenin emin olmamasıdır. Pazar verilerine ve müşterilerimizle yaptığımız görüşmelere göre talep beklendiği gibi kalırsa, yarı iletken pazarının 2023’e kadar sıkışık geçmesini bekliyoruz.
Her şirket aynı gemideyken yarı iletkenlerin yetersiz tedarikini ve artan maliyetleri aşmanın kolay bir yolu yoktur. Fakat sızdıran bir kayık ile kayalık sularda seyredebilen bir sürat teknesi arasında büyük bir fark vardır. Her orijinal ekipman üreticisi (OEM), çip kıtlığı devam ederken mümkün olan en iyi konumda olduklarından emin olmak için bir dizi adım atabilir:
Hizalama: Şirketinizin ürün tasarım ekipleri, ihtiyaç duyduğunuzda gerekli bileşenleri elde etme şansınızı artırmak için tedarikçilerinizin teknoloji yol haritaları ve sermaye yatırım planları ile uyumlu kalmalıdır.
Tedarikçi kalifikasyonu: Ortak ürünler için, birden fazla onaylı tedarikçiye sahip olun ve tedarikçiler yeteneklerini ve tekliflerini artırdıkça bu listeye eklemeye devam edin. Tedarikçilerin belirli bir bölgede yoğunlaşmasından doğabilecek riskleri azaltmak için yeterlilik sürecinin bir parçası olarak tedarikçilerin küresel ayak izlerini gözden geçirin ve değerlendirin.
Görünürlük: Ürün kapasitelerini ve potansiyel uzun vadeli sermaye yatırımlarını planlayabilmeleri için tedarikçilerinize mümkün olduğunca fazla görünürlük sağlayın. 12 ila 24 aylık görünürlük arayan bazı tedarikçilerle, mümkün olan en kısa sürede, çip plakası ve kapasite planlaması için daha iyi görünürlük sağlamak için 2023’ün sonuna ve hatta 2024’e kadar uzun vadeli siparişler verin.
Planlama sistemlerinde ve ilave emniyet stoklarında teslim sürelerini artırın: Çoğu emtia için tedarik sürelerinin artmasıyla birlikte, planlama sistemlerinizi bu gecikmeleri buna göre yansıtacak şekilde güncelleyin. Planlanmamış siparişlerde kâr ve destek çok zor olacaktır.
Yarı iletken kıtlığının getirdiği zorluklara dayanmak için hem kısa vadeli hem de uzun vadeli stratejiler gereklidir. Bu devam eden tek bileşen eksikliği değil ve kesinlikle son olmayacak.
Pandemi, küresel tedarik zincirini kargaşaya sürükledi. Fakat son birkaç yılın zorlukları aynı zamanda derin birbirine bağlılığını da ortaya çıkardı ve böylece güçlü tedarikçi ilişkilerinin ve hazırlıklı, esnek bir tedarik zinciri ve satın alma stratejisinin kritik önemini vurguladı. Bu sefer çipler nereye düşerse düşsün, bir planın olması her zaman akıllıcadır.
Dünya Basını
Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.
Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.
Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.
Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.
Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”
Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.
Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.
Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.
Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”
“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”
Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.
Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.
“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”
Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.
Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”
“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”
Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.
Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.
Dünya Basını
ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan

ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek; ortak planlama, ortak üretim ve ortak caydırıcılık gerektiriyor.
David Santoro, Nikkei Asia
David Santoro, merkezi Hawaii’de bulunan Pacific Forum’un başkanı ve CEO’sudur. Kuruluş, Hint-Pasifik bölgesinde ABD ile müttefiklerinin caydırıcılığını güçlendirmek amacıyla kamu ve özel sektör temsilcileri arasında diyaloğu kolaylaştıran yıllık Honolulu Defense Forum’u düzenlemektedir.
***
ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan
Guam açıklarında kısa süre önce gerçekleştirilen Valiant Shield tatbikatları sırasında hedef alınan bir gemi Filipin Denizi’nin sularına gömülürken Pasifik genelinde sessiz bir zaferin yankısı duyuldu. ABD kuvvetleri ile bir Japon denizaltısı arasındaki kusursuz ve gerçek zamanlı hedef takibi sayesinde gerçekleştirilen saldırı, yalnızca bir ateş gücü gösterisi değildi. Aynı zamanda, dünyanın en vazgeçilmez ittifaklarından biri hâline gelen savunma ortaklığının ulaştığı düzeyi ortaya koyuyordu.
ABD-Japonya ittifakı onlarca yıl boyunca “kalkan ve mızrak” şeklindeki bir iş bölümüne dayanıyordu. Japonya Öz Savunma Kuvvetleri ana adaların savunma kalkanı görevini üstlenirken, ABD kuvvetleri taarruz mızrağını kullanıyordu. Ancak çok sayıda kriz noktasının aynı anda ortaya çıkmasıyla bu çerçeve değişmeye başladı. Özellikle Başbakan Sanae Takaichi döneminde Tokyo tarihî bir yön değişikliğine giderek savunma bütçesini gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2’sine doğru hızla artırdı, savunma ihracatına ilişkin düzenlemeleri gevşetti ve uzun menzilli karşı saldırı kabiliyetleri edinmeye başladı.
Bu değişim temel bir gerçeği ortaya koyuyor: ABD ile Japonya’nın güvenliği artık birbirine sıkı biçimde bağlı. Japonya, giderek daha düşmanca hâle gelen bir bölgede ayakta kalabilmek için ABD’nin savunma şemsiyesine güveniyor. ABD ise Tokyo’daki dayanak noktası olmadan güç yansıtamaz, müttefiklerini savunamaz ve özgür ve açık bir Hint-Pasifik düzenini sürdüremez.
İki ülkenin tam anlamıyla sağlam bir caydırıcılık oluşturabilmesi için artık altı adım atması gerekiyor.
İlk olarak, Japonya’da konuşlandırılacak kalıcı ve birleşik bir müşterek görev kuvveti kurulmalıdır. Modern çatışmalar bunu zorunlu kılıyor. Hipersonik silahlar, siber savaş veya elektronik karıştırmadan kaynaklanan tehditler, perde arkasında yürütülecek koordinasyona zaman bırakmıyor. Bu nedenle ittifak, Japonya’nın yeni Müşterek Harekât Komutanlığı ile ABD’nin Japonya’daki Kuvvetlerini birleştirerek müşterek kuvvet harekât karargâhına dönüştürmelidir. Bu komutanlık ayrıca pasif savunmadan taarruzi bir duruşa geçmeli; ABD Siber Komutanlığı’nın “ileri savunma” operasyonlarını, Japonya’nın gelişmekte olan Aktif Siber Savunma yetkisiyle uyumlu hâle getirerek bir çatışma başlamadan önce yabancı ağlar içindeki düşman yazılımlarını etkisizleştirmelidir.
İkinci olarak ittifak, Japonya’nın yerli savunma sanayisinin kapasitesi ve dayanıklılığı üzerine inşa edilmelidir. ABD’nin sanayi altyapısı tedarik kısıtlarıyla karşı karşıyayken ittifak, Japonya topraklarında ortak üretimi artırmak için Savunma Sanayii İşbirliği, Tedarik ve İdame Forumu’ndan yararlanmalıdır. İlk aşamada üretim, Patriot ve SM-3 füzelerinin ötesine taşınarak taarruz amaçlı Gelişmiş Orta Menzilli Havadan Havaya Füzeleri ve “işbirlikçi muharip hava araçları” olarak adlandırılan insansız hava araçlarını da kapsamalıdır. İttifak ayrıca ABD’nin hedefleme kapasitesini Japonya’nın karşı saldırı yetenekleriyle birleştiren ve fırlatma platformlarını ateş açmadan önce vurmayı amaçlayan “okçuyu vur” stratejileri aracılığıyla entegre bir hava ve füze savunma sistemine yönelmelidir. Dahası, ilk saldırıdan sağ çıkabilmek için eski üsler güçlendirilmeli ve güneybatıdaki Ryukyu Adaları boyunca dağınık, çift kullanımlı limanlara ortak yakıt ve mühimmat önceden konuşlandırılmalıdır.
Üçüncü olarak Pentagon, Japonya’nın dünya standartlarındaki tersanelerini ABD Donanması’nın lojistik sistemine entegre etmelidir. Yıpranmış veya savaşta hasar görmüş ABD savaş gemilerinin bakım için binlerce kilometre uzaktaki ABD ana karasına geri gönderilmesi ciddi bir zafiyet yaratıyor. Japonya’daki özel tersanelerin ABD savaş gemilerinin bölgede bakım ve onarımını yapmasına izin verilmesi, müttefik kuvvetleri harekâta hazır tutacak ve ön cephedeki varlıklarını artıracaktır. Bu adım aynı zamanda kapasitesini aşmış ve iş yükü birikmiş ABD tersaneleri üzerindeki baskıyı da azaltacaktır. Bunun işleyebilmesi için Washington, ABD’de ana limana bağlı gemilerin yurt dışında onarılmasını sınırlayan eski yasal kısıtlamaları kalıcı olarak ortadan kaldırmalıdır.
Dördüncü olarak, rakipler nükleer cephaneliklerini genişletirken ABD’nin güvenlik garantisi yeniden sağlam bir zemine oturtulmalıdır. Genişletilmiş Caydırıcılık Diyaloğu kapsamında, hızlı gelişen ve çok alanlı tırmanma senaryolarını canlandıran giderek daha karmaşık masa başı tatbikatları yapılmalı; böylece Washington ve Tokyo’daki karar alıcıların tam bir uyum içinde hareket etmesi sağlanmalıdır. Bu ikili çekirdek daha geniş bir ağa da bağlanmalı; Güney Kore ile ortak bir cephenin temelini oluşturmalı, Japonya’nın AUKUS’un ikinci ayağındaki teknoloji paylaşımına katılımını genişletmeli ve ABD-Japonya-Filipinler deniz cephesini sağlamlaştırmalıdır.
Beşinci olarak askerî hazırlık, güçlü bir ekonomik güvenlik çerçevesiyle desteklenmelidir. İttifak, kritik mineraller, yarı iletkenler ve yapay zekâ ile kuantum bilişim gibi ileri düzey çift kullanımlı teknolojiler için güvenli ve entegre tedarik zincirlerini birlikte geliştirmelidir. Bu sektörlerde risklerin azaltılması, ortakları yıkıcı ticaret uygulamalarından ve uzun süreli bir savunma sürecinde kararlılığı aşındırmayı amaçlayan silahlaştırılmış karşılıklı bağımlılıktan koruyacaktır.
Son olarak ittifak, uzun vadeli düşünme kültürünü kurumsallaştırmalıdır. Washington ile Tokyo arasındaki bugünkü uyum, yeni ve öngörülemeyen sınamalar ortaya çıktığında iki başkentin aynı çizgide kalacağının garantisi değildir. Caydırıcılık birden fazla kuşağı kapsayan bir proje olduğundan ittifak, yeni nesil stratejistleri ve saha uygulayıcılarını yetiştirmelidir. Bugünden stratejik diyalog mekanizmalarının kurulması, ikili burs programlarının ve ortak simülasyon merkezlerinin genişletilmesi, geleceğin insan kaynağının yarının askerî donanım kapasitesine denk olmasını sağlayacaktır.
ABD-Japonya ittifakı, eşitler arasında daha dengeli bir ortaklığa dönüşüyor. Tokyo artık küçük ortak değil, bölgesel güvenliğin mimarlarından biridir. Washington ve Tokyo bu ilave adımları kalıcı hâle getirerek Hint-Pasifik’te saldırganlığın maliyetini göze alınamayacak kadar yükseltecektir.
Dünya Basını
Glazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2

Putin’in eski ekonomi danışmanı, meşhur Rus iktisatçı Sergey Glazyev’in Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenlerini ele aldığı yazı dizini Hazal Yalın iki bölüm halinde çevirdi. İkinci bölüm:
Glazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Şunu da belirtmek gerek: dost-olmayan ülkelerdeki toplum bilincinde, Dostoyevski’den Danilevski’ye ve Prohanov’a ve Naroçnitskaya’ya[1] kadar, insan ruhunu ve Rusya ile Avrupa arasındaki karşılıklı ilişkilerin tarihini en iyi bilenlerimizin teşhis koymaya çalıştığı tuhaf bir patolojiyle de karşılaşıyoruz. Belki de, açıklaması ancak Bilimler Akademisi’nden Fomenko’nun tarihi rekonstrüksiyonlarında veya Klyosov’un[2] DNA-soykütüğünde bulunabilecek türden, batı Avrupa’nın son derece derin arketipleriyle karşı karşıyayızdır. Ancak, nedenlerin açıklanmasından bağımsız olarak, Anglosaksonların ve Katoliklerin örtük rusofobisi, Rusya’yı ezme fırsatı gördükleri her defasında kendisini ortaya koyar. Bu nedenle, siyasi ilişkilerin en yüksek seviyesinde bizi aldatmaya çalışmalarına şaşırmamak gerekir. Bu makale dizisinin daha önceki bölümlerinde gösterilmiş olduğu gibi, yalan, Anglosaksonların en sevgili silahıdır ve onun yardımıyla düşmanlarının davranışlarını, hatta reflekslerini yönlendirecek derecede manipüle ederler. Ayrıca bizi bile isteyen yanılgıya sevk ettiklerini de kabul etmek gerekir; çünkü bize baktıklarında bilinçaltında, yok etmeyi arzuladıkları bir tehdit görürler. Batı ülkelerinde toplum bilincinin bu hususiyeti ve iktidardaki elitin niyetlerini dikkate almak gerekir; bu elitin her temsilcisi koynunda hep bir taş saklar ve cezasız kalacağını hissettiği anda bu taşı indirmeye hazırdır. Dört yıldır kendi menfaatleri ve zevkleri için bunu yapıyorlar, Ukrayna’da kendi yetiştirdikleri Rus-düşmanı nazi rejimine para yağdırıyor, silahlandırıyor, navigasyon sağlıyor, Rus nüfusuna karşı soykırım için teşvik ediyorlar.
Ne yazık ki bu analizden çıkan sonuçlar iç açıcı değildir. Hibrit dünya savaşı, objektif nedenlerinin aşınmasına rağmen, esas itibariyle, dost-olmayan ülkelerin iktidardaki elitlerinin zayıflık olarak algıladığı bizim itidalimiz yüzünden devam ediyor. Kendi halklarının objektif menfaatlerine aykırı olarak Ukrayna çatışmasına yaptıkları harcamaları artırıyorlar ve militarizasyon siyaseti yoluna da girmiş bulunuyorlar. Bunlarla aklıselimle ve uluslararası hukuka dayanarak anlaşmaya çalışma girişimleri yararsız olmakla kalmıyor, bunlara bizi manipüle etme ve bir sonraki darbeyi indirmek için durumumuzu zayıflatmak amacıyla yanılgıya sürükleme fırsatı da veriyor. Demek ki savaşın devam etmesinin temel nedeni, bizim barışı ve uluslararası hukukun yeniden tesisini hedeflememiz, düşman tarafından bizi aldatma ve kapitülasyona zorlama fırsatı olarak algılanan uzlaşma arayışlarına hazır oluşumuzdur. NATO stratejistleri ve onların Ukraynalı kuklaları ceza görmeyeceklerinden eminler ve artık kırmızı çizgileri aşmaktan korkmuyorlar. Bunları, Rusya halkına karşı işlenen suçlara hak ettikleri cevabı vermeden durdurmak mümkün değil. Bizim yumuşaklığımız ve anlaşma çabalarına hazır oluşumuz, batı ülkelerinin liderlerini, bize karşı son Ukraynalıya varıncaya kadar, ölenlerin yerini de dünyanın dört bir yanından toplanan paralı askerlerle doldurarak savaşmak için kışkırtıyor. Bu savaşın mantığı giderek daha sert bir hale geliyor: ya onlar Rusya’yı yok edecekler, ya da biz onları ezeceğiz. Bunu ne kadar geç yaparsak kayıplarımız o kadar büyük olacak. Bu yüzden, düşman, Rusya’ya karşı işlediği her bir suç için asla geri adım atılmadan cezalandırılmalıdır.
Bu cezalar neler olabilir? Örnek olarak İran’ın Amerikan-İsrail saldırganlığına “göze göz dişe diş” prensibine göre verdiği cevap gösterilebilir. Bu seçenekte, dost-olmayan ülkelerde üretilen ve bize karşı kullanılan her dron ve füze saldırısına karşılık onların askeri ve altyapı tesisleri vurulmalıdır. Rusya’ya ait her batırılan yahut el konulan tankere karşılık da simetrik cevap verilerek AB’ye enerji kaynakları ithalatı bloke edilmelidir. Elbette, korsanlık ve terörizm bizim yolumuz değildir, bunlar bizim geleneksel değerlerimizle bağdaşmaz. Ama Anglosaksonların neandertal bilinçaltı, öyle görünüyor ki, sadece bu tür arkaik etkileşim yöntemlerinden anlıyor.
Diğer bir örneği de İsrail ve ABD gösteriyorlar: karar alma merkezlerinin ve düşman elebaşılarının yok edilmesi. Bu seçenekte, Rusya’ya düşman bütün güçlerin liderleri, uyruklarına bakılmaksızın, vurma menzilimize girer girmez hedef alınmalıdır. Bu meyanda kendimizi aldatmamalıyız; esas karar alma merkezleri Ukrayna sınırlarının dışındadır. Almanya’daki meşum Amerikan askeri varlığı, esas olarak, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin hedeflerini tayin eden ve operasyonel eylemlerini yöneten bilişimcilerden oluşmaktadır. Batıda eğitilmiş Ukraynalı gazeteciler, yabancı küratörlerin rehberliği altında, Ukrayna’nın toplumsal bilincinde Ruslara karşı nefreti körüklüyorlar; terörize edilmiş öğretmenler ise NATO ülkelerinde yazılmış ders kitapları ve müfredat kılavuzları doğrultusunda Rus düşmanlığını büyütüyorlar. Bize karşı savaşı planlayan ve yönlendiren inanmış rusofoblar ile zorla seferber edilmiş, ahmaklaştırılmış, korkutulmuş ve boğazlanmaya gönderilmiş Rus insanlarının oluşturduğu dağınık sürüye karşı farklı tutumlar takınmak gerek. İnsan kendisine vuran değneği değil onu idare eden kafayı ısırmalı.
Üçüncü seçenek, düşmanın enformasyon teknolojileri ve iletişim sistemlerindeki üstünlüğünü nötralize etmek için elimizdeki etkili silahların kullanılmasıdır. Bu, karadaki ve deniz dibindeki iletişim hatlarının kesilmesini, veri merkezlerinin çalışmasının tahrip edilmesini, düşmanın uçan istihbarat ve keşif cihazlarının ülke menşeine bakılmaksızın vurma menzilimizde imha edilmesini, düşmanın telekomünikasyonunun temelini teşkil eden meşum Starlink grubu da dahil olmak üzere uydu bağlantılarının devre dışı bırakılmasını içerebilir. Amerikalı ve Britanyalı hedef belirleyicilerden, planlamacılardan ve analistlerden yoksun kalacak Ukrayna silahlı kuvvetleri kör olacak ve sistematik muharebe harekatı düzenleme kabiliyetini kaybedecektir. Bunun için gerekli silahlar tam olarak konvansiyonel olmayabilir. Ama ABD, füzeleri ve dronları Rusya’yı vurmak için yönlendirmek üzere kendi kozmik sistemlerini zaten sunuyor ve böylelikle, uluslararası yükümlülüklerini ihlal ederek, bize karşı askeri eylemler için uzayı da fiilen kullanıyor.
Burada, kimi pervasız kafaların ve keza uzmanlarımız ve medya grupları arasındaki herkes tarafından bilinen batı nüfuzu ajanlarının boyuna çağrısını yapıp durdukları, Ukrayna topraklarındaki hedeflerin vurulması için nükleer silahların kullanılması seçeneğini mülahaza ediyor değiliz. Belki de bu provokasyonlar, düşmanın Ukrayna’ya benzer imha vasıtaları yahut bunların üretilmesi için teknolojiler sağlamasını haklı çıkarmak için yapılıyordur. Ukrayna topraklarında nükleer enerji tesisleri bulunduğunu ve bunun için de yeterince kalifiye mühendisler ve bilim insanlarının çalışmakta olduğunu unutmayalım. Belli ki Rus Dünyasının düşmanları, bu dünyanın nükleer bir iç savaşta yok olması için can atıyorlar.
NATO’nun içeriden çökertilmesi ve AB ülkelerinde aklıselim sahibi, sorumlu ve kendi devletlerinin milli menfaatlerini savunan insanların iktidara getirilmesi seçeneğini mülahaza ediyor da değiliz. Başka ülkelerin iç işlerine müdahale, uluslararası hukuk tarafından engellenir. Ancak müdahalesizlik de, birçok sosyalizm-sonrası ülkede ve bir dizi post-Sovyet cumhuriyetinde yeterince açıklıkla görüldüğü gibi, taraftarlarımıza karşı baskı ve Rus nüfununa karşı soykırıma yol açıyor. Bu yolu seçerken, AB ve NATO’da milli egemenliğe sahip hiçbir devlet olmadığını akılda tutmak gerekir. Bunların Avrupalı üyelerini, Amerikan istihbaratının ve ABD’den kontrol edilen medyanın manipüle ettiği sorumsuz bir Avrupa bürokrasisi yönetiyor. “Derin devletin” iktidar organlarını ezme stratejisine devam ettiği ABD dahil batı ülkelerinin iktidardaki elitlerinin çekirdeğini teşkil eden büyük sermaye ve mali oligarşiden ise bahsetmeye bile gerek yok.
Bu makalenin başına dönersek, küresel ekonomik ve teknolojik yapıların barışçıl yer değiştirmesi umutlarının gerçekleşmediğini kabul etmeliyiz. Bugün artık son bulmakta olan yüzyıllık sistemik sermaye birikim döngüsü boyunca dominant olmuş bir ülkenin iktidardaki eliti, tıpkı daha önce olduğu gibi, bir dünya savaşı başlattı. Bu savaş, tıpkı geçtiğimiz yüzyıl 1930’lardaki büyük depresyon veya 1970 ve 1980’lerdeki resesyon dönemlerinde olduğu gibi, yeni teknolojik yapının üretiminin ve bu temelde ekonominin modernizasyonunun hızlandırılmış gelişmesi karşısında ekonomik aktivitedeki düşüşün üstesinden gelinmesinin vasıtası olarak hizmet ediyor.
Öyle görünüyor ki batı ülkelerindeki liberal-demokratik yönetim modeli, yeni bir uzun ekonomik dalgaya binmek üzere yeni bir teknolojik yapıya geçiş için kaynakların mobilizasyonunu savaş-dışı yollarla sağlamayı başaramıyor. Bizse her halükarda bu noktadan yola çıkmalıyız ve bir yanda dünya ekonomisindeki yapısal değişikliklerin objektif yasalarının, diğer yanda ise bize karşı NATO’da birleşmiş olan batı ülkelerinin yeni bir savaşına yol açmış bulunan sübjektif sosyal ve psikoloji faktörlerin karşılıklı çatışan etkileşimini tespit etmeliyiz.
Yürütülen para-kredi siyasetinin neden olduğu teknolojik geri kalmışlığımızı da hesaba katarsak, bu savaşta zamanın bizden yana olduğunu düşünmek saflık olur. Yeni teknolojik yapıya geçmek için en uygun dönemi kaçırmış bulunuyoruz; enerji kaynakları ve diğer hammadde emtiasından elde edilen ve bir trilyon doların üzerindeki kısmı dost-olmayan ülkelerde kalan süper kârı da bunun için kullanamadık. Onlar şimdiden bu yapının yükseliş fazına girdiler ve bize karşı savaşı da yeni teknolojileri geliştirmek, bunlara olan talebi teşvik etmek için kullanıyorlar. Bize karşı savaşın her bir günü, bu savaşın başlıca kundaklayıcılarının (ABD ve NATO yönetimin gerçek siyasetini yönlendiren bilişimci teknokratlar) kudretini artırıyor. Batı ülkelerinin gücünün bize karşı savaşta tükeneceğini sanmak yanlıştır. AB’de geleneksel sektörlerin ve eski üretimlerin durumu kötüleşiyor, ancak Amerikan bilişim devleri bu savaştan kazanç sağlıyor.
Yürütülmekte olan para-kredi siyaseti çerçevesinde ülkede bulunan kaynakların zafere erişmek için seferber edilmesi mümkün değildir; bunun sonucu, dış ticari ilişkilerimizde eşitsizlik de büyüyor. Parça ve teçhizat ithalatı için gitgide daha çok ödeme yapmak gerekiyor. Reel sektörden mali sektöre sermaye çıkışı artıyor, yurtdışına sermaye ihracı da devam ediyor. Bunun sonucu olarak yatırım aktivitesi düşüyor ve teknolojik geri kalmışlık büyüyor, bilimsel-teknik potansiyelimiz değersizleşiyor. Hiçbir şekilde mazur görülemeyecek sert ve ilkel para-kredi siyaseti yüzünden iş faaliyetlerinin bloke edilmesi, savunma kabiliyetimizi de olumsuz etkiliyor.
Dost olmayan ülkelerin iktidardaki elitinde, Ukrayna’da yürütülen savaşın onları güçlendirdiği bizi ise yıprattığı görüşü hasıl oluyor. Bu da onların saldırganlığını körüklüyor. Bu saldırganlığı söndürmek için, öncelikle, yukarıda söylendiği gibi, Rusya’ya karşı savaş suçlarında ve Ukrayna’daki Rus nüfusunun soykırımında suçluları cezalandırmak şarttır. Ve ikincisi, yeni küresel ekonomik düzen kurumlarını esas alarak çağdaş bir yönetim sistemini kurmak yoluyla yeni teknolojik yapı temelinde ileri bir ekonomik kalkınma siyasetine geçmek gereklidir. Bu konuda, serinin diğer makalelerinde birçok şey söylenmişti.
Ama diğer taraftan, İran körfezindeki savaşın yol açtığı enerji krizinin halihazırdaki devasa türev balonunu ve dolara dayalı mali sistemin çöküşünü tetikleyeceği umuduyla hiçbir şeyi değiştirmeyebiliriz de. Bunun nasıl olacağını dizinin diğer bölümlerinde ele alacağız. Ama bu “devekuşu pozisyonu”, Rus Dünyasını kurtarmak için zaruri olan ve önerdiğimiz ileri ekonomik kalkınma stratejisine geçmeden mümkün olamayacak zaferi kazanmamıza izin vermeyecek.
[1] Dostoyevski, malum. İgor Danilevski, tarihçi (1953 doğumlu); Aleksandr Prohanov tarihçi ve yazar (1938 doğumlu); Nataliya Naroçnitskaya tarihçi (1948 doğumlu).
[2] Anatoliy Fomenko, 1945 doğumlu; Anatoliy Klyosov (1946 doğumlu).
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












