Bizi Takip Edin

Amerika

Küresel internet servisleri kesintisinin nedeni neydi?

Yayınlanma

Bugün (19 Temmuz Cuma) yaşanan ve Microsoft bulut hizmetleri kaynaklı sorunlar, tüm dünyada sayısız işletmeyi ve bireyi etkileyen, şimdiye kadarki en büyük BT kesintilerinden biri olarak tarihe geçti.

Financial Times’a göre (FT) bu durum, bilişim sektörü dışındaki pek çok kişi tarafından bilinmeyen bir şirket tarafından yapılan küçük bir teknik değişikliğin nasıl geniş çaplı bir tahribata yol açabileceğinin bir başka örneği.

Şirketler, Microsoft Windows çalıştıran bilgisayarları, sunucuları ve diğer BT ekipmanlarını etkileyen sorunlarla boğuşuyor. Etkilenen bilgisayar kullanıcıları, Windows’un yüklenemediğini gösteren bir “mavi ölüm ekranı” gördüler.

Microsoft, bir güvenlik yazılımı tedarikçisi olan CrowdStrike’ın hatalı bir güncellemesini suçladı. CrowdStrike CEO’su George Kurtz, X’te yayınlanan bir yazıda sorunların nedeninin “Windows için tek bir içerik güncellemesinde bulunan bir kusur” olduğunu söyledi.

Kurtz, Apple’ın MacOS ve internet altyapısında yaygın olarak kullanılan açık kaynaklı Linux işletim sistemini çalıştıran PC ve sunucuların etkilenmediğini söyledi.

CrowdStrike CEO’su, “Bu bir güvenlik olayı ya da siber saldırı değil. Sorun tespit edildi, izole edildi ve bir düzeltme yapıldı,” dedi.

CrowdStrike, bilgisayar ağları ile dizüstü bilgisayarlar, telefonlar ve sunuculardan perakende ödeme terminalleri ve bankamatiklere kadar kurumsal ağlara bağlı uzak cihazlar arasındaki bağlantıları koruyan en büyük “uç nokta” güvenlik yazılımı sağlayıcılarından biri. Windows çalıştıran bu cihazlardan herhangi biri hatadan etkilenebilir.

Büyük bir kısmı Windows üzerinde çalışan Microsoft’un Azure bulut bilişim platformunun müşterileri de sorun yaşadıklarını bildirdiler. BT arızası ABD ve Avrupa’dan Avustralya, Japonya ve Hindistan’a kadar havayolu şirketlerini, bankaları ve yayıncıları etkiledi.

Warwick Üniversitesi’nde siber güvenlik uzmanı olan Harjinder Lallie, “Bu sabah dünya çapında yaşanan BT kesintisi, etkilediği sistemlerin çeşitliliği ve ölçeği açısından eşi benzeri görülmemiş bir durum,” dedi.

CrowdStrike, 2011 yılında kurulan ve merkezi Austin, Teksas’ta bulunan bir siber güvenlik şirketi. Falcon yazılımı siber saldırıları durdurmak için tasarlandı ve bireysel cihazlarda çalışan ve bulut üzerinden sunulan bir ürün paketi içeriyor.

Şirketin gelirleri ocak ayında sona eren son mali yılda üçte bir oranında artarak 3,1 milyar dolara yükselirken, net gelir bir önceki yıl 183,2 milyon dolar olan zarardan 90,6 milyon dolara geriledi. 

CrowdStrike, ürünlerini kullanan 29.000’den fazla şirketle “Fortune 100‘ün 62’sinin tercih ettiği bulut güvenlik sağlayıcısı” olduğunu söylüyor.

Nasdaq’a kote olan şirket geçtiğimiz ay S&P 500’e katıldı. 

CrowdStrike’ın hisseleri cuma günkü kesintiden önce geçtiğimiz yıl iki kattan fazla artarak şirkete 83,5 milyar dolarlık bir piyasa değeri kazandırmıştı. Ancak cuma günü New York’ta Nasdaq açılmadan önce hisse senetleri keskin bir düşüş yaşadı.

CrowdStrike bir “düzeltmenin yapıldığını” söylese de, bunun etkilenen çok sayıda müşteriye ve tüm çalışanlarının cihazlarına dağıtılmasının ne kadar süreceği belli değil.

Portsmouth Üniversitesi’nde siber güvenlik araştırmacısı olan Vasileios Karagiannopoulos, sorunların “çözülmesinin haftalar olmasa da günler alabileceğini” söyledi.

Karagianopoulos, sorunların “sistemler arasında o kadar küresel ve kapsamlı olduğunu ve talep nedeniyle BT desteğinin seyrek olabileceğini” de sözlerine ekledi.

Siber güvenlik araştırmacısı Kevin Beaumont, sosyal medya paylaşımlarında CrowdStrike müşterilerinin sorunu çözmek için “inanılmaz derecede acı verici” bir süreç içinde olduklarını söyledi.

Amerika

ABD’den veri merkezlerine elektrik muafiyeti: Asit yağmuru kuralları kalktı

Yayınlanma

ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA), şebekeye bağlı olmayan ve yalnızca veri merkezlerine elektrik sağlayan santralleri asit yağmurlarını önlemeyi amaçlayan hava kirliliği sınırlarından muaf tuttuğunu açıkladı. Yeni kılavuz ilke kapsamında “ada modunda” çalışan bu tesislerin Temiz Hava Yasası bünyesindeki Asit Yağmuru Programı’na dahil edilmeyeceği bildirildi.

Trump yönetimi pazartesi günü yaptığı açıklamada, yalnızca veri merkezlerine hizmet veren ve genel elektrik şebekesine bağlı olmayan santralleri, asit yağmurlarını engellemeyi hedefleyen kirlilik sınırlamalarından muaf tuttuğunu duyurdu.

Yönetim pazartesi günü yayımladığı yeni kılavuz ilkeyle, “ada modunda” (islanded) çalışan bu santrallerin Temiz Hava Yasası kapsamında yürütülen Asit Yağmuru Programı’na (ARP) dahil edilmek zorunda olmadığını açıklığa kavuşturdu.

Söz konusu program, elektrik santrallerinin asit yağmuruna yol açan temel etkenlerden kükürt dioksit ve azot oksit emisyonlarını azaltmasını zorunlu kılıyor.

Asit yağmurları, balıklar başta olmak üzere sudaki canlı yaşamı dahil birçok alanda çevresel zarara yol açabiliyor. Bunun yanı sıra kükürt dioksit ve azot okside maruz kalmak, insanlarda solunum yolu rahatsızlıklarını şiddetlendirebiliyor.

ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA), bu kararı veri merkezlerinin gelişimini desteklemek ve aynı zamanda tüketici konutlarının elektrik faturaları üzerindeki etkileri hafifletmek amacıyla aldığını açıkladı. Kurum, veri merkezlerini şebekede mevcut olan elektriğe bel bağlamak yerine kendi santrallerini kurmaya teşvik etmeyi hedeflediğini bildirdi.

EPA Hava ve Radyasyon Bürosu Yardımcısı Aaron Szabo yaptığı yazılı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri’nin yapay zeka alanındaki üstünlüğünü korumasını sağlamak, ulusal güvenlik ve ekonomik refah açısından hayati önem taşımaktadır. Aynı zamanda toplumlarımızı kamu hizmeti fiyat artışlarından korumak da eşit derecede önemlidir” ifadesini kullandı.

Veri merkezi krizi

Szabo açıklamasında ayrıca, “Bu kılavuz her ikisini de gerçekleştirmek için bir yol sunacaktır. EPA, düzenlemelere yönelik mantıklı yaklaşımlar aracılığıyla Başkan’ın gündemini ilerletmekten gurur duymaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Açıklama, Trump yönetiminin yüksek elektrik tüketimlerinin tüketici faturaları üzerindeki baskısını kırmak amacıyla veri merkezlerini kendi enerji kaynaklarını inşa etmeye yönlendirmeye çalıştığı bir dönemde geldi.

Bu adım, Trump yönetiminin çevre kaygıları karşısında veri merkezlerine öncelik verdiği ilk karar değil. Yönetim geçen ay, Siyahilerin Gelişmesi İçin Ulusal Birlik (NAACP) tarafından yasa dışı hava kirliliği yaratmakla suçlanan Elon Musk’ın xAI şirketine yargı sürecinde destek vermişti.

Yönetim daha önce de veri merkezlerine yönelik çevresel incelemeleri daraltmaya ve bu merkezlerde kullanılması beklenen yeni kimyasalların onay süreçlerini hızlandırmaya çalışmıştı.

EPA’nın yeni kılavuz ilkesinde, Asit Yağmuru Programı’nın elektrik dağıtım kurumlarına uygulanması gerektiği, bu nedenle veri merkezlerine hizmet veren santrallerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği belirtildi. Kurum, bu santralleri kamu hizmeti sunan tesisler olarak görmediğini kaydetti.

Kılavuz belgesinde, “EPA, bu tanımların açık metni dikkate alındığında, ARP’nin daha geniş elektrik şebekesine hiçbir şekilde bağlı olmayan elektrik üretim tesislerine uygulanmadığı kanaatindedir” ifadesine yer verildi.

EPA, eyaletlerin ve şirketlerin “Asit Yağmuru Programı’ndaki belirli düzenleme hükümlerine ilişkin açıklık talep etmesi” üzerine bu belgeyi yayımladığını duyurdu.

ABD’de veri merkezleri hiç popüler değil

Okumaya Devam Et

Amerika

Google’ın iddiası: Büyük dil modelleri bilimsel sıçramalarda işe yaramaz

Yayınlanma

Google DeepMind araştırmacısı Tom Zahavy yayımladığı makalede, büyük dil modellerinin mevcut verileri işleme ve mantıksal doğrulama kabiliyetine rağmen gerçek bilimsel buluşlar yapamayacağını ortaya koydu. Albert Einstein’ın genel görecelik kuramını oluşturma sürecini hesaplamalı bir inceleme alanı olarak ele alan çalışma, yapay zekanın sezgisel hipotez üretme mekanizmasından yoksun olduğunu gösterdi.

Google DeepMind araştırmacısı Tom Zahavy tarafından hazırlanan çalışma, büyük dil modellerinin (LLM) insan müdahalesi olmaksızın özgün bilimsel keşifler gerçekleştiremeyeceğini ortaya koydu.

27 Ocak 2026 tarihli “LLM’ler Sıçrama Yapamaz” (LLMs can’t jump) başlıklı araştırmada, yapay zeka ekosistemindeki “yaratıcılık yalnızca veri sıkıştırmasından ibarettir” anlayışı eleştirildi.

Çalışma, Albert Einstein’ın arkadaşı Maurice Solovine’e yazdığı mektupta çizdiği bilimsel keşif şemasını temel alıyor. Einstein bu mektupta bilimi döngüsel bir süreç olarak tanımlıyor.

Süreç, ham duyusal verilerin algılanmasıyla başlıyor; ardından mantıksal olmayan sezgisel bir “sıçrama” ile soyut aksiyomlara ulaşılıyor ve son aşamada katı mantıksal tümdengelim yöntemiyle bu aksiyomlardan sonuçlar çıkarılıyor.

Yapay zeka döngünün iki aşamasını hakimiyeti altına aldı

Araştırmaya göre üretken yapay zeka, Einstein’ın tanımladığı keşif döngüsünün üçte ikisini başarıyla yürütüyor. Sistemler, milyarlarca veri simgesi üzerinde istatistiksel desen eşleştirmesi yaparak tümevarım sürecini tamamlıyor.

Aynı zamanda AlphaProof gibi sistemlerin Olimpiyat düzeyindeki karmaşık matematik problemlerini çözmesinde görüldüğü üzere, yerleşik ilkelerden formal kanıtlar üreterek tümdengelim aşamasını da yerine getiriyor.

Ancak rapor, yapay zekanın gözlem verilerinin yetersiz olduğu durumlarda yeni açıklayıcı hipotezler üretme yeteneği biçiminde tanımlanan “varsayımsal çıkarım” mekanizmasından tamamen yoksun olduğunu kaydediyor.

Mevcut dil modelleri, yerleşik insan düşüncesinin sınırları içinde veri interpolasyonu yapabilirken, bu sınırların ötesine geçemiyor.

Genel Görelilik kuramı veri sıkıştırma tezini çürütüyor

Çalışmada, Einstein’ın Genel Görelilik Kuramı’nı geliştirme süreci bir hesaplama örneği olarak incelendi.

Yapay zeka topluluğunda öne çıkan ve Jürgen Schmidhuber tarafından savunulan görüş, bilimsel keşfin verileri açıklayan en basit programı arama, yani bir sıkıştırma problemi olduğunu ileri sürüyor.

Buna karşın Einstein Genel Görelilik Kuramı’nı oluşturduğu sırada, klasik Newton mekaniği gözlemsel açıdan büyük bir başarıyla uygulanıyordu ve yeni bir fizik çerçevesine yönelik acil veri baskısı bulunmuyordu. Eylemsiz ve çekimsel kütlelerin eşitliği 10 üzeri -9 hassasiyetle doğrulanmıştı.

Merkür’ün yörüngesindeki sapma dışında Newton yasalarını tehdit eden bir veri krizinin olmadığını belirten araştırma, bilim insanlarının bu sapmayı dahi “Vulcan” adını verdikleri varsayımsal bir gezegenle açıklamaya çalıştığını hatırlatıyor.

Veri odaklı bir yapay zekanın, Newton modelindeki hata payı sıfıra yakın olduğu için uzay-zaman anlayışını kökten değiştirecek bir yapısal dönüşüme gitmeyeceği vurgulanıyor.

Düzeltme ve kanıtlama süreçleri sezgisel sıçramanın yerini tutmuyor

Einstein, 1905 yılında Özel Görelilik Kuramı’nı kurduktan sonra teoriyi ivmeli hareketleri de kapsayacak şekilde genişletmek istedi. 1907-1915 yılları arasında yedi yıl süren bu süreçte, Marcel Grossmann ile yürüttüğü çalışmalarda statik alanlara ilişkin yanlış bir varsayım nedeniyle iki yıl kaybetti.

Einstein, 1915 yılının kasım ayında Prusya İlimler Akademisi’ne her hafta yeni bir makale sunarak David Hilbert ile girdiği yarışı kazandı ve nihai alan denklemlerini elde etti.

DeepMind araştırması, günümüzdeki LLM’lerin ve kanıt yardımcılarının Einstein’ın aksiyomları sağlandığı takdirde tümdengelim adımlarını tamamlayabileceğini kabul ediyor.

Ancak mevcut sistemlerin, bu aksiyomların kendisini ham duyusal verilerden üretecek zihinsel mekanizmaya sahip olmadığı kaydediliyor.

Fiziksel dünya modelleri çözüm için zorunlu görülüyor

Raporda, yapay zeka ajanlarının kavramların fiziksel karşılıklarına erişimi olmadan yalnızca dili işlediği ve bu durumun Stevan Harnad tarafından tanımlanan “Çin Odası” problemini yarattığı ifade edildi.

Sakana AI tarafından geliştirilen “AI Scientist” veya DeepMind’ın “AlphaEvolve” gibi gelişmiş sistemlerinin dahi belirli bir çerçeve içindeki metrikleri optimize ettiği, ancak sembolik karşılığı bulunmayan yeni aksiyomlar üretemediği bildirildi.

Zahavy, yapay zekanın abdüksiyon sıçramasını gerçekleştirebilmesi için yalnızca dil işlemenin ötesine geçmesi gerektiğini kaydetti. Çözüm olarak, eylem kontrolü sunan ve fiziksel evrenle tutarlı biçimde çalışan “Dünya Modelleri” işaret edildi.

Genie gibi eyleme dayalı yeni mimarilerin, soyut sembolleri duyusal simülasyonlarla bağlayarak yapay zekaya zihinsel düşünce deneyleri yapma kabiliyeti kazandırabileceği aktarıldı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Batı’nın kritik maden hedeflerini finansman sorunu sekteye uğratıyor

Yayınlanma

Yeni bir rapora göre, Batı’daki kritik maden projeleri kamu finansmanındaki açıklar nedeniyle tıkanma noktasına gelmiş durumda.

Financial Times’taki (FT) habere göre bu durum, teknoloji ve savunma sanayii için hayati önem taşıyan malzemeler üzerinde Çin’in kurduğu hakimiyete karşı koyma yeteneklerini engelliyor.

SAFE Kritik Maden Stratejisi Merkezi’ne göre, Batı’nın tedarik zincirlerini güçlendirme kabiliyeti artık bol jeolojik kaynaklara erişimden çok, kamu kurumlarından kaynaklanan “kalıcı bir finansman açığını” gidermeye bağlı hale geldi.

Kritik mineraller genellikle 20 ila 30 yıllık yatırım ve faaliyet güvencesi gerektirir, bu koşullar sağlanmadıkça özel sermaye bu projelere yatırım yapmaya isteksiz davranır.

Raporda, devlet destekli kredi kuruluşlarının daha güçlü taahhütlerde bulunmasının, özel yatırımcıları ve bankaları kritik mineraller projelerini desteklemeye teşvik edeceği belirtildi.

Kritik Mineraller Stratejisi Merkezi’nin yönetici direktörü Abigail Hunter şunları söyledi:

“Hükümetler son birkaç yılı, kritik minerallere bağımlılığın stratejik bir sorun olduğu konusunda fikir birliğine varmakla geçirdiler. Şimdi asıl zor olan iş, kamu finans kurumlarının sermayeyi maden sahalarına, işleme tesislerine ve geliştiricilerin eline, etkili olacak kadar hızlı bir şekilde aktarabileceğini kanıtlamak.”

Çin, bataryalar ve silahlar için hayati önem taşıyan nadir toprak elementleri ile kobalt, nikel ve lityum gibi kritik minerallerin dünya işleme kapasitesinin yüzde 90’ından fazlasını kontrol ediyor.

2001 ile 2023 yılları arasında Çin, yurtdışındaki kritik mineral projelerine yaklaşık 94 milyar dolar yatırarak, arıtma ve işleme alanlarında hakim bir konum elde etmeyi başardı.

Uluslararası Enerji Ajansı, Batı’nın politika hedeflerini gerçekleştirmek için kritik minerallere 500 milyar dolardan fazla yatırım yapılması gerekeceğini tahmin ediyor.

ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı ve İran savaşı, kendi kendine yeterliliğe ulaşmayı stratejik bir hedef haline getirdi.

Çin, 2024 yılından bu yana antimon ve tungsten gibi minerallere ihracat kısıtlamaları getirdi.

Füzeler ve mühimmatın önemli bir bileşeni olan tungstenin fiyatı, savaşın başlamasından bu yana yüzde 70 oranında yükseldi.

ABD, son yıllarda kritik mineralleri geleneksel olmayan yollarla finanse etmek için daha agresif adımlar attı.

Temmuz 2025’te Savunma Bakanlığı, nadir toprak elementleri üreticisi ve mıknatıs üreticisi MP Materials’a 150 milyon dolarlık kredi verdi ve şirkete 400 milyon dolarlık sermaye yatırımı yaptı.

Yönetim ayrıca belirli mineraller için bir taban fiyat ve önümüzdeki 10 yıl boyunca üretilecek tüm mıknatıslar için bir alım garantisi belirlemiş; Lynas Rare Earths ile MP Materials ve Suudi madencilik şirketi Maaden’in ortak girişimi için de benzer taban fiyat taahhütlerinde bulunmuştu.

Uluslararası Kalkınma Finans Kurumu (IDFC), 2026 yılında kritik mineraller için 1,2 milyar dolarlık sermaye finansmanı sağladı.

Fakat birçok ihracat kredi kurumu ve kalkınma finansmanı kuruluşu, kaynak güvenliği değil, ihracatı ve kalkınmayı teşvik etmek amacıyla kurulduğundan, bu finansman, görev alanlarındaki uyumsuzluklar nedeniyle zayıfladı.

Ayrıca, kamu finans kurumlarının vergi mükelleflerinin parasını sorumlu bir şekilde yönetmesi bekleniyor.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın sürdürülebilirlik, iklim ve jeopolitika programında araştırmacı olan Milo McBride, birçok projenin gerekçelendirilmesinin zor olabileceği için bazı kredi verenlerin “bu riski rasyonalize ettiğini” belirtti.

McBride, “Bu çok büyük bir soru. [Kamu finansmanının amacı] yatırım getirisi mi, yoksa daha büyük ulusal jeostratejik çıkarlar mı olmalıydı? Ve bu ikisini bir araya getirmenin yolları var mı?” diye sordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English