Rusya
Lukyanov: Türk-Rus ilişkilerinin doğası karmaşık olacak

Valdai Kulübü Araştırma Direktörü ve Russia in Global Affairs Genel Yayın Yönetmeni Prof. Fyodor Lukyanov ile İstanbul’da konuştuk. Ukrayna’da çözüm arayışlarının sürdüğü bu evrede Moskova ile Batı arasındaki bilek güreşinin geleceğine dair sorularımız oldu. Gorbaçov’un ürettiği 90’ların rüya projesi, Rusya ile Avrupa arasında “ortak Avrupa evi” kurma fikrinden başladık sohbete. Lukyanov’a göre bu fikir başından beri ütopikti ve bu modelin artık tarihsel olarak bir geçerliliği kalmadı. Geleceğe ilişkin bir arada yaşama formülleri de bu ütopik fikirler üzerinden inşa edilemez…
Lukyanov’a göre, Batı’nın Rusya’yı stratejik yenilgiye uğratma hedefi sürdüğü için mevcut durumda istikrarlı bir güvenlik mimarisi kurmak imkânsız ve ulaşılabilecek en iyi senaryo, Soğuk Savaş benzeri “kontrollü bir denge” durumu olabilir.
Söyleşide Türkiye-Rusya ilişkilerine de değinen Lukyanov, iki ülke arasında hayati önemdeki bağın pragmatizme dayandığını ve mevcut koşullarda bu başarılı modeli stratejik bir ortaklığa dönüştürme çabasının her iki tarafa da zarar vereceğini vurguluyor. 20-30 yıl sonrasına ilişkin tahminde bulunmanın imkansız olduğunu belirten Lukyanov, Türk- Rus ilişkilerinin doğasının her zaman “karmaşık” kalacağını düşünüyor. O’na göre bütün meziyet; bu karmaşıklığı yani çıkar çatışması olan alanları yönetmekle ilgili.
Lukyanov Türk-Rus ilişkilerinde daha iyisini yapalım derken eldeki işleyen modelin yitirilebileceği uyarısını yapıyor. “Türkiye’nin ABD ve NATO ile ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu çok iyi anlıyoruz” diyen Luıkyanov bunu değiştirmeye çalışmanın Türkiye’ye zarar verebileceğini düşünüyor.
Lukyanov’a göre Rusya, Batı’nın parçası olan ama gerektiğinde Batı’ya karşı kendi menfaatini savunma kapasitesi olan bir Türkiye’yi tercih ediyor.
Prof. Fyodor Lukyanov’un Mehmet Kıvanç’ın sorularına verdiği yanıtlar şu şekilde:
Sayın Lukyanov, zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Konuya belki de şuradan başlamak yerinde olur: Rusya ile Avrupa arasındaki büyük “Avrupa evi” fikri neden son buldu ve 90’larda Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından hayati önem taşıyan bu fikri yeniden canlandırmak mümkün mü? Yakın gelecekte bu yönde bir çaba görebilir miyiz ve bu konudaki beklentiniz nedir?
Aslına bakarsanız bu fikir Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bile önce doğmuştu, zira bu büyük “ortak Avrupa evi” fikrinin babası son Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’du.
Onun ardından, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte bu fikir biraz yeniden yorumlandı. Zira bir süper gücün başkanı olan Gorbaçov’un elbette bu yapının nasıl işleyebileceğine dair kendi görüşleri vardı. Sonrasında Rusya başka bir şeye dönüştü.
Ancak 35 yıl önce düşündüklerimin aksine, bugünkü naçizane görüşüm, bu fikrin maalesef tamamen ütopik olduğu yönünde. Çok basit bir sebepten ötürü bu hiçbir zaman gerçekçi bir seçenek olmadı. Dünkü konferansta da ele aldığımız üzere Avrupa ile entegrasyon, sömürgecilik sonrası dönemde Fransa, İngiltere gibi en büyükleri dâhil olmak üzere tümünün eski önemini yitirdiği bir çağda, Avrupa’nın orta büyüklükteki güçlerini birleştirmek amacıyla kuruldu ve bu formatı, yani Avrupa ile entegrasyonu, Avrupa Topluluğunu yarattılar.
Sovyetler Birliği ve ardından Rusya ise bir nükleer süper güç. Rusya ekonomisi ve pek çok sorunu hakkında çeşitli tartışmalar yürütebiliriz ama Rusya bir nükleer süper güçtür. Bir nükleer süper güç, Avrupa Birliği gibi bir yapılanmanın parçası olamaz. Ve bir nükleer süper güç, eğer Amerika Birleşik Devletleri değilse NATO’nun da bir parçası olamaz.
Bu yüzden bence hem Gorbaçov hem de sonrasında bu fikri takip edenler, konuyu tartıştıklarında gerçeklikten tamamen uzaktılar. Fakat bu mesele Rusya tarafında çok ciddi bir şekilde ele alındı.
Rusya gerçekten de uzun bir süre, sanırım muhtemelen Putin’in Münih konuşmasına kadar, samimiyetle böyle bir yapının, belki ortak Avrupa evi değil ama daha geniş bir Avrupa sahası gibi bir yapının parçası olmak istedi.
Kimse bu sahanın neye benzeyebileceğini formüle edemedi, çünkü Avrupa Birliği Rusya’yı hiçbir zaman AB’ye olası bir aday ülke olarak görmedi ve tabii ki Rusya da Avrupa Birliği’ne katılmak için asla sıraya girmezdi. Ancak bunun farklı bir şekilde yapılabileceğine dair bir fikir vardı. Ortak ekonomik düzenlemelere sahip bir ortak saha gibi bir yapı…
Fakat yaşananlar, kökleri çok eskiye dayanan derin jeopolitik farklılıkların olduğu bir durumda bunu beklemenin mümkün olmadığını gösterdi. Bu 2000’lerde aşınmaya başladı, 2010’larda çöktü ve 2020’lerde tamamen patladı.
Uzun lafın kısası, bu fikri, artık geride kalmış ve bir daha asla geri gelmeyecek, tarihsel açıdan önemli bir dönemden ibaret görmemiz gerektiğine inanıyorum. Yani bu model artık geçerli değil.
Peki bu durumda hangi model mümkün? Çünkü Avrupa ile Rusya arasında ve özellikle Rusya’nın doğu sınırı ile Avrupalılar arasında güvenlik mimarisi sorunu devam ediyor. Avrupalılar bir Rus tehdidi olduğunu söylüyor. Rusya ise NATO’nun genişlemesi nedeniyle güvenlik sorunları yaşadığını, her beş ya da on yılda bir NATO tarafından bu tür bir genişleme hamlesi gördüğünü belirtiyor. Bu durumda ne tür gerçekçi bir senaryo bekleyebiliriz?
Gerçekçi senaryonun ne olduğunu evvela bilmiyorum, çünkü Rusya’nın doğrudan, Avrupa’nın ise dolaylı ama çok aktif bir şekilde katıldığı büyük bir savaşın sürdüğü, son derece eşsiz ve nahoş bir durumun içindeyiz.
Bence varsayımsal model, Soğuk Savaş dönemindeki “barış içinde bir arada yaşama” ilkesinin tadil edilmiş bir versiyonu olabilir. Bu model, kıtanın temel olarak ağır silahlanmış ve birbirine son derece şüpheyle yaklaşan taraflarından oluşur.
Eğer bu aşamaya ulaşabilirsek, bu erken aşamada büyük bir başarı olur. Çünkü şu ana kadar böyle bir şeyi tasavvur dahi edemiyoruz. Avrupa tarafının, ki arkasında Amerikalılar da var ama şu an tuhaf bir biçimde, bu tür az çok eşit bir denge kurulmasını kabullenmeye hazır olmadığını görüyoruz.
Zira Rusya’nın stratejik yenilgiye uğratılması fikri hâlâ masada. Bu fikir, AB’nin resmi tutumu olduğu 2022-2023’te gerçekleşmedi. Şimdi daha az dile getiriliyor ama hâlâ Rusya’nın askeri, iktisadi ve benzeri yollarla yenilgiye uğratılması gerektiğine inanıyorlar ve bir tür dengeyi yeniden düzenleme havasında değiller. Dolayısıyla buna ne zaman ve nasıl ulaşabileceğimizi bilmiyorum.
Bununla birlikte, belirttiğim gibi, bu tablo önümüzdeki tarihsel dönem için ideal bir tablo olurdu. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki Soğuk Savaş modelinin yeniden kurulmasını bekleyemeyiz, çünkü bugünkü Avrupa 40 yıl önceki Avrupa değil. Ve Avrupa artık Orta Doğu ve Uzak Doğu’yu da içeren çok daha geniş bir sahanın, yani Avrasya’nın bir parçası.
Sizin de belirttiğiniz gibi, bunun kısmen Avrasya’da bulunan, kısmen de ABD-Çin rekabetinden etkilenen çok daha büyük bir güvenlik mimarisinin veya mimarisizliğinin parçası olduğunu hesaba katmadan bir Avrupa güvenlik mimarisi inşa edemeyiz. Bu noktada, korkarım Avrupa için istikrarlı bir güvenlik düzeni gibi bir lüks bekleyemeyiz.
Türkiye’nin jeopolitik konumunu, özellikle son dönemde nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin, Rusya, Trump’ın enerji meselesi gibi konularda Türkiye’ye yönelik baskısından endişe duymalı mı?
Elbette Rusya endişe duymalı, çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin herhangi bir ülke üzerinde neredeyse sınırsız bir baskı uygulayabilen en güçlü aktör olduğunu gayet iyi anlıyoruz. Bu, meselenin bir yüzü.
Bizim için de Türkiye için de çok önemli olan diğer yüzü ise bu baskının etkinliğinin sınırlarının da görünür olması. Yani Amerika Birleşik Devletleri başka ülkelere son derece nahoş şeyler yapabilir ama bu baskıyı ne kadar artırırlarsa, diğer ülkeler de o kadar çok bu baskıdan nasıl kaçınacaklarını, nasıl etrafından dolaşacaklarını, belki Amerikalıların istediğini resmen onaylayıp gayri resmi olarak farklı şeyler yapacaklarını araştırmaya başlıyor.
Bu, günümüz dünyasının bir özelliği. Bu dünyada, ABD, Çin gibi büyük ülkeler veya Rusya, Hindistan, Türkiye gibi ülkeler olsun, hiç kimsenin bir başkasıyla hegemonik bir ilişki kuramadığını görüyoruz.
Rusya tarafında ise başka bir sorun var, çünkü Avrasya’daki Sovyet sonrası coğrafyadaki yerimizi yeniden değerlendirmeliyiz. Bu coğrafya, kısmen Türkiye’nin daha aktif politikaları gibi nedenlerle açıkça değişiyor. Ama bu herkes için geçerli. Amerika Birleşik Devletleri için de…
Görüyorsunuz, Trump biraz telaşlı. Farklı şeyler yapmaya, farklı ülkelere baskı kurmaya çalışıyor. Bu ülkelerin ille de onun istediğini yapmadığını, hakkında harika sözler söyleyip onu övseler ve kutlasalar bile neticede kendi ulusal çıkarlarına uygun olanı yaptıklarını görüyor.
Sorunuza dönecek olursak, Rus-Türk ilişkilerinin her zaman çok karmaşık olacağını düşünüyorum, zira çıkarlarımızın örtüşmediği pek çok alan var. Ancak önemli olan, Moskova ve Ankara’da her iki tarafın da bu ilişkinin ne kadar önemli, ne kadar esaslı olduğunun farkında olması.
Bana göre, Türkiye’nin Rusya ile ilişkisi, pratik anlamda Türkiye için ABD ile olan ilişkisinden bile daha önemli. Bu, ABD’nin bir aktör olarak daha az önemli olduğu anlamına gelmiyor ama pratik açıdan bakıldığında Rusya burada ve Rusya’nın varlığı, Türkiye’nin ilgi alanına giren pek çok konuda ve aynı şekilde tersi durumda da büyük bir etken.
Bu yüzden uzlaşı bulmaya mecburuz ve şu ana kadar bunun işe yaradığını söyleyebilirim. Bir sonraki oturumda bu konuyu ele alacağız. Bana göre, bu ilişkinin 10 yıldan uzun süredir bu kadar iyi işlemesi aslında bir sürpriz.
Peki Türk-Rus ilişkilerinin doğasını değiştirmek mümkün mü? Çünkü pek çok uzman bu ilişkiyi meşhur bir ifadeyle, pragmatizmle tanımlıyor. Bu ilişkinin taktiksel düzeyden stratejik düzeye taşınmasının mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?
Sanmıyorum. Bunu değiştirmeye çalışmaya gerek olduğunu da düşünmüyorum. Çünkü, yine söylüyorum, 20 veya 30 yıl sonra ne olacağını bilmiyorum. Kimse tahmin edemez. Belki tamamen farklı bir Avrasya tablosuyla karşılaşacağız. Ama bu noktada pragmatizm, işe yarayan tek strateji.
Eğer stratejik olarak geçerli, daha sağlam bir şey kurmaya çalışırsak, bu Türkiye’ye zarar verir. Çünkü Türkiye’nin ABD ve NATO ile ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu çok iyi anlıyoruz.
Aynı zamanda Türkiye, kendi çıkarlarının Amerikalıların veya Avrupalıların çıkarlarından farklı olduğu konularda çok esnek ve bağımsız davranacak kadar da cesur. Bu yüzden şu an için mevcut tek modelin bu olduğunu ve daha iyisini elde etmek uğruna işleyen bir şeyi bozmamamız gerektiğini düşünüyorum.
Rusya
ABD iş dünyası yaptırımlar yüzünden milyarlar kaybetti

ABD iş dünyasının Rusya’ya yönelik yaptırımlar nedeniyle son dört yılda yaklaşık 200 milyar dolar kayba uğradığı açıklandı. Rusya’daki Amerikan Ticaret Odası Başkanı Robert Agee, batılı firmaların istikrarlı Rus pazarından ayrılmak istemediğini ve aceleci kararlardan kaçınmaya çalıştığını belirtti.
Rusya’ya yönelik yaptırımlar nedeniyle ABD iş dünyasının son dört yılda yaklaşık 200 milyar dolar kayba uğradığı bildirildi.
Rusya’daki Amerikan Ticaret Odası (AmCham) Başkanı Robert Agee, Rus haber ajansı RIA Novosti’ye yaptığı açıklamada, Rusya karşıtı yaptırımların Amerikan iş dünyasına ciddi zarar verdiğini belirtti.
Agee, “Rusya karşıtı yaptırımlar nedeniyle Amerikan iş dünyası gerçekten büyük zarar görüyor, sadece son dört yılda yaklaşık 200 milyar dolar kaybetti” dedi.
Rusya’nın başlattığı özel askeri operasyonun hemen ardından Rusya’daki batılı şirketler arasında belirli bir kafa karışıklığı ve panik havasının hakim olduğunu aktaran Agee, şunları kaydetti:
“Bu heyecanlı süreçte belki bazıları duygusal tepkilerle ülkeden ayrılma kararı almış olabilir. Biz AmCham olarak panik yapmadık, aksine herkesi acele kararlar almamaya ve sağduyulu davranmaya ikna etmeye çalıştık.”
Batılı şirketlerin, kendileri için cazip, istikrarlı ve hızlı büyüyen bir pazar olan Rusya’dan ayrılmak istemediklerini vurgulayan Agee, ayrıca Rusya’nın, komşu Orta Asya ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek için önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti.
Milyarder Melniçenko, The Economist’e konuştu: Rusya için sessiz kalma dönemi sona erdi
Agee, “Amerikan şirketleri için Rusya’da üretimi yerelleştirmek, fabrikalar kurmak bu yüzden her zaman çok önemliydi. Örneğin üyemiz olan şirketlerden birinin bugün Rusya’nın farklı bölgelerine yayılmış 12 özgün tesisi var” diye ekledi.
Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkanı ve Rusya Devlet Başkanı’nın Yabancı Ülkelerle Yatırım ve Ekonomik İşbirliği Özel Temsilcisi Kirill Dmitriyev ise geçen yıl yaptığı açıklamada, Rusya pazarından çekilen Amerikan şirketlerinin uğradığı zararın 300 milyar doları bulduğunu tahmin ettiklerini açıklamıştı.
Dmitriyev, birçok ABD’li firmanın Rusya pazarına geri dönebilmek amacıyla markalarını yeniden tescil ettirdiğini dile getirmişti.
Moskova yönetimi, Batı’nın yıllar önce başlattığı ve artırarak sürdürdüğü yaptırım baskısıyla başa çıkabileceğini defalarca vurgulamıştı.
Rus yetkililer, Batılı ülkelerin yaptırımların başarısız olduğunu kabul edecek cesareti gösteremediğini ifade ederken, Batı ülkelerinde de Rusya karşıtı ekonomik tedbirlerin etkisiz kaldığına dair görüşler sıklıkla dile getiriliyor.
Rusya
Putin: Rusya Merkez Bankası faiz indirecek, bu doğal bir süreç

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, makroekonomik göstergeler ile ekonomik istikrara işaret ederek Merkez Bankasının politika faizini düşürmesinin doğal bir süreç olacağını ve bu indirimin gerçekleşmesi gerektiğini açıkladı. Yakutistan Başkanı Aysen Nikolayev ile görüşmesinde konuyu değerlendiren Putin, faiz oranlarında gerileme beklediğini teyit etti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Merkez Bankasının politika faizindeki düşüşün, makroekonomik göstergeler doğrultusunda doğal şekilde gerçekleşmesi gerektiğini söyledi.
Putin, konuya ilişkin değerlendirmelerini Yakutistan Başkanı Aysen Nikolayev ile gerçekleştirdiği çalışma toplantısında paylaştı.
Görüşme sırasında Nikolayev, Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina ile yaptığı görüşmenin ardından, politika faizinin istikrarlı şekilde düşmeye devam edebileceği izlenimi edindiğini aktardı. Putin, bu değerlendirmeye karşılık, “Bu olmalı. Makroekonomik göstergeler ile ekonominin istikrarından hareketle bu zaten doğal bir süreç olacak” ifadesini kullandı.
Rusya Merkez Bankası Yönetim Kurulu, 19 Haziran günü yaptığı son toplantıda politika faizini yüzde 14,5 seviyesinden yüzde 14,25’e çekmişti. Bu adım, para politikasını gevşetme yönünde arka arkaya atılan dokuzuncu adım olarak kayıtlara geçmişti.
Nabiullina, toplantıda kurulun faizi yüzde 14,5’te sabit tutma, yüzde 14,25’e indirme veya yüzde 14’e çekme olmak üzere üç seçeneği tartıştığını, ancak nihayetinde üyelerin çoğunluğunun faiz indirim alanının daraldığı yönünde görüş bildirdiğini açıklamıştı.
Merkez Bankası, 1 Temmuz günü yayımladığı analiz belgesinde, politika faizinin orta vadeli patikasının nisan ayı öngörülerinde tahmin edilenden daha yüksek gerçekleşebileceği uyarısını yaptı.
Kurulun değerlendirme özetinde, motorlu taşıt yakıtı üretimindeki geçici düşüş ile buna bağlı olarak benzin ve dizel fiyatlarındaki artış en önemli enflasyonist riskler arasında gösterildi.
Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği Başkanı Aleksandr Şohin ise 7 Temmuz günü yaptığı açıklamada, Merkez Bankasının 24 Temmuz toplantısında politika faizini mevcut seviyede koruma ihtimalinin yüksek olduğunu ifade etti.
Şohin, yakıt piyasasındaki gelişmeler nedeniyle kurulun faiz artırımı seçeneğini de gündeme alabileceğini, fakat kendisinin böyle bir kararı doğru bulmadığını belirtti.
Vergi rejimlerinde yeni düzenlemelere gidiliyor
Kremlin, Putin’in St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF) sonrasındaki talimat listesini yayımladı.
Belgeye göre Rusya hükümeti ve devlet kalkınma kurumu VEB.RF, ülkedeki vergi rejimlerinin geliştirilmesi yönünde ortak çalışma yürütecek.
Bakanlar Kabinesi ve devlet şirketine, girişimcilerin mevcut faaliyet yapılarından ve vergi rejimlerinden bir diğerine “engelsiz geçişini” sağlayacak bir mekanizma kurma talimatı verildi. Bu süreçte standart çözümler ile dijital platform teknolojilerinden yararlanılması hedefleniyor.
Talimatlar kapsamında, basitleştirilmiş vergi sistemi uygulayan işletmeler için katma değer vergisi (KDV) ödeme yükümlülüğünü başlatan 20 milyon rublelik gelir sınırının korunmasına yönelik yasal düzenleme yapılması öngörülüyor.
Ayrıca icra organları, öncelikli kalkınma bölgeleri için özel bir hukuki statü oluşturulması yönünde çalışacak. Bu bölgelerde yerel yönetim yapılanması, mimari-tasarım süreçleri ve inşaat faaliyetleri özel kurallara tabi olacak.
Hükümet aynı zamanda üretim sektöründe faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletmeler için iş yapma kolaylığını artıracak önlemleri devreye sokacak.
Mevcut yasal çerçeve, basitleştirilmiş ve patent tabanlı vergi sistemine tabi mükelleflerin gelir sınırının kademeli olarak düşürülmesini ve bu sınır aşıldığında KDV mükellefiyeti doğmasını öngörüyor.
Planlamaya göre sınır değer 2026 yılında 20 milyon ruble, 2027 yılında 15 milyon ruble, 2028 yılından itibaren ise 10 milyon ruble seviyesine gerileyecek.
Putin, aralık ayı sonunda yaptığı açıklamada, yeni vergi sisteminin üretim sektöründeki işletmelere zarar vermemesi gerektiğini vurgulamıştı.
Rusya
Rusya ile Çin arasındaki ticaret hacmi yüzde 25,6 arttı

Çin ile Rusya arasındaki ticaret hacmi, 2026 yılının ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25,6 artarak 134,17 milyar dolara ulaştı. Çin Gümrük Genel İdaresinin 14 Temmuz tarihinde yayımladığı verilere göre, Çin’in Rusya’ya ihracatı yüzde 28,4 artışla 60,60 milyar dolar, Rusya’dan ithalatı ise yüzde 23,3 artışla 73,58 milyar dolar olarak kaydedildi.
Çin Gümrük Genel İdaresinin 14 Temmuz tarihinde açıkladığı verilere göre, Çin ile Rusya arasındaki ticaret hacmi 2026 yılının ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 25,6 artış göstererek 134,17 milyar dolara ulaştı.
İki ülke arasındaki bu ticaret artışı, Çin ile ABD arasındaki ticari ilişkilere kıyasla belirgin şekilde daha hızlı gerçekleşti. Dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ile ABD arasındaki ticaret hacmi, aynı dönemde 289,15 milyar dolar seviyesinde kaydedildi ve geçen yılın aynı dönemine göre neredeyse değişim göstermedi.
Rusya ile Çin arasındaki ticaretin hızlanması, 2022 yılından sonra başlayan kalıcı yapısal değişimi yansıtıyor.
Çin’in Rusya’ya ihracatı ocak ile haziran ayları arasındaki dönemde yüzde 28,4 artarak 60,60 milyar dolara ulaştı. Rus alıcıların alternatif tedarik kanallarının sınırlı olması nedeniyle yüksek talep göstermeye devam ettiği sanayi ekipmanları, elektronik ürünler ve tüketim malları bu ihracatın ana yürütücü gücü oldu.
Çin’in Rusya’dan ithalatı ise yüzde 23,3 artışla 73,58 milyar dolara yükseldi. Çin bu süreçte Rusya’dan enerji kaynakları, metaller ve tarım sanayisi ürünleri alımını artırdı.
Haziran ayında iki ülke arasındaki karşılıklı ticaret hacmi 24,35 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde Çin’den yapılan sevkiyatlar 11,43 milyar dolar, Rusya’dan yapılan sevkiyatlar ise 12,92 milyar dolar seviyesinde kaydedildi.
Böylece Rusya, hammadde ihracatına karşılık bitmiş ürün ithalatına dayalı ticaret yapısının bir gereği olarak aylık bazda dış ticaret fazlası vermeyi sürdürdü.
Çin’in Rusya’ya yönelik ihracatındaki hızlı artış, Çin genelindeki ithalat hareketliliğinin yaşandığı bir döneme denk geldi.
Reuters ajansının paylaştığı verilere göre, Çin’in genel ithalatı haziran ayında yıllık bazda yüzde 36 artarak son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Özellikle yarı iletkenlere yönelik yoğun talep dikkat çekti.
Yapay zeka altyapısına yönelik yatırımların artmasıyla birlikte Çin’in Güney Kore’den yaptığı alımlar yüzde 85, Tayvan’dan yaptığı alımlar ise yüzde 41,1 yükseldi.
Çin GSYH verileri Rusya’nın ihracat gelirlerini etkileyebilir
Küresel ekonomik çerçeveyi değerlendirmek açısından, Çin’in 15 Temmuz Çarşamba günü açıklanması planlanan 2026 yılı ikinci çeyrek gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) verileri önem taşıyor.
Piyasa beklentileri Çin ekonomisinin yıllık bazda yüzde 5,1 büyüyeceği yönünde şekilleniyor.
Büyüme oranının yüzde 4,8 seviyesinin altında kalması durumunda, petrol ve metal fiyatlarının baskı altında kalabileceği, bu durumun da Rusya’nın ihracat gelirlerini etkileyebileceği öngörülüyor.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya7 gün önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi7 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti








