Avrupa
Meloni bir darbe yedi, bir zafer kazandı

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, bir hafta arayla önce bir darbe yedi, sonra da bir zafer kazandı.
Darbe, İsrail casus yazılımı Graphite hakkındaki bir parlamento soruşturmasından geldi. Parlamento komitesi, hükümetin göçmenlerle çalışan birkaç aktivistin akıllı telefonlarını hacklemek için saldırgan siber şirket Paragon tarafından geliştirilen İsrail yapımı casus yazılım Graphite’i kullandığını doğruladı.
Komite, Paragon’un 2023’ten itibaren ülkenin dış istihbarat servisi de dahil olmak üzere iki İtalyan kurumuna Graphite sağladığını doğruladı. Rapora göre, sağlanan Graphite sürümü, telefonun mikrofonunu veya kamerasını etkinleştirme özelliğini içermiyordu. Bunun yerine, operatörlerin hacklenen cihazlardaki şifreli iletişimlere erişmesine izin veriyordu.
Raporda ayrıca, Graphite’in Meta’nın casus yazılımın faaliyetleri kamuoyuna açıklanmadan bir ay önce, Aralık 2024’te tespit edip düzelttiği WhatsApp’taki bir güvenlik açığını istismar ettiği de doğrulandı.
İsrail televizyonunda yayınlanan son habere göre, bu güvenlik açığının keşfi İsrail askeri istihbarat birimi 8200’de paniğe neden oldu.
Hükümetin İsrailli casus yazılımı kullandığı teyit edildi
İtalyan komitesi ayrıca, Meta’nın İtalya’da göçmen haklarıyla ilgilenen birkaç aktivistin telefonlarının hacklendiği iddiasını da doğruladı. Bu aktivistler arasında Luca Casarini, Giuseppe Caccia ve David Yambio da bulunuyor.
Fakat Yambio’nun durumunda hackleme Graphite tarafından değil, başka bir isimsiz casus yazılım tarafından gerçekleştirildi.
Komitenin nihai raporuna göre, ülkenin iktidardaki partisini eleştirmesiyle tanınan araştırmacı gazeteci Francesco Cancellato’nun telefonu İtalyan istihbarat teşkilatları tarafından hacklenmedi.
Raporda, bu aktivistlerin yasal olarak izlendiği ve onlara karşı casus yazılımların kullanımının İtalya’daki ilgili yasal makamlarla koordineli olarak yapıldığı belirtildi.
Bununla birlikte, komite, ülkede casus yazılımların kullanımını düzenleyen denetim mekanizmalarının iyileştirilmesini tavsiye etti.
Ayrıca, Casarini ve Caccia’nın Giorgia Meloni’nin iktidara gelmesinden önce, önceki hükümetler tarafından başlatılan operasyonlarda hedef alındığını vurguladı.
İsrailli şirket, İtalyan istihbaratının sistemlerine erişimini durdurdu
Paragon, İsrail, Avrupa, ABD ve Singapur’daki istihbarat ve kolluk kuvvetlerine satılan Graphite casus yazılımını geliştirdi. Ocak ayında WhatsApp, Paragon’un casus yazılımı kullanılarak yaklaşık 100 kullanıcı hesabının hacklendiğini tespit ettiğini duyurmuştu.
Potansiyel hedefler listesinde sivil toplum aktivistleri ve Başbakan Giorgia Meloni’nin partisi ile neofaşist hareketler arasındaki bağları ortaya çıkaran bir İtalyan araştırmacı gazeteci de yer alıyordu.
İsrail’in daha ünlü casus yazılım üreticisi NSO’nun aksine, kendisini insan haklarına bağlı “temiz ve sorumlu” bir şirket olarak tanıtan Paragon, devletlerin şifreli cihazlara erişmesine olanak tanıyan casus yazılımının kötüye kullanıldığı iddialarıyla ilgili ilk kez tepkiyle karşı karşıya kaldı.
Meta, WhatsApp’ın hacklendiğini duyurduktan sonra, Paragon, Roma’da devam eden parlamento komisyonu incelemesinin sonuçları açıklanana kadar İtalya’nın istihbarat teşkilatının sistemlerine erişimini kesti.
İsrail televizyon programı Zman Emet (Real Time) tarafından yayınlanan son habere göre, İtalyan yetkililer Paragon’un kararından o kadar öfkelendi ki, İtalya başbakanının açıklama için Başbakan Binyamin Netanyahu’yu aradığı bildirildi.
Referandumlara boykot ses getirdi
İtalya’nın beş ulusal referandumla önemli iş ve vatandaşlık yasalarını iptal etme girişimi, katılımın %30’da kalmasıyla başarısız oldu.
Katılım oranı, sonuçların geçerli olması için gerekli olan %50’nin çok altında kaldı.
İtalya İçişleri Bakanlığına göre, göçmenlerin vatandaşlık başvurusunda bulunabilmeleri için İtalya’da yaşamaları gereken süreyi yarıya indirmeyi amaçlayan iki günlük referanduma, oy kullanma hakkına sahip seçmenlerin yaklaşık %30’u katıldı.
Oylama pazar ve pazartesi günleri (8-9 Haziran) saat 15:00’e kadar açık kalmasına rağmen, katılım anayasal eşiğe hiç yaklaşmadı. Referandumlar (dördü işçi haklarının korunmasına, biri ise İtalyan vatandaşlığı için başvuran AB vatandaşı olmayanların ikamet süresinin 10 yıldan 5 yıla indirilmesine ilişkin) yetersiz katılım nedeniyle geçersiz sayıldı.
Sol muhalefet ve aktivist grupların desteklediği referandum, AB dışından gelen yabancılar için 5 yıl olan ikamet süresini 10 yıla çıkaran 1992 tarihli bir yasayı yürürlükten kaldırmayı amaçlıyordu.
Referandum başarılı olsaydı, İtalya’da beş yıl veya daha uzun süredir yaşayan 2,5 milyon yabancı göçmen hemen vatandaşlık başvurusunda bulunma hakkına sahip olabilecekti.
Oy kullananlar arasında “Evet” kampanyasına destek ezici çoğunlukta oldu: Yaklaşık %80 iş kanunlarındaki değişiklikleri desteklerken, yaklaşık %65 vatandaşlık önerisini destekledi. Fakat yeter sayıya ulaşılamadığı için sonuçlar yasal bir geçerliliğe sahip değil.
Referandum kampanyası, geçen yıl İtalya’nın kadın voleybolunda Afrika göçmenlerinin kızlarından oluşan bir takımla Olimpiyat altın madalyası kazanmasının ardından yaşanan hararetli tartışmalarla başladı.
Muhalefetten iktidara suçlama: Hükümet zafer ilan etti
Referandumları büyük ölçüde destekleyen muhalefet partileri, hükümeti katılımı kasten düşürmek için oy kullanmama çağrısı yaparak seçmenleri sandığa gitmekten alıkoymakla suçladı.
Bu taktiği en çok Forza Italia kullandı ve seçmenleri sandık yerine “plaja gitmeye” çağıran bir sosyal medya paylaşımıyla tepki topladı.
Başarısızlık kesinleşir kesinleşmez, Başbakan Giorgia Meloni’nin partisi Fratelli d’Italia (İtalya’nın Kardeşleri) karşı saldırıya geçti.
Parti, muhalefet liderlerinin “Kaybettiniz” yazan bir resmini paylaşarak referandumların hükümeti zayıflatmak için üstü kapalı bir girişim olduğunu iddia etti.
Hükümet yetkilileri, sonucu statükonun daha geniş bir şekilde onaylanması olarak nitelendirdi. Başbakan Yardımcısı Giovanbattista Fazzolari, “Muhalefet, beş referandumu Meloni hükümetine karşı bir oylamaya dönüştürmeye çalıştı. Sonuç açık: hükümet daha güçlü, sol ise daha zayıf çıktı,” dedi.
Referandumun yeterli çoğunluğu sağlayamadığı anlaşılınca, Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini, lideri olduğu Lega’nın vatandaşlığa kabulü daha da zorlaştırmak için yasaların sıkılaştırılmasını isteyeceğini söyledi.
Salvini yaptığı açıklamada, “Vatandaşlık bir hediye değildir. İtalyan vatandaşı olmak için daha katı ve daha sert kurallar istiyoruz. Birkaç yıl daha ikamet etmek yeterli değildir,” dedi.
Buna karşılık, Demokrat Parti milletvekili ve Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Pina Picierno, sonucu “derin, ciddi ve önlenebilir bir yenilgi” olarak nitelendirerek, kendi tarafını “siyasi miyopluğa” karşı uyardı ve “Bizim balonumuzun dışında, geçmişin hesaplarının kapatılmasını değil, bir gelecek isteyen bir ülke var,” dedi.
İtalya’nın devlet yayıncısı Rai ve diğer ana akım medya kanalları ve gazeteler, referandumla ilgili haberleri neredeyse tamamen sansürledi. Referandumun yapıldığı pazar günü, ulusal gazetelerin manşetlerinde referandumdan neredeyse hiç bahsedilmedi.
Her iki taraftan reform çağrıları
Oylama, İtalya’nın köklü siyasi bölünmelerini ortaya çıkarırken, nadir bir ortak nokta da ortaya çıktı: Mevcut referandum sistemi giderek daha fazla eleştiriliyor.
Hem hükümet hem de muhalefet temsilcileri, çok farklı nedenlerle olmakla birlikte, sistemin reformu için açıkça çağrıda bulunuyor.
Forza Italia lideri, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, referanduma sunulacak konuların daha fazla imza toplaması gerektiğini ve mevcut sistemin maliyetini sorguladı.
Tajani, “Belki de yasayı revize etmenin zamanı geldi. Özellikle harcanan parayı düşünürsek, örneğin yurt dışına gönderilen ve boş olarak geri gelen yüz binlerce, hatta milyonlarca oy pusulası, imza eşiğinin yükseltilmesi gerekebilir,” dedi.
Bu açıklamalar referandum destekçilerinden şiddetli eleştiriler aldı. +Europa lideri ve vatandaşlık referandumu komitesi başkanı Riccardo Magi, Tajani’nin yorumlarını “kelimenin tam anlamıyla utanç verici” olarak nitelendirerek, hükümetin “Arnavutluk’taki çok daha pahalı ve skandallarla dolu gözaltı merkezleri” konusunda hiçbir endişe göstermediğini belirtti.
Magi, “Halkın hayal kırıklığıyla oynamak tehlikelidir” uyarısında bulunarak, katılım şartının kaldırılması için anayasa değişikliği önerisi sunacağını açıkladı.
Avrupa
Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.
Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.
Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.
Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.
Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.
Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor
Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.
Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.
Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.
Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.
Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.
Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.
Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.
Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.
Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi
Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.
Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.
Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.
LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.
Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor
St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.
Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.
Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.
Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.
Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.
Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.
Avrupa
Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.
Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.
Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.
Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.
Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.
Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.
Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.
Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.
“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”
Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.
Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.
Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.
Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.
Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.
Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.
İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar
İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.
Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.
Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.
Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.
Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.
88 milyon avroluk ganimetten düşen taç
Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.
Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.
Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.
Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.
Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.
Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.
Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.
Tarihi eserler otoparkta teslim edildi
Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.
Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.
Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.
Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.
Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.
Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.
Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.
Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Avrupa
Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.
Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.
Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.
Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.
Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:
“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”
Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.
Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.
Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.
Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.
Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.
Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.
Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.
Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.
Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.
Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.
Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor












