Avrupa
Merz: Ülkemizin temellerini yenilemek istiyoruz

Dün (11 Haziran) Federal Meclis’te bir konuşma yapan Alman Şansölyesi Friedrich Merz, “zaman daralıyor” diyerek milletvekillerine hızlı hareket etme çağrısı yaptı.
Merz perşembe günü Bundestag’da, “Zaman daralıyor. Bu yasama döneminde, ülkemizin temellerini yeniden güçlendirmek istiyoruz ki, uzun yıllar boyunca ayakta kalabilsin,” dedi.
Pazar günü, seçimlerin yapılacağı doğu eyaletlerinden biri olan Mecklenburg-Batı Pomeranya’da Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) meslektaşlarına yaptığı konuşmada Merz, Alman vatandaşlarının yaşamlarını kademeli olarak iyileştiren titiz yasaların seçmenlerin güvenini geri kazanmaya yarayacağını, büyük bir atılım ya da kendi deyimiyle “Büyük Patlama” gibi gerçekçi olmayan vaatlerin ise yaramayacağını söyledi.
Şansölye, “Biz Almanlar, kendimizi sürekli küçümseme gibi son derece Alman bir alışkanlığımızı artık geride bırakmalıyız. Almanya denen bu devam eden proje üzerinde birlikte çalışmaya devam edelim,” dedi.
Merz, kendi “işlerini yapmamalarının”, başka türden bir “Büyük Patlama”ya yol açacağını öne sürdü: Eylül ayında AfD’nin zaferi.
Merz şunları söyledi:
“Sadece bir hükümetin geleceğinden daha fazlası söz konusu. Asıl soru, ülkemizin siyasi merkezinden, bugün karşı karşıya olduğumuz siyasi sorunları ele almak ve çözmek için hala gücümüz, irademiz ve kapasitemiz olup olmadığıdır.”
Merz ve hükümetinin popülaritesinin düşük olması nedeniyle, vaat edilen reformları hayata geçirmek oldukça zor olacak.
AfD, anketlerde sadece Doğu Almanya’da değil, ülke genelinde de Merz’in muhafazakârları karşısında önemli ve giderek artan bir üstünlük elde etmiş durumda.
Bu durum, son on yılların en kapsamlı yasa tasarılarından bazılarını geçirme çabası içindeki hükümeti tarihsel olarak zayıf bir konuma itiyor.
CDU-SPD koalisyonu ilerleyemiyor
POLITICO’ya göre Merz’in sorunu, son dönemdeki hiçbir hükümetin tam anlamıyla ele almaya cesaret edemediği, uzun süredir devam eden sorunlara ilişkin anında sonuç vaat ederek SPD ile koalisyonunu şimdiden başarısızlığa mahkum etmiş olabileceği.
Koalisyon, orta ve düşük gelirli kesimlere yönelik vergi indirimleri ile hızla yaşlanan nüfus nedeniyle giderek daha fazla baskı altında kalan emeklilik ve uzun süreli bakım sistemlerinin istikrara kavuşturulması da dahil olmak üzere, bir dizi çetrefilli ve kapsamlı reform konusunda ilk anlaşmalara varacağını defalarca taahhüt etmişti.
Merz, geçen yıl muhafazakârların başlangıçta “reformların çöküşü” olarak adlandırdığı süreçte birçok reformda önemli adımlar atacağına dair söz vermişti. Fakat bu kapsamlı anlaşmalar hiçbir zaman hayata geçirilemedi.
Tek istisna, nisan ayında sağlık sigortası maliyetlerindeki artışın kısmen yardımların azaltılması yoluyla frenlenmesi amacıyla imzalanan ilk koalisyon anlaşmasıydı.
Koalisyon liderleri, 10 Temmuz’da parlamentonun yaz tatiline girmesine kadar, somut yasa tasarıları olmasa da önemli ilk mutabakatlar sağlanacağına söz verdiler.
SPD işlerin hızlanmasından pek umutlu değil
Ne var ki son günlerde Merz ve diğerleri, bu sürenin aylar sürebileceğini belirterek, bu son tarih konusunda yeniden geri adım atmaya başladılar.
Örneğin Bremen Belediye Başkanı ve SPD üyesi Andreas Bovenschulte, Spiegel dergisine verdiği demeçte şöyle konuştu:
“Federal hükümetin on yıllardır çözülemeyen sorunları ele alması övgüye değer ama tüm bunlar bir anda gerçekleştirilebilir mi? Vergi reformu, sağlık reformu, uzun süreli bakım, emeklilik, işgücü, enerji… en hafif tabirle, yaz tatili öncesinde tüm bunları başarmak biraz zor görünüyor.”
Koalisyon, şu ana kadar emeklilik reformu da dahil olmak üzere siyasi açıdan en hassas konularda kamuoyu önünde çatışmaya girmekten büyük ölçüde kaçındı ve ilk önerileri uzman komisyonlarına havale etti.
Fakat bu ayın sonlarında açıklanacak olan kilit önerilerle birlikte, devletin emeklilik garantilerini savunması muhtemel geleneksel bir işçi partisi olan SPD ile sermaye piyasası yatırımlarına bağlı özel emeklilik sistemlerinin büyük ölçüde genişletilmesinden yana olan CDU arasındaki ideolojik ayrılık daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacak.
“SPD’ye karşı sabrım tükendi”
Öte yandan koalisyon ortakları arasında sinirlerin gerildiği ve tartışmanın kontrolden çıkabileceği de vurgulanıyor.
Örneğin Rheinische Post’un iddiasına göre, büyük inşaat projelerinin çok daha hızlı hayata geçirilmesini amaçlayan Altyapı Geleceği Yasası konusunda CDU grubunda Merz’in öfkesi patladı.
Habere göre Merz, yasanın neredeyse yarım yıldır Federal Meclis’te beklediğini söyleyerek tepkisini dile getirdi ve engellemelerden SPD’yi sorumlu tuttu.
Katılımcıların aktardığına göre Şansölye, “Ve şimdi şunu söylemeliyim: Sabrım da artık tükendi, Sosyal Demokratlara karşı da sabrım tükendi,” dedi.
Yasanın, Sosyal Demokratlar tarafından Doğa Koruma Alanları İhtiyacı Yasası ile birleştirilmesini “kabul edilemez” olarak nitelendiren Merz, “Burada, gerçekten ancak zorlukla savunulabilecek bir şekilde borçlanıyoruz. Bu parayı inşaat projelerinde gerçekten kullanabilmek için yasal temellerin oluşturulacağını taahhüt etmiştik. Ve şimdi bu yasa neredeyse altı aydır burada duruyor ve kabul edilmiyor,” diye eleştirdi.
İşlerin hızlandırılmasını isteyen Merz, “Bu yasa, Almanya’da inşaatlara gerçekten başlayabilmemiz için parlamentonun yaz tatili öncesinde Federal Resmi Gazete’de yayımlanmalı,” dedi.
Şansölye, “konuyla ilgisiz meselelerle yükün ağırlaştırılmasının” sona ermesini istediğini de sözlerine ekledi.
Ayrıca Merz, sağlık reformunun da yaz tatili öncesinde parlamentodan geçmesi gerektiğini vurguladı.
Şansölye ayrıca, Federal Hükümet ve Federal Meclis’in, sahip olduğu çoğunlukla “bazılarının hoşuna gitmese bile kararlar almak” konusunda hâlâ sorumluluk taşıdığını belirtti.
Almanların yüzde 87’si hükümetten memnun değil
Yine de SPD liderleri, hükümetin etkin bir şekilde işleyebileceğine dair Alman seçmenleri ikna etmek için uzlaşmanın gerekli olduğunu söylüyor.
SPD milletvekili Sebastian Roloff, POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “İyi yönetişim güveni artırır. Eğer insanlar başlangıçta, eleştirel tartışmaların ortasında olsa da, politikacıların reformlar üzerinde ciddi bir şekilde çalıştığını hissederlerse ve zamanla bu reformların olumlu sonuçlarını da hisseder ve görürlerse, en azından marjinal grupların mevcut siyasi yapıları itibarsızlaştırması daha zor hale gelecektir,” dedi.
Milletvekilleri ayrıca, diğer alanlardaki reformların yarattığı sıkıntıyı hafifletmek amacıyla seçmenlere vergi indirimleri şeklinde acil bir ödül sunmak istiyor.
SPD’li Çalışma Bakanı Bärbel Bas, hafta sonu yaptığı açıklamada, “cüzdanlarınızda gerçekten daha fazla para kalması” için gelir sahiplerine en az 500 avroluk vergi indirimi sağlanması gerektiğini belirtti.
Fakat bu meblağın, hükümetten memnun olmadığını belirten Almanların yüzde 87’sini yatıştırmaya yetecek kadar yeterli olup olmayacağı hiç de belli değil.
AfD’den karşı atak
Bu arada muhalefetteki AfD, emeklilik ve uzun süreli bakım sistemlerini istikrara kavuşturmak için seçmenlerden istenecek kaçınılmaz fedakarlıklar konusunda hükümete sert eleştiriler yöneltiyor.
Parti, yönetimdeki koalisyonu, kendi vatandaşlarının refahını ikinci plana atıp göçmenlerin refahını öncelikli kılan bir yapı olarak resmediyor.
AfD eşbaşkanı Alice Weidel, perşembe günü göçmenleri “Üçüncü Dünya’nın bakmakla yükümlü olduğu kişiler” olarak nitelendirdi.
Federal Meclis’teki milletvekillerine seslenen Weidel şunları söyledi:
“Alman vergi mükelleflerinden ve sosyal güvenlik prim ödeyenlerden daha yüksek emeklilik primleri ödemeleri ve daha uzun süre çalışmaları bekleniyor. Onlardan, sosyal güvenlik primlerindeki artışları, sosyal yardımlarda yapılacak büyük kesintiler karşılığında kabul etmeleri ve uzun süreli bakıma ihtiyaç duymaları halinde, tüm hayatları boyunca biriktirdikleri tüm varlıklarını ve evlerini bu masrafları karşılamak için ortaya koymaları bekleniyor. Üstelik onlardan, milyonlarca Üçüncü Dünya ülkesinden gelen bakıma muhtaç kişinin ömür boyu tam destek masraflarını da karşılamaları bekleniyor. Bu federal hükümet hakkında bilmeniz gereken her şey budur.”
Avrupa
Lagarde 2027 yılı için yüksek enflasyon öngördü

Avrupa Merkez Bankası, Ortadoğu’daki savaşın enerji maliyetlerinde yol açtığı artışın enflasyonu tetiklemesini önlemek amacıyla politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 2,40’a yükseltti. Kararın ardından konuşan ECB Başkanı Christine Lagarde, yükselen enerji fiyatları nedeniyle enflasyonun 2027 yılının ilk yarısında yüzde 2’lik hedefin üzerinde kalacağını açıkladı.
Avrupa Merkez Bankası (ECB), Ortadoğu’daki savaştan kaynaklanan enerji fiyatlarındaki artışın kalıcı bir enflasyona dönüşmesini engellemek amacıyla faiz artırımına gitti.
Perşembe günü düzenlenen haziran ayı toplantısında banka, analistlerin beklentileriyle uyumlu olarak politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 2,40’a çıkardı.
Mevduat faizi de aynı şekilde 25 baz puanlık artışla yüzde 2,25 seviyesine yükseltildi.
Kararın ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan ECB Başkanı Christine Lagarde, enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu hızlandırmaya devam edeceğini ve enflasyonu 2027 yılının ilk yarısında yüzde 2’lik hedef seviyenin üzerinde tutacağını belirtti.
Reuters’ın aktardığına göre Lagarde, “Enflasyonun, enerji fiyatlarındaki düşüş ve diğer fiyatlardaki daha ılımlı seyirle birlikte 2027 yılının ikinci yarısında hedef seviyeye dönmesi bekleniyor” dedi.
Ortadoğu’daki savaşın temel bir belirsizlik kaynağı olmayı sürdürdüğünü kaydeden Lagarde, “Enerji fiyatları ne kadar uzun süre yüksek kalırsa, dolaylı ve ikincil etkiler yoluyla daha geniş bir enflasyonist zemin yaratma olasılığı da o kadar artar. Bu bağlamda, enerji fiyatlarındaki artışın boyutunu ve kalıcılığını, bunun fiyat ve ücret oluşumuna yansımasını, enflasyon beklentilerini ve genel ekonomik dinamikleri yakından takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.
ECB Başkanı, faiz kararlarının gelecekteki seyrine yönelik önceden bir taahhütte bulunmadıklarını, adımların gelen verilere bağlı olarak toplantıdan toplantıya belirleneceğini vurguladı.
Lagarde, haziran ayındaki faiz artırımı kararının oybirliğiyle alındığını belirterek, “Başka hiçbir seçenek değerlendirilmedi ve tartışılmadı” diye ekledi.
Banka tarafından yapılan açıklamada da savaşa bağlı olarak artan enflasyonist baskıya dikkat çekilerek, “Ortadoğu’daki savaş enflasyonist baskıyı artırmaktadır; faiz artırımı kararı, şokun gelişimine ve bunun Avro Bölgesi’nin orta vadeli görünümleri üzerindeki etkilerine dair farklı senaryolar altında haklılığını korumaktadır” denildi.
Merkez Bankası enflasyon tahminlerini yükseltti
ECB, güncellenen üç aylık tahminlerinde makroekonomik öngörülerini de paylaştı. Buna göre banka, daha önce mart ayında yüzde 2,6 olarak açıkladığı 2026 yılı enflasyon tahminini yüzde 3,0’e yükseltti.
2027 yılı enflasyon beklentisi ise yüzde 2,0’den yüzde 2,3’e çıkarıldı. Çekirdek enflasyonun ise 2026 ve 2027 yıllarında yüzde 2,5, 2028 yılında ise yüzde 2,2 seviyesinde gerçekleşeceği öngörüldü.
Enerji fiyatlarındaki ani yükseliş nedeniyle bazı çekirdek enflasyon göstergelerinin halihazırda tırmandığını belirten Lagarde, “Kısa vadeli enflasyon beklentileri, Ortadoğu’daki savaş öncesindeki seviyelerin oldukça üzerinde seyrediyor.
Diğer taraftan, uzun vadeli enflasyon beklentilerinin büyük kısmı yüzde 2 civarında bulunuyor ve bu durum orta vadede enflasyonun hedef seviyeye yakın dengelenmesini destekliyor” dedi.
Enflasyonun ekonomi geneline yayıldığını gözlemlemeye başladıklarını ifade eden Lagarde, hem doğrudan hem de dolaylı etkileri yakından izleyeceklerini dile getirdi.
Ekonomik büyümeye yönelik projeksiyonlarını da açıklayan ECB; Avro Bölgesi GSYH büyüme oranının 2026 yılında yüzde 0,8, 2027 yılında yüzde 1,2 ve 2028 yılında yüzde 1,5 olacağını tahmin etti.
Lagarde, Ortadoğu’daki savaş nedeniyle ekonomik büyümeye yönelik risklerin aşağı yönlü olduğunu kaydetti.
ECB açıklamasında da “Görünüm, enflasyon için yukarı yönlü, ekonomik büyüme için ise aşağı yönlü risklerle birlikte belirsizliğini korumaktadır” tespiti yapıldı.
Avrupa
İngiliz sağında rekabet artıyor

İngiliz sağında Reform UK’in ardından Restore Britain da vites artırırken, Nigel Farage’ın partisi MAGA hareketinin desteğini kaybetmek istemiyor.
Bu kapsamda Reform’un içişleri sözcüsü Zia Yusuf, partisinin Trump yönetimi içindeki ve çevresindeki kilit isimler için en önemli İngiliz müttefiki olduğunu ikna etmek amacıyla Washington’a gitti.
Financial Times’a göre Yusuf’un ziyareti, Birleşik Krallık siyasetinin sağ kanadındaki çalkantıyı gözler önüne seriyor.
Artık Reform, göç ve “Batının çöküşü” konularında MAGA mesajlarıyla aynı çizgide olan yeni bir “aşırı sağ” parti olan Restore Britain’dan gelen baskı ile karşı karşıya.
Reform UK’den üst düzey bir isim, Yusuf’un gezisiyle ilgili olarak “Oraya Restore Britain’dan gelen tehdidi ortadan kaldırmaya çalışmak için gitti,” dedi.
Reform UK lideri Nigel Farage uzun süredir Donald Trump’ın müttefiki olsa da, ikilinin ilişkisi kısmen Farage’ın başkanın İngiltere’deki popülaritesinin düşük olduğunun farkında olması nedeniyle mesafeli hale geldi.
Farage’a yakın kişiler, başkanın ilgisinin başka yöne kaydığını söylüyor.
Bu arada, MAGA hareketinin içindeki ve çevresindeki kilit isimler, Restore ve aşırı sağcı Tommy Robinson dahil olmak üzere İngiltere’deki “nativist” ve etno-milliyetçi gruplara ilgi duymaya başladı.
Elon Musk, sosyal medya ağı X’te Restore’un kurucusu Rupert Lowe’un mesajlarını düzenli olarak paylaşıyor.
Lowe, öğrenci Henry Nowak’ın öldürülmesi ve Kuzey İrlanda’daki bıçaklı saldırı konusunda “transatlantik öfke”yi körükledi; her iki olay da sokaklarda ciddi çatışmalara yol açtı.
Reform Partisi, şu anda “medeniyetin çöküşüne” ilişkin transatlantik endişeleri savunan parti olarak kendini yeniden konumlandırmaya çalışıyor.
Yusuf, perşembe akşamı Heritage Vakfı’nda “Britanya’yı Kurtarmak, Batıyı Kurtarmak — Son Şansımız” başlıklı bir konuşma yaptı.
Yusuf ayrıca, kimliği açıklanmayan ABD’li yetkililerle görüşmeye çalışacak. FT, bu yılın başlarında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Avrupa genelinde MAGA ile bağlantılı düşünce kuruluşlarına ve hayır kurumlarına yardım etmek için mevcut dış yardım fonunu yeniden tahsis etmeye çalıştığını bildirmişti.
Hem Dışişleri Bakanlığı’nın politikası hem de Birleşik Krallık seçim yasası, siyasi partilere doğrudan bağış yapılmasını engelliyor.
Teorik olarak, ABD’nin Reform veya Restore ile bağlantılı diğer kuruluşları finanse etmesi mümkün olabilir.
Konuyla ilgili bilgilendirilen kişilere göre, Reform, Restore ve diğer aşırı sağcı figürlerle bağlantıları olan sağcı bir siyasi örgüt olan Great British PAC, fonların bir kısmını temin etmek için ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmeye çalıştı ama şu ana kadar bir görüşme ayarlayamadı.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Restore Britain ve Great British PAC ile bağlantılı bir YouTuber olan Carl Benjamin ile görüşeceği yönündeki iddiaları önemsiz gösterdi.
Bir yetkili, “Dışişleri Bakanlığı’nın şu anda bu konuyla ilgili açıklayacağı herhangi bir görüşme yok,” dedi.
Gerçek adı Stephen Yaxley-Lennon olan aşırı sağcı aktivist Robinson, şubat ayında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey danışmanı Joe Rittenhouse’un konuğu olarak bakanlığı ziyaret etmişti.
Restore’un lideri Lowe, FT’ye verdiği demeçte Musk ile doğrudan görüştüğünü fakat teknoloji milyarderinin partisine henüz herhangi bir para vermediğini söyledi.
Kitle istihbarat platformu Pulsar’a göre, Lowe’un X’teki takipçilerinin üçte biri MAGA ile güçlü bağlara sahip görünüyor.
Bu oran, Farage ve diğer yerli milliyetçi ve aşırı sağcı figürlerin oranından çok daha yüksek.
Pulsar’ın içerik pazarlama başkanı Alex Bryson, Farage’ın Lowe ve Robinson’dan “biraz daha geleneksel ‘Fox News’ muhafazakârları”nı çektiğini, Lowe ve Robinson’ın ABD’deki takipçilerinin ise Nick Fuentes gibi aşırı sağcı çevrimiçi medya figürleriyle daha fazla etkileşimde bulunduğunu söyledi.
Avrupa
Alman komutan Rusya’ya karşı savaşa hazır olma çağrısı yaptı

Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Christian Freuding, ülkesinin en geç 2029 yılına kadar Rusya’nın olası bir saldırısına karşı hazır olması gerektiğini söyledi. NATO istihbaratına dayanan bu öngörüye tüm ittifak üyelerinin katıldığını belirten Freuding, askeri tedarik ve üretimin hızlandırılması çağrısında bulundu.
Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Christian Freuding, Berlin’de düzenlenen ILA 2026 Havacılık ve Uzay Fuarı’nda Politico dergisine verdiği demeçte, Almanya’nın en geç 2029 yılına kadar bir Rus saldırısına karşı hazırlıklı olması gerektiğini söyledi.
Freuding, “Hazır olmalıyız, savaşa hazır olmalıyız” ifadelerini kullandı.
Bu hedefin arkasında NATO istihbaratının verileri olduğunu belirten Freuding, 32 NATO ortağının tamamının, Rusya’nın en geç 2029 yılında veya daha erken bir tarihte bir NATO üyesi ülkeye saldırma kapasitesine ulaşabileceği konusunda hemfikir olduğunu kaydetti.
Berlin yönetiminin askeri alımları hızlandırmak ve üretim kapasitelerini artırmak için şimdiden çok şey yaptığını ifade eden Freuding, “Şu anda en önemli şey hız” dedi.
Diğer yandan, Berlin’deki aynı fuarda konuşan NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutan Yardımcısı ve ABD Hava Kuvvetleri Generali Alexus Grynkewich ise Rusya’nın ittifakla bir çatışma arayışında olmadığını dile getirdi.
Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev, mayıs ayında yaptığı açıklamada, Almanya’nın Rusya ile askeri bir karşı karşıya gelme rotasına girdiğini savunmuştu.
Neçayev, Berlin’in Ukrayna’daki çatışmaya katılmayacağına dair açıklamalarına rağmen silahlanmayı hızlandırdığını, Alman ordusunun (Bundeswehr) mevcudunu artırdığını ve savunma harcamalarını yükselttiğini ifade etmişti.
Almanya Savunma Bakanlığı, nisan ayı sonunda Alman ordusunu Avrupa’nın en güçlü düzenli ordusu yapma hedefini içeren ilk askeri strateji belgesini sunmuştu.
Belgede temel odak noktası, Berlin’in NATO ve Avrupa için bir tehdit olarak tanımladığı Rusya’ya karşı koymak olarak belirlenmişti.
NATO bünyesinde de Rusya ile olası bir çatışmaya ilişkin endişeler sıkça dile getiriliyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, üye ülkelere Moskova’dan kaynaklanan tehdit karşısında “saf olmama” çağrısında bulunmuştu.
Rutte daha önce, hükümetlerin savunma harcamalarını artırmaması halinde, Avrupalıların birkaç yıl içinde Rusça öğrenmek zorunda kalabileceğini de iddia etmişti.
Moskova’nın yanıtı
Rus yetkililer ise daha önce yaptıkları açıklamalarda, Rusya’nın Avrupa’ya saldırma niyetinin bulunmadığını defalarca vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin NATO ülkeleriyle savaşmak için jeopolitik, ekonomik, siyasi ya da askeri hiçbir gerekçesi olmadığını belirtmişti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Tamamen delirdiniz mi? Bu masa gibi aptal mısınız?” ifadelerini kullanmıştı.
Daha sonra yaptığı bir açıklamada ise Putin, “tüm NATO ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğunu” öne sürerek Rus ordusunun bugün dünyanın en savaşçı ve en kabiliyetli ordusu olduğunu savunmuştu.
Görüş1 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceÇok kutupluluğun çift yönlü asimetrisi: Yeni dünya dengesini nasıl bulacak?
Dünya Basını2 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Görüş4 gün önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Diplomasi1 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Görüş2 hafta önceYakut Türkleri Lenin’i tartışıyor
Asya2 hafta önceÇin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi












