Diplomasi
Münih Güvenlik Konferansı, transatlantik gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi

62. Münih Güvenlik Konferansı, derinleşen Batı içi tartışmaları bir kez daha gözler önüne serdi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Avrupa’ya ortak bir medeniyeti kurtarmaya yardım etme çağrısı yaparken, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise Avrupa’nın kurtarılmaya ihtiyacı olmadığını ifade etti.
Münih yıllık toplantısı, Amerikan, Ukraynalı ve Avrupalı üst düzey diplomatik heyetleri bir araya getirirken, odak noktası transatlantik ilişkilerdi. Üç gün süren görüşmeler, ABD-Avrupa geriliminin altını çizdi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Avrupa’ya ortak bir medeniyet olarak Batı’yı kurtarmaya yardım etme çağrısı yaparken, Avrupa Birliği’nin (AB) baş diplomatı Kaja Kallas buna karşı çıkarak AB’nin kurtarılmaya ihtiyacı olmadığını söyledi. Bu arada Volodimir Zelenskiy, Avrupalıları, Ukrayna’nın 2027’de birliğe katılmak için “teknik olarak hazır” olması adına bir tarih belirlenmesi konusunda uzlaşmaya çağırdı.
Münih’e Kaja Kallas ve Mike Waltz’un Gazze tartışması damga vurdu
Euronews, bu yılki konferanstan Batı adına öne çıkanları derledi:
Rubio: ABD’nin ‘kibar ve düzenli bekçi olmaya hiç niyeti yok’
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio cumartesi günü Münih zirvesinde yaptığı açıklamada, “Müttefiklerimizin, düzeltmek için gerekeni hesaplamak yerine bozuk statükoyu mantıklı göstermeye çalışmalarını istemiyoruz; çünkü biz Amerikalıların, Batı’nın kontrollü düşüşünün kibar ve düzenli bekçileri olmaya hiç niyeti yok” dedi.
Başkan Yardımcısı JD Vance’in geçen yıl aynı yerde Avrupa kıtasına yönelttiği sert eleştiriler Avrupalı liderlerin hala hatırındaydı. Rubio’nun konuşması da ABD Başkanı Trump’ın son dönemde Grönland’ı zorla ele geçirme tehditlerinin ardından gerilimin yüksek seyrettiği bir dönemde gerçekleşti.
Rubio, Vance’e kıyasla daha yumuşak bir üslup benimsese de, mesajı aynı doğrultudaydı: Batı, iklim “kültü” ve kitlesel göçten kaynaklanan yanlış tasarlanmış politikalar nedeniyle tercihen medeniyetsel bir düşüşle karşı karşıya ve kurtarılması gerekiyor.
Ancak farklı olan şey, Rubio’nun Avrupalıları ABD’ye katılmaya çağırması, Washington’u “Avrupa’nın bir çocuğu” olarak tanımlaması ve kaderinin Avrupa’yla “iç içe olduğunu ve her zaman öyle kalacağını” vurgulamasıydı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rubio’nun konuşmasını duyduktan sonra ABD ile ilişkiler konusunda “çok rahatladığını” söyledi.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise kurtarılmaya ihtiyacı olan bir Avrupa Birliği anlatısını reddetti.
Geçen yıl yayınlanan ve iklimden göçe kadar kilit politikalarda rotanın tersine çevrilmesi çağrısında bulunan tartışmalı bir ABD ulusal güvenlik stratejisi belgesine atıfta bulunarak, “Bazılarının söyleyebileceğinin aksine, ‘woke’, ‘yozlaşmış’ bir Avrupa medeniyetin silinmesiyle karşı karşıya değil” dedi.
Zelenskiy: Avrupa’nın barış görüşmelerinde yokluğu ‘büyük hata’
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Avrupa pratikte masada yok. Bence bu büyük bir hata. Ve Avrupa’nın çıkarlarının ve sesinin dikkate alınması için Avrupa’yı tam olarak sürece dahil etmeye çalışanlar biz Ukraynalılarız. Bu çok önemli” dedi.
Avrupa, Trump’ın Washington ile Moskova arasındaki teması yeniden başlatmasının ardından geçen yıl başlatılan barış görüşmelerinin dışında bırakıldı. Ukrayna ve Rusya arasındaki ikili görüşmelere, Avrupa dışındaki yerlerde ABD arabuluculuk ediyor.
Avrupa’da görüşmeler için özel bir temsilci atanmasına yönelik müzakereler neredeyse bir yıldır devam ediyor ancak net bir favori görünmüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz günlerde üst düzey diplomatını Rusya’ya göndererek Moskova’yla teması yeniden kurmaya çalıştı. Görüşme çok az sonuç verdi.
Zelenskiy gazetecilere verdiği demeçte, Putin’in “oldukça koordineli” bir Avrupa’yı böl ve yönet taktiğiyle yönetmeye çalışacağını öne sürdü, ancak Macron’u görüşmeler ve bunun doğası hakkında şeffaf olduğu için övdü. Fransa Cumhurbaşkanı Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa’nın saldırgan bir Rusya karşısında güvenlik çerçevesini tamamen yeniden tasarlamak zorunda kalacağını söyledi.
Merz: Bildiğimiz dünya düzeni ‘artık mevcut değil’
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz cuma günü yaptığı açıklamada, “Ancak korkarım ki bunu daha da sert ifadelerle dile getirmeliyiz: En parlak döneminde bile kusurlu olan bu düzen artık mevcut değil” dedi.
Merz’e göre, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan, Batı’nın ABD liderliğinde tek bir sesle konuştuğu kurallara dayalı uluslararası düzen sona erdi ve “sert ve çoğu zaman öngörülemeyen kurallarıyla” “büyük güç politikaları” geri döndü.
Bu yeni çağda, Avrupa’nın “özgürlüğünün artık verili olmadığı” ve “bu özgürlüğü savunmak için sağlamlık ve kararlılık göstermesi gerekeceği” uyarısında bulundu.
Fransa nükleer şemsiye konusunda Almanya ile diyalog halinde
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron cuma günü yaptığı açıklamada, “Nükleer caydırıcılık konusunda ulusal doktrinimizi nasıl ifade edebileceğimizi görmek için Şansölye Merz ve (diğer) Avrupalı liderlerle stratejik bir diyalog başlattık” dedi.
“Bu diyalog önemli çünkü nükleer caydırıcılığı savunma ve güvenliğe bütünsel bir yaklaşımla ifade etmenin bir yolu. Bu, Almanya ve Fransa arasında stratejik yaklaşımımızda yakınlaşma yaratmanın bir yolu” diye ekledi.
Çoğunlukla ABD’nin Avrupa’ya sağladığı nükleer caydırıcılık, Avrupa’nın Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana ilk kez nükleer doktrinini yeniden düşündüğü şu dönemde giderek daha fazla tartışılan konular arasında yer alıyor. Bu revizyon kısmen Washington’un Avrupa güvenliğine gelecekteki bağlılığına dair şüphelerden kaynaklanıyor.
Trump, Avrupa’yı kendi savunması için yeterince çaba göstermemekle suçladı, NATO müttefiki Danimarka’dan Grönland’ı almak için askeri güç kullanma tehdidinde bulundu ve ABD’nin varlıklarını kısmen Avrupa’dan çekerek diğer tehdit bölgelerine yönelmek istediğini açıkça belirtti.
Almanya Paris’in teklifini ciddiye alıyor gibi görünürken, diğer AB ülkeleri o kadar ikna olmuş değil. Kendini Trump karşıtı ilerici ses olarak konumlandıran İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasını nükleer yeniden silahlanmaya karşı uyarıda bulunmak için kullandı.
Nükleer caydırıcılığın çatışmayı önlemenin “çok maliyetli ve riskli” bir yolu olduğunu ve “tamamen yıkımdan kaçınmak için sıfır hata ve sürekli düzeltme gerektiren bir sistemin bir garanti değil, kumar olduğunu” söyledi.
Almanya ve Fransa Avrupa nükleer kalkanı için gizli görüşmelere başladı
Danimarka Başbakanı: Trump’ın Grönland ‘arzusu tamamen aynı’
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, cumartesi günü Grönland etrafındaki gerilimin NATO arabuluculuğunun ardından tamamen yatışıp yatışmadığı sorulduğunda, “Hayır, maalesef öyle değil. Sanırım ABD Başkanı’nın arzusu tamamen aynı” dedi.
Trump geçen ay, Arktik adasını zorla ele geçirmeye hazır olduğunu söylemiş, Grönland’a birkaç düzine asker göndermiş olan birkaç Avrupa ülkesine tarife tehdidinde bulunmuştu. Anlaşmazlık diplomatik bir telaşa ve NATO ittifakının çökmek üzere olduğu korkusuna yol açtı.
Trump ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte arasında “Grönland için gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesi” konusunda varılan mutabakat, geçen ay ABD, Grönland ve Danimarka’nın üçlü görüşmelere başlamasıyla gerilimin düşmesine yol açtı. Bu arada NATO müttefikleri, Arctic Sentry adı verilen Uzak Kuzey’de gelişmiş bir gözetleme faaliyeti başlatma konusunda anlaştı.
Frederiksen, Münih’ten yaptığı açıklamada toprak bütünlüğünden ödün vermeyeceğini yineleyerek bunu bir “kırmızı çizgi” olarak nitelendirdi ancak ABD, Danimarka ve Grönland’ın adadaki ABD askeri varlığını genişletmek gibi birlikte yapabileceği “başka şeyler” olduğunu vurguladı.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise adası üzerindeki baskıyı “kabul edilemez” ve mevcut üçlü süreci “ilk doğru adım” olarak nitelendirdi. Grönland’ın üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu ve “ittifakın bir parçası olmaya kararlı” olduğunu ekledi.
Von der Leyen: AB karşılıklı savunma maddesi revize edilmeli
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Avrupa’nın karşılıklı savunma maddesini hayata geçirmenin zamanının geldiğine inanıyorum. Karşılıklı savunma AB için isteğe bağlı değildir. Bu, kendi Antlaşmamız olan Madde 42(7) kapsamında bir yükümlülüktür” dedi.
AB, Rusya’dan olası bir saldırı ve ABD’nin NATO’nun 5. Madde kapsamındaki kolektif savunma taahhüdüne dair şüpheler karşısında, 2030’dan önce savunma hazırlığını artırmak için 800 milyar avroluk bir program başlattı.
Birliğin 42.7 Maddesi, “bir AB ülkesinin topraklarında silahlı saldırıya uğraması halinde, diğer AB ülkelerinin ellerindeki tüm imkanlarla yardım ve destek sağlama yükümlülüğü” olduğunu belirtir ancak büyük ölçüde NATO’daki muadilinden daha az güçlü olarak görülür.
Washington’un askeri gücü, ittifak için güçlü bir caydırıcılık işlevi görüyor.
Von der Leyen, Madde 42.7’nin ancak güven ve kapasite üzerine inşa edilirse ağırlık taşıyacağını söyledi ve maddenin koşullarının hâlâ gevşek bir şekilde tanımlandığı düşünülüyor.
Savunma odaklı konuşmasında ayrıca, savunmayla ilgili konularda AB’de daha hızlı karar alınması ve başta İngiltere olmak üzere üçüncü ortaklarla daha fazla ortaklık kurulması çağrısında bulundu.
Diplomasi
The Economist: ABD, Ukrayna için Kuzey Akım ve yaptırım planı hazırladı

The Economist’in haberine göre ABD, Donbass’ta askersiz bölge kurulması, Rusya’ya yönelik yaptırımların hafifletilmesi ve Ukrayna’ya yatırım yapılmasını içeren bir barış çerçevesi hazırladı. Taslakta Rus gazının Avrupa’ya sevkiyatı ve Kuzey Akım hattının açılması önerilirken, Kiev yönetiminden NATO hedefinden vazgeçmesi karşılığında AB üyeliği talep ediliyor.
ABD yönetiminin Ukrayna’daki savaşı sona erdirmeye dönük taslak önerilerinde, Donbass bölgesinde silahsızlandırılmış bir hat kurulması, Moskova’ya yönelik yaptırımların gevşetilmesi ve Kiev’e kapsamlı bir yatırım paketi sunulması öngörülüyor.
İngiliz The Economist dergisinin Ukraynalı yetkililere dayandırdığı habere göre Washington, tarafları uzlaşmaya ikna etmek için hem ekonomik hem de siyasi başlıklardan oluşan geniş bir çerçeve üzerinde çalışıyor.
Derginin aktardığı taslak plana göre Rusya’ya ABD ile ticari anlaşmalar yapma imkanı, yaptırımlarda yumuşama ve siyasi ilişkilerin normalleşmesi teklif ediliyor.
Ukrayna’ya ise NATO üyeliği hedefinden vazgeçmesi karşılığında doğrudan yabancı yatırımlar ile Avrupa Birliği üyeliği vadediliyor.
Haberde, Ukraynalı yetkililerin masadaki son metnin bütün ayrıntılarına hakim olmadığı ancak ana çerçeveyi yakından bildiği kaydediliyor.
Kuzey Akım hattı ve doğalgaz sevkiyatı gündemde
The Economist, Moskova yönetimini ikna etmek amacıyla hazırlanan pakette Rus doğalgazının yeniden Avrupa pazarına satılması ve Kuzey Akım boru hattının tekrar faaliyete geçirilmesi gibi başlıkların da yer aldığını aktardı.
Dergi, Avrupa topraklarında yer alan bir boru hattının işletilmesine dair kararların doğrudan ABD’nin yetki alanına girmediğini de hatırlatıyor.
Ukraynalı müzakereciler ise Washington heyetinin çatışmalar resmen durmadan önce kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda ticari anlaşmalar bağlamasından endişe duyuyor.
Dergiye konuşan bir Ukraynalı yetkili, Amerikan tarafının bu yaklaşımını “Neden bekleyip vakit kaybedelim ki? Vakit nakittir” sözleriyle özetledi.
Liderler düzeyinde diplomatik temaslar sıklaştı
Müzakerelere hazır olduğunu belirten Rusya yönetimi, Washington ile yürütülen son temaslarda Ukrayna’nın da yer alacağı üçlü bir müzakere sürecinin başlatılması konusunda mutabakat sağlandığını duyurdu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Bu müzakerelerin amacı, barış anlaşmalarına varılmasının ardından Ukrayna ve Rusya’nın güvenliğinin sağlanması meselesini ele almak olacaktır” açıklamasını yaptı.
Bu temaslar çerçevesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff, 21 Ekim’de Rus lider Putin ile St. Petersburg’daki Konstantinovski Sarayı’nda bir araya geldi.
Görüşmenin basına açık bölümünde barışa giden yola dair hazırlanan belgeleri getirdiğini belirten Witkoff, Putin’den bu metinleri incelemesini istedi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, devlet başkanının Amerikan önerilerini değerlendireceğini duyurdu.
St. Petersburg’daki görüşmede ateşkes için somut bir zemin oluştuğunu kaydeden Witkoff, teknik başlıkların ele alınması için Rusya, ABD ve Ukrayna arasındaki üçlü temasların başlamasını umduğunu dile getirdi.
Putin ise Trump’a barış çabalarına gösterdiği ilgi nedeniyle teşekkür ederek, ABD Başkanı’nın son telefon görüşmelerinde savaşın bir an önce sonlandırılması gerektiği üzerinde özellikle durduğunu aktardı.
Oslo’da hazırlanan çerçeve Moskova’ya taşındı
Witkoff, St. Petersburg ziyaretinden hemen önce 20 Ekim’de Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen müzakerelere katılmıştı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin katıldığı bu toplantıya Trump’ın damadı Jared Kushner rahatsızlığı nedeniyle uzaktan bağlandı.
Stubb’ın verdiği bilgiye göre Oslo’daki görüşmede taraflar, Amerikan temsilcisinin Moskova’ya sunacağı güvenlik ve ekonomi alanındaki temel unsurları netleştirdi. Masada hava savunma sistemleri, enerji tesisleri ve kısmi ateşkes başlıkları da ele alındı.
St. Petersburg’daki görüşmenin ardından değerlendirmelerde bulunan Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov ise sunulan yeni yaklaşımlarda çözüm için faydalı unsurların çok fazla olmadığını savundu.
Witkoff’un Oslo’daki temaslar hakkında Putin’e bilgi verdiğini ve Avrupalı liderler ile Kiev yönetiminin tutumundaki yeni noktaları aktardığını söyleyen Uşakov, görüşmenin kapsamlı ve açık sözlü geçtiğini belirterek çatışmanın “sona doğru ilerlediğini” ifade etti.
Diplomasi
NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.
NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.
Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.
Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.
Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.
Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.
Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.
Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.
Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor
Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.
The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.
Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.
Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.
AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.
Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.
Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı










