Diplomasi
Münih Güvenlik Konferansı, transatlantik gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi

62. Münih Güvenlik Konferansı, derinleşen Batı içi tartışmaları bir kez daha gözler önüne serdi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Avrupa’ya ortak bir medeniyeti kurtarmaya yardım etme çağrısı yaparken, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise Avrupa’nın kurtarılmaya ihtiyacı olmadığını ifade etti.
Münih yıllık toplantısı, Amerikan, Ukraynalı ve Avrupalı üst düzey diplomatik heyetleri bir araya getirirken, odak noktası transatlantik ilişkilerdi. Üç gün süren görüşmeler, ABD-Avrupa geriliminin altını çizdi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Avrupa’ya ortak bir medeniyet olarak Batı’yı kurtarmaya yardım etme çağrısı yaparken, Avrupa Birliği’nin (AB) baş diplomatı Kaja Kallas buna karşı çıkarak AB’nin kurtarılmaya ihtiyacı olmadığını söyledi. Bu arada Volodimir Zelenskiy, Avrupalıları, Ukrayna’nın 2027’de birliğe katılmak için “teknik olarak hazır” olması adına bir tarih belirlenmesi konusunda uzlaşmaya çağırdı.
Münih’e Kaja Kallas ve Mike Waltz’un Gazze tartışması damga vurdu
Euronews, bu yılki konferanstan Batı adına öne çıkanları derledi:
Rubio: ABD’nin ‘kibar ve düzenli bekçi olmaya hiç niyeti yok’
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio cumartesi günü Münih zirvesinde yaptığı açıklamada, “Müttefiklerimizin, düzeltmek için gerekeni hesaplamak yerine bozuk statükoyu mantıklı göstermeye çalışmalarını istemiyoruz; çünkü biz Amerikalıların, Batı’nın kontrollü düşüşünün kibar ve düzenli bekçileri olmaya hiç niyeti yok” dedi.
Başkan Yardımcısı JD Vance’in geçen yıl aynı yerde Avrupa kıtasına yönelttiği sert eleştiriler Avrupalı liderlerin hala hatırındaydı. Rubio’nun konuşması da ABD Başkanı Trump’ın son dönemde Grönland’ı zorla ele geçirme tehditlerinin ardından gerilimin yüksek seyrettiği bir dönemde gerçekleşti.
Rubio, Vance’e kıyasla daha yumuşak bir üslup benimsese de, mesajı aynı doğrultudaydı: Batı, iklim “kültü” ve kitlesel göçten kaynaklanan yanlış tasarlanmış politikalar nedeniyle tercihen medeniyetsel bir düşüşle karşı karşıya ve kurtarılması gerekiyor.
Ancak farklı olan şey, Rubio’nun Avrupalıları ABD’ye katılmaya çağırması, Washington’u “Avrupa’nın bir çocuğu” olarak tanımlaması ve kaderinin Avrupa’yla “iç içe olduğunu ve her zaman öyle kalacağını” vurgulamasıydı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rubio’nun konuşmasını duyduktan sonra ABD ile ilişkiler konusunda “çok rahatladığını” söyledi.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise kurtarılmaya ihtiyacı olan bir Avrupa Birliği anlatısını reddetti.
Geçen yıl yayınlanan ve iklimden göçe kadar kilit politikalarda rotanın tersine çevrilmesi çağrısında bulunan tartışmalı bir ABD ulusal güvenlik stratejisi belgesine atıfta bulunarak, “Bazılarının söyleyebileceğinin aksine, ‘woke’, ‘yozlaşmış’ bir Avrupa medeniyetin silinmesiyle karşı karşıya değil” dedi.
Zelenskiy: Avrupa’nın barış görüşmelerinde yokluğu ‘büyük hata’
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Avrupa pratikte masada yok. Bence bu büyük bir hata. Ve Avrupa’nın çıkarlarının ve sesinin dikkate alınması için Avrupa’yı tam olarak sürece dahil etmeye çalışanlar biz Ukraynalılarız. Bu çok önemli” dedi.
Avrupa, Trump’ın Washington ile Moskova arasındaki teması yeniden başlatmasının ardından geçen yıl başlatılan barış görüşmelerinin dışında bırakıldı. Ukrayna ve Rusya arasındaki ikili görüşmelere, Avrupa dışındaki yerlerde ABD arabuluculuk ediyor.
Avrupa’da görüşmeler için özel bir temsilci atanmasına yönelik müzakereler neredeyse bir yıldır devam ediyor ancak net bir favori görünmüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz günlerde üst düzey diplomatını Rusya’ya göndererek Moskova’yla teması yeniden kurmaya çalıştı. Görüşme çok az sonuç verdi.
Zelenskiy gazetecilere verdiği demeçte, Putin’in “oldukça koordineli” bir Avrupa’yı böl ve yönet taktiğiyle yönetmeye çalışacağını öne sürdü, ancak Macron’u görüşmeler ve bunun doğası hakkında şeffaf olduğu için övdü. Fransa Cumhurbaşkanı Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa’nın saldırgan bir Rusya karşısında güvenlik çerçevesini tamamen yeniden tasarlamak zorunda kalacağını söyledi.
Merz: Bildiğimiz dünya düzeni ‘artık mevcut değil’
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz cuma günü yaptığı açıklamada, “Ancak korkarım ki bunu daha da sert ifadelerle dile getirmeliyiz: En parlak döneminde bile kusurlu olan bu düzen artık mevcut değil” dedi.
Merz’e göre, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan, Batı’nın ABD liderliğinde tek bir sesle konuştuğu kurallara dayalı uluslararası düzen sona erdi ve “sert ve çoğu zaman öngörülemeyen kurallarıyla” “büyük güç politikaları” geri döndü.
Bu yeni çağda, Avrupa’nın “özgürlüğünün artık verili olmadığı” ve “bu özgürlüğü savunmak için sağlamlık ve kararlılık göstermesi gerekeceği” uyarısında bulundu.
Fransa nükleer şemsiye konusunda Almanya ile diyalog halinde
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron cuma günü yaptığı açıklamada, “Nükleer caydırıcılık konusunda ulusal doktrinimizi nasıl ifade edebileceğimizi görmek için Şansölye Merz ve (diğer) Avrupalı liderlerle stratejik bir diyalog başlattık” dedi.
“Bu diyalog önemli çünkü nükleer caydırıcılığı savunma ve güvenliğe bütünsel bir yaklaşımla ifade etmenin bir yolu. Bu, Almanya ve Fransa arasında stratejik yaklaşımımızda yakınlaşma yaratmanın bir yolu” diye ekledi.
Çoğunlukla ABD’nin Avrupa’ya sağladığı nükleer caydırıcılık, Avrupa’nın Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana ilk kez nükleer doktrinini yeniden düşündüğü şu dönemde giderek daha fazla tartışılan konular arasında yer alıyor. Bu revizyon kısmen Washington’un Avrupa güvenliğine gelecekteki bağlılığına dair şüphelerden kaynaklanıyor.
Trump, Avrupa’yı kendi savunması için yeterince çaba göstermemekle suçladı, NATO müttefiki Danimarka’dan Grönland’ı almak için askeri güç kullanma tehdidinde bulundu ve ABD’nin varlıklarını kısmen Avrupa’dan çekerek diğer tehdit bölgelerine yönelmek istediğini açıkça belirtti.
Almanya Paris’in teklifini ciddiye alıyor gibi görünürken, diğer AB ülkeleri o kadar ikna olmuş değil. Kendini Trump karşıtı ilerici ses olarak konumlandıran İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasını nükleer yeniden silahlanmaya karşı uyarıda bulunmak için kullandı.
Nükleer caydırıcılığın çatışmayı önlemenin “çok maliyetli ve riskli” bir yolu olduğunu ve “tamamen yıkımdan kaçınmak için sıfır hata ve sürekli düzeltme gerektiren bir sistemin bir garanti değil, kumar olduğunu” söyledi.
Almanya ve Fransa Avrupa nükleer kalkanı için gizli görüşmelere başladı
Danimarka Başbakanı: Trump’ın Grönland ‘arzusu tamamen aynı’
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, cumartesi günü Grönland etrafındaki gerilimin NATO arabuluculuğunun ardından tamamen yatışıp yatışmadığı sorulduğunda, “Hayır, maalesef öyle değil. Sanırım ABD Başkanı’nın arzusu tamamen aynı” dedi.
Trump geçen ay, Arktik adasını zorla ele geçirmeye hazır olduğunu söylemiş, Grönland’a birkaç düzine asker göndermiş olan birkaç Avrupa ülkesine tarife tehdidinde bulunmuştu. Anlaşmazlık diplomatik bir telaşa ve NATO ittifakının çökmek üzere olduğu korkusuna yol açtı.
Trump ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte arasında “Grönland için gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesi” konusunda varılan mutabakat, geçen ay ABD, Grönland ve Danimarka’nın üçlü görüşmelere başlamasıyla gerilimin düşmesine yol açtı. Bu arada NATO müttefikleri, Arctic Sentry adı verilen Uzak Kuzey’de gelişmiş bir gözetleme faaliyeti başlatma konusunda anlaştı.
Frederiksen, Münih’ten yaptığı açıklamada toprak bütünlüğünden ödün vermeyeceğini yineleyerek bunu bir “kırmızı çizgi” olarak nitelendirdi ancak ABD, Danimarka ve Grönland’ın adadaki ABD askeri varlığını genişletmek gibi birlikte yapabileceği “başka şeyler” olduğunu vurguladı.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise adası üzerindeki baskıyı “kabul edilemez” ve mevcut üçlü süreci “ilk doğru adım” olarak nitelendirdi. Grönland’ın üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu ve “ittifakın bir parçası olmaya kararlı” olduğunu ekledi.
Von der Leyen: AB karşılıklı savunma maddesi revize edilmeli
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Avrupa’nın karşılıklı savunma maddesini hayata geçirmenin zamanının geldiğine inanıyorum. Karşılıklı savunma AB için isteğe bağlı değildir. Bu, kendi Antlaşmamız olan Madde 42(7) kapsamında bir yükümlülüktür” dedi.
AB, Rusya’dan olası bir saldırı ve ABD’nin NATO’nun 5. Madde kapsamındaki kolektif savunma taahhüdüne dair şüpheler karşısında, 2030’dan önce savunma hazırlığını artırmak için 800 milyar avroluk bir program başlattı.
Birliğin 42.7 Maddesi, “bir AB ülkesinin topraklarında silahlı saldırıya uğraması halinde, diğer AB ülkelerinin ellerindeki tüm imkanlarla yardım ve destek sağlama yükümlülüğü” olduğunu belirtir ancak büyük ölçüde NATO’daki muadilinden daha az güçlü olarak görülür.
Washington’un askeri gücü, ittifak için güçlü bir caydırıcılık işlevi görüyor.
Von der Leyen, Madde 42.7’nin ancak güven ve kapasite üzerine inşa edilirse ağırlık taşıyacağını söyledi ve maddenin koşullarının hâlâ gevşek bir şekilde tanımlandığı düşünülüyor.
Savunma odaklı konuşmasında ayrıca, savunmayla ilgili konularda AB’de daha hızlı karar alınması ve başta İngiltere olmak üzere üçüncü ortaklarla daha fazla ortaklık kurulması çağrısında bulundu.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4








