Avrupa
Nord Stream sigorta davasını kaybetti: 580 milyon euro ödenmeyecek

İngiltere ve Galler Yüksek Mahkemesi, Gazprom’a ait Nord Stream şirketinin Eylül 2022’de Kuzey Akım boru hattına düzenlenen sabotaj nedeniyle sigorta şirketlerinden talep ettiği 580 milyon euroluk tazminat davasını reddetti. Mahkeme, sabotajın Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşla doğrudan bağlantılı olduğunu ve bu durumun sigorta poliçelerindeki istisna kapsamına girdiğini açıkladı.
İngiltere ve Galler Yüksek Mahkemesi, Rus enerji şirketi Gazprom’un çoğunluk hissedarı olduğu Nord Stream AG şirketinin, Eylül 2022’de Kuzey Akım boru hattına düzenlenen sabotaj gerekçesiyle sigorta konsorsiyumuna açtığı 580 milyon euroluk tazminat davasını reddetti.
Lloyd’s Insurance Company ve Arch Insurance şirketlerine karşı açılan davada mahkeme, boru hattının tahrip edilmesinden kaynaklanan zararların tazmin edilmesi talebini tamamen geri çevirdi.
Financial Times gazetesinin analizine göre bu karar, sigorta şirketlerinin küresel altyapı tarihindeki en büyük tazminat ödemelerinden birini yapmaktan kaçınmasını sağladı.
Yüksek Mahkeme Hakimi Claire Moulder, boru hatlarının tahrip edilmesinin Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşla doğrudan ilişkili olduğunu ve bu nedenle hasarın sigorta poliçelerinde yer alan muafiyet ve istisna hükümlerinin kapsamına girdiğini belirtti.
Kararda, sabotajın arkasında hangi aktörün bulunduğunu kesin olarak tespit etmenin sigorta ihtilafının çözümü için belirleyici bir önem taşımadığı ifade edildi.
Hakim Moulder, karar metninde “Sabotajı gerçekleştiren en muhtemel failin kim olduğunu belirlemek gerekmiyor” vurgusunu yaptı.
Karar metninde, saldırının arkasında olabileceği değerlendirilen dört farklı senaryo ele alındı. Olası failler arasında Rusya, Ukrayna, Ukrayna bağlantılı devlet dışı aktörler veya ABD gösterilirken, tüm bu senaryolarda savaşın sabotajın ana nedeni olduğu kaydedildi.
Belgede, “Olası faillerden herhangi biri sabotajı gerçekleştirmiş olsa bile, savaş bu eylemin ‘anlamlı bir nedeni’ olarak kabul edilmelidir” tespiti yapıldı. Hakim, herhangi bir ülkenin suçluluğuna dair kesin bir yargıya varmadığının altını çizdi.
Moskova, Kiev veya Washington’ın saldırının sorumluluğunu üstlenmemiş olmasının, savaş ile saldırı arasındaki nedensellik bağını ortadan kaldırmadığı kararda aktarıldı.
Gerekçeli kararda her bir aktörün eylemi gerçekleştirmek için sahip olabileceği olası motivasyonlar da incelendi. Sabotajın Ukrayna veya Ukrayna bağlantılı güçler tarafından yapılmış olması halinde, temel amacın Rusya’nın gaz ihracatı gelirlerini azaltmak ve savaş sürecinde Rus ekonomisini zayıflatmak olabileceği belirtildi.
Eylemin arkasında Rusya’nın bulunması ihtimalinde ise Moskova’nın motivasyonunun, askeri müdahale sonrası politikalarını değiştiren Almanya ve Avrupa Birliği (AB) üzerinde baskı kurmak, onları cezalandırmak ve Kiev’e verilen desteği etkilemek olabileceği ifade edildi.
ABD’nin olası dahli senaryosunda da operasyonun doğrudan Rusya-Ukrayna savaşıyla ilişkili olacağı kaydedildi.
Mahkeme, her iki tarafın görevlendirdiği uzmanların saldırının teknik yönü konusunda mutabık kaldığını aktardı. Uzman raporlarına göre, boru hattının dört hattından üçünü devre dışı bırakan tahribat, geksogen bazlı yönlendirilmiş patlayıcılar kullanılarak gerçekleştirildi.
Nord Stream AG’nin, dördüncü hattaki hasarın düşen bir çıpadan kaynaklanmış olabileceği yönündeki iddiası ise mahkeme tarafından ikna edici bulunmadı. Mahkeme, sigorta şirketlerinin savunmasına katılarak bu hasarın da büyük ölçüde aynı patlamanın bir sonucu olduğunu kabul etti.
Diğer yandan, Almanya Federal Başsavcılığı Temmuz ayı başında boru hatlarına yönelik sabotaj soruşturması kapsamında ilk iddianameyi hazırladı.
Soruşturma makamlarının verilerine göre, operasyonun koordinatörlüğünü 50 yaşındaki Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov yürüttü.
Sabotaj eylemine, aralarında profesyonel dalgıçlar ve patlayıcı uzmanlarının da bulunduğu altı Ukrayna vatandaşının daha katıldığı iddia ediliyor.
Avrupa
Almanya’da şirket kapanmaları 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı

Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 190 bin şirket faaliyetini durdurarak son on yıldan uzun sürenin en yüksek seviyesine ulaştı. ZEW ve Creditreform verilerine göre kapanışlarda yüksek maliyetler, nitelikli iş gücü açığı ve işletmeleri devralacak halef bulunamaması belirleyici oldu. Kapanan şirketlerin yalnızca sekizde birinin iflas gerekçesiyle faaliyetine son verdiği kaydedildi.
Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 190 bin şirket kapandı. Bloomberg’in ZEW Enstitüsü ve Creditreform verilerine dayandırdığı habere göre bu rakam, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 10’luk bir artışa işaret ediyor ve son on yılı aşkın sürenin en yüksek seviyesi olma özelliği taşıyor.
Veriler, faaliyetini sonlandıran her sekiz şirketten yalnızca birinin ödeme güçlüğü ve iflas nedeniyle kapandığını gösteriyor.
Uzmanlar ve şirketler kapanışların başlıca nedenleri arasında nitelikli personel eksikliğini, yüksek maliyetleri, demografik dönüşümü ve işletmeleri devralacak halef bulunamamasını sıralıyor.
ZEW araştırmacısı Sandra Gottschalk, giderek daha fazla işletme sahibinin emeklilik yaşına geldiğini ve işlerini devredecek kimseyi bulamadığını belirtti.
Gottschalk, bu sorunun devir meselesi yaşanmadığı takdirde faaliyetini sürdürebilecek “yaşayabilir” işletmeleri de doğrudan etkilediğini kaydetti.
Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 11 bin sanayi kuruluşu kapandı. Kapanış dalgası sanayiyle sınırlı kalmayıp diğer sektörlere de yayıldı. Otelcilik ve sağlık sektörlerindeki şirket kapanışları yüzde 10’un üzerinde arttı.
Creditreform temsilcisi Patrik-Ludwig Hantzsch, kamuoyunun dikkatini daha az çeken küçük ve orta ölçekli işletmelerin toplam kapanış sayısının önemli bir bölümünü oluşturduğunu ifade etti.
Haziran ayı başında CDU/CSU ve SPD’den oluşan iktidar koalisyonu, ekonomik büyümeyi ve istihdamı canlandırmak amacıyla yaklaşık 30 maddelik bir teşvik paketi üzerinde uzlaştı.
Söz konusu plan; vergi yükünün azaltılmasını, çocuk yardımlarının artırılmasını, sosyal yardımlar ile emeklilik sisteminin reforme edilmesini ve istihdamı artırıcı adımları içeriyor.
Hükümet ayrıca iş dünyası üzerindeki bürokratik yükü hafifletmeyi hedefliyor. Plan doğrultusunda otomotiv, kimya, ilaç, makine imalatı, batarya ve yarı iletken üretimi ile yapay zeka geliştirme gibi kilit sektörlerin desteklenmesi amaçlanıyor.
Bu önlem paketinin yürürlüğe girmesi için Federal Meclis (Bundestag) tarafından onaylanması gerekiyor.
Almanya ekonomisi, 2023 yılındaki yüzde 0,3’lük daralmanın ardından 2024 yılında da yüzde 0,2 küçüldü. Bu dönemde imalat sektöründeki brüt katma değer yüzde 3, inşaat sektöründe yüzde 3,8, ihracat ise yüzde 0,8 geriledi. Bloomberg, cari yılın ağustos ayı itibarıyla Alman ekonomisinin toparlanma işaretleri verdiğini değerlendiriyor.
Uzmanlar, Almanya ekonomisindeki güçlükleri nüfusun yaşlanmasıyla da ilişkilendiriyor. Almanya’da 65 yaş üstü nüfusun oranı 2023 yılında yüzde 22,8’e ulaştı.
Avrupa Komisyonu tahminlerine göre bu oranın 2030 yılına kadar yaklaşık yüzde 25’e yükselmesi bekleniyor.
Avrupa
AfD ile MAGA arasındaki dans tüm Alman sağını memnun etmiyor

Almanya için Alternatif (AfD) ile Trump destekçilerinden oluşan MAGA arasındaki ittifak, Alman sağındaki tüm figürler açısından olumlu bir şey değil.
Örneğin Financial Times’a (FT) konuşan Alman Yeni Sağı’nın genç isimlerinden Benedikt Kaiser bu ilişkiden pek memnun değil. AfD milletvekili Robert Teske ile birlikte çalışan Kaiser, partideki MAGA “hayranları” hakkında sert eleştirilerde bulunuyor.
Kaiser, “Her şey gerçekten sıradan bir şekilde başlıyor. Şapkalardan hoşlanıyorlar: ‘Make America Great Again’, ‘Make Germany Great Again’. Onlar hayranlar ve hayranlar da hayran gibi davranırlar,” diyor.
Partide çok sayıda Trump hayranı var. Ancak Doğu Almanya’da kök salmış en radikal kanadının birçok üyesi, uzun zamandır ABD’ye karşı derin bir şüpheyle yaklaşıyor. Kamuoyunun Washington’a karşı tutumu kötüleştikçe, bu üyelerin sesleri daha da yükseliyor.
Kaiser, yılın başından bu yana Trump’ın yurtdışı müdahalelerini sıraladı ve bazı parti mensuplarının tepkilerini alaycı bir şekilde taklit ederek şöyle konuştu:
“Maduro mu? Bravo! İran mı? Bravo! Grönland mı? Bravo! Sonuçlarını hiç düşünmediler. Bunun Almanya’ya ve Avrupa’ya yansımaları olacağı gerçeğini göz önünde bulundurmadılar.”
Kaiser, İran savaşının, AfD’ye Washington’a fazla yakınlaşmanın riskleri konusunda uyarıda bulunan kendisi gibi isimleri haklı çıkardığını söyledi.
Sağcı yazar, “Kendini ‘MAGA’nın bir uzantısı’ olarak gören Alman sağındaki bu grubun yanıldığı artık kanıtlandı,” diyor.
Parti, Trump’a karşı giderek kötüleşen kamuoyu havasıyla yüzleşmek zorunda kaldı. İran savaşı, zaten Alman sanayisini cezalandırıcı gümrük vergileri uygulayan, önemsiz vize ihlalleri nedeniyle Avrupalı vatandaşları gözaltına alan ve defalarca Grönland’ı ilhak etmekle tehdit eden başkan hakkındaki endişeleri daha da artırdı.
AfD, özellikle doğu eyaletlerinde yapılacak iki önemli seçime hazırlanırken, parti içindeki çatışan akımlar arasında denge kurmak zorunda kaldı.
Parti yönetimi son aylarda milletvekillerinden, kamuoyuna yansıyan ilişkilerini biraz hafifletmelerini istedi.
Üst düzey bir AfD yetkilisi, “İran, Trump’ın kamuoyundaki imajına zarar verdi. Hâlâ temas var, ancak eskisi kadar yoğun değil,” dedi.
2013 yılında Avro Bölgesi krizine tepki olarak kurulan parti, marjinal bir hareket olmaktan çıkıp ulusal anketlerde başı çeken bir partiye dönüştü.
Fakat parti, savaş sonrası dönemde alınan önlemler kapsamında, koalisyon kurmayı veya işbirliği yapmayı reddeden Almanya’nın ana akım partileri tarafından hâlâ dışlanıyor.
Bu durum, AfD’nin Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi’nden gelen ilgiden neden bu kadar gurur duyduğunu ve enerji kazandığını açıklamaya yardımcı oluyor.
Birçok AfD üyesi, Ocak 2025’te Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden büyük keyif aldı. Bir grup üst düzey parti yetkilisi, Trump’ın göreve başlama töreni için Washington’a gitti.
Bunların arasında, AfD başkan yardımcısı Beatrix von Storch da vardı. Storch, geziyle ilgili olarak “Washington kırmızıya büründü. Harika,” demişti.
Geçen yıl AfD’nin ikinci sırada yer aldığı Almanya parlamento seçimlerinden önceki haftalarda, partinin MAGA ile bağları daha da derinleşti.
AfD’nin eş başkanı Alice Weidel, Elon Musk’ın sosyal medya platformu X’te düzenlenen canlı bir etkinliğe katıldı.
Ayrıca Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile bir araya geldi.
Vance, Avrupa liderlerini aşırı sağ ile işbirliğine karşı kurulan “güvenlik duvarını” yıkmaya çağırarak şok etmişti.
AfD, son on yılda giderek radikalleşti ve Holokost’u önemsiz gösteren, Nazi dönemi sloganlarıyla flört eden sert çizgideki isimlere yer verdi.
Parti, kitlesel sınır dışı etmeleri benimsedi ki bunun için genellikle “tersine göç” terimini kullanıyor.
Sadık bir Hıristiyan ve Hitler’in bakanlarından birinin torunu olan von Storch için, Trump’ın ikinci dönemi göç, aile politikası, sosyal medya düzenlemesi ve “anti-woke” gündemi konusunda bir rehber niteliğinde.
Von Storch, “AfD’nin Amerika’nın yaptığı her şeyi yüceltmesi gerekmese de… aynı dalga boyundayız. O da bizim istediğimiz gündemi takip ediyor,” diyor.
Trump ile uyum, siyasi koruma konusunda da umutlar doğurdu. Geçen yıl Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı AfD’yi aşırı sağcı olarak sınıflandırdığında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bunu “kılık değiştirmiş tiranlık” olarak nitelendirmiş ve yetkilileri kararlarından vazgeçmeye çağırmıştı.
MAGA’ya şüpheyle yaklaşan Kaiser bile, olası bir yasaktan “korunmanın” ABD ile bağlar kurmanın avantajlarından biri olduğunu kabul ediyor.
AfD’nin temaslarının çoğu, partinin dış politikasından sorumlu, puro ve burbon içen milletvekili Markus Frohnmaier aracılığıyla yürütülüyor.
Frohnmaier, “Uzun bir süre boyunca partinin odak noktası Doğu Avrupa, Rusya ve Çin’di. Dış politika sözcüsü olduktan sonra… ABD ile temaslara daha fazla ağırlık vermek istedim,” diyor.
Geçtiğimiz yıl boyunca, Avrupa’daki ifade özgürlüğü kısıtlamalarının önde gelen ABD’li eleştirmenlerinden biri haline gelen Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Sarah Rogers ve Avrupa’daki aşırı sağ ile bağlar kurmak konusunda aktif rol oynayan ABD’li Kongre Üyesi Anna Paulina Luna ile bir araya geldi.
Aralık ayında Frohnmaier, Forte’nin New York Genç Cumhuriyetçiler grubu tarafından düzenlenen bir etkinlikte ödül aldı.
Bu etkinlikte katılımcılar, Almanya milli marşının tabu sayılan orijinal ilk kıtasını (Deutschland, Deutschland über alles – Almanya, her şeyden önce Almanya) seslendirdiler.
O ve von Storch, birkaç ay sonra Forte’nin Berlin ziyaretini ve Trump’ın eski sosyal medya stratejistlerinden biri için Federal Meclis’te düzenlenen bir etkinliği organize ettiler.
Bu bağlantıların ne kadar derin olduğu bazen belirsiz. Frohnmaier’in ilk temasları arasında, daha sonra Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. için çalışan eski bir Amerikalı stajyer de yer alırken, Weidel ise ABD’li milyarderle kendisi başarılı bir şekilde iletişime geçemeyince 24 yaşındaki bir influencer aracılığıyla Musk’a ulaştı.
Mevcut bağlar soğumuş olsa da Frohnmaier bunu kabul etmekte isteksiz. Ortakların “her konuda aynı fikirde olmaları gerekmediğini” söyleyen AfD’li, yılın geri kalanında ABD’yi ziyaret etme planı olmadığını da ekledi.
Bunun yerine Haziran ayında, Vladimir Putin’in en önemli ekonomi forumu için St. Petersburg’a gitti ve burada Gazprom başkanı ve Putin’in bir başka önemli danışmanıyla görüşmeler yaptı. Ayrıca Hindistan’a da bir gezi planlıyor.
Frohnmaier’in bu temkinli tavrı, AfD içindeki alışılmadık konumunu yansıtıyor: ABD ile güçlü ticari bağları olan bir bölgeden gelen bir milletvekili, aynı zamanda partinin en aşırı kanadıyla da bağlantıları olan bir isim.
Trump’ın şubat sonunda İran’a hava saldırıları düzenlemesinin ardından Frohnmaier, bu saldırıların “cerrahi hassasiyetini ve net hedefini” övdü ama daha geniş çaplı bir çatışmanın tehlikelerine karşı uyarıda bulundu.
Parti içindeki bazı isimler, eylül ayında Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern gibi doğu eyaletlerinde yapılacak seçimlerin ardından daha görünür temasların yeniden başlayacağına inanıyor.
Diğerleri ise, Trump’ın müdahaleci dış politikası konusunda kendi içinde bölünmüş olan MAGA’daki kargaşanın, özellikle de daha izolasyonist ve küreselleşme karşıtı Vance’in bir sonraki Cumhuriyetçi aday olması durumunda, AfD için bu uyum sürecini nihayetinde daha az karmaşık hale getirebileceğine inanıyor.
Kaiser gibi isimlerin etkisinin “abartılmaması” konusunda uyarıda bulunan Von Storch, ABD’li meslektaşlarla “canlı” iletişimin perde arkasında devam ettiğini söyledi.
İkili arasındaki ilişkiye yakın bir kaynağa göre, Weidel hâlâ Musk’a düzenli olarak mesaj gönderiyor.
AfD’nin eş başkanı Tino Chrupalla, Amerika’nın 250. kuruluş yıldönümünü kutlamak üzere Berlin’de düzenlenen ve ABD Büyükelçiliği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen bir partiye katıldı.
AfD yetkilileri, ABD’nin diplomatik etkinliklerine de davet ediliyor.
Daha alt düzeyde de girişimler var; bunlardan biri, AfD’nin iki Amerikalı stajyeri birkaç hafta boyunca Bundestag grubuyla birlikte vakit geçirmeleri için davet ettiği son etkinlik.
Son yıllarda Polonya ve Macaristan’da etkinlikler düzenleyen Cumhuriyetçi bir buluşma olan Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı (CPAC), gelecek yıl Almanya’da ilk konferansını düzenlemeyi planlıyor.
Almanya’daki Republicans Overseas’in başkanı George Weinberg, etkinliğin amacının Almanya’ya “mevcut Amerikan yönetiminin yankısını” taşımak olduğunu söyledi:
“Biz Brandmauer’a, yani güvenlik duvarına karşıyız. Almanların çoğunluğu muhafazakârdır.”
Weinberg ayrıca Şansölye Friedrich Merz’in Hıristiyan Demokratlarının “yumuşadığını” da ekledi.
Bazı AfD üyeleri bu fikre açık olsa da Frohnmaier bu fikri reddediyor. O, gelecek yıl bir ara dünyanın dört bir yanından benzer görüşteki politikacıları bir araya getirmek üzere kendi konferansını düzenlemek istiyor.
Onun gerekçesi, AfD ve diğer sağcı milliyetçi partilerin karşı karşıya olduğu zorluğu özetliyor: Yurt içindeki seçmenleri kendinden uzaklaştırmadan MAGA’nın uzattığı eli nasıl kabul edecekler?
Frohnmaier, “Avrupa’da bir CPAC düzenlerseniz, etkinliğin başında ABD milli marşı çalınır. Bu çok güzel bir marş. Fakat bazı kişilerde, bunun esasen… yurt dışından ithal edilmiş bir format olduğu izlenimini yaratabilir,” diyor.
Avrupa
Trafalgar Meydanı’nda on binlerce kişi Jason Arday için buluştu

On binlerce kişi, cuma günü hayatını kaybeden eski Cambridge profesörü Jason Arday için Londra’daki Trafalgar Meydanı’nda bir araya geldi.
Anma etkinliğini düzenleyen “Stand Up to Racism” örgütü, Arday’ın hayatı ve mirası hakkında milletvekilleri, arkadaşları ve aktivistlerin duygusal konuşmalarını dinlemek ve bir dakikalık saygı duruşuna katılmak üzere 30.000 kişinin meydanda toplandığını açıkladı.
Birçoğu siyah giyinmiş ve ellerinde çiçekler tutuyordu; katılımcılardan bu çiçekleri Nelson Anıtı’nın altına bırakmaları istendi. İnsanlar ayrıca üzerinde “rest in power” yazan pankartlar taşıdı.
41 yaşındaki Arday, cuma günü Londra’nın güneyindeki evinde ölü bulundu. Kendisinin reddettiği intihal suçlamaları ve kariyeri ile başarılarına ilişkin açıklamalardaki tutarsızlıklar üzerine yaygın bir inceleme başlatılmasının ardından, Cambridge’deki eğitim sosyolojisi profesörlüğü görevinden istifa etmişti.
Arday, intihal iddialarını reddetmiş ama çalışmasında hatalar olduğunu kabul etmişti. Geçen hafta, çalışmasıyla ilgili son dönemde ortaya çıkan tartışmaların “durmak bilmeyen bir kamuoyu denetimi ve kişisel saldırılara” yol açtığını belirtmişti.
Tartışma, başka bir akademisyenin –kendini “ırk gerçekçisi” olarak tanımlayan ve 2024 yılında Cambridge’deki görevinden kovulan Nathan Cofnas’ın– profesörün çalışmalarında çok sayıda intihal örneği bulduğunu söylemesiyle patlak verdi.
Arday, erken dönem akademik çalışmalarındaki bazı hataların otizminden kaynaklandığını, çünkü bilgileri anlamlandırmak için taklit yöntemine başvurduğunu belirtti.
Benzer bir inceleme yapıldığında diğer akademisyenlerin çalışmalarında da benzer hatalar bulunabileceğini söyledi.
Arday Times gazetesine bu ayın başlarında, “Burada akademiden bahsediyoruz. Ben kimseyi öldürmedim. Yaşadığım zulüm ve benim bu tür bir yalancı ve hayalperest olarak gösterilmem tamamen kabul edilemez,” diye konuşmuştu.
Etkinliğin açılışında, Clapham ve Brixton Hill’de Arday’ın ailesinin seçim bölgesini temsil eden yerel milletvekili Bell Ribeiro-Addy şöyle konuştu:
“Etrafınıza bakacağım ve bu gece kaç kişinin geldiğine bir göz atacağım. Bu, Jason’ın ne demek istediğini size gösterir. O, arkasında kapıları açık tuttu. Kapıları açık tuttu ve binlerce kişi o kapılardan geçti. İşte bu yüzden bu mekan bu gece dolup taşıyor. Ve hepinizin yas tuttuğunuzu biliyorum. Burada olmayan pek çok insan olduğunu da biliyorum.”
Ribeiro-Addy, “oğullarını, kardeşlerini kaybeden” Arday’ın ailesinin mahremiyetine saygı gösterilmesini istedi.
Ailenin yas tutabilmesi için kendilerine “zaman, alan ve sessizlik” tanınmasını talep etti.
Ribeiro-Addy, Arday’ın ailesinin hazırladığı bir açıklamayı okuyarak anma törenini sonlandırdı. Aile şunları söyledi:
“Jason’ın maruz kaldığı kamusal zulüm, hiçbir insanın tahammül edebileceği bir şey değildi. Ölümünden bu yana gösterilen sevgi, destek ve yas, bizim için çok büyük anlam ifade ediyor. Şu anda bu durum hem tatlı hem de acı olsa da, nezaket sadece ölümde değil, hayatta da gerekli.”
Birçok konuşma, Arday’ın ölümündeki medyanın rolüne odaklandı. Hackney North ve Stoke Newington Milletvekili Diane Abbott, üç hafta içinde onunla ilgili 249 haber yayınlandığını söyledi.
Abbott, “İstifa ederse kendisine yönelik saldırıların duracağını düşünmüş olmalı. Ama aslında saldırılar daha da şiddetlendi. Bu acımasız bir kampanya,” dedi.
İngiliz şarkıcı Beverley Knight, “Keep This Fire Burning” adlı şarkısını seslendirdi.
2014 yılında The Voice yarışmasını kazanan Jermain Jackman ise Arday’ın ailesinin isteği üzerine Coldplay’in “Fix You” şarkısının bir cover’ını seslendirdi.
Milletvekilleri Zack Polanski ve Jeremy Corbyn de törene katıldı.
Cambridge’de Arday’ın danışmanı olan Simon Woolley, Arday’ı ölümünden kısa bir süre önce gördüğünde “Jason’ın acı çektiğini” ve “takip edildiğini” hissettiklerini, bu yüzden ona sarıldığını söyledi.
Arday’ı “asla bir paket cips bile çalmayan harika bir adam” olarak anan Woolley, Arday’ın ölümünün ardından “bir hesaplaşma” yapılması gerektiğini vurguladı.
“Stand Up to Racism” örgütünün organizatörlerinden Samira Ali, Arday’ın yakın bir arkadaşı ve meslektaşının hazırladığı bir bildiriyi okudu.
Bildiride şöyle deniyordu:
“Prof. Jason, ‘nazik’, ‘güzel’ ve ‘yumuşak’ kelimeleri ona adanmış pek çok anma yazısında sıkça geçiyor ve bu yanlış değil. Fakat gerçekte, kelimeler Prof. Jason’ın nasıl bir insan olduğunu ya da insanlar için ne kadar önemli olduğunu asla tam olarak ifade edemez.”
Açıklamada, Arday’ın renkli tenli öğrenciler ve akademisyenler için mentorluk programları ve ruh sağlığı desteği oluşturma çalışmalarına değinildi.
Açıklamada şöyle denildi:
“Marjinalleştirilmiş kesimlerden gelen tüm öğrencilere, akademinin kendilerine de ait olabileceğine inanmaları için ilham vermek üzere yorulmak bilmeden çalıştı. Sadece bir iki kişiyi doktora yapmaya teşvik etmedi; nesiller boyu, onun sayesinde hayal kuran ve şimdi doktor olan, yakında profesör olacak onlarca insan var.”
Arday’ın 2023 yılında 37 yaşında Cambridge’in tarihindeki en genç siyahi profesör olarak atanması, o dönemde ilerici bir adım olarak karşılanmıştı.
Ölümünden önceki hafta istifasını açıklayan Arday, kendisine yöneltilen eleştirilerin “kişisel bedelinin” “çok ağır” hale geldiğini belirtmişti.
Arday şöyle konuşmuştu:
“Eleştiri, akademik yaşamın kaçınılmaz bir parçası olsa da, benim yaşadıklarım bilimsel fikir ayrılıklarının çok ötesine geçti. Durmak bilmeyen suçlamalar, spekülasyonlar ve kamuoyundaki yorumlar, hem bana hem de sevdiklerime derin bir zarar verdi.”
Arday, istifasının “etrafımda dolaşan iddiaları kabul ettiğim şeklinde yanlış anlaşılmaması” gerektiğini vurguladı.
Cambridge, başlangıçta Arday’ın tezi ve bazı dergi yayınlarıyla ilgili intihal iddialarının Liverpool John Moores Üniversitesi (LJMU) ve söz konusu dergiler tarafından soruşturulduğunu açıklamıştı.
Arday’a 2015 yılında doktora derecesini veren LJMU, Arday’ın intihal yapmadığı sonucuna varmıştı.
Bu haftanın başlarında, Cambridge, Arday’ın atanmasına ilişkin bağımsız bir soruşturma başlatıldığını duyurdu.
Prof. Prentice, o dönemde üniversite personeline yazdığı mektupta şunları söyledi:
“Jason Arday’ın atanmasına ilişkin üniversite genelinde ve çok daha ötesinde dile getirilen endişeleri tam olarak anlıyorum ve bu endişeleri paylaşıyorum… Sizin de belirttiğiniz gibi, bu soruşturma kapsamlı ve şeffaf olmalı ve Cambridge’in içinden ve dışından üst düzey akademisyenler tarafından bağımsız bir şekilde yürütülecektir.”
Cambridge, akademi dünyasında sayıları çok az olan ve göze çarpan bir azınlığın üyesi olan genç siyahi profesör Arday’ın atanmasını kutlamıştı.
Birleşik Krallık üniversitelerindeki profesörlerin yalnızca yüzde biri siyahi olduğundan, her bir atama son derece büyük önem taşıyor.
Üniversite, Arday’ı son derece göze çarpan bir pozisyona getirdikten sonra, özen yükümlülüğü de dahil olmak üzere daha büyük sorulara yanıt vermek zorunda kalacak.
Ayrıca, Arday’ın kamuoyu önünde zulüm gördüğünü düşünenler ve onun hiç atanmaması gerektiğini sorgulayanlar da dahil olmak üzere, çeşitli kesimlerden gelen öfkenin hedef tahtası haline gelebilir.
Ortadoğu1 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını1 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Görüş1 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceYen müdahalesinin asıl mesajı: Doların rezerv para statüsü artık eskisi kadar güçlü değil
Asya2 hafta önceAlibaba 2,4 trilyon parametreli yapay zeka modeli Qwen3.8-Max’i tanıttı
Rusya2 hafta önceRusya’nın buğday ihracatı temmuzda yüzde 17,7 geriledi
Dünya Basını2 hafta önceForeign Affairs: Amerika Ortadoğu’dan Vazgeçmeli
Diplomasi1 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı












