Bizi Takip Edin

Amerika

Pentagon’da reform planı: Askerleri teknobüyücülere dönüştürmek

Yayınlanma

Dizinin ilk bölümünde, Palantir CEO’sunun karanlık dünyasına giriş yapmıştık. Donald Trump ve Elon Musk’ın Pentagon planlarını anlamak için Palantir’den devam edelim.

Geçen aralık ayında Palantir, havacılık ve uzay devi RTX’in yerini alarak dünyanın en değerli savunma şirketi oldu. Ukrayna savaşı başladığında Palantir’in piyasa değeri RTX’in piyasa değerinin çok altındaydı.

Ukrayna savaşı gerçekten bir dönüm noktası kabul edilebilir. Pek çok türde sensörle donatılmış uydular ve insansız hava araçları (İHA) savaş alanının her santimini sürekli tararken, yapay zeka (AI) da topladığı verileri anında yorumluyor.

Her iki taraf için de hareket eden her şeyi tespit etmek ve saldırmak bir zamanlar olduğundan çok daha kolay ve büyük, “eski moda” taarruzların kısmen geride kalmasının bir nedeni de bu.

Amerika bu değişimlerde büyük rol oynadı. Örneğin Ukrayna güçlerinin Afganistan ve Irak’ta konuşlandırılanlardan daha yetenekli ve daha ucuz İHA üretmesine ve hedeflerin belirlendiği ve mühimmatların genellikle düşman hatlarının derinliklerinde onlara yönlendirildiği bir yapay zeka “öldürme zinciri” geliştirmesine yardımcı oldu.

Economist’e göre, Amerikan şirketleri de bu yeni çağın “öncüleri” arasında yer alıyor. Silahlarının nasıl performans gösterdiğini gözlemlemek ve buna göre uyarlamak için düzenli olarak Ukrayna’yı ziyaret ediyorlar. Özel sermaye fonları, konvansiyonel savaş alanını kökten değiştirmeyi hedefleyen Amerikan şirketlerine akın ediyor.

Pentagon da bu eğilimden nasibini alıyor. Özel sektörden, ama özellikle de risk sermayesinin aktığı Silikon vadisi startup’larından yararlanma çabası, ABD savunma sanayisinin, araştırma için devlet fonlarına bel bağlayan birkaç büyük şirkete bağımlılığa yol açtığı ve inovasyonu engellediği yönündeki endişelerini takip ediyor.

Bu nedenle CIA bünyesinde bile bir “risk sermayesi” kolu inşa edildi: In-Q-Tel. Departmanı yöneten Gilman Louie, “Siber, yapay zeka ve yazılım alanlarına hakim olanlar daha genç, yenilikçi şirketler,” diyor.

Biden yönetiminde Pentagon’un satın alma şefi olarak hizmet veren Bill LaPlante ise 2023 yılında yaptığı açıklamada geleneksel savunma üreticilerine üretimdeki gecikmelerden dolayı, Silikon Vadisine ise Avrupa’daki topçu savaşının ortasında ‘yapay zeka ve kuantum hesaplama’ gibi teknolojilerin uygunluğunu sorgulayarak tepki göstermişti.

RAND’da yayınlanan bir incelemede de, Pentagon’un artık ‘daha esnek’ özel sermaye sözleşmelerine izin vermesi gerektiği vurgulanıyor, CIA’in de benzer bir yöntem izlediği hatırlatılıyordu.

Dolayısıyla, Pentagon ihalelerinin gittiği tekeller, “5’li çete” de diyebiliriz, bir süredir topun ağzında.

Yukarıda da değindiğim gibi, mesele Trump ile başlamadı. 2023’ün sonlarına kadar ABD Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan Mark Milley, dört yıl boyunca yönettiği askeri makinenin özünde amaca uygun olmadığını savunuyordu.

Geçen yıl Google’ın eski CEO’su ve askeri teknolojiye yatırım yapan bir fonun destekçisi olan Eric Schmidt ile birlikte yazdığı bir makalede, Amerikan firmalarının en iyi yapay zeka sistemlerini ürettiğini, fakat silahlı kuvvetlerinin bunları özümsemekte ve dağıtmakta zorlandığını belirtiyordu: Askerler “dronlara doymuş” bir savaş alanıyla başa çıkabilecek ekipman ve eğitimden yoksundu.

Silahlar, her ay, her hafta, her gün güncelleniyordu ve Amerikan ordusunun satın alma süreçleri ve silahların geliştirilmesi yıllar alıyordu. İkili, Pentagon’un nasıl savaştığı, ne satın aldığı ve alışverişini nasıl yaptığı konusunda “sistemik bir revizyona” ihtiyacı olduğu sonucuna varıyordu.

Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’den Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker de bu süreçlerinin tamamen reforme edilmesinden yana. Wicker, Pentagon’u, Bakanlığın “çılgın tedarik süreci” dışında ticari olarak daha fazla alım yapmaya zorlamanın büyük faydalar sağlayabileceğini savunuyor.

Bu konuda Demokrat hizmetkârlar ile yeni Trump yönetimi arasında bir uyum olduğu görülüyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth, geçen ayki onay oturumunda Pentagon’un “çok dar görüşlü olduğundan [ve] yeni teknolojilerin gelmesini engellemeye çalıştığından” şikayet ediyordu.

Hegseth 7 Şubat’ta yaptığı açıklamada, “Burada çok para harcadığımız pek çok program var ki, aslında savaş oyunu oynadığınızda, istediğiniz etkiyi yaratmıyorlar,” diyor ve Savunma Bakanlığı bürokrasisinin de sorunun bir parçası olduğuna işaret ederek şöyle devam ediyordu:

“Son 20 yılda yaratılan binlerce ek Pentagon pozisyonu, karargâh pozisyonları ve diğer pozisyonlar var ki bunların savaş alanında başarıya dönüşmesi gerekmiyor. Sorun sadece dolandırıcılık, israf ve suiistimal değil; sistemler, hiyerarşiler, gözden geçirebileceğimiz ve azaltabileceğimiz katmanlar var.”

Yeni ulusal güvenlik danışmanı Mike Waltz da kısa süre önce verdiği bir mülakatta, “Büyük beyinlere ve iş dünyasının liderlerine ihtiyacımız var ki Pentagon’un satın alma sürecinde reform yapabilsinler,” diyordu.

Economist’e göre, Trump’ın yeni savunma yetkililerinin, dünyayı yenme kapasitesine sahip bir askeri güç olarak kalabilmek, Çin’le bir savaş yürütebilmek ve kazanabilmek için üç şeyi değiştirmeleri gerekecek.

Birincisi silahlı kuvvetlerin kendisi; yani nasıl ve neyle savaştıkları değişmeli.

İkincisi, onlara tedarik sağlayan ve daha yeni, daha “inovatif” şirketlere doğru yönelmesi gereken savunma sanayii.

Üçüncüsü ise, biraz serbest bir çeviri ile, “ballı börek” olarak dağıtılan savunma harcamaları.

Palantir CEO’su Karp’tan Silikon Vadisi’ne: Silah başına!

Bu konuda Trump yönetiminin “ayaklı bir çelişki” olduğuna daha sonra değineceğiz. Ama geçerken bu konuda iki kamp olduğunu hatırlatmakta fayda var. Örneğin, Başkan’ın daha sonra arasına mesafe koyduğu Heritage Vakfı’nın “Project 2025” raporundaki savunma bölümü yazanlar, Pentagon için daha fazla bütçe ve daha fazla nükleer silah istiyordu. Elon Musk gibi “yenilikçiler” ise, örneğin F-35 türü yeni nesil savaş uçaklarını ve konvansiyonel araçları “aptalca” buluyor, Çin’in İHA teknolojileri karşısında bunların şansı olduğunu düşünüyor ve bunlara yatırım yapmanın “israf” olduğunu ileri sürüyor.

Musk’ın eleştirilerinde haklılık payı olduğu kesin. ABD Operasyonel Test ve Değerlendirme Direktörü (DOT&E) tarafından Şubat 2024’te gizliliği kaldırılan bir değerlendirme, F-35 programının “teknoloji odaklı, son teknoloji yetenekler” vaat etmesine rağmen önemli zorluklarla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Kamuya açık değerlendirme raporuna göre, F-35’in “Blok 4” olarak adlandırılan geliştirme ve operasyonel testleri, programın etkinliğini ve operasyonel uygunluğunu engelleyen birkaç kritik sorunun altını çiziyor.

Rapora göre ilk olarak, Blok 4 kabiliyetlerini her altı ayda bir artırarak sunmayı amaçlayan Sürekli Kabiliyet Geliştirme ve Teslimat (C2D2) süreci beklentileri karşılayamamış ve önemli gecikmelere neden olmuş durumda.

Tech Refresh 3 (TR-3) aviyonik yükseltmesi, yeni sensör takımları, uzun menzilli silahlar, elektronik harp, veri füzyonu ve platformlar arası birlikte çalışabilirlik dahil olmak üzere Blok 4 yetenekleri için yeterli bilgi işlem gücü sağlamayı amaçlıyor.

Bununla birlikte, TR-3 yazılım sürümü 30R08, iki yılı aşkın bir süredir geliştirilmesinin ardından, daha önce teslim edilen yeteneklere eklenen eksiklikler bir yana, tamamlanmamış durumda.

Sadece bu da değil. Programın on yıldan fazla bir süredir gerisinde ve başlangıçta tahmin edilenden  209 milyar dolar daha pahalı. Hava Kuvvetleri, Deniz Piyadeleri ve Donanma için 442 milyar dolara (ve bunları uçurmak için  1,5 trilyon dolardan fazlaya) 2.456 jet satın almanın, bugünün ve özellikle de yarının savaş alanı göz önüne alındığında mantıklı olmasının hiçbir yolu yok gibi görünüyor.

Pentagon halihazırda istediği F-35’lerin %36’sını satın almış durumda (2.456 uçağın en az 881’i). Bu, F-22’lerin %25’i ve B-2’lerin %16’sı ile karşılaştırıldığında hiç de fena bir ortalama değil!

Yine Economist’in aktardığına göre, Pentagon bünyesindeki Savunma İnovasyon Birimi’nin (DIU) kurucuları Raj Shah ve Christopher Kirchoff da, “Hipersonik silahların ve anti-gemi füzelerinin bir donanma gemisini kolayca yok edebildiği bir dünyada,” diye yazıyorlar, ”artık muhrip ve savaş gemileri inşa etmek için milyarlarca dolar harcamak mantıklı değil.”

Yine de, ABD’nin savunma harcamalarının neredeyse %86’sı “5’li çete”ye gidiyor: Lockheed Martin, RTX, Boeing, Northrop Grumman, General Dynamics. 

Amerikan savunma sözleşmeleri genellikle tek bir alıcıyı, gereklilikleri belirleyen ve tüm araştırma ve geliştirme (AR-GE) maliyetlerini üstlenen hükümeti içeriyor.

Bu yapı, özel firmaların aksi takdirde çok riskli olacak büyük maliyetli ve uzun zaman çizelgeli projeleri üstlenmelerine olanak tanıyor. Fakat bu yaklaşım, etkinliğini sürdürebilmesi için sürekli güncellenmesi gereken daha küçük ve yazılımla beslenen teçhizat alımları için hiç uygun değil.

Palantir’in baş teknoloji sorumlusu Shyam Sankar’ın geçen ekim ayında kaleme aldığı “Savunma Reformu” başlıklı raporu da buna işaret ediyor.

Pentagon’a silah satan büyük savunma firmalarının sayısının 1993’te 51 iken bugün beşe düşmesinden yakınan Sankar, “Konsolidasyon konformizmi doğurdu ve çılgın kurucuları ve yenilikçi mühendisleri dışarı itti,” diye yazıyordu.

DIU’nun eski başkanlarından ve şu anda bir girişim sermayesi fonu olan Shield Capital’in ortağı Michael Brown ise, Pentagon’un ilk on tedarikçisinin işlerinin üçte ikisinin sadece savunma amaçlı olduğunu; Çin’de ise bu oranın %3 olduğunu belirtiyor.

Sankar da, eskiden savunma sanayiine iş yapan şirketlerin aynı zamanda ticari firmalar da olduğuna, bunun da “rekabetçiliği” ve inovasyonu getirdiğine inanıyor.

Silikon Vadisi’nin büyük firmaları da bu nedenle Savunma Bakanlığı ile çalışmak için sıraya girmiş durumda. Google, 4 Şubat’ta yapay zeka araçlarının askeri amaçlarla kullanılmasını yasaklayan ve uzun süredir devam eden politikasını tersine çevirdi.

OpenAI, Anthropic ve Meta gibi teknoloji devleri ve en iyi yapay zeka model üreticileri de askeri işlere akıyor.

Yatırımcılar da Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki bağları perçinliyor: Danışmanlık şirketi Bain & Company’nin verilerine göre, savunma sanayindeki girişim sermayesi anlaşmaları son on yılda 18 kat arttı: 2014’te 500 milyon dolardan 2024’te yaklaşık 8,7 milyar dolara.

Satın almalarda gecikmeler, Kongre’deki bitmek bilmeyen tartışmalar ise Silikon Vadisi’nin hiç hoşuna gitmiyor. Pentagon’un bütçe sürecinin başlaması ile herhangi bir fonun ortaya çıkması arasındaki boşluk en az iki yıl. Siyasi çıkmaz, bütçelerin nadiren zamanında kabul edilmesi anlamına geliyor ve bu da yeni programların başlatılamadığı “sonsuz kararlara” yol açıyor. 

Yakın zamana kadar savunma bakan yardımcısı olan Mike Horowitz, tüm bunları basitleştirmenin ve hızlandırmanın “inovasyon sorununu çözmenin sırrı” olduğunu söylüyor.

Savunma sanayiinin devlerini ürkütmekten kaçınan Pentagon’un, şimdiye kadar “riskten kaçınan bir kültürü” tercih ettiği düşünülüyor. 

Pentagon’un donanım satın almasının iki temel yolu bulunuyor: tedarikçilerin yaptıkları iş için Savunma Bakanlığı’na artı bir kâr marjı fatura ettikleri “maliyet+” sözleşmeler ve yüklenicilerin üzerinde anlaşmaya varılan bir fiyat karşılığında silah üretmek için imza attıkları sabit fiyat anlaşmaları.

Son yıllarda maliyet+ anlaşmalarında yaşanan büyük fon aşımları Pentagon’da bazılarının daha fazla sabit fiyatlı tedarik için bastırmasına neden oldu. Bu da yüklenicilerin maliyet aşımlarını ödemek zorunda kalması anlamına geliyor.

Örneğin Boeing, KC-46 hava tankerini geliştirmek için 4,9 milyar dolarlık sabit fiyatlı bir sözleşme kazandı, fakat görevi tamamlamak için kendi cebinden 7 milyar dolar daha fazla harcadı. Pentagon tedarikçileri sabit fiyatlı sözleşmelere imza atma konusunda giderek daha temkinli davranıyor.

Yaklaşık 30 milyar dolarlık yıllık bütçesinde maliyet aşımlarından endişe eden Uzay Kuvvetleri, maliyet+ anlaşmalardan sabit fiyat anlaşmalarına geçişte değişimin öncüsü olmak istiyor.

Sözleşmelerinin yaklaşık yarısını bunlar oluşturuyor. Hava Kuvvetleri’nden Tümgeneral Stephen Purdy 11 Şubat’ta yaptığı açıklamada, “Bundan nasıl kurtulacağımızı bulmaya çalışacağız ve bu her iki taraf için de acı verici olacak. ‘Hey, bunu nasıl sabit fiyata dönüştürebiliriz?’ gibi tartışmalar yapacağız,” diyordu.

Bu sürecin bir parçası da ordunun “en son ve en iyi teknolojiye” yönelik “refleksif talebini” azaltmak olacak. Purdy, “Oldukça sert gereksinimlere sahip olma eğilimindeyiz. Bunların bir kısmını geri çekmeye çalışıyoruz,” diye itiraf ediyordu.

Bunun sonucunda verimlilik artışı sağlanamaması, diyor Economist, Amerika’da savaş gemisi inşa etmenin neden Japonya ya da Güney Kore’dekinden çok daha pahalıya mal olduğunu açıklamaya yardımcı oluyor.

Ve Anduril, Palantir ve Shield AI gibi yeni nesil askeri teknoloji firmaları artık Pentagon’un kapısına dayanmış durumda. Elon Musk’ın SpaceX’inin NASA ile yaptığı anlaşmalar kapsamında üstlendiği rol de “öncülük” yapıyor. Öyle ki, geçen şubat ayında Anduril (yine Yüzüklerin Efendisi!), Microsoft’un ABD ordusu için karma gerçeklik başlığı programının geliştirilmesi ve üretimini devralacağını duyurdu.

Şirketler, Anduril’in üretimin yanı sıra Integrated Visual Augmentation System (IVAS) projesi için gelecekteki donanım ve yazılım geliştirme ve teslimat zaman çizelgelerinin kontrolünü üstleneceğini söyledi.

Ama gelin, Silikon Vadisi distopyasına bağlayarak bu yazıyı bitirelim.

IVAS olarak bilinen sistem, askerlere savaşmak, prova yapmak ve eğitim almak için tek bir platform sunmayı, durumsal farkındalığı artırmayı ve karar verme mekanizmasını geliştirmeyi amaçlayan bir artırılmış gerçeklik başlığı.

Microsoft’un program yönetimi, 80.000 dolarlık süper gözlükleri test eden askerler arasında baş dönmesi, baş ağrısı ve mide bulantısı da dahil olmak üzere gelişimsel sorunlarla boğuşmuştu.

Anduril’in kurucusu Palmer Luckey bir blog yazısında IVAS’ın “insan güçlendirmede yeni bir yolun başlangıcına işaret ettiğini, bu yolun Amerika’nın savaşçılarının insan formu ve bilişsel [cognition] sınırlarını aşmasına, zenginleştirilmiş [enhanced] insanları büyük robotik ve biyolojik takım arkadaşlarıyla sorunsuz bir şekilde bir araya getirmesine olanak tanıyacağını” söylüyordu.

IVAS, Anduril’in şefine göre, askerleri “teknobüyücülere” [technomancer] dönüştürecekti.

Luckey’in yazısının başlığını söylemeyi unuttum: “Askerleri Süper Kahramanlara Dönüştürmek.”

Amerika

Arjantin, Falkland’da iş yapan enerji şirketi aleyhine ceza davası açacak

Yayınlanma

Arjantin hükümeti, İsrailli enerji şirketi Navitas Petroleum ve yöneticilerine, Falkland Adaları’nda faaliyet gösterdikleri gerekçesiyle cezai suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.

Bu adım, cuma günü Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin, İngiliz denizaşırı toprağında sondaj yapan petrol şirketlerine yaptırım uygulayacağına dair yaptığı açıklamaların ardından geldi.

Devlet başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Pablo Quirno, söz konusu bölgede faaliyet gösteren birkaç Navitas iştiraki ve ortağı ile bunların şirket yöneticileri hakkında cezai şikayette bulunacak.

Hükümet, şirketlerin Kuzey Falkland Havzası’nda Birleşik Krallık tarafından verilen hidrokarbon arama ve çıkarma lisanslarına sahip olarak Arjantin yasalarını ihlal ettiklerini iddia ediyor.

Milei, geçen hafta Falkland Adaları’ndaki petrol ve gaz faaliyetlerinde yer alan şirketleri hedef alan önlemleri açıklarken Sea Lion açık deniz petrol projesini özellikle işaret etti.

Cezalar hissedarlara, yöneticilere ve tedarikçilere kadar uzanabilir.

Sea Lion sahası, Tel Aviv Borsası’nda işlem gören ve %65 hisseye sahip Navitas Petroleum tarafından işletiliyor.

LSEG verilerine göre, İsrail enerji sektörünün önde gelen isimlerinden biri olan ve şirketin yönetim kurulu başkanı Gideon Tadmor, hisselerin yaklaşık %9’una sahip.

Arjantin, Falkland/Malvinas defterini tekrar açtı

İsrail’de, İngiltere ile yükselen gerilim nedeniyle Falkland/Malvinas üzerindeki Arjantin egemenliğini tanıma çağrıları yükselirken, Tel Aviv’in kararlı müttefiki Milei’nin İsrailli bir şirkete yönelik böyle bir adım atması da ilginç bulunuyor.

Geçen hafta Milei, Donald Trump’ın adalar üzerindeki İngiliz egemenliğine yönelik ABD desteğini yeniden gözden geçirdiğini ima etmişti.

Arjantinli lider, Falkland Adaları’na ilişkin Arjantin’in iddiası lehine “değişim rüzgarları”nın dünya çapında esmeye başladığını ileri sürmüştü.

Resmi olarak ABD, adalar üzerinde meşru egemenliğin kime ait olduğu konusunda tarafsız bir tutum sergiliyor.

Bu adalar, İngiltere tarafından ilk olarak 17. yüzyılın sonlarında talep edilmiş ve 1833’ten bu yana neredeyse kesintisiz olarak İngiltere’nin kontrolü altında kalmıştı.

Uygulamada ise Washington, 1982’de Arjantin’in işgali ve ardından İngiltere ile yaşanan askeri çatışmaya konu olan bu bölge üzerindeki İngiliz idaresini tanıyor.

Falkland Adaları konusunda ABD’nin tutumunu gözden geçirip geçirmediğine dair bir soruya yanıt olarak Trump, geçen hafta şöyle demişti: “Her tutumu her zaman gözden geçiririm; bu da pek çok tutumdan sadece biri.”

Milei, Trump’ın yanıtını “zararsız olmayan” bir “tehdit” olarak nitelendirmişti.

Milei şöyle devam etmişti:

“ABD bu tutum değişikliğini değerlendiriyor çünkü Arjantin’in, Batı değerleriyle uyumlu, stratejik açıdan önemli bir konumda bulunan ve önümüzdeki on yıllarda değerli bir müttefik olabilecek güvenilir bir ortak olduğunu biliyor.”

Ayrıca Milei, “Arjantin hükümetinin arkasından” petrol arama faaliyetleri yürüten şirketlerin Arjantin’de iş yapmasının yasaklanacağını da belirtmişti.

İngiltere’deki bakanlar, Milei’nin açıklamalarını derhal kınadılar ve Falkland Adaları’nda yaşayan halkın istediği sürece adaların İngiliz toprağı olarak kalacağını belirttiler.

Adalar konusunda ABD’nin taraf değiştirmesine dair spekülasyonlar aylardır dolaşıyor.

Nisan ayında, sızdırılan bir Pentagon e-postası, İngiltere’nin İran’la savaşa girme kararına destek vermemesi üzerine, İngiltere’nin hak iddiasının gözden geçirilmesini öneriyordu.

Trump ayrıca, NATO müttefikleri tarafından savunmaya ayrılan bütçenin yetersiz olduğunu öne sürerek bu durumdan memnun değil.

The Guardian’a göre ABD’nin tutumunda bir değişiklik, İngiltere’nin Falkland Adaları üzerindeki egemenliğine psikolojik bir darbe anlamına gelir.

1982’de Arjantin’in adaları müdahale etmesinin ardından, Margaret Thatcher hükümetinin adaların geri alınmasıyla sonuçlanan bir deniz görev gücü gönderme kararı, Washington’un Arjantin’deki iktidardaki askeri cunta ile de müttefik olmasına rağmen İngiltere’nin tarafını tutan Ronald Reagan’ın kararlı diplomatik desteğiyle güçlendirilmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Bakır fiyatları ABD’nin vergi planı beklentisiyle tarihi zirveye çıktı

Yayınlanma

Bakır fiyatları, ABD Başkanı Donald Trump’ın rafine metal ithalatına gümrük vergisi getireceği beklentisiyle ton başına 14 bin 533 dolara ulaşarak tarihi zirvesini gördü. Londra Metal Borsası’nda işlem gören metal, tüccarların yüz binlerce ton ürünü ABD depolarına taşıması ve borsadaki stokların daralması nedeniyle yüzde 0,8 değer kazandı.

Londra Metal Borsası’nda üç ay vadeli bakır kontratları, ABD Başkanı Donald Trump’ın rafine metal ithalatına yönelik gümrük vergilerini genişleteceği beklentisiyle ton başına 14 bin 533 dolara çıkarak tarihi zirvesini yeniledi.

Bloomberg’in aktardığı verilere göre fiyatlar yüzde 0,8 artış kaydetti ve 29 Ocak’ta ton başına 14 bin 531,7 dolarla kaydedilen bir önceki rekoru geride bıraktı.

Piyasalardaki tırmanış, ABD’de Emek Günü nedeniyle borsaların kapalı kalmasının finansal risk iştahını azalttığı ve işlem hacimlerinin durgun seyrettiği günde gerçekleşti.

Yılbaşından bu yana bakır fiyatlarında kaydedilen yüzde 17’lik yükselişin temelinde, arz ve talep arasındaki yapısal dengesizlik yatıyor.

Piyasa aktörlerinin uzun süredir dile getirdiği üzere, yaşlanan madencilik altyapısı; veri merkezleri, yenilenebilir enerji kaynakları ve elektrik şebekelerinden gelen güçlü talebi karşılamakta zorlanıyor.

Öte yandan mevcut rekor seviyeleri kısa vadeli dinamikler doğrudan tetikliyor. Fiyat artışından kazanç sağlamak isteyen tüccarlar, bu yıl ABD’ye yüz binlerce ton bakır sevk etti.

ABD Ticaret Bakanlığı’nın söz konusu tedbirlerin gerekliliğine ilişkin raporunu Beyaz Saray’a sunması gereken tarihin üzerinden iki ay geçmesine rağmen, piyasa işlenmemiş bakır ithalatına gümrük vergisi getirilmesi olasılığını fiyatlamayı sürdürüyor.

Küresel bakır stokları genel ölçekte geniş olsa da bu rezervlerin büyük kısmı ABD sınırları içine yığılmış vaziyette.

Londra Metal Borsası’ndaki stokların erimesi, metale anlık erişimi kısıtlayarak kısa pozisyon sahipleri üzerinde baskı kurdu ve talep görece sakin kalsa dahi fiyatları rekor seviyeye taşıdı.

Fiyat artışları, pazardaki paylarını büyütmek isteyen küresel madencilik devlerinin mali tablolarına da olumlu yansıdı.

Rio Tinto, BHP, Glencore ve Zijin Mining, son gelir raporlarında bakır birimlerinin sağladığı katkıyla karlılıklarında belirgin artış kaydetti.

Buna karşılık bazı büyük üreticiler sahada operasyonel zorluklar yaşıyor.

Dünyanın önde gelen üreticisi Şili’den yapılan bakır sevkiyatı, yüksek fiyat ortamına rağmen ağustos ayında son bir yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine geriledi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de iki parti yapay zeka ve teknoloji devlerine karşı birleşti

Yayınlanma

ABD’de veri merkezlerinin yayılması ve yapay zeka destekli kitlesel gözetim sistemleri, derin siyasi kutuplaşmaya rağmen Cumhuriyetçiler ile Demokratları ortak tepkide buluşturuyor. Büyük teknoloji şirketlerine duyulan güven tarihi dip seviyeye gerilerken, eyalet yönetimleri dev tesislere ve izleme sistemlerine yönelik kısıtlamaları peş peşe devreye sokuyor.

ABD’de, teknoloji devlerinin ülke genelinde giderek genişleyen faaliyetleri, nadir rastlanan bir uzlaşı zemini yaratıyor. Büyük teknoloji şirketlerine yönelik tepki hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi seçmende yükseliyor.

Veri merkezlerine ve yapay zeka destekli gözetleme kameralarına yönelik protestolardan sosyal medya platformları aleyhine çıkan emsal yargı kararlarına kadar uzanan bu dalga, iki partinin tabanında da karşılık görüyor.

Siyaset bilimciler, farklı başlıklarda yoğunlaşan bu itirazların temelinde Amerikan siyasi geleneğindeki “Üstüme basma” anlayışının yattığını vurguluyor.

Texas A&M Üniversitesi Bush Hükümet ve Kamu Hizmeti Okulu öğretim üyesi Prof. Dr. Valerie Hudson, The Hill gazetesine verdiği mülakatta teknoloji devlerini James Bond filmlerindeki kötü karakterlere benzetti:

“Büyük teknoloji şirketlerinden daha kusursuz bir James Bond kötüsü tasarlayamazsınız. Sizi işinizden etmeyi, çocuklarınızı algoritmalarla esir alıp cahilleştirmeyi, hükümetin ya da şirketlerin neredeyse her adımınızı izleyebileceği bir gözetim ağı kurmayı ve veri merkezleri için topraklarınızı elinizden almayı vadediyorlar.”

Teknoloji sektörü, son altı aydır gelişmiş yeni yapay zeka modellerinin siber güvenlik riskleri ile bu sistemleri eğitmek ve işletmek için kurulan veri merkezlerinin yarattığı etkiler nedeniyle yoğun sorularla karşılaşıyor.

Başkan Donald Trump’ın göreve başlama sürecinde teknoloji şirketlerine verdiği açık destek karşısında Demokratlar, yapay zeka ve gözetim sistemlerine başından beri şüpheyle yaklaştı ve sektörün Trump’a aktardığı mali kaynağı sıklıkla eleştiri konusu yaptı.

Bağımsız Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi Üyesi Demokrat Alexandria Ocasio-Cortez gibi ilerici isimler, yapay zekanın istihdam ve çevre üzerindeki etkilerine işaret ederek veri merkezlerinin veya ileri yapay zeka geliştirmelerinin yasaklanması çağrısında bulundu.

Başlangıçta ağırlıklı olarak sol siyasette dile getirilen bu kaygılar, yaz aylarında Cumhuriyetçi Parti içindeki dengelerin değişmesiyle farklı bir boyuta taşındı.

Sıkı denetimler yerine teknolojik yenilikleri destekleme çizgisini benimseyen çok sayıda Cumhuriyetçi siyasetçi bu yaklaşımdan uzaklaştı. Veri merkezleri ile yapay zeka projelerinin kamuoyu desteği gerilerken, Texas’ın Cumhuriyetçi Valisi Greg Abbott ile Pennsylvania’nın Demokrat Valisi Josh Shapiro gibi zıt kutuplardaki isimler benzer adımlar attı.

Her iki vali de dev tesislerin yerel halk üzerindeki mali ve çevresel yükünü azaltmak ve veri merkezi projelerinin onay süreçlerini sıkılaştırmak amacıyla yeni girişimler başlattı.

Cumhuriyetçi Texas Başsavcısı Ken Paxton ve eski Temsilciler Meclisi Üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers da projeler için daha katı denetim kuralları talep etti. Kongre üyeleri ise tesislerin maliyetlerinin veri merkezleri ve yapay zeka şirketlerince üstlenilmesini ve yerel topluluklara somut fayda sağlanmasını öngören yasa tasarıları sundu.

Trump veri merkezlerine koşulsuz desteğini sürdürse de Beyaz Saray, bu yılın başlarında özel sektör modellerinin hükümet tarafından denetlenmesine imkan tanıyan yöntemleri gündeme getirerek yapay zeka düzenlemelerindeki tutumunu yumuşattı.

Hudson, sağ ve sol seçmeni geleneksel kutuplaşma kalıplarının dışına çıkararak birleştiren bu eğilimi “dönüştürücü yeniden kutuplaşma” olarak tanımlıyor.

Büyük teknoloji şirketlerine karşı gelişen ve popülist bir dalga olarak nitelendirilen bu hareket kamuoyu yoklamalarına da yansıyor.

Gallup’un Temmuz ayında yayımladığı anket, büyük teknoloji şirketlerine duyulan güvenin tarihi dip seviyeye indiğini gösteriyor.

2020’de yüzde 32 olan güven oranı, 2026’da yüzde 20’ye geriledi. Aynı araştırmaya göre Cumhuriyetçilerin teknoloji devlerine desteği geçen yıl azalarak yüzde 20’ye inerken, Demokratların desteği ise bu yıl yüzde 18’den yüzde 13’e düştü.

Kentucky’de bir tarım arazisi sahibinin, veri merkezi kurmak için mülküne 26 milyon dolardan fazla teklif veren yapay zeka şirketi temsilcisine kapıyı göstermesi ülke basınında geniş yer buldu. Hudson bu tabloyu, “Amerikalıların katlanabileceği sınırın sonuna gelindi” sözleriyle değerlendirdi.

Benzer bir tepki, gözetleme teknolojileri ile şirketlerin ve hükümetin yurttaşların mahremiyet alanına müdahale ettiği algısı etrafında da şekilleniyor.

Otomatik plaka tanıma sistemleri, video kameralar ve ses algılama cihazları üreten Flock Safety şirketine dönük eleştiriler bu yaz yeniden tırmanışa geçti. Şirket, plakaların yanı sıra aracın marka, model, renk ve tampon çıkartması gibi ayrıntılarını kaydederek “araç imzası” adını verdiği profiller oluşturuyor.

Şirket, bu verilerin kayıp şahıs ve suç soruşturmalarında hayati olduğunu savunuyor. Ancak yerel halk, acil durumlardaki faydayı kabul etse de uygulamanın sürücüler üzerinde gerekçesiz bir kitlesel gözetim ağına dönüştüğünü belirtiyor.

Güvenlik güçlerine verdikleri güçlü destekle bilinen muhafazakar Cumhuriyetçiler, söz konusu kameraların mahremiyet değerleriyle çeliştiğini dile getirmeye başladı. Bu da gözetleme sistemlerinin göçmen büroları, kolluk kuvvetleri ve istihbarat servisleri eliyle kötüye kullanılabileceğini savunan Demokratların çizgisiyle örtüşüyor.

Texas Valisi Abbott ve Pennsylvania Valisi Shapiro, son bir hafta içinde Flock teknolojisine kısıtlamalar getirdi ya da kamu fonlarını kesti.

İki vali böylece Rhode Island Valisi Dan McKee, Florida Valisi Ron DeSantis ve Utah Valisi Spencer Cox’un aldığı önlemlere katıldı.

Cato Enstitüsü uzmanı Rikki Schlott, New York Post için kaleme aldığı yazıda iki partinin ortak tavrını, “Bu denli bölünmüş bir dönemde sağ ve solun uzlaştığı tek bir konu var: Flock kameralarından nefret ediyorlar” ifadeleriyle aktardı.

Şirketin gizlilik politikasını güncellemesi sivil özgürlük örgütlerinin kaygılarını gidermeye yetmedi. Siyaset stratejisti Basil Smikle, tepkilerin derin bir “büyük gözetleme devleti” karşıtlığından beslendiğini belirtti:

“Son yıllarda teknoloji ile suçla mücadele arasındaki bağı açıkça gördük; ancak insanların özgürlükleri üzerindeki etkiye dönük çok ciddi endişeler var.”

Sosyal medya platformlarının çocukların güvenliği üzerindeki etkileri konusunda da iki parti uzun süredir ortak endişeleri paylaşıyor.

Kongre üyeleri teknoloji şirketlerini sorumlu tutacak yasal düzenlemeler hazırlasa da bu tasarılar yasalaşamadı.

Şirketler Kongre düzeyinde yasal yükümlülüklerden kaçınırken, Meta aleyhine sonuçlanan iki emsal dava ve platformda köklü değişiklikler içeren uzlaşma, mücadelenin mahkeme salonlarına taşındığını gösteriyor.

Ancak Meta’nın değişiklik taahhütlerine rağmen, kuralları şirketin kendisinin belirlemesi şüpheleri canlı tutuyor.

Hudson, sosyal medya ya da yapay zeka şirketlerinin düzenlemeleri kabul etmesi durumunda dahi güvenin telafi edilemeyecek düzeyde zedelendiğini savunuyor: “Halk, teknoloji şirketlerinin bu kuralları yine kendi çıkarları doğrultusunda yazdığını düşünecektir.”

“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English