Bizi Takip Edin

Diplomasi

Politico: Avrupa ülkeleri, Filistin devletini tanımadan önce ABD’ye güvence verdi

Yayınlanma

Amerikalı ve İrlandalı yetkililere göre, Filistin devletini tanıdıkları yönündeki açıklamadan önceki günlerde bazı Avrupalı yetkililer Beyaz Saray’ı kızdırmamak için Biden yönetimiyle görüşmelerde bulundu. 

POLITICO’da yer alan habere göre İspanya, Norveç ve İrlanda’nın çarşamba günü bir Filistin devletini tanıdıklarını açıklamalar Beyaz Saray’da hoş karşılandı ama bu ABD için sürpriz olmadı.

İrlandalı üst düzey bir yetkili, özel görüşmelerde Biden yönetimi yetkililerinin bu hamleye katılmamakla birlikte “bu adımı neden şimdi attığımızı anladıklarını ve bunu kaçınılmaz bir gelişme olarak kabul etmiş göründüklerini” söyledi.

Diğerleri gibi özel görüşmeleri detaylandırmak için isminin açıklanmasını istemeyen yetkili, “Gerçek bir tepki olmadı,” dedi.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan ABD’li bir yetkili, Washington’un üç ülkeye, özellikle de İspanya ve İrlanda’ya, bir Filistin devletini tanımanın yararlı olmayacağını açıkça belirttiğini vurguladı.

Beyaz Saray, Avrupalıların kararının uluslararası gidişatı etkileyeceğini düşünmüyor

Yine de Beyaz Saray İspanya, Norveç ve İrlanda’nın bu hamlesinin Gazze’deki savaşla ilgili küresel gerilimi önemli ölçüde artırmayacağına inanıyor ya da en azından bunu umuyor.

Açık konuşmak için isminin açıklanmasını istemeyen yetkili, “Bunu İspanya ve İrlanda siyasetinin kaçınılmaz bir gerçeği olarak görüyoruz ve Norveç’in de [Oslo anlaşmaları] nedeniyle özel nedenleri var,” dedi. Oslo Anlaşmaları 1993 yılında İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü arasında iki devletli bir çözüm için barış sürecini başlatan bir dizi anlaşmadan oluşuyordu.

Dublin bu adımı ABD’li siyasetçilerle, özellikle de Beyaz Saray ile olan güçlü ilişkilerine zarar vermeden atmaya kararlıydı.

Yetkiliye göre bu nedenle İrlanda Dışişleri Bakanlığı diplomatları, Filistin devletini tanımaya yönelik ortak bir plan peşinde koşan İrlandalıların benzer düşünen Avrupa hükümetleriyle (Belçika, Malta, Norveç, Slovenya ve özellikle İspanya) yaptığı her görüşme hakkında Dışişleri Bakanlığı’ndaki ABD’li mevkidaşlarına hızlı bir şekilde bilgi verilmesini sağladı.

Bu görüşmeler arasında Aziz Patrick Günü diplomasisinin bir parçası olarak mart ayında Beyaz Saray’da üst düzey Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle yapılan yüz yüze görüşmeler; İrlanda girişimini yöneten İrlanda Dışişleri Bakanı Micheál Martin ile Dışişleri Bakanı Antony Blinken arasında yapılan çok sayıda telefon görüşmesi ve İrlanda Kabinesi’nin salı gecesi kararını resmen imzalamasının ardından Washington’a yapılan son çağrılar yer alıyor.

İrlanda, ABD’yi yatıştırmak için Hamas ile arasına mesafe koydu

Özel görüşmeleri aktarmak üzere isminin açıklanmasını istemeyen yetkili, “Washington’da herhangi bir sürpriz ya da gereksiz bir şüphe oluşmaması için haftalar, aylar öncesinden niyetlerimizi daha açık bir şekilde ifade edemezdik,” dedi.

Yetkili, ABD ile yapılan görüşmelerin İrlanda’nın duyuruyla ilgili mesajında da etkili olduğunu söyledi.

İrlanda Başbakanı Simon Harris yaptığı açıklamada İrlanda’nın İsrail ile Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi arasında diplomasinin yeniden başlamasını umduğunu ve Hamas’a “diplomatik bir can simidi” atmak istemediğini vurguladı.

Biden yönetiminin, Filistin’i tanımanın Gazze’de İsrail’e karşı savaşan Hamas’ı güçlendirebileceğinden endişe duyduğunu belirten yetkili, “Bu nedenle bugün verdiğimiz mesajda İrlanda’nın Hamas’ın dostu olmadığını vurgulamak istedik,” dedi.

ABD özel görüşmelerde Avrupa ülkelerini kınamıyor

Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan Çarşamba günü İsrail’in artan diplomatik izolasyonuna ilişkin bir soru üzerine, “Bu bizi endişelendiriyor çünkü bunun İsrail’in uzun vadeli güvenliğine ya da canlılığına katkıda bulunduğuna inanmıyoruz” demişti.

Fakat perde arkasında yetkililer bu açıklamaların önemini küçümsüyor. ABD’li bir yetkili, Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısının İsrailli liderler için tutuklama emri çıkarma kararı da dahil olmak üzere bu hafta Ortadoğu’da yaşanan tüm dram göz önüne alındığında, üç ülkenin kararının fazla bir etkisi olmayabileceğini savundu.

Yetkili, “Bir sıçrama yapacak kadar bir grup oluşturmaya çalıştılar, ancak bize göre bu daha çok bir dalgalanma gibi,” diye ekledi.

ABD, Filistin’i tanıma kararını İsrail’e karşı baskı unsuru olarak kullanıyor olabilir

Bunun yanı sıra POLITICO’ya göre ABD, Filistin’in bu ülkeler tarafından tanınmasını İsrail’e karşı bir baskı unsuru olarak da görüyor olabilir. Sullivan, ABD’li yetkililerin İsrail’e, “Hamas’ı yenmeye yönelik stratejik bir yaklaşımın” ve bölgesel entegrasyon arayışının İsrail’in bu ilişkileri yeniden canlandırmasına yardımcı olacağını söylediğini aktardı.

Geçtiğimiz haftalarda ABD’li yetkililer İsrail’in Gazze’deki askeri stratejisini açıkça eleştirmişlerdi.

Fransa, Filistin’i şimdilik tanımayacak

Amerika’nın Avrupa’daki en yakın müttefiklerinden Fransa, İsrail’in muhalefeti nedeniyle iki devletli çözümün tıkanması halinde Filistin devletini tanımayı düşünebileceğini söyledi.

Fakat çarşamba günü Fransa Dışişleri Bakanı Stéphane Séjourné Paris’in “bu kararın süreç üzerinde gerçek bir etki yaratması için gerekli koşulların henüz oluşmadığını düşündüğünü” söyledi.

Paris, iki devletli çözüm konusunda yaz boyunca tartışmaya açmayı planladığı bir BM Güvenlik Konseyi kararı taslağı hazırlıyor.

İspanya, Norveç ve İrlanda’nın adımlarına karşılık olarak İsrail bu kararları kınadı ve üç Avrupa ülkesindeki büyükelçilerini geri çağırdı.

Diplomasi

Kiev’de gizli gözaltı merkezi: İşkence gören askerler hastaneye kaldırıldı

Yayınlanma

Kiev yakınlarında seferberlik personelinin alıkonulduğu ve işkenceye maruz kaldığı belirtilen bir binaya baskın düzenlendi. Olay yerinde dört yaralı asker hastaneye sevk edilirken, Cumhurbaşkanlığı Ofis Başkanı Kirill Budanov benzer tesislerin varlığını teyit etti ve resmi soruşturma başlatıldı.

Ukrayna’nın başkenti Kiev yakınlarındaki Petropavlovskaya Borşçagovka banliyösünde, seferberlik kapsamında askere alınanlar ile firar şüphelilerinin tutulduğu iddia edilen bir binaya protestocular baskın girişiminde bulundu.

Askerlere işkence yapıldığı ve tıbbi yardımın engellendiği iddialarıyla başlayan olaylar arbedeye dönüştü.

Yaşanan gelişmeler üzerine Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Ofis Başkanı Kirill Budanov dahil olmak üzere üst düzey yetkililer olay yerine gitti.

Sosyal medyada yayılan ve Ukrayna basınında yer alan görüntülerde, göstericilerin müstakil bir evin kapılarını zorladığı, kimliği belirsiz kişilerle arbede yaşandığı ve sağlık görevlilerinin içeri girmesinin ardından yaralı askerlerin binadan çıkarıldığı görüldü.

Olaylar, binanın bodrum katında silahlı kişilerin yaklaşık 40 kişiyi alıkoyduğu, bu kişileri darbettiği ve yakınlarıyla iletişim kurmalarını engellediği yönündeki iddiaların yayılmasıyla başladı.

İlk haberlerde içeride en az bir kişinin öldüğü ileri sürülse de polis daha sonra can kaybı yaşandığını yalanladı.

Tutulan kişilerin yakınlarının da aralarında yer aldığı onlarca kişi bina önünde toplanarak görüş izni karşılığında rüşvet istendiğini öne sürdü.

Özel bir ambulansın tıbbi müdahale için adrese gelmesi ancak sağlık personeline başlangıçta izin verilmemesi gerginliği tırmandırdı; polis de personelin ilk anda içeri alınmadığını kabul etti.

Görgü tanıklarının aktardığına göre göstericilerin kapıları zorlaması üzerine içerideki kişiler kalabalığa gaz sıktı. Bir polis memuru eşliğinde içeri giren kadın sağlık görevlisi, binada 25 ila 30 kişinin bulunduğunu, durumu ağır dört askerin hastaneye kaldırılması gerektiğini açıkladı.

Vücutlarında darp ve yara izleri görülen bu dört kişi tedaviye götürüldü. Yaralılardan birinin omurgasında ciddi bir rahatsızlık olduğu bildirilirken, yaralanmaların nedeni ve boyutu netlik kazanmadı.

Olay yerindeki videolara göre binadan çıkarılanlar arasında 14 yaşında bir çocuğun da yer aldığı iddia edildi, ancak çocuğun durumu ve gözaltında olup olmadığı teyit edilemedi.

“Biz işkence yapmıyoruz, birlik kuruyoruz”

Kiev bölge polisi, yasa dışı gözaltı ve ölüm iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek kamuoyuna resmi açıklamaları takip etme çağrısında bulundu.

Olay yerine gelen Ukrayna Ulusal Muhafız Komutanı Aleksandr Pivnenko ise kalabalığa hitap ederek binanın eğitim merkezlerine sevk edilmeyi bekleyen seferberlik personeli için geçici bir barınma ve kabul noktası olduğunu savundu.

Pivnenko, UNIAN haber ajansına yaptığı açıklamada, “Biz işkence yapmıyoruz, birlik kuruyoruz.” dedi.

Pivnenko, hastaneye sevk edilen dört kişinin birliklerinden firar ettikten sonra yakalandığını kaydetti.

Ulusal Muhafızlar bünyesindeki neo-Nazi Azov Taburu tesisin kendi unsurlarından birine ait olduğunu doğruladı.

Dört askerin yaralandığını kabul eden Azov yetkilileri, sistematik kötü muamele iddialarını reddetti ve yasa dışı bir şiddetin tespiti halinde gereken adımların atılacağını duyurdu.

Benzer tesislerin varlığı kabul edildi

Zelenskiy’nin Ofis Başkanı ve eski Askeri İstihbarat Başkanı Kirill Budanov da bölgeye gelerek incelemelerde bulundu.

Bazı hasta yakınlarının içeri girmesine ve içeridekilerle görüşmesine izin verildiğini belirten Budanov, müfettişlerin koşulları incelediğini bildirdi.

Budanov, Ukrayna’da “benzer birçok tesisin” yer aldığını kabul ederek bunların işleyişine ilişkin soruşturma başlatılacağını açıkladı.

Budanov’un müdahalesine rağmen gerginlik sona ermedi. Sivil giyimli kimliği belirsiz kişilerin göstericilere saldırmasıyla çatışmalar çıktı.

UNIAN muhabirinin karnına tekme atıldığı bildirilirken, başından yaralanan bir kişinin Budanov’a başvurduğu görüntülere yansıdı; Budanov yaralıya polise başvurmasını söyledi. Çatışmalar sırasında bina çevresinde silah sesleri duyulduğu öne sürüldü.

Hromadske muhabirleri ise askerleri tahliye etmek için getirilen bir otobüsün çevresinde kavgalar çıktığını aktardı.

Yetkililer kalan askerleri nakletmek isterken arbede yeniden şiddetlendi. Budanov, 14 askerin hastaneye sevk edilmesi gerektiğini belirterek göstericileri otobüsü engelleyip devirmeye çalışmakla suçladı.

Gösteriyi yasa dışı bir sokak eylemi olarak nitelendiren Budanov, kalabalığa dağılma çağrısında bulundu.

Ukrayna İçişleri Bakanlığı olayla ilgili resmi soruşturma başlatıldığını, Devlet Soruşturma Bürosu ile Askeri Ombudsmanlığın sürece dahil olduğunu bildirdi.

Askeri Ombudsman Olga Reşetilova, Ulusal Muhafız Komutanlığı ile ortak inceleme yürüttüklerini ve askerlerin tıbbi yardım aldığını duyurdu.

Uluslararası insan hakları örgütleri, 2014 yılındaki Meydan olayları ve Donbass’taki çatışmaların başlangıcından bu yana Ukrayna’daki gizli gözaltı merkezlerini belgelemişti.

Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2016 tarihli ortak raporunda, Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile milliyetçi gönüllü birliklerin işlettiği gizli merkezlerde yargısız alıkoyma ve işkence vakalarına dikkat çekilmişti. Yetkililer ise izinsiz merkezlerin varlığını reddetmişti.

Son olaylar, zorunlu asker alım uygulamaları ve cepheden kaçış tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşti.

Ukraynalı milletvekili Aleksandr Fediyenko, ekim ayında yaptığı açıklamada birliklerini terk eden asker sayısının kesin olarak bilinmemekle birlikte 500 bine kadar ulaşabileceğini tahmin etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Ukrayna garantileri için Avrupa ve NATO ile masaya oturuyor

Yayınlanma

ABD yönetimi, Ukrayna’ya verilecek güvenlik garantileri ve savaş sonrası planları görüşmek üzere Brüksel’de Avrupalı müttefikleriyle bir araya geleceğini duyururken üçlü müzakerelerin 10-11 Kasım’da Abu Dabi’de yapılacağını açıkladı. Washington diğer taraftan NATO müttefiklerinden PURL silah tedarik mekanizmasına sağladıkları mali katkıyı artırmalarını talep etmeye hazırlanıyor.

ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Ukrayna’ya yönelik güvenlik garantilerini ve ülkenin yeniden inşasını ele almak üzere Brüksel’de Avrupalı müttefikler, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceklerini duyurdu.

Witkoff, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, ABD’li müzakerecilerin bu hafta Brüksel’de Fransa, Almanya, İngiltere, AB ve NATO yetkilileriyle görüşeceğini kaydetti.

Özel Temsilci, tarafların Ukrayna için güvenlik garantilerini, “Avrupa’da savaş sonrası güvenlik mimarisini” ve ülkenin yeniden inşasını destekleyecek ekonomik imkanları müzakere edeceğini belirtti.

Witkoff, Brüksel’deki görüşmelerin net takvimine ilişkin ayrıntı vermedi.

ABD Temsilcisi, öte yandan ABD, Rusya ve Ukrayna arasındaki üçlü müzakerelerin 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi’de yapılacağını açıkladı.

Daha önce söz konusu zirvenin tarihi kamuoyuyla paylaşılmamıştı.

Öte yandan ABD’li yetkili Marco Rubio, Washington’ın Ukrayna konusunda müzakereler yoluyla hızlı bir çözüme ulaşılmasını beklemediğini dile getirdi.

Olası bir barış mutabakatı kapsamında her iki ülke için güvenlik garantileri daha önce de tartışma konusu olmuştu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, şubat ayında yaptığı değerlendirmede, Kiev için sağlanacak güvenilir garantileri barışa ulaşmanın “tek gerçek temeli” olarak nitelendirmişti.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko ise Moskova’nın güvenlik çıkarları gözetilmeden bir anlaşmaya varılmasının imkansız olduğunu savunmuştu.

Gruşko, bu garantilerin şartları arasında Ukrayna’nın NATO’ya katılmaktan vazgeçmesinin, ülke topraklarında yabancı birliklerin konuşlandırılmamasının ve Kiev’in Rusya’ya tehdit oluşturmama taahhüdünün yer alması gerektiğini belirtti.

Rus diplomat, Moskova’nın Avrupalı ülkelerle karşılıklı güvenlik garantilerini hukuki olarak kayıt altına almaya hazır olduğunu da sözlerine ekledi.

Bu konudaki temaslar, Rusya ve Ukrayna’nın ABD yönetimiyle yürüttüğü görüşmeler ve yeni tur üçlü müzakere hazırlıkları kapsamında ekim ayının ikinci yarısında yeniden hareketlendi.

Zelenskiy, Ukrayna, Avrupa ülkeleri ve ABD temsilcilerinin Oslo’da gerçekleştirdiği toplantıda güvenlik garantileri konusunun gündeme geldiğini duyurmuştu.

Ukrayna lideri, toplantıda NATO’nun kolektif savunmaya dair 5. maddesine benzer mekanizmaların değerlendirildiğini aktarmıştı.

Financial Times gazetesi de daha sonra yayımladığı haberde, Ukraynalı liderin gelecekteki bir anlaşma kapsamında Rusya’nın güvenlik garantilerine yönelik taleplerinin müzakere edilmesine ilk kez yeşil ışık yaktığını yazmıştı.

ABD müttefiklerden PURL katkısını artırmasını istiyor

Diplomatik temasların yanı sıra ABD, Ukrayna’ya silah alımını sağlayan PURL programına NATO müttefiklerinin sağladığı katkıyı artırmayı planlıyor.

Bloomberg’in konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre Washington, müttefiklere ek kaynak talebini kasım ayı içinde iletebilir.

Açılımı “Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi” olan PURL mekanizması, ABD ve NATO tarafından Temmuz 2025’te devreye sokuldu.

Bu sistemde NATO müttefikleri ile ortakları ABD’den temin edilecek silah ve mühimmatın finansmanını karşılıyor; NATO ise Ukrayna’nın önceliklerine göre yardım paketlerini koordine ederek sevkiyatı yönetiyor.

Business Insider, Ukrayna’nın hava savunma sistemleri için kullanılan Patriot füzeleri de dahil olmak üzere önleme mühimmatının büyük bölümünün bu mekanizma üzerinden sevk edildiğine dikkat çekiyor.

NATO, ekim ayında müttefiklerin Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alım imkanlarını genişletmişti.

NSPA Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu yeni mekanizmanın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.

Düzenleme sayesinde Kiev, belirli parti silah ve diğer tedarik kalemleri için doğrudan NSPA’yı yetkilendirebilecek.

Buna karşın ABD silahlarının sevkiyatında yaşanan gecikmeler, mevcut yardım mekanizmalarının işleyişine dair soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Zelenskiy, Patriot ve NASAMS hava savunma sistemlerine ait füzelerin onaylanması için Kiev’in yaklaşık bir aydır beklediğini ifade etti.

Pentagon ise yanıt olarak ABD politikasının değişmediğini, PURL programının “herhangi bir değişiklik olmaksızın uygulanmaya devam ettiğini” bildirdi.

Bunun yanı sıra Avrupalı müttefikler, ABD’deki ara seçimlerin ardından Washington’ın Ukrayna’ya sağladığı desteğin riske girmesinden endişe duyuyor.

Politico’nun 2 Kasım’da NATO diplomatlarına dayandırdığı haberine göre, Cumhuriyetçilerin yenilgisi halinde Donald Trump’ın ittifak üzerindeki baskıyı artırabileceği kaydediliyor.

Haberde Trump’ın Avrupa’daki Amerikan askeri varlığını azaltabileceği, ABD’nin NATO bütçesine katkısını düşürebileceği ve PURL programını sınırlayabileceği aktarılıyor.

Avrupa ülkelerinin ise hava savunma sistemleri ve istihbarat desteği de dahil olmak üzere Amerikan askeri kaynaklarının olası kesintisini telafi etmekte zorlanacağı vurgulanıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin’den Orta Doğu’daki çatışmalarda diyalog çağrısı

Yayınlanma

Çin’den Afrika ve Orta Doğu’da diplomatik ataklar yükselirken, üst düzey İranlı yetkili, Tahran’ın egemenliğini koruyacağını söyledi.

Çin’in en üst düzey diplomatı Wang Yi, pazartesi günü Pekin’de üst düzey İranlı yetkiliyle yaptığı görüşmede, Orta Doğu’daki çatışmaların siyasi yollarla çözülmesi gerektiğini bir kez daha vurgulayarak silahlı çatışmanın bir çıkış yolu olmadığını belirtti.

Çin devlet haber ajansı Xinhua’nın aktardığına göre Wang, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bagheri Kani’ye, Orta Doğu’daki çatışmaları çözmenin yolunun diyalog ve müzakereden geçtiğini belirtti.

Wang ayrıca Çin’in, egemenliğini ve güvenliğini koruma konusunda İran’ı desteklediğini ifade etti.

Wang Yi, “Orta Doğu’daki çatışmalar uzadıkça ve daha geniş bir bölgeye yayılma riski arttıkça, diyalog ve müzakereler ileriye dönük tek uygulanabilir yol olmaya devam ediyor” dedi.

Wang, “Tüm taraflar, yeniden silahlı çatışmaya başvurmak yerine akılcı ve pragmatik bir anlayışla siyasi çözüme odaklanmalı” ifadelerini kullandı.

Çin Dışişleri Bakanlığına göre Kani, bölgesel duruma ilişkin İran’ın tutumunu aktararak Tahran’ın baskı ve tehditler karşısında güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kararlılıkla koruyacağını, bununla birlikte tüm taraflarla müzakerelere açık olmaya devam edeceğini söyledi.

Çin’den Orta Doğu ve Afrika’ya diplomatik seferberlik

Çin, yine pazartesi günü yaptığı açıklamada, üç özel temsilcisinin Orta Doğu, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu bölgesindeki ülkelere bir dizi ziyaret gerçekleştireceğini duyurdu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Orta Doğu Özel Temsilcisi Zhai Jun’un kasım ayının başı ile ortası arasında İran, Umman ve Suudi Arabistan’ı ziyaret edeceğini bildirdi.

Afrika İşleri Özel Temsilcisi Liu Xianfa da Etiyopya, Cibuti ve Mısır’a gidecek. Afrika Boynuzu İşleri Özel Temsilcisi Hu Changchun ise kasım ayı başında Eritre’yi ziyaret edecek.

Mao, “Çin’in özel temsilcilerinin bölge ülkelerine eş zamanlı ziyaretleri, barış görüşmelerini teşvik etmeyi, gerilimi azaltmayı ve bölgesel barış ile istikrarın korunmasında yapıcı bir rol oynamayı amaçlıyor” dedi.

ABD ara seçimleri sonrasında İran’a yeni saldırı ihtimali

Bu diplomatik hareketlilik, salı günü yapılacak ABD ara seçimlerinin ardından Washington ile Tahran arasındaki çatışmanın yeniden alevlenme tehdidinin ortaya çıktığı bir döneme denk geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, seçimlerin ardından İran’a yönelik askeri operasyonların yeniden başlayabileceğini defalarca ima etti.

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney ise geçen hafta, yeni saldırıların gerçekleşmesi halinde “coğrafi sınırlama olmaksızın derhal ve etkili” şekilde misilleme yapılacağı uyarısında bulundu.

Haberlere göre ABD yönetimi, bazı Körfez Arap ülkelerini ara seçimlerin ardından İran’a karşı düzenlenebilecek “kısa ve yoğun” bir askeri harekâta hazırlıklı olmaları konusunda uyardı.

Bu arada Suudi Arabistan ile Yemen’deki Husiler arasındaki çatışma da ciddi biçimde tırmandı. Bu gelişmeler, Kızıldeniz’den geçen hayati önemdeki deniz ticaret yollarını tehdit ediyor.

Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı diplomasinin odağında

Coğrafi açıdan Mısır, Süveyş Kanalı üzerinden Kızıldeniz’in kuzey girişini kontrol eden stratejik bir konumda bulunuyor. Afrika Boynuzu’ndaki Eritre ve Cibuti ise Kızıldeniz’in güneyinde, Yemen ve Suudi Arabistan kıyılarının tam karşısında yer alan Babülmendep Boğazı’nın iki yanında bulunuyor.

Cibuti, aralarında Çin’in de bulunduğu çeşitli ülkelerin askeri üslerine ev sahipliği yapıyor.

Yaklaşık 138 milyonluk tahmini nüfusuyla dünyanın en kalabalık denize kıyısı olmayan ülkesi olan Etiyopya ise Afrika Boynuzu’nun iç kesimlerinde yer alıyor ve deniz ticaretine erişim konusunda büyük ölçüde Kızıldeniz’e bağımlı.

Kasım ayında gerçekleştirilecek ziyaretler, Pekin’in geçen ay çatışmanın önemli taraflarıyla yürüttüğü yoğun diplomatik temasların devamı niteliğinde olacak.

Bu temaslar kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanlığı Özel Temsilcisi Haldun el-Mübarek ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Prens Halid bin Bender bin Sultan da Pekin’de görüşmeler gerçekleştirmişti.

İki hafta önce Wang Yi, Cibutili mevkidaşı Abdulkadir Hüseyin Ömer ile bir araya gelmişti. Görüşmede iki ülke, Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Babülmendep Boğazı üzerinden geçen uluslararası deniz taşımacılığı güzergâhlarının güvenliğinin sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Xi Jinping: Orta Doğu büyük güçlerin rekabet alanına dönüşmemeli

Öte yandan Umman Sultanı Heysem bin Tarık, pazartesi günü Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüştü.

Xi, görüşmede Orta Doğu’nun “büyük güçler arasındaki rekabetin ve jeopolitik çatışmaların sahnesine dönüşmemesi gerektiği” uyarısında bulundu.

Görüşmenin ardından yayımlanan Çin-Umman ortak bildirisinde Maskat yönetimi, Çin’in Orta Doğu’ya yönelik barış önerilerini desteklediğini ve Pekin’in bölgede kalıcı istikrarın sağlanmasında “daha büyük bir rol” üstlenmesini beklediğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English