Bizi Takip Edin

Diplomasi

Putin, Kore İşçi Partisi Merkez Komitesi’nin resmi gazetesine yazdı

Yayınlanma

Editörün notu: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bugün Pyongyang’a yönelik iki günlük dostluk ziyaretine başlayarak Kore İşçi Partisi Merkez Komitesi’nin resmi gazetesi Rodong Sinmun için bir makale kaleme aldı.

Beş sayfalık makalenin tam metnine, Kremlin’in internet sitesinde yer verildi. Pyongyang’da 1 Kasım 1945’ten bu yana yayımlanan gazetenin tirajı yaklaşık 1,5 milyon. Putin’in 18 Haziran akşamı Yakutsk’tan Pyongyang’a vardı. Rusya Devlet Başkanı, Kuzey Kore’yi en son 24 yıl önce Temmuz 2000’de ziyaret etmişti.


Rusya ve Kuzey Kore: Yıllara dayalı dostluk ve işbirliği gelenekleri

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne gerçekleştireceğim resmi ziyaret öncesinde, ülkelerimiz arasındaki ortaklık ilişkilerinin geleceği ve modern dünyadaki önemine ilişkin düşüncelerimi Rodong Sinmun gazetesinin Koreli ve yabancı okurlarıyla paylaşmak isterim.

Rusya ile Kuzey Kore arasında eşitlik, karşılıklı saygı ve güven ilkelerine dayanan dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri yetmiş yıldan daha eskidir ve görkemli tarihsel geleneklerle zengindir. Halklarımız Japon militarizmine karşı verilen zorlu ortak mücadelenin anısını yaşatmakta ve şehit düşen kahramanları onurlandırmaktadır. Ağustos 1945’te Koreli yurtseverlerle omuz omuza savaşan Sovyet askerleri Kwantung Ordusunu mağlup ederek Kore yarımadasını sömürgecilerden kurtarmış ve Kore halkının bağımsız bir şekilde gelişmesinin yolunu açmıştır. Kore’nin Kızıl Ordu tarafından kurtarılması onuruna 1946 yılında Pyongyang’ın merkezinde Moranbong Tepesi’nde dikilen anıt, iki halkın kardeşliğinin bir sembolüdür.

Sovyetler Birliği, genç Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni dünyada ilk tanıyan ve onunla diplomatik ilişkiler kuran ülke olmuştur. Ve daha 17 Mart 1949’da, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Yoldaş Kim Il Sung’un Moskova’ya yaptığı ilk ziyaret sırasında, SSCB ile Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti arasında İktisadi ve Kültürel İşbirliği Anlaşması imzalanarak ikili işbirliğinin daha da güçlendirilmesi için yasal temel atılmıştır. Ülkemiz, Koreli dostlarımızın ulusal ekonomiyi inşa etmelerine, bir sağlık sistemi kurmalarına, bilim ve eğitimi geliştirmelerine, profesyonel idari ve teknik personel yetiştirmelerine yardımcı olmuştur.

1950-1953 yılları arasındaki Kurtuluş Savaşı’nın zor dönemlerinde Sovyetler Birliği de KDHC halkına yardım elini uzatmış ve bağımsızlık mücadelelerinde destek olmuştur. Daha sonra, genç Kore devletinin milli ekonomisinin restorasyonu ve güçlendirilmesinde ve barışçıl bir yaşamın tesis edilmesinde önemli yardımlarda bulunmuştur.

2000’de Pyongyang’a yaptığım ilk ziyaret ve ertesi yıl Kuzey Kore Devlet Savunma Komitesi Başkanı Yoldaş Kim Jong Il’in Rusya’ya yaptığı iade-i ziyaret, ülkelerimiz arasındaki ilişkilerde yeni önemli kilometre taşları oldu. Daha sonra imzalanan ikili deklarasyonlar, önümüzdeki yıllarda yapıcı ve çok boyutlu ortaklığımızın ana önceliklerini ve yönlerini belirlemiştir.

Kuzey Kore’nin şu anki lideri Kim Jong-un Yoldaş, selefleri olan seçkin devlet adamları ve Rusya halkının dostları Kim Il-sung ve Kim Jong-il Yoldaşlar tarafından çizilen yolu emin adımlarla takip etmektedir. Geçtiğimiz eylül ayında Rusya’da Vostoçnıy Kozmodrom’da gerçekleşen görüşmemizde buna bir kez daha ikna oldum.

Rusya ile Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, daha önce olduğu gibi bugün de aktif bir şekilde çok yönlü bir ortaklık geliştirmektedir. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin Rusya’nın Ukrayna’daki özel askeri harekatına verdiği güçlü desteği, kilit uluslararası meselelerde bizimle dayanışma içinde olmasını ve Birleşmiş Milletler platformunda ortak öncelikleri ve görüşleri savunmaya hazır olmasını takdirle karşılıyoruz. Pyongyang, kolektif Batı’nın adalete, egemenliğe karşılıklı saygıya ve birbirlerinin çıkarlarını gözetmeye dayalı çok kutuplu bir dünya düzeninin kurulmasını engelleme arzusuna kararlılıkla karşı çıkmaya hazır, ikna olmuş bir destekçimiz olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri, dünyaya sözüm ona kurallara dayalı bir düzen dayatmak için büyük çaba sarf etmektedir ki bu esasında çifte standartlara dayalı küresel bir neo-kolonyal diktatörlükten başka bir şey değildir. Bu yaklaşımı kabul etmeyen ve bağımsız politikalar izleyen ülkeler giderek daha şiddetli bir dış baskıyla karşı karşıya kalmaktadır. ABD liderliği, özerklik ve bağımsızlığa yönelik böylesi doğal ve meşru bir arzuyu, dünyadaki hakimiyetine yönelik bir tehdit olarak görmektedir.

ABD ve vekilleri, hedeflerinin Rusya’yı stratejik bir yenilgiye uğratmak olduğunu açıkça beyan etmektedir. 2014’te Kiev’deki silahlı darbeyi ve ardından Donbass’taki savaşı destekleyerek ve örgütleyerek kendilerinin kışkırttığı Ukrayna’daki çatışmayı uzatmak ve daha da alevlendirmek için her şeyi yapıyorlar. Aynı zamanda, tüm bu yıllar boyunca durumu barışçıl bir şekilde çözmeye yönelik tüm girişimlerimizi defalarca reddettiler. Rusya en zor konularda bile eşit diyaloğa açık olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Kısa bir süre önce Moskova’da Rus diplomatlarla yaptığım bir görüşmede bu konuyu tekrar dile getirmiştim.

Aynı zamanda, tam aksine, hasımlarımız Kiev’deki neo-Nazi rejimine para, silah ve istihbarat sağlamaya devam ediyor ve Rusya topraklarına saldırılar düzenlemek için modern Batı silah ve teçhizatını kullanmasına izin veriyor ve hatta buna zorluyor. Ve çoğu zaman da kasıtlı olarak barışçıl hedeflere saldırıyorlar. Askeri birliklerini Ukrayna’ya göndermekle tehdit ediyorlar. Aynı zamanda, giderek daha fazla yaptırımla ekonomimizi yıpratmaya ve ülke içinde sosyal ve siyasi gerilimin artmasına neden olmaya çalışıyorlar.

Fakat ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, Rusya’yı çevreleme ve tecrit etme çabaları başarısız oldu. İktisadi potansiyelimizi güvenle inşa etmeye, sanayi, teknoloji, altyapı, bilim, eğitim ve kültürümüzü geliştirmeye devam ediyoruz.

Koreli dostlarımızın, ABD’nin yıllardır süren iktisadi baskılarına, provokasyonlarına, şantajlarına ve askeri tehditlerine rağmen kendi çıkarlarını aynı etkinlikle savunuyor olmaları memnuniyet vericidir. Kuzey Kore halkının özgürlüğü, egemenliği ve milli gelenekleri için ne kadar güçlü, onurlu ve cesur bir şekilde mücadele ettiğini görüyoruz. Ülkenin savunma ve teknolojik, bilimsel ve endüstriyel gücünü güçlendirmede muazzam sonuçlar, gerçek atılımlar elde ediyorlar. Aynı zamanda, Yoldaş Kim Jong-un liderliğindeki ülke yönetimi, mevcut tüm farklılıkları barışçıl bir şekilde çözme arzusunu defalarca dile getirmişti. Fakat Washington, daha önce varılan anlaşmaları yerine getirmeyi reddederek sürekli olarak yeni, giderek sertleşen ve kasıtlı olarak kabul edilemez talepler ileri sürmektedir.

Rusya, Kuzey Kore’yi ve kahraman Kore halkını, bu sinsi, tehlikeli ve saldırgan düşmanla yüzleşmelerinde, bağımsızlık, kimlik ve kendi gelişim yollarını seçme hakkı için verdikleri mücadelede her zaman desteklemiştir ve desteklemeye devam edecektir.

Ayrıca uluslararası ilişkileri daha demokratik ve istikrarlı hale getirmek için birlikte çalışmaya hazırız. Bu amaçla, ticaret ve karşılıklı anlaşmalar için Batı’nın kontrolü dışında alternatif mekanizmalar geliştirecek ve gayri meşru tek taraflı kısıtlamalara birlikte karşı çıkacağız. Aynı zamanda Avrasya’da eşit ve bölünmez bir güvenlik mimarisi inşa edeceğiz.

Elbette ülkelerimiz arasında insani işbirliğini de geliştireceğiz. Rusya ve Kore üniversiteleri arasındaki akademik hareketliliği yoğunlaştırmayı planlıyoruz. Karşılıklı turistik gezileri, kültür, eğitim, gençlik ve spor değişimlerini daha da arttıracağız. Ülkeler ve halklar arasındaki iletişimi ‘insanileştiren’ her şey, güveni ve karşılıklı anlayışı güçlendirir.

Ortak çabalarımızla ikili etkileşimi daha da yüksek bir seviyeye çıkarabileceğimize, bunun da Rusya ve Kuzey Kore arasında karşılıklı yarar sağlayan ve eşit işbirliğinin gelişmesine, egemenliğimizin güçlenmesine, ticari ve ekonomik bağların derinleşmesine, insani alandaki temasların gelişmesine ve nihayetinde iki ülke vatandaşlarının refahının artmasına katkıda bulunacağına kesinlikle inanıyorum.

Yoldaş Kim Jong-un’a ve Kuzey Kore’nin tüm dost halkına sağlık, barış ve kalkınma yolunda büyük başarılar diliyorum.

Diplomasi

ABD Senatosunda Lindsey Graham’ın Rusya’ya yaptırım paketi gündemde

Yayınlanma

ABD Kongresinde, yakın zamanda hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham’ın anısını yaşatmak amacıyla hazırlanan Rusya karşıtı yeni yaptırım yasa tasarısı ele alınıyor. The Hill gazetesinin aktardığı ayrıntılara göre, son bir yılda sayfa sayısı iki katına çıkan “2026 Rusya Yaptırımları Yasası” başlığını taşıyan tasarı, Rusya’dan enerji satın alan ülkelere yüzde 100’e varan gümrük vergileri uygulanmasını öngörüyor.

ABD Kongresinde, yakın zamanda yaşamını yitiren Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın anısına, Rusya’ya yönelik hazırladığı yeni yaptırım yasa tasarısının kabul edilmesi yönündeki görüşmeler hız kazandı.

The Hill gazetesinin haberine göre, geçen yıl nisan ayında sunulan ancak yasalaşma süreci tıkanan tasarı, son bir yılda neredeyse iki kat genişleyerek 31 sayfadan 61 sayfaya ulaştı.

Tasarının yasalaşma ihtimalinin, Graham’ın vefatının ardından hem Beyaz Saray hem de kongre üyelerinden gelen açıklamalar doğrultusunda arttığı belirtiliyor.

Senatör Graham, ölümünden kısa süre önce Moskova’ya yönelik uzun süredir askıda bekleyen yaptırım paketi konusunda Beyaz Saray ile uzlaşmaya vardığını açıklamıştı.

Beyaz Saray sözcüsü, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu girişimi destekleyeceğini teyit ederken, Trump konuya ilişkin henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Nisan 2025’te sunulan tasarının yasalaşma sürecinin daha önce duraklaması, Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yürüttüğü müzakerelere bağlanıyordu.

Geçen yılın aralık ayında tasarının kabul edilmesi için yeni bir fırsat doğsa da Demokratlar, başkana tanınan geniş gümrük vergisi yetkileri ve yaptırımları hafifleten bazı maddeler nedeniyle çekincelerini dile getirmişti.

Ancak Trump’ın son haftalarda Ukrayna’ya yönelik desteğini artırması ve Patriot önleyici füzelerinin ortak üretimine izin vermesi, yasa tasarısının yeniden gündeme gelmesinde belirleyici oldu.

Yüzde 100’e varan gümrük vergisi ve ikincil yaptırımlar

“2026 Rusya Yaptırımları Yasası” adını taşıyan yeni taslak, Moskova’ya yönelik kısıtlamaların kaldırılmasından önce Kongreye zorunlu rapor sunulmasını ve ek muafiyet şartlarını içeriyor.

Tasarının en dikkat çekici maddelerinden biri, Rusya’nın yaptırımları delmesine yardımcı olan veya bu ülkeden yüksek hacimde petrol ve doğalgaz satın alan üçüncü ülkelere yönelik ikincil yaptırım yetkisi veriyor.

Daha önce yüzde 500 olarak önerilen bu gümrük vergisi oranı, yeni taslakta yüzde 100 olarak sınırlandırıldı.

Tasarıda ayrıca sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri, Rusya’nın tescilsiz tankerlerden oluşan tanzim filosu (gölge filo) ve diğer finansal kuruluşlara yönelik önlemler yer alıyor.

Senato Çoğunluk Lideri John Thune, belgenin ilgili komisyonlara sevk edileceğini belirterek, bu yasanın kabul edilmesinin “Lindsey Graham’ın mirasına mükemmel bir saygı duruşu olacağını” ifade etti.

Sürecin arka planı

Senatör Lindsey Graham, 11 Temmuz’da 71 yaşında kalp ve damar rahatsızlığına bağlı komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetmişti. Teksas Temsilcisi Michael McCaul, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, Graham’ın vefat ettiği gün kendisiyle Rusya’ya yönelik yeni yaptırımları görüştüğünü aktarmıştı.

CBS televizyonunun haberine göre de Beyaz Saray, Rus petrolü satın alan ülkelere gümrük vergisi uygulanması planına destek verdiğini bildirmişti.

Graham, 2018 yılında da Rusya’nın egemen borcuna ve siber sektörüne yönelik ağır kısıtlamalar öngören ve kamuoyunda “cehennemden gelen yaptırımlar” olarak adlandırılan yasa tasarısının eş sunuculuğunu üstlenmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

FIFA, Çin ile yayın pazarlığında geri adım attı

Yayınlanma

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı analizde, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik yaklaşımı ile kurumun Çin devlet televizyonu CCTV karşısındaki ticari geri adımı ele alındı.

ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklığında gerçekleştirilen FIFA Dünya Kupası müsabakaları tamamlanırken, spor dünyasında turnuvanın hem ticari başarıları hem de yönetimsel krizleri tartışılıyor.

Finlandiya basınından Helsinki Times gazetesinde Bai Ruide imzasıyla yayımlanan “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı değerlendirme yazısında, futbolun küresel yönetim mekanizmasındaki güç kaymaları ele alındı.

Yazıda, seyirci rekorları ve yüksek gelirlerle tarihi bir başarı elde edildiğini savunan FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun, siyasi figürlerle kurduğu ilişkiler eleştirildi.

Analist Ruide, Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yakınlaşma çabalarının ve futbolun yerleşik teamüllerini esnetmesinin, kurumsal saygınlığa zarar verdiğini ve kamuoyunda alay konusu olduğunu kaydetti.

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı görüş yazısının tamamı:

Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde düzenlenen FIFA Dünya Kupası sona yaklaşıyor. FIFA’nın yüzyıllık tarihinde hem en başarılı hem de en tartışmalı turnuva oldu. Katılan takım sayısının ve maç sayısının artmasıyla birlikte seyirci sayıları ve ticari gelirlerde de yeni rekorlar kırıldı. FIFA’nın dokuzuncu başkanı Gianni Infantino, “tarihi başarılar” olarak nitelendirdiği bir dizi gelişmeyi kutlamak için her türlü nedene sahip.

Bir başka inkâr edilemez gerçek daha ortaya çıktı: Turnuva etrafındaki kaosun ortasında insanlar büyüyen bir krizin farkına vardı. Infantino ve meslektaşları bunu kamuoyuna açıkça kabul etsin ya da etmesin, bu Dünya Kupası Infantino’nun Waterloo’su olabilir; dünya futbolundaki tartışmasız otoritesinin bir daha asla tam olarak toparlanamayacağı bir dönüm noktası hâline gelebilir.

Bay Infantino’nun motivasyonları ne olursa olsun, Başkan Donald Trump’a yaranmak için ne kadar istekli göründüğünü, hatta futbol dünyasını yöneten uzun süredir yerleşik kuralları hiçe sayacak kadar ileri gittiğini görmezden gelmek zor. Başkan Trump ise, İtalya Başbakanı ile olan etkileşimlerinde olduğu gibi, bu saygıyı tereddüt etmeden kabul etti. Bunun hemen ardından hem FIFA hem de yönetimi kamuoyu tarafından “bir sirk ve palyaçosu” olarak alay konusu oldu.

Bay Infantino’nun eylemlerinin neden gerekli veya nihayetinde faydalı olduğuna dair sayısız açıklaması olabilir. Ancak bu kendi kendine yapılan hatalar, muhteşem kendi kalesine atılan goller gibi, FIFA’nın güvenilirliğini ciddi şekilde zedeledi. Ne yazık ki bu artık sadece bir algı değil, nesnel bir gerçeklik. Hasarın ne kadar derin ve ne kadar kalıcı olacağını belirlemek ise imkânsız.

Aslında, ezici güvenin yerini güven kaybına bırakması, Dünya Kupası’nın açılış maçından önce bile belirginleşmişti. Bu durum, FIFA’nın Çin Medya Grubu’na bağlı CCTV ile yayın hakları konusunda yürüttüğü görüşmeler sırasında ortaya çıktı. Üç yıl önce FIFA, pazarlık konusu olmayacağını söylediği bir fiyat talep etmişti. Ancak turnuva yaklaştıkça sonunda CCTV’nin neredeyse tüm şartlarını kabul etti. Çin millî futbol takımının turnuvaya katılmaya hak kazanamaması alay konusu olsa da, Çin medyası başka bir savaş alanında kesin bir zafer kazanarak bir zamanlar kibirli olan FIFA’ya ve Bay Infantino’ya acı bir ders verdi.

FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafström kameralara gülümseyerek, “CCTV ile görüşmelerimiz son derece başarılı geçti; her iki taraf için de kazançlı bir sonuçtu.” dediğinde, yüzündeki huzursuz ifade ve çeşitli uluslararası medya kuruluşlarından gelen haberler, yaygın olarak paylaşılan bir sonuca işaret ediyordu: FIFA, Çin tarafıyla yaptığı görüşmelerde nihayetinde geri adım atmıştı. Bir ay sonra Dünya Kupası başladı, ancak yayın hakları görüşmelerindeki bu yenilginin gölgesi FIFA’nın üzerinde hâlâ etkisini sürdürüyor gibiydi. Bay Infantino’nun daha sonraki birçok hatası da bu izlenimi daha da güçlendirdi.

Bay Infantino’nun son on yılda FIFA’ya yaptığı muazzam katkılar, özellikle de oyunun ticari değerini artırma konusundaki amansız çabası yadsınamaz. Başkan Trump’ın gözünde belki de üniversite mezunu bile sayılmaz; ancak Çin’in bugünkü gücünü hafife alması, dünyanın mevcut durumu hakkında yaptığı aynı yanlış değerlendirmeyi yansıtıyor.

Batı medeniyeti, öz değerlendirme ilkesi olarak sıklıkla Sokrates’in ünlü “Kendini tanı.” sözünü kullanır. Ancak FIFA yönetimi, günümüz dünyasında yaşanan derin dönüşümü fark edememiş ya da FIFA’nın bu dönüşüme nasıl yanıt vermesi gerektiğini anlayamamıştır.

İronik bir şekilde, FIFA’nın CCTV ile yeni bir yayın anlaşması imzalamaya zorlanmasından kısa bir süre sonra, Çin Medya Grubu başkanına Ligue 1 Başkanı, Paris Saint-Germain Başkanı ve hatta Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı tarafından tebrik mesajları gönderildi. Kamuoyuna açık bilgiler, bu uluslararası spor kuruluşlarının CCTV’yi Dünya Kupası yayın haklarını güvence altına aldığı için tebrik ederken, aynı zamanda Ligue 1, Paris Saint-Germain ve IOC ile daha derin bir iş birliği umutlarını dile getirmeye daha fazla önem verdiklerini gösteriyor. Bu, FIFA’nın aleyhine duyulan bir sevinç anlamına gelmeyebilir; ancak Çin medyasının etkisinin ve müzakere gücünün önemli ölçüde arttığını kesinlikle gösteriyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, FIFA’nın CCTV ile yaptığı görüşmeler tam bir yenilgi olarak nitelendirilemez; zira her iki taraf da anlaşmayı karşılıklı olarak faydalı olarak değerlendirdi. Bununla birlikte, karşı tarafı hafife almak ve müzakere ortağına tepeden bakmak yalnızca FIFA ve Bay Infantino için değil, daha geniş Batı dünyası için de ders niteliğindedir.

Çin’in elektrikli araçları küresel çapta popülerlik kazanmaya başladığında Batı’daki birçok kişi onları “şarj istasyonları olmayan hurda metalden başka bir şey değil” diyerek alaya aldı. Çin’in insansı robotları Bahar Festivali Galası’nda izleyicileri büyülediğinde ise Batılı yorumcular gösteriyi “yapay zekâ tarafından üretilen hilelerden başka bir şey değil” diyerek küçümsedi. Gerçeklik onları defalarca yanılttıktan sonra, bu kendini uzman ilan edenlerin çoğu kendi tahminlerine olan güvenlerini kaybetti, hatta bazıları endişe belirtileri göstermeye başladı.

Bir açıdan bakıldığında, FIFA’nın Dünya Kupası yayın hakları konusundaki yanlış hesaplaması, yeni dönemde Batı’nın Çin’i yanlış değerlendirmesinin bir parçası olarak da görülebilir. Batı hegemonyasının gerilemesi bir gecede olmadı. Batı toplumlarının birçoğu bunu kabul etmekte isteksiz olsa da, bu uzun zamandır devam eden bir süreçti.

Gerçekte, insanlar akılcılığa döner, Çin’in yükselişini objektif olarak değerlendirir, Çin ile eşit şartlarda ilişki kurar ve bu yeni ve bağımsız müzakere ortağına adil davranırsa, karşılıklı yarar sağlayan ve hatta çok taraflı iş birliği olanakları neredeyse sınırsız olacaktır. Çin’in geleceğine inanmak, kendi geleceğimize de inanmak anlamına gelir. Sonuçta, Dünya Kupası yayın hakları anlaşmasına eninde sonunda varılmadı.

Bu, nihayetinde yeni bir çağdır.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Shell, Hindistan’daki enerji işini 1,8 milyar dolara satıyor

Yayınlanma

İngiltere merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi işini 1,8 milyar dolara satma kararı aldı. Şirket, ülkedeki iştiraki Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamını Aditya Birla Renewables firmasına devredecek. Financial Times gazetesinin haberine göre bu adım, Genel Müdür Wael Sawan liderliğinde kârlılığı yüksek doğalgaz ve petrol projelerine odaklanmayı hedefleyen strateji değişikliğinin bir parçası olarak gerçekleşiyor.

İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz devi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi faaliyetlerini 1,8 milyar dolar karşılığında satmak üzere anlaşmaya vardı.

Şirketin internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, söz konusu varlıkların yeni sahibi Hindistan merkezli Aditya Birla Renewables firması olacak.

Satış işlemi, Shell’in iştiraki Shell Overseas Investment B.V. üzerinden yürütülüyor. Anlaşma kapsamında, bünyesinde Sprng Energy şirketler grubunu barındıran Hindistan merkezli Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamı devredilecek.

Sprng Energy, Hindistan genelinde güneş ve rüzgar enerjisi projeleri geliştiriyor. Şirket portföyünde halihazırda toplam 3,3 gigavat kapasiteye sahip faal enerji santralleri yer alıyor.

Bunun yanı sıra yapım aşamasında ve sözleşmeye bağlanmış olan 1,7 gigavatlık proje kapasitesi de bulunuyor.

Düşük kârlı projelerden çıkış

Shell yönetimi, satış kararıyla birlikte kârlılık oranı daha yüksek projelere odaklanma niyetinde olduklarını bildirdi. Şirket, bu doğrultuda yatırım bütçesini elektrik ticareti gibi daha yüksek getiri sağlayan alanlara kaydırmayı hedefliyor.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Hindistan’daki enerji faaliyetlerinin satışı Shell’in yeni küresel stratejisinin bir halkasını oluşturuyor.

Wael Sawan’ın 2023 yılında genel müdürlük koltuğuna oturmasının ardından şirket, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları kısarak en başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek kârlılığa sahip alanlara odaklanmaya başladı. Gazete, Shell’in farklı ülkelerdeki deniz üstü rüzgar santrali projelerini de elden çıkarmaya hazırlandığını aktardı.

Sawan, geçen yıl yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantıda şirketin enerji işini geliştirmeyi sürdüreceğini ancak bundan böyle düşük kârlı büyük ölçekli güneş ve rüzgar santralleri inşa etmek yerine gaz yakıtlı enerji santrallerine, büyük batarya sistemlerine ve dijital teknolojilere yoğunlaşacaklarını ifade etmişti.

Hindistan’daki satış işleminin, düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.

Stratejik yönelimde değişim

Shell, Solenergi Power Private Limited şirketini 2022 yılında 1,55 milyar dolar bedelle satın almıştı. Şirket o dönemde bu satın almayı yenilenebilir enerji işini büyütme yolundaki en kritik adımlardan biri olarak nitelendirmişti.

Bu hamleyle Shell, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı ve Hindistan pazarındaki konumunu güçlendirmeyi planlıyordu.

Buna karşın şirket, fosil yakıt üretimini uzun vadede artırma hedefi doğrultusunda satın alma bütçesini yeniden şekillendiriyor. Shell, bu yılın nisan ayında Kanada merkezli enerji üreticisi ARC Resources Ltd şirketini 13,6 milyar dolara satın almak üzere anlaşma sağladığını duyurmuştu.

CNBC televizyonunun aktardığı verilere göre bu satın alma, Londra Borsası’nda işlem gören Shell’in günlük üretim portföyünü yaklaşık 370 bin varil petrol eşdeğerine ulaştıracak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English