Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ramstein temas grubu toplantısında neler konuşulacak?

Yayınlanma

12 Ekim’de Almanya’daki Amerikan hava üssü Ramstein’da NATO ortakları, Ukrayna’ya yönelik planları konuşacak. Toplantıda, ittifakın Kiev’e üyelik için ‘somut adımlar’ önermesi bekleniyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, yaptığı açıklamada ülkesinin “zafer planını” 12 Ekim’de Almanya’nın Ramstein kentinde düzenlenecek Kiev destekçilerinin olağan toplantısında sunacağını duyurdu.

Henüz kamuoyuna açıklanmayan planın, ABD Başkanı Joe Biden’a ve kasım seçimlerinde Beyaz Saray için yarışan her iki başkan adayına da gösterildiği bildirildi.

Frankfurt yakınlarındaki Ramstein’daki Amerikan askeri üssünde gerçekleşecek toplantıya, Biden da dahil olmak üzere Ukrayna’nın 50’den fazla müttefikinin katılması bekleniyor.

Zelenskiy, mesajlaşma uygulaması Telegram’da şu ifadeleri kullandı: “12 Ekim’de liderler düzeyinde gerçekleşecek ilk toplantı olacak 25. Ramstein buluşmasına hazırlanıyoruz. Zafer planımızı, savaşın adil bir şekilde sona erdirilmesi için net ve belirli adımları sunacağız.”

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, planın ABD’nin Ukrayna ile etkileşime geçeceği “bir dizi verimli adım” içerdiğini belirtti.

Ancak Wall Street Journal gazetesinin, ismini vermek istemeyen Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberine göre plan, Rus güçlerini yenmek için kapsamlı bir strateji içermiyor. Bunun yerine Kiev’in sıkça dile getirdiği daha fazla silah ve Rusya’daki hedeflere karşı Batılı uzun menzilli silahları kullanma izni taleplerini yineliyor.

Bu arada Rusya ordusu da sahada ilerliyor. Rusya Savunma Bakanlığı, geçen hafta Donetsk’e bağlı Ugledar kasabasını ele geçirdiğini duyurmuştu.

Biden, kasırga nedeniyle Almanya’daki Ramstein temas grubu toplantısına katılmayacak

NATO, Kiev’e ‘somut adımlar’ önerecek

Öte yandan Washington Post‘un Batılı bir diplomattan aktardığına göre, NATO müttefikleri Ukrayna’ya gelecekte ittifaka üye olması yönünde daha somut adımlar atmayı teklif edecek. Diplomata göre bu teklif, Ramstein toplantısında sunulacak. ABD Başkanı Joe Biden da bu toplantıya katılmayı planlıyor.

Toplantı sırasında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Rusya ile savaş için “zafer planını” bir kez daha sunacak.

Kaynağa göre NATO, Rusya’yı uzun menzilli Batı silahlarıyla vurmak için izin alma konusunda yaşanan başarısızlığın ardından Ukrayna’nın ittifaka katılımı konusundaki tutumunu yumuşatmaya karar verdi.

Bununla birlikte, Almanya’daki toplantıda Kiev’e önerilecek adımların, Ukrayna tarafının daha önce talep ettiği “acil önlemlerin” gerisinde kaldığını da sözlerine ekledi.

Ukraynalı yetkililer, yaklaşan ABD başkanlık seçimlerinin -sonucu ne olursa olsun- Ukrayna’ya gelecekte yapılacak güvenlik yardımları konusunda şüphe uyandırdığına inanıyor.

Kiev, Biden’ı siyasi mirasının önemli bir parçası haline gelebilecek bir “zafer planını” desteklemeye ikna etmeye çalıştı. Fakat yetkililer, Beyaz Saray’ın Kamala Harris’in kampanyasını tehlikeye atmamak için popüler olmayabilecek herhangi bir adım atma ihtimalinin düşük olduğunu söylüyor.

Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsü Direktörü Anton Gruşetskiy, Zelenskiy ve hükümetinin Ukrayna’nın yüzde 20’sinden fazlasını işgal eden Rusya ile barış için toprak vermek gibi bir niyetleri olmadığını defalarca söylemelerine rağmen, halkın giderek artan bir şekilde NATO üyeliği ya da müttefiklerin güvenlik garantilerinin anlaşmanın bir parçası olması koşuluyla egemenlikten geçici olarak taviz verilmesini öngören müzakerelerden yana olduğunu belirtiyor.

Gruşetskiy, “Mutlak çoğunluğun kendi topraklarının işgalini tanıması gibi bir durum söz konusu olmayacaktır. Fakat Ukraynalılar, sadece bir tür güvenlik faktörü yaratılması koşuluyla, belirli bölgelerin tamamen geri verilmesini geleceğe erteleyecek bir formata hazırlar,” dedi.

Eski NATO Genel Sekreteri’nden Ukrayna için ‘Batı Almanya modeli’ önerisi

Ramstein hava üssünün geçmişi

Almanya’nın en stratejik askeri tesislerinden biri olan Ramstein Hava Üssü’nün temelleri, İkinci Dünya Savaşı yıllarında atıldı. 1940 yılında, Mannheim yakınlarındaki Ren Nehri üzerinde yaşanan bir köprü kazası, bugünkü Bundesautobahn 6’nın inşasını sekteye uğrattı. Bu durum, beklenmedik bir şekilde bölgenin askeri tarihini şekillendirecek olaylar zincirinin başlangıcı oldu.

Savaş yıllarında, Mannheim’ın batısında Kaiserslautern yakınlarındaki kullanım dışı kalan otoban kesimi, Alman Hava Kuvvetleri (Luftwaffe) tarafından acil iniş pisti olarak değerlendirildi. İlerleyen süreçte, bu stratejik nokta ABD Ordusu Hava Kuvvetleri’nin de dikkatini çekti ve savaşın son döneminde Amerikan uçakları tarafından aktif şekilde kullanıldı.

Savaş sonrası dönemde Amerikan hava kuvvetleri, Bavyera’daki eski Luftwaffe tesislerinin onarımına öncelik verdi. Fakat asıl büyük dönüşüm, 1948 yılında başlayacaktı. Bölgenin iki metre yükseltilmesi gereken bataklık yapısı, ABD ve Fransız işgal güçlerinin ortak çabasıyla aşıldı. Einsiedlerhof-Kaiserslautern’den üsse uzanan özel bir demiryolu hattı inşa edildi.

İnşaat çalışmaları, dönemin en büyük tek noktalı yapım projesi olarak tarihe geçti. Bir defada 270 binden fazla işçinin çalıştığı projede, iki ayrı üs planlandı: güneyde Landstuhl Hava Üssü ve kuzeyde Ramstein Hava İstasyonu. Bu dev proje, 1948’den 1953’e kadar sürdü.

Landstuhl Hava Üssü, 5 Ağustos 1952’de hizmete girdi. Modern bir pist, kontrol kulesi ve gerekli tüm uçuş tesisleriyle donatılan üs, kısa sürede operasyonel hale geldi. 86. Avcı-Bombardıman Kanadı’nın bir birliği, Neubiberg’den buraya transfer edildi.

1953 yılının haziran ayında açılan Ramstein Hava İstasyonu, On İkinci Hava Kuvvetleri’nin karargâhı olarak hizmet vermeye başladı. Üs, özellikle Kadın Hava Kuvvetleri (WAF) personeli için tasarlanan modern yaşam alanları ve idari tesislerle donatıldı.

İki üssün birleştirilmesi kararı 1957 yılında alındı. Ramstein-Landstuhl Hava Üssü adıyla hizmet vermeye başlayan tesis, NATO kontrolündeki en büyük hava üssü unvanını kazandı. 1961’de ismi Ramstein Hava Üssü olarak değiştirildi.

Üssün modernizasyonu ve genişlemesi yıllar içinde devam etti. Özellikle 2004-2006 yılları arasında gerçekleştirilen Rhein-Main Geçiş Programı kapsamında, yeni bir terminal binası ve çeşitli tesisler inşa edildi.

NATO zirvesinin taslak bildirgesi: ‘Ukrayna’nın kabulü geri döndürülemez’

Diplomasi

Sırskiy görevden ayrılışı sonrası ilk açıklamayı yaptı

Yayınlanma

Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı görevinden ayrılan Aleksandr Sırskiy, kararın ardından yayımladığı ilk mesajda hangi makamda bulunursa bulunsun Ukrayna’ya hizmet etmeyi sürdüreceğini bildirdi. Eski Başkomutan, görev süresi boyunca ordunun yapısında gerçekleştirilen reformları ve İnsansız Sistemler Kuvvetleri gibi yenilikleri sıraladı.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Başkomutanlığı görevinden ayrılan Aleksandr Sırskiy, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, üstlendiği makam ne olursa olsun Ukrayna’ya hizmet etmeye devam edeceğini belirtti.

Geniş çaplı bir çatışma sırasında orduya liderlik etmenin her subay için en yüksek sorumluluk olduğunu vurgulayan Sırskiy, 2014 yılından bu yana sürecin içinde yer aldığını kaydetti.

Komuta dönemindeki gelişmeleri değerlendiren Sırskiy, yapılan değişikliklerin yalnızca muharebe sahasını değil, ordunun temel yapısını da kapsadığını ifade etti.

Dünyada ilk kez ayrı bir askeri birlik olarak İnsansız Sistemler Kuvvetlerinin kurulduğunu ve bu yapının münferit birimlerden tam teşekküllü bir sisteme dönüştürüldüğünü bildirdi.

Eski Başkomutan ayrıca İnsansız Hava Savunma Sistemleri Komutanlığının, dron önleme müfrezelerinin ve kademeli hava savunma ağının oluşturulduğunu hatırlattı.

Ukrayna’da Genelkurmay Başkanı Sırskiy’nin görevden alınması protestoları durduracak mı?

Sırskiy, Ukrayna ordusunun kolordu yapısına geçirildiğini, karargâhlara muharebe tecrübesi olan subayların atandığını ve komuta kademesine getirilme şartı olarak cephe hizmetinin zorunlu kılındığını aktardı.

Son yıllarda yürütülen tüm operasyonların detaylarını paylaşamayacağını belirten Sırskiy, bu süreçleri tarihin anlatacağını ifade etti. Temel ilkesinin savaşmak olduğunu vurgulayan Sırskiy, bu anlayışın taşıdığı unvandan bağımsız olduğunu ekledi.

Sırskiy’nin görevi bırakması, eski Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov ile yaşadığı gerilimin ve Fedorov’un istifasının ardından düzenlenen protestoların arkasından geldi.

Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin yeni başkomutanı Müşterek Kuvvetler Komutanı Mihail Drapati olacak. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, kadro değişikliklerinin 22 Temmuz tarihinde resmiyete kavuşacağını duyurdu.

Ocak 2026’dan bu yana Savunma Bakanlığını yürüten Fedorov, hükümet değişikliğinin ardından temmuz ayı ortasında görevinden ayrılmıştı.

Altı aylık çalışma süresince bakanlığın NATO standartlarına uyarlanmasını tamamlayamadığını, tüm tedarik süreçlerini ihalelere devredemediğini ve karar alma mekanizmalarında sorumluluk sistemini kuramadığını açıklamıştı.

Görevi bırakmasının ardından Fedorov, Sırskiy’nin görevden alınması yönünde açık çağrıda bulundu. Başkomutanı, orduyu değişen çatışma koşullarına hızla adapte edememekle suçlayan Fedorov, mevcut yönetim altında Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin esneklik kazanamadığını öne sürdü.

Eski Bakan, askeri yönetimin kendi ekibinin girişimlerini engellediğini ve Sırskiy’nin sunduğu ultimatoyumun süreçte belirleyici olduğunu iddia etti.

Devlet Başkanı Zelenskiy, Fedorov ile Sırskiy arasındaki iletişim kopukluğunu doğrulayarak, iki ismin kendisinin aracılığı olmadan neredeyse hiç temas kurmadığını belirtti.

Ukrayna basınında yer alan bilgilere göre Zelenskiy, iktidar partisinin milletvekilleriyle yaptığı basına kapalı toplantıda normal şartlarda her iki ismin de aynı anda değiştirilmesi gerektiğini, ancak mevcut koşullarda bunu eş zamanlı yapamadığını dile getirdi.

Fedorov’un istifasının ardından Kiev, Lviv, Odessa, Harkov ve Dnipro gibi kentlerde gösteriler düzenlendi. Göstericiler eski bakanın hükümete dönmesini ve Sırskiy’nin görevden alınmasını talep etti.

Ukrayna Parlamentosunun internet sitesinde de Fedorov’un görevde kalmasını isteyen bir imza kampanyası başlatıldı.

Ayrılık kararından birkaç gün önce açıklama yapan Sırskiy, Fedorov ile olan ilişkilerini kriz olarak nitelendirmediğini ve görüş ayrılıklarını çalışma sürecinin parçası olarak gördüğünü kaydetmişti.

Sert bir tutum sergilemiş olabileceğini kabul eden Sırskiy, kişisel çekişmeler yerine ordunun faaliyetlerine odaklanılması gerektiğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avustralya dışişleri bakanı, Çinli mevkidaşıyla görüşmesinde füze denemesinden rahatsızlığını dile getirdi

Yayınlanma

Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşmesinde Pekin’in füze denemesini gündeme getirdi. Manila’daki ASEAN toplantısı kapsamında Avustralyalı mevkidaşı Penny Wong ile bir araya gelen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise, Canberra’ya “çifte standartlardan vazgeçme” çağrısında bulundu.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Avustralya’nın Çin’in askeri kapasitesindeki artış ve yakın zamanda gerçekleştirdiği füze denemesine ilişkin kaygılarını dile getirdiği görüşmede, Canberra yönetimini “çifte standartlardan” vazgeçmeye ve ikili ilişkilerdeki iyileşme ivmesini korumaya çağırdı.

Wang, salı günü Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong ile yaptığı görüşmede, Canberra ile Pekin’in karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde farklılıklarını ele alması gerektiğini söyledi.

Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre Wang, “İki taraf, anlaşmazlıkları yönetirken ortak noktalar aramalı ve ilişkilerin önyargılar nedeniyle sekteye uğramasına ya da zarar görmesine izin vermek yerine, olumlu gelişmeyi besleyen sağlıklı bir döngü oluşturmalıdır” dedi.

Bakanlığın açıklamasında Wang’ın ayrıca Avustralya’nın iç işlerine karışmama ilkesine bağlı kalmasını ve çifte standartlardan vazgeçmesini umduğunu ifade ettiği belirtildi.

İki bakan, ASEAN öncülüğünde düzenlenen dışişleri bakanları toplantısı kapsamında Manila’da bir araya geldi.

Avustralya Dışişleri Bakanlığının yayımladığı açılış konuşması tutanağına göre Wong, ülkesinin Pekin’e yönelik tutarlı yaklaşımını yineledi.

Wong, “İşbirliği yapabileceğimiz alanlarda işbirliği yapacağız, anlaşmamız gereken konularda ise görüş ayrılıklarımızı ortaya koyacağız. Diyaloğu sürdürmek istiyoruz, çünkü bunun ulusal çıkarlarımıza uygun olduğuna inanıyoruz” dedi.

Wong, Canberra’nın “güvenli ve profesyonel askeri davranış ile niyetler konusunda şeffaflık ve güvence verilmesinin önemi” de dahil olmak üzere bölgesel güvenlik meselelerini görüşmek istediğini belirtti.

Aynı gün Bloomberg’e verdiği televizyon röportajında Avustralya’nın güvenlik kaygılarını da dile getiren Wong, Çin’in askeri kapasitesini artırmasına ve 6 Temmuz’da Pasifik’te belirlenen sulara yönelik gerçekleştirdiği stratejik füze denemesine dikkat çekti.

Wong, Bloomberg’e yaptığı açıklamada, “Bölgemizde İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük askeri yığınağa tanıklık ediyoruz” dedi. Bölge ülkelerinin “niyetlere ilişkin güvence ve şeffaflık konusunda teminat” beklediğini söyledi.

Çin’in son füze denemesine ilişkin değerlendirmesinde Wong, denemenin “bölge ülkelerinin beklediği düzeyde önceden bildirim, öngörülebilirlik ve dolayısıyla niyetlere ilişkin güvence sağlanmadan” gerçekleştirildiğini savundu.

Pekin ise füze fırlatmasını savundu. Çin donanması daha önce yaptığı açıklamada, tatbikatın yıllık eğitim programının rutin bir parçası olduğunu bildirmişti. İlgili ülkelere önceden bilgi verildiğini, operasyonun herhangi bir ülkeyi hedef almadığını ve uluslararası hukuka tamamen uygun şekilde gerçekleştirildiğini açıklamıştı.

Wang, salı günü ASEAN toplantısı kapsamında düzenlenen bir başka ikili görüşmede Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand ile de bir araya geldi.

Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre Wang, görüşmede Pekin’in iki ülke arasındaki üst düzey temasların bir sonraki aşaması için hazırlık yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Wang, Çin’in küresel yönetişim ve yapay zekâ dahil olmak üzere çok taraflı konularda Kanada ile koordinasyonunu güçlendirmeye ve hassas meseleleri uygun biçimde ele alarak “istikrarsız bir dünyaya daha fazla kesinlik kazandırmaya” hazır olduğunu ifade etti.

Kanada Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre iki bakan, Başbakan Mark Carney’nin ocak ayında Çin’e yaptığı resmi ziyaretten bu yana ikili ilişkilerin geliştirilmesi yönünde kaydedilen ilerlemeyi değerlendirdi.

Bu kapsamda dışişleri bakanları arasında her yıl düzenli toplantılar yapılması ve ikili ulusal güvenlik ve hukukun üstünlüğü diyaloğunun yeniden başlatılması planları ele alındı.

Ottawa ile Pekin arasındaki ilişkilerin yumuşaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada’yı Çin ile ilişkilerini onarmaya iten gümrük vergisi savaşı ortamında gerçekleşiyor.

Carney’nin ocak ayındaki ziyareti sırasında iki ülke, Kanada’nın Çin üretimi elektrikli araçlara uyguladığı gümrük vergisini önemli ölçüde düşürmesini öngören bir ön anlaşmaya varmıştı.

Buna göre, yıllık 49 bin araçlık ithalat kotasına tabi olmak üzere, söz konusu tarifenin 1 Mart’tan itibaren yüzde 6,1’e indirilmesi kararlaştırılmıştı.

Buna karşılık Çin de mart ayından itibaren Kanada’nın başlıca tarım ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini düşürdü.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Dünya Bankası: İran savaşı küresel büyümeyi %1,3’e kadar düşürebilir

Yayınlanma

Dünya Bankası baş ekonomisti Indermit Gill, ABD ile İran arasında tırmanan gerginliklerin enflasyonu yeniden alevlendirebileceğini, faiz oranlarını yükseltebileceğini ve küresel büyümeyi geçen yılki %2,9 seviyesinden %1,3’e kadar düşürebileceğini belirtti.

Ağustos sonunda emekliye ayrılacak olan Gill, Orta Doğu’daki savaşla ilgili yüksek belirsizlik nedeniyle bankanın haziran ayı iktisadi tahmininde üç farklı senaryo modellemiş olduğunu, ama çatışmaların altı ay veya daha uzun sürmesi gibi en kötü senaryonun şimdiden gerçekleşmeye yakın olduğunu belirtti.

Bu senaryoya göre, küresel manşet enflasyon %4,5’e ulaşacak.

Gill, uzun süren çatışmaların ve bölgedeki petrol altyapısına verilen hasarın, tarımda ihtiyaç duyulan gübre, helyum ve kükürt sevkiyatlarını aksatarak gıda güvensizliğini daha da derinleştireceğini ve bunun da faiz oranlarının yükselmesini de içerebilecek bir dizi ikincil etkiyi tetikleyeceğini belirtti.

Bu, Washington ile Tahran arasındaki gerginliğin keskin bir şekilde tırmanması ve çatışmanın etkisinin daha az şiddetli olacağına dair umutları besleyen nisan ayındaki ateşkes anlaşmasının çöküşünden bu yana bir Dünya Bankası üst düzey yetkilisi tarafından yapılan ilk açıklama.

Gill, COVID-19 pandemisinden henüz toparlanamamış yoksul ülkelerin daha büyük gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalabileceğini, yüksek borç seviyesine sahip ülkelerin ise faiz oranlarının yükselmesiyle artan borçlanma maliyetlerinden etkileneceğini ve bunun da eğitim, sağlık ve diğer hayati hizmetlere yönelik harcamaları kısıtlayacağını belirtti.

Ekonomist, “Kişisel görüşüm, belki de buna birkaç ay kalmış olabilir, çünkü henüz politika faiz oranlarının yükselmeye başladığını görmüyoruz,” dedi.

Gill, “Enflasyon hızlandığında, ağır borç yükü altındaki ülkelerin borç servisi ödemelerini karşılamada ciddi sorunlarla karşılaşmalarına sadece birkaç ay kalabilir,” diye ekledi.

Gerginliğin işaretleri ortaya çıkmaya başladı. Konuyla ilgili bilgilendirilmiş bir kaynağa göre, nakit sıkıntısı çeken bazı ülkeler Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) mevcut kredilerin artırılmasını talep ederken, Pakistan ise bu hafta ABD’den 10 milyar dolarlık döviz istikrar fonu talep etti.

Dünya Bankası’nın haziran ayı tahminleri, düşük ve orta gelirli ülkelerin %40’ının ya halihazırda borç sıkıntısı içinde olduğunu ya da bu duruma düşme riskinin yüksek olduğunu ortaya koydu.

Gill, bu sayının 32 ülkeye tekabül ettiğini fakat faiz oranları yükselirse bu sayının hızla artabileceğini belirtti ve borçlarını ödeyemese bile diğer ülkelerin uzun vadeli büyüme beklentilerinin düşebileceğini ekledi.

“Bu, yavaş yavaş ilerleyen bir tren kazası gibi,” diyen Gill, borçlarını ödeyen ülkelerin, gelecekteki büyümeyi desteklemek için gerekli olan eğitim, sağlık ve diğer alanlardan kaynaklarını tüketmek zorunda kalacaklarına dikkat çekti.

Dünya Bankası verilerine göre, gelişmekte olan ve gelişen ülkelerin ortalama borç-GSYİH oranı 2025 yılında yaklaşık %74 olarak gerçekleşti; bu oran, 2019 sonlarında başlayan pandemiden önceki %50-55 civarındaki oranların oldukça üzerinde. Düşük gelirli ülkeler için bu oran, yaklaşık %40’tan %67’ye yükseldi.

Gill, bazı ülkelerin duruma göre borç affına ihtiyaç duyacağını belirtti.

Dünyanın en büyük ekonomileri olan ABD, Çin ve Hindistan’ın savaşın etkisinden nispeten korunmuş olduğunu ve her birinin farklı dayanıklılık kaynaklarından faydalandığını söyledi. Ancak gelişmekte olan ülkeler daha büyük zorluklarla karşı karşıya kaldı.

Borç kırılganlıkları arttıkça, G-20 büyük ekonomileri borç yeniden yapılandırma sürecinde reformlar konusunda ilerleme kaydetmiş olsa da, iyileşmeler yavaş gerçekleşti.

Bununla birlikte, gelişmekte olan ülkeler için bazı iyi haberler de olduğunu belirten Gill, Dünya Bankası’nın bu ülkelerin yapay zekaya hazırlık durumuna ilişkin yeni bir analizinde, gelişmekte olan teknolojiden ve bunun vaat ettiği verimlilik artışlarından faydalanabileceklerinin ortaya çıktığını kaydetti. Gill, yoksul ülkelerdeki insanların yaklaşık %10’unun yapay zekadan olumsuz etkilenme olasılığı olduğunu, buna karşılık zengin ülkelerde bu oranın yaklaşık %30-40 olduğunu belirtti.

Gill sözlerine şöyle devam etti:

“Dolayısıyla bu ülkeler için yapay zeka büyük bir kazanç olabilir. Gelişmekte olan ülkeler, yapay zekanın etkisine ilişkin olarak gelişmiş ülkelere kıyasla çok daha iyimser olmalı.”

Gill, yapay zekanın büyümeyi on yıllardır görülmemiş seviyelere geri getirmeye potansiyel olarak yardımcı olabileceğini, ancak bunun muhtemelen bu on yıl içinde gerçekleşmeyeceğini de sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English