Bizi Takip Edin

Rusya

Rusya istihbaratı: Britanya, yaptırım için ‘çevre felaketi’ tezgâhlayacak

Yayınlanma

Rusya Dış İstihbarat Teşkilatı (SVR), Britanya’nın Rus petrolü taşıyan bir tankeri batırmayı planladığını duyurdu. SVR’ye göre Londra’nın amacı, bir çevre felaketi yaratarak Washington’ı Rusya’dan enerji kaynağı alan ülkelere karşı en sert ikincil yaptırımları uygulamaya zorlamak. Sabotaj operasyonunun, NATO müttefiklerinin desteğiyle Ukrayna tarafından gerçekleştirilmesinin planlandığı öne sürüldü.

Rusya Dış İstihbarat Teşkilatı (SVR), Britanya’nın Rus petrolü taşıyan tanker filosuna karşı büyük bir sabotaj hazırlığında olduğunu bildirdi.

SVR’nin açıklamasına göre, Londra’nın temel hedefi, Washington’ı Rusya’nın enerji kaynaklarını satın alan ülkelere yönelik mümkün olan en sert ikincil yaptırımları uygulamaya mecbur bırakmak. Bu faaliyetin başlangıcının ise “bir veya daha fazla tankerle ilgili ses getirecek bir olayla” verilmesi planlanıyor.

SVR, olayların gelişebileceği iki muhtemel senaryo üzerinde duruyor. İlk senaryo, “istenmeyen” bir tankerin “deniz yollarının dar geçitlerinden birinde” kaza yapmasının organize edilmesini içeriyor.

Britanya’ya göre, petrol sızıntısı ve geçiş yolunun kapanması, NATO’ya gemileri güvenlik standartlarına uygunluk açısından denetleme gerekçesi sunacak.

İkinci senaryoya göre ise Londra, “Rusya’ya dost bir ülkenin limanında” enerji kaynaklarının boşaltılması sırasında bir tankeri ateşe vermeye çalışacak.

Çıkacak yangının, alıcı ülkenin ulaşım altyapısına ciddi zarar vermesi ve diğer gemilerde arızalara yol açarak uluslararası bir soruşturma başlatılmasını gerektirmesi hedefleniyor.

Her iki senaryo da Rus petrolü ithal eden ülkelerin “trajedinin dolaylı failleri” olarak gösterilmesini öngörüyor. Bu durumun, ABD’nin bu ülkelere yönelik “mümkün olan en sert ikincil yaptırımların” uygulanması teklifini sunmasına olanak tanıyacağı belirtiliyor.

Sabotajın organizasyonu için Londra’nın NATO’daki müttefiklerini de sürece dahil etmeyi planladığı, operasyonun faillerinin ise Ukraynalılar olacağı iddia ediliyor.

Hindistan, Trump’ın tehditleri üzerine Rusya petrolüne ambargoya hazırlanıyor

Batı’nın ‘gölge filo’ ile mücadelesi

Geçen ayın başında Financial Times gazetesi, Britanyalı yetkililerin Manş Denizi’nde her ay 40’tan fazla tankeri denetlediğini yazmıştı. Habere göre, gemilerin bekletilme nedeni, Batı yaptırımlarını delerek Rus petrolü taşıdıkları yönündeki şüphelerdi. Gazetenin verilerine göre, Ekim 2024’ten Haziran 2025’e kadar 343 tanker alıkonuldu.

Ancak Moskova’nın gölge filosuna ulaşmaya çalışan tek NATO üyesi Londra değil. Mayıs ayında Estonya, uluslararası sularda Gabon bayraklı Jaguar adlı tankeri durdurmaya çalışmıştı. Hindistan’ın Sikka limanından yola çıkıp Rusya’ya giden gemi; devriye botları, bir helikopter, bir uçak ve Polonya Hava Kuvvetlerine ait MiG-29 savaş uçakları tarafından takip edilmişti.

Tallinn, gemiyi Estonya makamlarının alıkoyma işlemi yapabileceği bir deniz sahasına yönlendirmeye çalıştı. Fakat mürettebat, provokasyonlara boyun eğmeyerek rotasını korudu. Baltık ülkesinin komuta kademesi, mürettebatı gemiye çarpma tehdidinde bulunmuş ve helikopterle gemiye asker indirmeye çalışmıştı. Son dönemde AB de tankerlere yönelik çok sayıda yaptırım uyguluyor.

“Amaçları şüpheli”

Vzglyad gazetesine konuşan ekonomist İvan Lizan, “SVR tarafından sıralanan senaryoların her ikisi de bence eşit derecede tehlikeli. Teorik olarak Londra, tankerlerden birinin ambarına mayın döşeyip onu Malta açıklarında bir yerde patlatabilir. Daha önce benzer operasyonlar gördük. Örneğin, Leningrad Oblastı’nda Batı güçleri tarafından amonyak taşıyan bir gemiye terör saldırısı düzenlenmişti,” diye anımsattı.

Lizan, “Ekolojik açıdan bu tür eylemlerin sonuçları feci olabilir ancak siyasi mantıklılığı pek çok soru işareti barındırıyor. İngilizler neyi başarmaya çalışıyor? Çin ve Hindistan’ı Rus enerji kaynaklarından vazgeçmeye mi zorlamak istiyorlar? Bu işe yaramaz. Bizim petrolümüzün alımı bu ülkelerin ekonomileri için hayati önem taşıyor,” ifadelerini kullandı.

Söz konusu uzmana göre AB, bu alanda Moskova ile işbirliğini zaten kendisi sonlandırdığı için Brüksel’in ek bir teşvike ihtiyacı yok.

Lizan, “İkincil yaptırımlar için gerekçe yaratmak da şüpheli bir girişim. Sorun, kısıtlamaları organize etme iradesinde değil, bu kısıtlamaların başlatılma yaklaşımında yatıyor,” diye açıkladı.

Lizan, “Zira ABD ve müttefikleri yıllardır yaptırımlarla ‘herkes tarafından kabul edilen’ kötüleri cezalandırdı. Washington, ‘korkunç’ Moskova imajını kolektif Batı’daki sıradan insanlara satmayı başardı. Bu yüzden bize karşı kısıtlamalar getirilmesi en azından doğal ve mantıklı görünüyor. Ancak Çin ve Hindistan şu anda askeri ihtilaflara katılmıyor. Onların tek suçu Rus petrolü satın almaları. Oysa bu devletlerin her birinin nüfusu bir milyarı aşıyor. Dolayısıyla, devasa miktarda enerji kaynağına temel ihtiyaçları var,” diye belirtti.

Lizan, “Hiç kimse onlara Moskova ile aynı miktarda ve aynı fiyatta enerji sağlayamaz. Dolayısıyla Batı, Pekin ve Yeni Delhi’yi sadece kendi ulusal çıkarlarını sağladıkları için cezalandırmak niyetinde. Bu, gerçeğe dönüşmesi halinde ABD’ye yönelik uluslararası güveni önemli ölçüde sarsacak bir saçmalık. Ancak bu kadar derin konulara girmesek bile, Çin’e yönelik ikincil yaptırımlar Washington’ı Pekin ile gelecekteki ticaret anlaşmaları yapma imkânından tamamen mahrum bırakacaktır. Bu, Moskova’yı yaralamak gibi hayali bir şans uğruna Donald Trump’ın göze almaya hazır olmadığı aşırı yüksek bir risk,” diye vurguladı.

Lizan, “Rusya’nın ise ideal koşullarda Londra’nın planlarının uygulayıcılarını yakalayıp onlardan sabotaj organizasyonunun tüm yapısı hakkında bilgi alması gerekirdi. Ancak SVR raporunun yayımlanmasından sonra Britanya’nın bu planı hayata geçirmeye hazır olacağını sanmıyorum,” diye ekledi.

“Riskler son derece yüksek”

Rusya hükümetine bağlı Finans Üniversitesi ve Ulusal Enerji Güvenliği Fonu (FNEB) uzmanı İgor Yuşkov ise Britanya’nın planlarının hayata geçirilmesinin Rusya için ekonomik risklerini “son derece yüksek” olarak değerlendiriyor.

Yuşkov, “Londra, Moskova ile ticaretin uluslararası toplum için neden tehlike taşıdığına dair somut bir örneğe ihtiyaç duyuyor,” diye açıkladı.

Yuşkov, “Çevrenin kirletilmesi bu bağlamda farklı devletlerin tutumları üzerinde baskı kurmak için oldukça işlevsel bir araç. Bu nedenle SVR’nin bildirdiği patlamalar oldukça muhtemel. Ayrıca son zamanlarda bazı yerli limanlarımızda benzer olaylar yaşandı. Endişelenmemiz gereken şeyler var. Özellikle Kuzey Akım hatlarının patlatılmasından sonra bu alanda aşırı paranoyadan bahsetmek akıllıca olmaz. Ek bir güvenlik sistemi getirilmesi ve tanker denetim tedbirlerinin güçlendirilmesi tamamen haklı eylemlerdir,” değerlendirmesinde bulundu.

“Trump’ın zayıflığı Londra’nın işine yarayabilir”

Öte yandan siyaset bilimci Dmitriy Drobnitskiy, Estonya’nın daha önce Rus petrolünün taşınmasıyla mücadele etmeye çalıştığını hatırlatarak, “Fakat Moskova, Tallinn’e bu tür ‘manevraların’ iyi sonuçlanmayacağını net bir şekilde gösterdi. Şimdi ise Batı, oyuna daha büyük bir balık sürmeye karar verdi. Britanya, tarihsel olarak dünya genelinde sabotajlar gerçekleştirme konusunda uzmanlaşmıştır,” dedi.

Drobnitskiy, “Elbette Londra’nın planları cüretkâr olarak nitelendirilebilir. Eğer bu bilgi mart veya nisan aylarında ortaya çıksaydı, Donald Trump’ın İngiliz kraliyetinin küstahlığına öfkeleneceğini düşünüyorum. Muhtemelen Keir Starmer ile bizzat konuşmaya ve onu tanker patlatma organizasyonundan vazgeçirmeye çalışırdı. Ancak o zamanlar Beyaz Saray’ın başkanı zirvedeydi. Bugün ise ABD’de onu canı isteyen herkes ‘ısırıyor’. Başkanlığının ilk aylarındaki şevkini kaybetti ve bu, Ukrayna’daki ihtilafa ilişkin tutumunda açıkça görülüyor. Her hafta bu tutumu, önceki ABD yönetiminin siyasetine daha fazla benziyor,” diye belirtti.

Uzman, “Trump, Moskova’ya baskı yapmaya yöneliyor, bu da Londra’nın planlarının işe yarayabileceği anlamına geliyor. Dahası, sabotaj Britanya’nın diğer Avrupa güçleriyle diyaloğunu da bozmayacaktır. Batı bugün son derece şekilsiz bir durumda: Washington ve Brüksel kampı içindeki ihtilaflar yapay olarak yatışıyor. Eski Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un ofisinin dinlendiği haberi, Kuzey Akım hatlarının patlatılması… Bu olaylardan herhangi biri on yıl önce yaşansaydı, pek çok siyasetçinin boğulacağı devasa bir ihtilafa dönüşme riski taşırdı. Ama bugün böyle bir yankı yok,” diye ekledi.

Ayrıca Drobnitskiy, “Bu yüzden Londra’nın elleri fazlasıyla serbest. Dahası, Rusya ile diyalogda sert bir çizgi taraftarı olan Amerikalı yetkililer, muhtemelen Britanya’nın planlarından haberdar edildi. Trump’ı uyarmaya ise gerek yok: Sonbaharda Kongre’nin sadakatini kaybetme riskiyle karşı karşıya, bu da fiilen onun iktidarını çökertecektir,” diye konuştu.

Rusya hükümetine bağlı Finans Üniversitesi’nde araştırmacı ve FNEB’in önde gelen uzmanlarından Stanislav Mitrahoviç ise Batılı ülkelerin uzun zamandır Rusya’nın enerji kaynaklarını taşımak için kullandığı tankerleri “karalamaya” çalıştığını söyledi.

Mitrahoviç, “Her yola başvuruyorlar: Gemilerin kayıtlı olduğu yerleri eleştiriyorlar, sigortalarında ‘hatalar’ buluyorlar. Ancak bu tür şeyler tüm dünyayı işbirliğinden vazgeçmeye ikna edemediği için İngilizler dikkat çekici bir sabotaj düzenlemeye karar verdi. Fakat yerli şirketler ve nakliyatçılar da ‘dünkü çocuk değil’. Moskova’nın, hasımlarının planının gerçekleşmesini önleyecek bir yol bulacağından eminim,” diyerek sözlerini tamamladı.

Financial Times: Witkoff Moskova’dan eli boş dönerse Trump küplere binecek

Rusya

Telegram kanalı Rıbar’ın kurucusu Mihail Zvinçuk Karadağ’da gözaltına alındı

Yayınlanma

Rus Telegram kanalı Rıbar’ın kurucusu Mihail Zvinçuk ve ekibi, Karadağ’da AB entegrasyonu belgeseli çekme şüphesiyle yürütülen polis operasyonunda gözaltına alındı. Operasyonun Risan kentinde düzenlendiği ve Zvinçuk’un eşi dahil beş kişinin alıkonulduğu aktarılırken, ABD Dışişleri Bakanlığı daha önce proje yöneticileri hakkında 10 milyon dolarlık bilgi ödülü duyurmuştu.

Rusya merkezli “Rıbar” (Rybar) adlı Telegram kanalının kurucusu Mihail Zvinçuk ve beraberindeki çalışanlar Karadağ’da gözaltına alındı.

Karadağ’da yayımlanan Vijesti gazetesinin güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Zvinçuk, ülkenin Avrupa Birliği (AB) ile entegrasyonu ile bu sürecin Karadağ turizmi ve ekonomisi üzerindeki etkilerine dair çekim yaptığı şüphesiyle alıkonuldu.

Haberde, Rıbar temsilcilerinin Karadağ’ın vize politikasını AB standartlarına uyarlama kararı üzerine bir belgesel çekmeyi planladığı kaydedildi.

Haberde ayrıca Karadağ istihbarat birimlerinin proje temsilcilerinin ülkeye gelişinden haberdar olduğu ve ekibi birkaç gün boyunca takip ettiği aktarıldı.

Operasyonun Karadağ polisi ile Ulusal Güvenlik Ajansı işbirliğinde yürütüldüğü bildirildi.

Zvinçuk ve beraberindekilerin 9 Ekim sabahı Karadağ’ın Risan kentinde gözaltına alındığı belirtildi.

Yakalananlar arasında Zvinçuk’un eşi ve projenin çalışanı Valeriya Zvinçuk ile üç kişinin daha yer aldığı kaydedildi.

Rıbar ekibi suçlamaları reddetti

Rıbar ekibi, kurucuları dahil Rus vatandaşlarının gözaltına alındığını doğrulayarak ülkede yasal gerekçelerle kaldıklarını ve yerel yasaları ihlal etmediklerini açıkladı.

Proje temsilcileri, Çetinye Manastırı’nda çekim yapmayı planladıklarını ve bunun için önceden resmi başvuruda bulunduklarını ifade etti. Ekip, Rusya Dışişleri Bakanlığı ile iletişim halinde olduklarını ve gözaltındakilerin serbest bırakılmasını beklediklerini duyurdu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Karadağ’daki Rusya Büyükelçiliğinin olayın ayrıntılarını araştırdığını bildirdi.

Bünyesinde Telegram kanalı, Rutube kanalı ve VKontakte topluluğu barındıran Rıbar projesi, internet sitesinde hedefini “Basit ve etkili bir şekilde bilgi savaşı yürütmeyi ve Rusya’yı doğru taraftan göstermeyi biliyoruz” ifadeleriyle tanımlıyor.

Şirketleşme adımı Mart 2023’te atılan “Rıbar” limited şirketinin genel müdürü ve kurucu ortağı Mihail Zvinçuk olurken, eşi Valeriya Zvinçuk da üç kurucu ortaktan biri olarak kayıtlarda yer alıyor.

Şirketin ana faaliyet alanı reklam ajansı hizmetleri, gazete basımı ve diğer matbaacılık faaliyetleri olarak belirtiliyor.

ABD ve İngiltere’nin yaptırım listesindeydi

ABD Dışişleri Bakanlığı, Ekim 2024’te Rıbar ile bağlantılı kişilerin tespit edilmesini veya yerlerinin belirlenmesini sağlayacak bilgiler için 10 milyon dolara kadar ödül koymuştu.

Yayımlanan listede Mihail Zvinçuk’un yanı sıra kurumun “kreatif direktör” olarak tanımladığı Valeriya Zvinçuk da yer almıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı, projenin “ABD seçimlerine müdahale faaliyetlerinde yer aldığını” kaydetmişti.

İngiltere yönetimi ise 9 Aralık 2025’te Zvinçuk ile Rıbar projesine yönelik yaptırım kararı almış, Temmuz 2026’da kısıtlamaları projenin 10 yönetici ve çalışanını kapsayacak şekilde genişletmişti. Yaptırımlar varlıkların dondurulmasını ve seyahat yasağını kapsıyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

Ryabkov: ABD ve Ukrayna ile üçlü müzakere planı gündemde değil

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, Ukrayna ile savaşı sonlandırmaya yönelik ABD arabuluculuğundaki üçlü müzakereleri yakın zamanda başlatma planlarının olmadığını duyurdu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çatışmanın stratejik çıkmaza girdiğini ve diplomatik çözüm ihtimalinin görünmediğini belirtti.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, ABD’nin arabuluculuğunda Ukrayna ile savaşı sonlandırmaya yönelik müzakereleri yakın zamanda yeniden başlatma planlarının olmadığını açıkladı.

RIA Novosti’nin aktardığına göre Ryabkov, “Bugün itibarıyla bu formatta temas kurmaya yönelik güncel bir plan yok. Bundan sonrasının nasıl gelişeceği bize bağlı değil” ifadelerini kullandı.

Üçlü çözüm görüşmelerinin durmasından Ukrayna’yı sorumlu tutan Ryabkov, Moskova’nın bu tür temaslara açık kalmayı sürdürdüğünü kaydetti.

Gelişmenin öncesinde perşembe günü açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın “stratejik çıkmaza” girdiğini ve krizin diplomatik yollarla çözülme ihtimalinin şu aşamada “görünmediğini” belirtti.

Mevcut durumun “çatışmanın tırmanması” riskini barındırdığına dikkati çeken Rubio, sürecin diğer ülkeleri de içine çekerek daha geniş çaplı bir gerilime dönüşebileceği uyarısını dile getirdi.

Rubio, buna karşın ABD’nin barış anlaşmasına varılmasına katkı sağlamaya hazır olduğunu aktardı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 25 Eylül’de yaptığı açıklamada Ukrayna ile müzakerelerin yeniden başlamasına dair önerilerin masada olduğunu belirtmiş, ancak Devlet Duması seçimlerinin ana gününden önceki gece düzenlenen geniş çaplı insansız hava aracı saldırısı nedeniyle verilecek karşılığı değerlendirmesi gerekeceğini söylemişti.

Oylamanın ardından diyaloğa dönmeye hazır olduklarını öne süren Putin’in yanı sıra Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Moskova’nın ekim ayında ABD’nin katılımıyla üçlü bir toplantı yapılmasını beklediğini duyurmuştu.

Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kirill Budanov da aynı formatta görüşmelerin ekim ayında düzenleneceğini bildirmişti.

Yaptırımlar ve diplomasi trafiği temasları tıkadı

Söz konusu müzakere sürecinin seyri, ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya’ya yönelik ağır yaptırım yasasını onaylamasıyla değişti.

Peskov, kararın çözüm arayışlarını zorlaştırdığını ve barış odaklı müzakere zeminine dönüş için koşulların ortadan kalktığını ifade etti.

Savaşın sona erdirilmesine yönelik üçlü temaslar 2026 yılının ocak ve şubat aylarında iki kez Abu Dabi’de, bir kez de Cenevre’de düzenlendi. Hem İsviçre hem de BAE, diplomatik görüşmeler için yeniden ev sahipliği yapabileceklerini duyurdu.

Görüşmeleri sonbaharda yeniden başlatmak isteyen ABD’de Başkan Trump, eylül ayı başında temsilcileri Steve Witkoff ile Jared Kushner’ı Moskova ve Kiev’e gönderdi.

Financial Times’ın haberine göre temaslarda belirgin bir ilerleme kaydedilemedi; Putin Ukrayna’dan Donbass’ı teslim etmesini istemeyi sürdürürken Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy bu şartı reddetti.

Bloomberg’e konuşan kaynaklar da Putin’in tutumunu yumuşatma eğilimi göstermediğini, aksine Ukrayna’yı teslim olmaya zorlamak amacıyla ülkenin enerji ve ısıtma altyapısına yönelik saldırıları artırma kararı aldığını öne sürdü.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rus ekonomistler Merkez Bankasının faiz indirimi takviminde ayrıştı

Yayınlanma

Rusya’da ekonomistler, Merkez Bankasının politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tutarak indirim sürecine ara vermesinin ardından atılacak adımların zamanlaması konusunda görüş ayrılığı yaşadı. Uzmanlar mevcut kredi dinamiklerini, enflasyon beklentilerini ve aranın süresine bağlı olarak reel faizlerin yüzde 10 ila 11 düzeyine çıkma olasılığını tartıştı.

Rusya’da düzenlenen “Gerçek Gelecek” adlı yatırım forumunda bir araya gelen ekonomistler, Rusya Merkez Bankasının politika faizini indirme sürecine verdiği aranın ne kadar sürmesi gerektiği konusunda farklı görüşler dile getirdi.

Sberbank Başkan Yardımcısı Taras Skvortsov, Merkez Bankasının faiz indirimlerine uzun bir ara vermemesi gerektiğini belirtirken, İktisadi Bilimler Fakültesi Profesörü Oleg Vyugin bu aranın şubata kadar korunmasını önerdi.

Tretiy Rim Makroekonomik Araştırmalar Merkezi Başekonomisti Grigoriy Çepkov ise bekleme süresinin uzamasının ekonomik büyüme açısından riskler doğurabileceğine işaret etti.

Sberbank: Kredi artışı kalıcı değil, faiz indirimine ara verilmemeli

Mevcut kredi büyüme hızının kalıcı bir artış olarak görülmemesi gerektiğini savunan Skvortsov, temmuz ayında tüzel kişilere verilen kredilerdeki yaklaşık iki katlık artışın, büyük ölçüde tek bir banka içinde bankalar arası kredilerden şirket kredilerine aktarılan yaklaşık 1 trilyon rublelik borçtan kaynaklandığını ifade etti.

Skvortsov, konut kredilerinde ağustos ve eylül aylarında görülen büyümenin önemli bir bölümünün de “Aile İpoteği” programının koşullarında beklenen değişikliklerle ilişkili olduğunu bildirdi.

Merkez Bankasının bu ayrıntıları inceleme imkanı olduğunu kaydeden Skvortsov, mevcut politika faizinin genel olarak ekonomi için çok yüksek kaldığını ve uzun aralar verilmemesi gerektiğini söyledi.

Bütçe gerçekleşmeleri ve enflasyon baskısı farklı stratejiler doğuruyor

Bütçe planının nasıl uygulanacağını görmek amacıyla faiz indirimine verilen aranın şubata kadar sürdürülmesini öneren Vyugin, gelecek yılın ilk çeyreğinin durumu değerlendirmek için bir başlangıç noktası olacağını belirtti.

Vyugin, yüksek enflasyon beklentileri nedeniyle faizi indirmenin mümkün görünmediğini, aynı zamanda faiz artırımı için de yeterince güçlü gerekçeler bulunmadığını ifade ederek en iyi tercihin gelecek yılın ilk çeyreğindeki eğilimi görmek olduğunu kaydetti.

Merkez Bankasının verdiği arayı haklı gördüğünü ancak sürecin uzamasının orta vadede uzun vadeli ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebileceğini belirten Çepkov, genel enflasyonun yarısından fazlasının arz şoklarından kaynaklandığını ve ekonominin bu şoklarla başa çıktığını ifade etti.

Bu tür arz şoklarının ek bir parasal sıkılaşma gerektirmediğini dile getiren Çepkov, faizin yüzde 14 seviyesinde tutulması durumunda reel faizlerin mevcut yüzde 7,5 düzeyinden yüzde 10 ila 11 aralığına yükselebileceğini ve Merkez Bankasının gecikmemesi gerektiğini vurguladı.

Rusya Merkez Bankası, 11 Eylül’deki toplantısında politika faizini değiştirmeyerek yüzde 14 düzeyinde bırakmıştı. Bu adım, Nisan 2025’ten bu yana faizin sabit tutulduğu ilk karar oldu.

Banka, Haziran 2025 ile Temmuz 2026 döneminde art arda düzenlenen 10 toplantının tamamında faiz indirimine gitmişti.

Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, toplantının ardından düzenlediği basın toplantısında yönetim kurulunun indirim seçeneğini ele almadığını, yalnızca faizin sabit tutulmasını değerlendirdiğini belirtmişti.

Bankanın 2027-2029 dönemine ilişkin para politikası taslağındaki temel senaryoya göre, 2027 yılında ortalama politika faizinin yüzde 10,5 ila 12,5 aralığında gerçekleşmesi bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English