Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupalı otomobil üreticileri Çinli rakiplerine yöneliyor

Yayınlanma

Zor günler geçiren ve birçok üretim bandında üretimi durduran Avrupa otomotiv sektörü, durumu toparlamak için Çinli firmalara yöneliyor.

Financial Times’ta (FT) yer alan haberde başta İtalya olmak üzere birçok ülkede yer alan fabrikaların zor durumu anlatılıyor.

Örneğin, bir zamanlar yerel ekonominin motoru olan ve Roma’nın sadece 130 km güneydoğusunda yer alan Fiat’ın geniş Cassino otomobil fabrikası, neredeyse terk edilmiş gibi ıssız bir havaya bürünmüş durumda.

Fabrikanın 2.200 çalışanı ayda sadece birkaç gün işe çağrılıyor. 2026 yılının ilk yarısında sadece 6.700 otomobil üretildi ki bu rakam, 300.000 adetlik yıllık kapasitenin çok küçük bir kısmı.

40 yaşında ve üç çocuk annesi olan Denise Tisci, mayıs ayından beri hiç vardiyaya çıkmadı ve fabrikadaki diğer işçiler gibi devletin geçici işten çıkarma programına bağımlı durumda.

2007 yılından beri fabrikada çalışan Tisci, “Birçok şeyden tasarruf ettik, çocukları pizza yemeye götürmek gibi temel ve basit bir şeyden bile. Çocuklarımızın yüzüne bakmak zorunda kalmak çok aşağılayıcı,” diyor.

Fiat çalışanları, otomobil üreticisinin sahibi Stellantis’in, İspanya ve Fransa’da Leapmotor ve Dongfeng ile yaptığı son anlaşmalara benzer şekilde, Cassino fabrikası için bir Çin çözümü aramasını bekliyor.

Avrupa otomotiv sektörü krizde

Bu durum sadece Fiat’a özgü değil; çünkü giderek daha fazla Avrupalı otomobil üreticisi, kısmen bu bölgeye yaptıkları hızlı girişten kaynaklanan sorunları çözmek için Çinli rakiplerine yöneliyor.

Stellantis’in Avrupa operasyonları başkanı Emanuele Cappellano, FT’ye verdiği demeçte, şirketin Çin’deki son ortaklıkları hakkında şunları söyledi:

“Bu sadece hayatta kalmak ve yeni rakiplerimize yetişmek için bir yol değil, aynı zamanda Avrupa’da satış hacmini artırmak ve büyüme sağlamak için bir fırsat.”

Grubun İtalya’daki fabrikaları için tam kapanma seçeneği gündemden çıkarıldı ve Cappellano, Cassino için yıl sonuna kadar bir çözüm bulunacağını belirtti.

Şirket, zor günler geçiren Maserati markasını yeniden canlandırmak için bir ortak ararken, olası senaryo, halihazırda birlikte çalıştığı bir Çinli grupla işbirliği yapmak.

Bu, ya elektrikli araç (EV) ortak girişim ortağı Leapmotor ya da devlet şirketi Dongfeng olabilir.

Cassino Belediye Başkanı Enzo Salera, “Üretimini bu fabrikalara taşıyan herhangi bir iş ortağı bizim için sorun değil. Otomotiv sektöründeki kriz tüm ekonomiyi etkiliyor,” derken, yerel perakendeciler ve restoranların da bu durumdan ciddi şekilde etkilendiğini belirtti.

Avrupa otomotiv üretimi, kıtanın GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 7’sini oluşturuyor ve yaklaşık 14 milyon kişiye istihdam sağlıyor.

Bölgedeki otomobil satışlarının hâlâ salgın öncesi seviyelerin yaklaşık 3 milyon altında kalması ve Çinli rakiplerin pazar payını artırması nedeniyle, diğer şirketler de hayatta kalmak için yeni stratejileri benimsemeye başladı.

Alman otomotiv sektörü yol ayrımında

Nissan, Birleşik Krallık’ta Chery ile işbirliği yapıyor; Volkswagen, Xpeng ile görüşmelerini sürdürüyor; Ford ise İspanya’da Geely ile bir anlaşma imzaladı.

Ford’un Avrupa başkanı Jim Baumbick, geçen hafta Geely ile yapılan iş birliğini açıklarken, “Avrupa’daki ortam sonsuza dek değişti. Hedef, en düşük maliyete ulaşmak,” demişti.

AlixPartners’a göre, Avrupa otomotiv sektöründe tesis kullanım oranının yüzde 60’ın altında seyretmesi nedeniyle, toplamda yaklaşık 2,5 milyon araçlık üretim kapasitesi potansiyel olarak boşta kalmış durumda.

Stellantis, bazı sektör yöneticilerinin kısa vadeli bir çözüm olarak gördüğü fakat yerel tedarik zincirleri ve teknolojik bilgi birikimi güçlendirilmediği takdirde nihayetinde kendi kendini yok etmeye giden bir yol olarak değerlendirdiği bir stratejiye daha da ağırlık veriyor.

Stellantis, İspanya ve Fransa’daki fabrikalarında Leapmotor ve Dongfeng’i bu tesislerde model üretmeye davet etti.

Dongfeng anlaşması, Brittany bölgesindeki Rennes’te bulunan 1960’lardan kalma bir fabrikayı kurtarmaya yardımcı olabileceği için Fransa’daki işçiler tarafından da geniş çapta kabul gördü. 

Ülkedeki diğer birçok Stellantis fabrikası gibi, bu fabrika da tek bir montaj hattına indirgenmiş ve çevresindeki araziler satılmıştı.

Stellantis’te Fransız CFE-CGE sendikasının temsilcisi Laurent Oechsel, “Şu anda Çin yapımı otomobiller limanlarımızda bulunuyor. Tekstil sektörünün bir dönem yaptığı gibi buna karşı mücadele etmeye devam etmek mi istiyoruz, yoksa Çinlilerle birlikte Fransa’da otomobil üretimine devam etmek mi istiyoruz?” diye soruyor.

Avrupalı politika yapıcılar, otomobil üreticileri ve sendikalar için önündeki zorluk, üretim ortaklıklarının istihdamı korurken, Çin teknolojisiyle bölgenin tedarik zincirlerini güçlendirmesini sağlamak.

Toyota ve Jaguar’dan “Made in Europe” uyarısı

Şu anda, Avrupa’da üretilmiş olarak tanıtılan birçok Çinli otomobil, çoğunlukla Çin’de üretilen parçalarla donatılıyor ve daha sonra son montaj için AB’ye sevk ediliyor.

İtalya Sanayi Bakanı Adolfo Urso, FT’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Amaç, fabrikayı doldurup ayakta tutabilecek ve tedarik zincirini korumaya yardımcı olabilecek teknolojik bir endüstriyel ortaklık kurmaksa, bu memnuniyetle karşılanır. Tabii ki insanlar İtalya’ya üretim yapmak için geliyorsa; montaj yapmak için değil.”

Ortaklıklar otomobil üreticileri arasında olağan bir durum ama Avrupalı otomobil üreticileri, Çinli ortaklıklar sayesinde otomobil üretimini daha hızlı ve daha ucuza yapmayı öğrenmeyi umuyor.

Karşılığında ise Çinli markalar, kıtaya yönelik yatırım akışını artırmak, yeni istihdam olanakları yaratmak ve teknoloji ile beceri transferinin önünü açmak amacıyla Brüksel’in 2027 yılının ortalarında yürürlüğe koymayı planladığı katı yeni yerel içerik kuralları öncesinde Avrupa’daki üretimlerini artırmak istiyor.

Sanayi Hızlandırıcı Yasası kapsamında AB, otomobil parçalarının sübvansiyonlardan veya kamu ihalelerinden yararlanabilmesi için yüzde 70’lik bir yerel içerik eşiği getirilmesini öneriyor. Ayrıca ileride yerel batarya üretiminin de başlaması bekleniyor.

En büyük belirsizlikler arasında, Çinli şirketlerin teknolojik bilgi birikimini ve fikri mülkiyet haklarını ne ölçüde devredecekleri ve Avrupa menşeli bileşenleri ne kadar çabuk kullanmaya başlayacakları yer alıyor.

Hükümetin, pil üreticisi CATL, Chery ve MG’nin sahibi SAIC gibi Çinli şirketleri fabrika kurmaları için başarıyla ikna ettiği İspanya’da ise, teknoloji transferleri ile kullanılacak yerel işgücü ve bileşenlerin oranı konusunda henüz bir garanti alınamadı.

Stellantis, “talep azlığı” nedeniyle Torino’da Fiat 500’ün üretimini durduracak

Parça üreticilerinin istihdam ettiği işçi sayısı otomobil üreticilerinin istihdam ettiği işçi sayısının iki katı olduğu otomotiv tedarik zincirinde büyük bir endişe hakim.

Cassino fabrikası için metal çamurluk üreten bir şirkette çalışan 62 yaşındaki Marco Leone, “Tedarik zincirinde çalışan bizler risk altında olabiliriz,” dedi.

Benzer endişeler, Nissan’ın gelecek yıldan itibaren Sunderland fabrikasındaki üretimi Chery ile paylaşma anlaşmasını da çevreliyor.

Görüşmelerden haberdar olan kaynaklar, Jaecoo ve Omoda markalarının da sahibi olan Çinli grup için üç modelin üretileceğini belirtti.

AutoAnalysis danışmanlık şirketini yöneten otomotiv üretim uzmanı Ian Henry, “Diyelim ki ilk yıl, otomobiller esasen Çin’den gelen kitlerden üretiliyor. Bu, montaj hattındaki işçiler için harika bir durum fakat Nissan’ın pres atölyesi, karoseri atölyesi ve boyahane çalışanları ile yerel dış tedarikçiler için mutlaka o kadar da iyi olmayabilir,” diye uyarıyor.

Henry, Chery’nin AB’ye ihracat yapabilmesi için yerelleştirme oranını hızla artırması gerektiğini ama zaman çizelgesinin belirsiz olduğunu ve Birleşik Krallık’ta üretilen otomobillerin “Made in Europe” çerçevesine dahil edilip edilmeyeceği konusunda görüşmelerin sürdüğünü ekledi. 

Görüşmelere yakın bir kaynak, Birleşik Krallık’taki tedarikçilerden yararlanmanın daha yüksek maliyetinin de bir sorun olduğunu belirtti.

Çinli otomobil yöneticileri, yerel tedarik zincirlerini kullanmaya kararlı olduklarını vurguluyorlar fakat bu geçişin bir gecede gerçekleşmeyeceğini kabul ediyorlar.

Chery International’ın icra başkan yardımcısı Charlie Zhang, FT’ye yaptığı açıklamada şöyle dedi:

“Yerelleştirme kademeli bir süreç; bu süreç takvime göre değil, tedarik zincirlerinin olgunluğuna, maliyet yapılarına ve yerel endüstriyel ekosistemin bir parçası olmaya hazır olup olmadığımıza göre ölçülür.”

Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Analistlere göre, Çin’deki durgun talep ve ihracatı artırma baskısı, Avrupa’daki yerelleşmeyi engelleyen başlıca faktörler.

Hükümetin üreticilere atıl kapasitelerini kullanmaları yönünde baskı yapmasıyla, Çin’in küresel ihracatı bu yıl yüzde 41 artarak 10 milyon adedin üzerine çıkacak.

Kepler Cheuvreux’un otomotiv araştırma başkanı Thomas Besson, “Çin’deki yerel talep beklentilerin çok altında kaldığı için Çinli otomobil üreticileri üzerinde ihracat yapma baskısı çok daha büyük. Çinli otomobil üreticileri, bu konuyu ve niyetlerini sıkça dile getirmelerine rağmen, Avrupa’da henüz ciddi miktarda otomobil üretmeye başlamadılar,” diyor.

“Made in Europe” önerileri, Avrupa’da otomobil üretiminin maliyetlerini daha da artıracak ve satış hacmi daha küçük olan bazı Çinli üreticileri, Avrupa’daki sübvansiyonlardan yararlanmaktan vazgeçip yakın vadede ihracata devam etmeye zorlayacaktır.

Bir Çinli otomobil üreticisinin üst düzey yöneticisi, “Eğer mali açıdan çok pahalı hale gelirse, gümrük vergisini öder ve [Çin’den] otomobil sevkiyatına devam ederiz,” dedi.

BYD gibi bazı Çinli otomobil üreticileri için işbirlikleri stratejik açıdan mantıklı gelmiyor.

BYD’nin uluslararası faaliyetlerden sorumlu en üst düzey yöneticisi Stella Li, bir ortak girişimi “imkansız” olarak nitelendirerek, “Bence kendi başımıza yönetmek daha iyi. İzin istemek çok zor. Biz kararlarımızı beş dakika gibi bir sürede alıyoruz,” diyor.

BYD, bu yılın sonuna kadar Macaristan’da araçlarının seri üretimine başlamayı planlıyor. Fakat “Made in Europe” önerisi, şirketi daha önce duyurulduğu gibi Türkiye’deki fabrikayı tamamlamadan önce İspanya veya Fransa’da ikinci bir tesis aramaya zorladı.

Tüm Avrupalı otomobil üreticileri Çinli ortaklıklar aramıyor. Bazı analistler, şirketlerin kendi başlarına piyasa değişikliklerine daha hızlı tepki verebileceğini ve Çinli ortaklarının Avrupa’da başarılı olacağının garantisi olmadığını söylüyor.

JPMorgan analisti José Asumendi, “Bağımsız kalan şirketlerin çok daha fazla kontrolü olduğunu düşünüyorum,” dedi.

Avrupa

MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Yayınlanma

Başta MI6 olmak üzere İngiliz istihbarat kurumları, modern Alman tarihinin en büyük casusluk skandalında gizli bilgilerinin veya casuslarının ele geçirilip geçirilmediğini araştırıyor.

Almanya’nın dış istihbarat servisinin (BND) eski başkanı August Hanning ile sadece Manfred D olarak adı geçen kurumun şu anki üst düzey yetkilisi, salı günü casusluk ve vatana ihanet şüphesiyle gözaltına alındı.

Hanning, 16 yıl boyunca Manfred D aracılığıyla binlerce gizli belgeyi yasadışı olarak topladığı ve bu sırların bir kısmını yabancı bir güce sattığı suçlamasıyla karşı karşıya.

Alman güvenlik kaynakları, ikilinin ele aldığı bazı üst düzey bilgilerin yurtdışındaki ortak istihbarat teşkilatlarından geldiğini belirterek, İngiliz ve Amerikan istihbaratının sızdırılmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.

Bu durum, sahada faaliyet gösteren ajanlar ya da muhbirler gibi ABD ve İngiliz insan kaynaklarının, paylaşılan bilgiler yoluyla kimliklerinin ortaya çıkabileceği endişelerini de beraberinde getirdi.

Eski BND Başkanı Hanning gözaltına alındı

Eski bir MI6 istihbarat subayı olan Matthew Dunn, İngiliz istihbarat servislerinin BND ile paylaşılan her şeyi titizlikle inceleyeceğini ve riskleri değerlendireceğini söyledi.

Dunn şöyle dedi:

“Şu anda MI6 içinde, çok güvenilir bir irtibat ortağıyla paylaşılan istihbaratı titizlikle inceleyen ve bunların herhangi birinin MI6’e bağlı faaliyetleri ve kişileri tehlikeye atıp atmadığını değerlendiren büyük bir iç güvenlik incelemesi yapıldığına şüphe yok.”

Bununla birlikte, eski casus, bu durumun kurumun BND ile ilişkilerini etkilemesi halinde “çok şaşıracağını” belirtti ve iki kurumun işbirliği içinde olacağını düşündüğünü ifade etti.

İstihbarat paylaşımı sırasında, kaynaklarla ilgili bilgilerin sansürlenmesi de dahil olmak üzere “otomatik denetim ve dengeleme” mekanizmalarının devreye sokulmasının standart bir uygulama olduğunu açıkladı.

Skandalla ilgili haberler Batı istihbarat camiasını şoke etti. Kaynaklar, iddia edilen ihlali yabancı bir güç için büyük bir başarı olarak nitelendirirken, bunun Batı istihbarat paylaşım ittifakına ciddi zarar verebileceğini belirtti.

MI6 ve GCHQ’nun yanı sıra birçok ABD kurumunun da, söz konusu dönemde Avrupalı müttefiklerle paylaşılan tüm hassas bilgilere ilişkin sistematik bir iç inceleme yürüttüğü düşünülüyor.

The Telegraph’ın edindiği bilgilere göre, bu kurumların öncelikli odak noktası, iddia edilen sızıntı nedeniyle tehlikeye girmiş olabilecek kaynakları korumak olarak anlaşılıyor.

Benzer denetimlerin, Almanya’nın tüm istihbarat paylaşım ortakları ve müttefikleri tarafından da gerçekleştirilmesi muhtemel.

Alman yetkililerin güvenlik ihlalini muhataplarına ne zaman bildirdikleri belirsiz olmakla birlikte, bunun salı günkü gözaltılardan önce olduğu anlaşılıyor.

Alman basını, sızdırılan bilgiler arasında İran nükleer programı, Rus ordusu ve yabancı ortak kurumlara ait gizli belgelerle ilgili ayrıntıların yer aldığını bildirdi.

Açıklamada, söz konusu belgelerin çoğunun “federal istihbarat servisi tarafından yalnızca iç amaçlarla, özellikle de yürütme organına yönelik istihbarat brifingleri için kullanılmak üzere hazırlanmış gizli bilgiler içerdiği” belirtildi.

Savcılığa göre, Hanning bu bilgileri özel danışmanlık faaliyetlerinde kullandı.

Açıklamada, “Bir olayda Hanning, Manfred D tarafından sağlanan gizli istihbaratı, yabancı bir istihbarat servisinin bir yetkilisi için bir analiz hazırlamak amacıyla kullandı,” denildi.

Yetkililer, bu bilgilerin hedeflenen alıcıya ulaşıp ulaşmadığını henüz tespit edemedi. Salı gecesi Der Spiegel, söz konusu analizin Azerbaycan istihbarat servisi için hazırlandığını bildirdi.

Azerbaycan’ın Rusya, İsrail, Türkiye ve ABD’nin yanı sıra diğer ülkelerle de güvenlik ve istihbarat ortaklıkları var.

Hanning, Almanya’daki ulusal güvenlik tartışmalarında Moskova konusunda şahin bir tutum sergilemişti.

2024 yılında The Telegraph’a verdiği bir röportajda, ülkesinin “naif” davrandığını ve olası bir savaşın gerçekliği karşısında “uyandırılması” gerektiğini belirtmişti:

“İnsanlar ciddi bir tehlike olduğunun farkında değil – özellikle Doğu Almanya’da ve aşırı sol ile aşırı sağdaki Almanya için Alternatif (AfD) partisi içinde Rusya’ya sempati duyuluyor; bu partinin bazı kesimleri Rusya’ya yönelik yaptırımların sona erdirilmesini talep ediyor.”

The Insider’a göre, Hanning, BND’den ayrıldıktan sonra Rusya’ya en az yedi kez seyahat etti.

Eski istihbarat şefi, bu seyahatlerin tamamını 2015 ile 2019 yılları arasında gerçekleştirdi ve çoğu zaman Moskova’da sadece bir gün geçirdi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Yunanistan’da binlerce kişi Rubio’nun gelişini protesto etti

Yayınlanma

6 Ekim öğleden sonra Atina’nın merkezinde binlerce kişi ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ülkeye gelişini protesto etti.

Tüm İşçilerin Militan Cephesi (PAME) ve Yunanistan Komünist Partisi (KKE) tarafından düzenlenen eylemde “Kasap Rubio’ya yer yok!”, “Ölüm üsleri Yunanistan’dan defolsun!” ve “Kârları için savaşlara karışmayın” sloganları atıldı.

Marco Rubio, Yunanistan-ABD Stratejik Diyaloğu’nun yeni turu kapsamında Yunanistan’ı ziyaret etti.

Yunanistan’ın başkentindeki tüm birincil düzey işçi sendikalarını bir araya getiren, ülkenin en büyük işçi merkezi Atina İşçi Merkezi Başkanı Giorgos Stefanakis mitingde ana konuşmayı yaptı.

Stefanakis, “Biz işçiler, Yunan burjuvazisiyle birlikte halkları yıkıma ve emperyalist savaşın yaygınlaşmasına sürükleyenleri kabul etmiyoruz. Halk sizi istemiyor; üslerinizi toplayın ve Yunanistan’dan defolun!” dedi.

St. Benetatos, Yunan Uluslararası Gerginliğin Azaltılması ve Barış Komitesi (EEDYE) Sekreterliği adına bir selamlama konuşması yaptı.

KKE Merkez Komitesi Genel Sekreteri Dimitris Koutsoumbas da sendika mitingine katıldı. KKE tarafından yapılan açıklamada, Rubio’nun Yunanistan’da “persona non grata” olduğunu söyledi.

Sintagma Meydanı’nda çevik kuvvet kordonları ve göz yaşartıcı gazlı polis saldırısına rğamen göstericiler ABD Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüş düzenledi.

KKE’nin aktardığına göre yoğun polis gücü, Sintagma Meydanı’ndan yola çıkan büyük gösteriyi defalarca durdurmaya çalıştı ama bunu ancak üçüncü denemede, Atina’nın merkezi caddelerinde kurdukları üçüncü barikatta başardı.

KKE milletvekilleri de olay yerindeydi ve polisin geri çekilmesini talep ettiler. Gösteriyi bastırma planı başarısız oldu; zira polis yürüyüşün ABD Büyükelçiliği’ne ulaşmasını engellese de, onlarca gösterici, polisi hazırlıksız yakalayan bir hamle ile ABD Büyükelçiliği’ne ulaştı.

Orada pankartlar açarak yasakları delen PAME ve KKE üyeleri, “Halkların katillerine ne toprak ne de su” mesajını ilettiler.

KKE açıklamasında şunlar söylendi:

“KKE, ABD Dışişleri Bakanı M. Rubio’nun Yunanistan’a gelişine karşı sendikalar ve kitle örgütleri tarafından düzenlenen mitinge halkın ve gençlerin kitlesel katılımını selamlamaktadır. Mitingin kitlesel katılımla gerçekleşmesi ve göstericilerin, yasaklara ve polisin kışkırtıcı tavrına rağmen ABD Büyükelçiliği önünde mesajlarını iletmiş olmaları, ülkemizin bölgedeki ABD’nin enerji ve askeri planlarına daha fazla dahil olmasına yönelik militan bir kınama ve muhalefet mesajı vermektedir. Bu planlar, mevcut Yeni Demokrasi hükümeti tarafından da desteklenmekte olup, halk halihazırda bunun bedelini ağır bir şekilde ödemektedir.”

Selanik, Patras ve Yunanistan’ın diğer birçok şehrinde de büyük gösteriler düzenlendi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den ABD misillemesini engellemeyi amaçlayan yeni vergi hamlesi

Yayınlanma

Avrupa Birliği, ABD yönetiminin misilleme tehditlerini önlemek amacıyla yalnızca Amerikan teknoloji devlerini değil, tüm büyük şirketleri kapsayan genel bir vergi getirmeyi planlıyor. Financial Times gazetesinin haberine göre yıllık geliri 100 milyon euroyu aşan kuruluşları hedefleyen teklif, AB’nin 2028 yılından itibaren bütçesine yılda yaklaşık 60 milyar euro kazandırmayı amaçlıyor.

Avrupa Birliği (AB), ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin tepkisini çekmeden birliğin bütçe gelirlerini artırmak amacıyla büyük şirketlere yönelik genel bir kurumlar vergisi getirmeyi değerlendiriyor.

Financial Times’ın (FT) altı Avrupalı yetkiliye dayandırdığı habere göre Brüksel, Washington’ın misilleme tehditleri nedeniyle yalnızca ABD merkezli teknoloji devlerini hedef almaktan kaçınan yeni formüller üzerinde duruyor.

Avrupa Komisyonu, Washington’ın dijital hizmet vergisi uygulayan ülkelere karşı misilleme tehditlerinin ardından Apple, Meta ve Google gibi şirketlerden daha fazla gelir elde etmenin yollarını arıyor.

Yeni vergi arayışları, AB üyelerinin ortak bütçe üzerinde müzakereler yürüttüğü, harcama kısıtlamalarıyla karşılaştığı ve çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesine yönelik küresel girişimlerin tıkandığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Yıllık geliri 100 milyon euronun üzerindeki şirketler hedefleniyor

Brüksel’deki müzakereler, “Avrupa İçin Kurumsal Kaynak” (Core) olarak bilinen teklif üzerindeki değişikliklere odaklanıyor.

Tasarı, AB sınırları içinde faaliyet gösteren ve yıllık geliri 100 milyon euronun üzerinde olan tüm şirketlerin her yıl tek seferlik bir vergi ödemesini öngörüyor.

Bir AB yetkilisi, planlanan düzenlemeye ilişkin olarak, “Bazı başkentler, Amerikalıları kızdırmak istemedikleri için yalnızca dijital hizmetleri hedef alan bir vergiye karşı çıkıyor. Core yaklaşımına itiraz eden ülke sayısı ise daha fazla. Çözüm, verginin kapsamını neredeyse tüm büyük şirketleri içerecek şekilde genişletmek” değerlendirmesinde bulundu.

Core vergisinin, AB’nin ortak bütçesine 2028 yılından itibaren yıllık yaklaşık 60 milyar euro kaynak aktarması planlanan beş yeni merkezi gelir kalemi arasında yer aldığı belirtiliyor.

ABD misillemesi ve orta ölçekli işletmeler endişe yaratıyor

AB üyesi ülkelerin çoğunluğunda söz konusu verginin Avrupa’daki orta ölçekli işletmeleri yabancı rakipleri karşısında dezavantajlı duruma düşüreceği görüşü hakim.

Yetkililer, orta ölçekli işletmeleri kapsam dışı bırakacak şekilde gelir eşiklerinin değiştirilmesinin daha fazla üye ülkenin desteğini sağlayabileceğini dile getiriyor. Ancak kaynaklar, ABD’nin olası ticari misillemelerinden çekinilmesi nedeniyle planın gerekli desteği görmesinin zor olduğunu kaydediyor.

Daha önce dijital hizmet vergisi getiren Fransa, İtalya, İspanya ve Avusturya, ABD’nin ticari soruşturmalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Ticari gerilimin tırmandığı geçen yılın ilkbahar aylarında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ABD tarifelerine karşı dijital reklam gelirlerinin vergilendirilmesini (“Amazon vergisi”) gündeme getirmiş, ardından taraflar 2025 yazında bir ticaret anlaşmasına varmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, bu yılın haziran ayında yaptığı açıklamada, Amerikan şirketlerine dijital hizmet vergisi uygulanması halinde Avrupa ülkelerinden ithal edilecek tüm ürünlere yüzde 100 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English