Bizi Takip Edin

RUSYA

Rusya Merkez Bankası, faiz oranını üst üste üçüncü kez yüzde 21’de tuttu

Yayınlanma

Rusya Merkez Bankası, politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 21’de sabit tuttu. Banka, enflasyon baskısının azaldığını ancak yüksek kalmaya devam ettiğini, ekonomideki aşırı ısınmanın sürdüğünü belirtti. Açıklamada, enflasyonun 2026’da hedefe dönmesi için gerekli koşulların oluşmaya başladığı, ancak enflasyon ve enflasyon beklentilerindeki düşüşün hızının yakından izleneceği vurgulandı.

Rusya Merkez Bankası, politika faizini değiştirmedi ve 2000’li yılların başından bu yana en yüksek seviye olan yüzde 21’de tuttu.

Banka, yaptığı açıklamada, enflasyon baskısının azaldığını ancak yüksek kalmaya devam ettiğini, kredi büyümesinde yavaşlama sağlanmasına ve hane halkı tasarruf eğiliminin yüksek olmasına rağmen ekonomideki aşırı ısınmanın sürdüğünü belirtti.

Merkez Bankası, enflasyonun 2026’da hedefe dönmesi için gerekli koşulların oluşmaya başladığını değerlendiriyor.

Yatırım bankeri Yevgeniy Kogan ise Telegram kanalından yaptığı açıklamada, piyasanın faiz kararından ziyade Merkez Bankası’nın bu kararı nasıl yorumlayacağına ve piyasaya nasıl bir mesaj vereceğine odaklandığını belirtti.

Ekonomist Yegor Susin ise Merkez Bankası’nın, “Enflasyondaki düşüş eğilimi hedefe ulaşmayı sağlamazsa, Merkez Bankası faiz artırımını değerlendirecektir,” açıklamasının, daha önceki “her durumda faiz artırımını değerlendireceği” ifadesine kıyasla daha ılımlı ve nötr bir sinyal olduğunu kaydetti.

Merkez Bankası, fiyat artışlarının yavaşladığını, ancak bu yavaşlamanın hızından memnun olmadığını ifade etti.

Bankanın aktardığına göre, mevsimsellikten arındırılmış cari fiyat artışı, ocak-şubat döneminde yıllık bazda yüzde 9,1’e geriledi (dördüncü çeyrekte yüzde 12). Çekirdek enflasyon ise daha yavaş düşerek yüzde 10,2 olarak gerçekleşti (önceki yüzde 12,1).

Merkez Bankası, bunun hala yüksek olan iç talebi yansıttığını düşünüyor. Ayrıca, şubat ve mart başında fiyat artışlarındaki yavaşlama ve enflasyon beklentilerindeki düşüş, kısmen rublenin güçlenmesinden kaynaklanıyor.

Finansal piyasa araçlarından hesaplanan uzun vadeli enflasyon beklentileri de düştü, ancak profesyonel analistler, Merkez Bankası’nın enflasyonu hedefe döndürmeyi planladığı 2026 yılı için enflasyon tahminlerini biraz yükseltti.

Merkez Bankası, enflasyon beklentilerinin yüksek kalmasının, enflasyonun ataletini artırdığını belirtti. Banka, kredi büyümesindeki yavaşlama ve yüksek tasarruf eğilimi sayesinde önümüzdeki aylarda enflasyon baskısının azalmaya devam etmesini bekliyor.

Mevduat faizlerinde bir miktar düşüş olmasına rağmen, bankalara vatandaşlardan yüksek miktarda para girişi devam ediyor.

Banka, faiz oranlarıyla birlikte enflasyon beklentilerinin de düştüğünü, bu nedenle reel faiz oranlarının çok fazla düşmediğini ve para politikasının sıkı kalmaya devam ettiğini belirtti.

Merkez Bankası, ekonominin hala “aşırı ısınmış” durumda olduğunu düşünüyor, ancak “dengeli büyümeye kademeli dönüş” için koşulların oluşmaya başladığını umuyor.

Hane halkı gelirlerindeki artış ve bütçe harcamaları yüksek talebi desteklerken, anketler ve güncel veriler ekonomik aktivitenin yavaşladığını ve işgücü piyasasındaki gerginliğin azaldığına dair işaretlerin arttığını gösteriyor.

Polevoy, Merkez Bankası’nın ilk kez dış koşulların iyileşmesi olasılığından bahsettiğini, bunun dışında ise “her şeyin aynı” olduğunu belirtti.

Merkez Bankası açıklamasında, “Jeopolitik gerilimin azalması durumunda dış koşulların iyileşmesi de enflasyonu düşürücü bir etki yaratabilir,” ifadelerini kullandı.

Raiffeisenbank analistleri ise, Merkez Bankası’nın söylemini biraz yumuşatmasına rağmen, hala çok temkinli bir duruş sergilediğini değerlendirmesini yaptı.

Analistlere göre, Merkez Bankası, faiz indirimi beklentilerinin güçlenmesini istemiyor; bu durum para politikasının sıkı kalmasını sağlıyor ve politikanın etkinliğini artırıyor.

Polevoy da Merkez Bankası’nın coşkulu bir havaya ve finansal koşulların hızlı/aşırı gevşemesine izin vermek istemediğini dile getirdi.

Raiffeisenbank analistleri, mevcut koşullarda faiz artırımını düşük bir ihtimal olarak görüyor, ancak erken bir gevşeme de beklemiyor.

Promsvyazbank analisti İlya İlyin de para politikasında gevşeme sinyali olmadığını belirtti. Polevoy ise daha fazla gevşeme beklediğini, fakat “Merkez Bankası’nın görünen tüm olumlu eğilimleri yorumlamakta temkinli davrandığını” ifade etti.

RUSYA

Anket: Rusya’da Sovyet geçmişine özlem azalıyor

Yayınlanma

Rusya Kamuoyu Araştırma Merkezi’nin (VTsIOM) anketine göre, Rusların çoğu perestroykayı gerekli bir adım olarak görse de uygulanışını eleştiriyor. Zamanla reformların kişisel etkilerine dair olumsuz algı azalırken, Sovyet dönemine duyulan nostalji de zayıflıyor. Genç nesillerin perestroykaya daha olumlu yaklaştığı gözlemleniyor.

Rusya Kamuoyu Araştırma Merkezi (VTsIOM), Sovyetler Birliği dönemindeki perestroyka (yeniden yapılanma) sürecinin sonuçlarına ilişkin yaptığı son izleme anketinin bulgularını kamuoyuyla paylaştı.

Anket, perestroykanın yaklaşık 40. yılına yaklaşırken Rusya toplumunda reformlara yönelik algının zamanla değiştiğini, Sovyet dönemine duyulan nostaljinin azaldığını ve reformların kişisel etkilerine dair olumsuz düşüncelerin zayıfladığını gösteriyor.

VTsIOM’un araştırmasına göre, Rusya toplumu 1980’lerin ortalarında Sovyetler Birliği’nin karşılaştığı kriz nedeniyle kapsamlı sosyal, iktisadi ve siyasi reformların “kaçınılmaz” olduğu konusunda büyük ölçüde hemfikir.

Otuz yıllık gözlem süresi boyunca Rusların yüzde 60 ila 70’i perestroykanın gerekliliği konusunda fikir birliğine varmış durumda.

Fakat asıl tartışma konusu, reformların stratejisi ve hem makro (ülke geneli) hem de mikro (bireysel) düzeydeki sonuçları üzerine yoğunlaşıyor.

Ankete katılanların yaklaşık yarısı, değişim ihtiyacını kabul etmekle birlikte reformların uygulanma biçimini eleştiren “hayal kırıklığına uğramışlar” grubunu oluşturuyor.

Bu grubun hayal kırıklığı oranının en yüksek olduğu dönem 2015 yılı olarak kaydedildi.

Perestroykaya şiddetle karşı çıkanların oranı bu grubun yaklaşık yarısı kadarken, reformları “gerekli ve doğru bir adım” olarak görenlerin oranı ise tüm izleme süresi boyunca yüzde 12 ila 16 bandında istikrarlı ancak azınlıkta kalan bir grup olarak dikkat çekiyor.

Reformların kaçınılmazlığı kabul edilse de, perestroyka dönemi hâlâ ülkeye iyiden çok kötü getiren bir süreç olarak algılanıyor (yüzde 61’e karşı yüzde 23).

VTsIOM, bu olumsuz değerlendirmelerin sürekliliğinin, kapsamlı dönüşümlerin sosyo-ekonomik ve siyasi sonuçlarıyla ilgili kolektif hafızadaki derin hayal kırıklıklarına işaret ettiğini belirtiyor.

Buna karşın, reformların kişisel hayata etkisine dair değerlendirmeler yıllar içinde olumlu yönde değişiyor.

Araştırma sonuçları, Sovyet sonrası erken dönemde (1999-2000 yılları) Rusların büyük çoğunluğunun (yüzde 83-88) ülkede yapılan demokratik ve piyasa reformları sonucunda kendilerini “kaybeden” olarak gördüğünü, “kazananların” oranının ise sadece yüzde 12 ila 17 olduğunu gösteriyor.

Fakat 1980’lerin ikinci yarısındaki olaylardan uzaklaştıkça perestroykanın sonuçlarına ilişkin algı iyileşiyor.

2010 yılında neredeyse her dört kişiden biri kendini “kazanan” olarak görürken, günümüzde bu oran neredeyse her üç kişiden bire yükselmiş durumda.

Reformlardan “kazançlı çıkanların” sayısındaki artışla paralel olarak, ülke için perestroyka öncesi statükonun (Brejnev dönemi) korunmasının daha iyi olacağı yönündeki görüş de zayıflıyor.

Bu eğilim ilk olarak 2007’de gözlemlenmiş olsa da, o dönemde yanıtlarda daha fazla belirsizlik mevcuttu.

VTsIOM’a göre, bugün daha bilinçli ve net bir duruş söz konusu: Otuz yıllık izleme tarihinde ilk kez, radikal reformlardan vazgeçip geç Sovyet dönemini “muhafaza etmenin” ülke için daha tercih edilir olacağını düşünenlerin oranı (yüzde 37), karşıt görüştekilerin oranının (yüzde 48) belirgin şekilde gerisinde kaldı.

Perestroykaya dair algı, büyük ölçüde o yılları yaşama deneyimiyle şekilleniyor.

Bu deneyime sahip olmayan genç nesillerin, kapsamlı dönüşümleri daha “ılımlı” değerlendirme ihtimali daha yüksek.

Nitekim, söz konusu dönem hakkında daha dolaylı bilgiye sahip olan Z kuşağı ve genç Y kuşağı (milenyum kuşağı) temsilcileri, diğer yaş gruplarına göre perestroykada ülke için daha fazla olumlu taraf görme ve bunu hatalı bir girişim olarak görmeme eğiliminde.

“Perestroyka çocukları” olarak adlandırılan reform dönemi kuşağı ise, reformların zararına ve yetersiz uygulandığına işaret ederek büyük ölçüde yaşlı nesillerle benzer görüşler paylaşıyor.

Ankete göre, Sovyetler Birliği’nin piyasa ve demokrasi yoluna girmesini kabullenmeye en az hazır olan kuşak ise “thaw kuşağı” (buzların çözülmesi dönemi kuşağı) olarak öne çıkıyor.

Okumaya Devam Et

RUSYA

Rusya’nın en büyük tarım holdingi Rusagro’nun sahibi gözaltına alındı

Yayınlanma

Rusya’nın en büyük tarım holdinglerinden Rusagro’nun kurucusu ve eski senatör Vadim Moşkoviç, Moskova’da büyük çaplı dolandırıcılık şüphesiyle gözaltına alındı. Şirketin CEO’su Timur Lipatov’un da gözaltına alındığı ve Moşkoviç ile eski CEO Maksim Basov’un 1 milyar rubleyi aşan zimmete para geçirme ile suçlandığı belirtiliyor. Şirketin Moskova ve Belgorod’daki ofislerinde aramalar yapıldı.

Rusya’nın en büyük tarım holdinglerinden Rusagro’nun kurucusu ve eski senatör Vadim Moşkoviç Moskova’da gözaltına alındı.

Baza ve Shot Telegram kanallarının aktardığına göre, şirketin Moskova ve Belgorod’daki ofislerinde aramalar yapılıyor ve 57 yaşındaki Moşkoviç’in sorgulanması planlanıyor.

Shot kanalı, iş insanının büyük çaplı dolandırıcılıkla (Ceza Kanunu Madde 159, Kısım 4) suçlandığını ve 10 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya olduğunu iddia etti.

Haberde, milyarder Moşkoviç’in gözaltına alınma nedenlerinden birinin, büyük bir yağ holdingi olan Solneçniye Produktı’nın 1 milyar rubleyi aşan değerdeki varlıklarına el koyduğu şüphesi olduğu belirtildi.

Rusagro Genel Müdürü Timur Lipatov’un da Vadim Moşkoviç ile birlikte gözaltına alındığı kaydedildi.

Duruma aşina bir kaynak Interfaks haber ajansına yaptığı açıklamada, Moşkoviç ve Rusagro’nun eski Genel Müdürü Maksim Basov’un büyük çaplı zimmete para geçirme suçlamasıyla resmen itham edildiğini belirtti.

Kaynak, zimmete geçirme suçlamasında bahsedilen miktarın yaklaşık 1 milyar ruble olduğunu ve davaya yeni isimlerin de dahil olabileceğini ekledi.

Moşkoviç, kariyerine 1990’lı yıllarda şeker ithalatıyla başladı. 2004 yılında kurduğu Rusagro şirketi, şeker, yağ ve et üretiminde Rusya’nın liderleri arasında yer alıyor.

Moşkoviç’in şirketi, sahip olduğu 700 bin hektar araziyle ülkenin en büyük beş toprak sahibinden biri konumunda.

INFOLine‘ın araştırmasına göre, Rusagro 2023 yılında yüzde 15’lik artışla 277,3 milyar ruble (KDV hariç) ciro elde ederek Rusya’nın en büyük tarım holdingi oldu.

Geçmişte Belgorod oblastını temsilen senatörlük yapan Moşkoviç’in servetinin 2,3 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Moşkoviç, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık’ın yaptırım listelerinde yer alıyor.

Rusagro sahibinin, bu yaptırımlara ve Kıbrıs vatandaşlığının iptaline karşı yaptığı itirazlar sonuçsuz kalmıştı.

İzvestiya gazetesinin haberine göre, geçen yıl Devlet Duması’nda Moşkoviç hakkında şikâyetler dile getirilmiş ve Adalet Bakanlığı’ndan iş insanının yabancı ajanlar listesine dahil edilmesi talep edilmişti.

Başvuruyu milletvekilleri Anatoliy Greşnevikov, Mihail Delyagin, Yelena Drapeko ve Oleg Nilov’un yaptığı belirtildi.

Delyagin, Moşkoviç’in Rusya karşıtı olarak yorumlanabilecek çok sayıda açıklaması olduğunu savunarak, “‘Ancak onun durumu iyi, her şey harika, anladığım kadarıyla büyük işleri offshore’a taşınmış’,” ifadelerini kullanmıştı.

Delyagin ayrıca, offshore şirketleri olan ve Rusya’daki işlerini bu yolla yöneten zenginlerin Batılı istihbarat kurumlarına bağımlı hale geldiğini öne sürmüştü.

Okumaya Devam Et

RUSYA

Riyad görüşmeleri: Yeni tahıl anlaşması gündemde

Yayınlanma

Rusya, tahıl anlaşmasının yenilenmesinden yana olduğunu belirtti. Karadeniz’de güvenli seyrüsefer konusu, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da ABD heyetiyle yapılan görüşmelerde ele alındı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, görüşmelerin sona ermesinin ertesi günü, 25 Mart öğleden sonra, Pervıy Kanal‘a yaptığı açıklamada, “(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in de belirttiği gibi, Karadeniz girişiminin (Ukrayna’dan tahıl ihracatını sağlayan 2022-2023 tahıl anlaşmasının resmi adı) bir şekilde, herkes için daha kabul edilebilir bir biçimde yenilenmesinden yanayız,” dedi.

Lavrov, bu konunun daha önce 18 Mart’ta Putin ile ABD Başkanı Donald Trump arasında da görüşüldüğünü belirtti.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Riyad’daki görüşmelerin sonuçlarının “başkentlere rapor edildiğini” ve “şu anda analiz edildiğini” kaydetti.

Suudi Arabistan’da 23-24 Mart tarihlerinde sırasıyla ABD-Ukrayna, ABD-Rusya ve tekrar ABD-Ukrayna görüşmeleri yapıldı.

25 Mart akşamına doğru önce Beyaz Saray, ardından Kremlin, Suudi Arabistan’daki toplantıların sonuçlarına ilişkin açıklamalar yayınladı.

Kremlin’in açıklamasına göre, Moskova ve Washington, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini sağlama ve güç kullanmama konusunda anlaştı.

Açıklamada ayrıca, ABD’nin “Rusya’nın tarım ürünleri ve gübre ihracatının dünya pazarına yeniden erişimini kolaylaştıracağı, deniz taşımacılığı sigorta maliyetlerini düşüreceği ve bu tür işlemlerin gerçekleştirilmesi için limanlara ve ödeme sistemlerine erişimi genişleteceği” belirtildi.

Ancak bu anlaşmalar, 2022-2023 tahıl anlaşmasının Rusya ile ilgili kısmının yerine getirilmesinden sonra yürürlüğe girecek.

Bu kısım, Rosselhozbank (Rusya Ziraat Bankası) ve Rus üreticilere yönelik yaptırımların kaldırılmasını, gıda taşıyan Rus gemilerine limanlarda hizmet verilmesine ilişkin yasakların kaldırılmasını ve Rusya’ya tarım makineleri ile tarımsal üretim için gerekli diğer malların satışına izin verilmesini içeriyor.

Karadeniz girişiminin yeni bir versiyonu için Temmuz 2022’den Temmuz 2023’e kadar geçerli olan önceki anlaşmalar şeklinde bir temel halihazırda mevcut.

Amerikalıların şu anki ‘ev ödevi’ Avrupalıları bu yönde adım atmaya ikna etmek’

Ülkenin önde gelen düşünce kuruluşlarından Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi Araştırma Direktörü Andrey Kortunov, Vedomosti gazetesine verdiği demeçte, o dönemde Rus tahıl ve gübrelerinin dünya pazarlarına erişimini kolaylaştırmayı amaçlayan anlaşmanın Rusya ile ilgili kısmının yerine getirilmediğini anımsattı.

Kortunov, “Ancak tüm bu ürünler ABD’ye değil, Avrupa’ya veya Avrupa limanları üzerinden tedarik ediliyordu. Bu limanlar şimdi AB yaptırımları nedeniyle Rus gemilerine kapalı. Bu nedenle, Amerikalıların şu anki ‘ev ödevi’ Avrupalıları bu yönde adım atmaya ikna etmek,” değerlendirmesinde bulundu.

Moskova Uluslararası İlişkiler Üniversitesi (MGIMO) Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nden araştırmacı Artyom Sokolov da ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırım tedbirlerinde yapacağı herhangi bir değişikliğin AB tarafından destekleyici kararlar gerektireceği ve bu nedenle Amerikalıların Avrupalılar üzerindeki etkisinin kaçınılmaz olacağı konusunda hemfikir.

Bunun yanı sıra Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü İvan Timofeyev, bu alandaki işlemler için yasal imkanların uzun zamandır mevcut olduğu görüşünde.

ABD yönetiminin yumuşak hukuk yöntemlerinden daha fazlasına başvurması pek mümkün değil’

Timofeyev’e göre, söz konusu olan ABD Hazine Bakanlığı’nın gıda ve ilaç işlemlerine izin veren 6D sayılı genel lisansı.

Timofeyev, ABD yönetiminin, piyasa aktörlerine aşırı uyumu azaltmaları yönünde açıklamalar yaparak “yumuşak hukuk” yöntemlerinden daha fazlasına başvurmasının pek mümkün olmadığını belirtti.

Bununla birlikte Kortunov, enerji santralleri ve genel olarak altyapıya yönelik saldırıların durdurulması konusunun, daha az gündeme gelmesine ve Kiev’in bu tür saldırıları durdurma sorumluluğunu üstlenmemesine rağmen, müzakere gündeminden “çıkamayacağını” düşünüyor.

Uzman, “Zira Ukrayna bu konuda anlaşmaya yanaşmazsa, Karadeniz girişimi ve diğer tüm konularda da anlaşmaya yanaşmaz olarak kabul edilecektir,” diye ekledi.

Kortunov ayrıca, anlaşmanın uygulanmasını izleme mekanizmaları hakkındaki tartışmaların devam ettiğini de kaydetti.

Kortunov, Karadeniz anlaşmasının “öncü” olabileceğini ve altyapıya yönelik saldırıların durdurulması ile izleme konularının bu anlaşmaya bağlanacağını dile getirdi.

Rusya Parlamentosunun üst kanadı Federasyon Konseyi Savunma ve Güvenlik Komisyonu Birinci Başkan Yardımcısı Vladimir Çijov, Rossiya-24‘e yaptığı açıklamada, NBC ve diğer medya kuruluşlarının kaynaklarının 25 Mart’ta beklediği ABD ve Rusya heyetlerinin ortak açıklamasının Ukrayna’nın tutumu nedeniyle yapılamadığını söyledi.

Çijov’a göre, Kiev’in oluşturduğu engel “oldukça semptomatik” idi. Fakat Çijov, ABD ve Rusya arasında Riyad’da somut görüşmeler yapılmasını olumlu olarak değerlendirdi.

Rus ve Amerikan heyetlerinin 24 Mart’ta Riyad’daki görüşmeleri aralıklarla 12 saatten fazla sürdü.

Rus heyetine FSB Direktörü Danışmanı Sergey Beseda ve senatör ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Grigoriy Karasin başkanlık etti.

Amerikan tarafında ise görüşmeleri Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Kıdemli Direktörü Andrew Peek ve Dışişleri Bakanlığı Planlama Direktörü Michael Anton yürüttü.

Kortunov, Riyad’daki ABD-Rusya görüşmelerinin ardından Ukrayna nedeniyle ortak bir açıklama yapılmamasını, Amerikalıların, ABD-Rusya anlaşmaları da dahil olmak üzere her türlü anlaşmanın en azından sembolik olarak Ukrayna tarafından onaylanması konusunda ısrar eden Kiev’i “rahatsız etmek” istememesine bağlıyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, şimdilik “üst düzey bir görüşme planı olmadığını, ancak gerektiğinde bu tür görüşmelerin oldukça hızlı ve etkin bir şekilde ortaya çıktığını” belirtti.

Peskov, “Temasların devam edeceği yönünde bir anlayış var. Ancak henüz net bir durum yok ve bu durum üzerinde mutabık kalınacak,” diye ekledi.

Diğer yandan Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad‘a konuşan uzmanlar, gerçek bir ateşkese ulaşılmasındaki temel sorunun Ukrayna ordusu ve Ukrayna makamlarının eylemlerinin kontrol edilmesi olacağını düşünüyor.

‘Ukrayna’yı çöküşten kurtaran tek şey, hane halkı tüketicilerinin sayısındaki keskin düşüş’

Zelenskiy yönetiminin ana denetleyicisi olarak ABD öne çıkabilir, ancak Washington’un bile bu konuda yeterli nüfuz kaldıracı bulunmuyor. Bu durum, Ukrayna makamlarının enerji açığının en azından kısmen giderilmesiyle ilgilenmesi gerektiği gerçeğine rağmen geçerliliğini koruyor.

Osnovaniye Bilimsel Araştırmaları Destekleme ve Sivil Girişimleri Geliştirme Vakfı Başkanı Aleksey Anpilogov, Vzglyad‘a yaptığı açıklamada “Ukrayna enerjisinin mevcut durumu içler acısı olarak tanımlanabilir. Son bir yılda ülke net elektrik ithalatçısı haline geldi. Ülkeyi çöküşten kurtaran tek şey, hane halkı tüketicilerinin sayısındaki keskin düşüş,” dedi.

Anpilogov, “Şu anda Ukrayna’da termik üretim segmenti neredeyse tamamen yok edilmiş durumda. Harkov enerji merkezi devre dışı bırakıldı. Tripilska ve Pridniprovska Termik Santralleri ciddi hasar gördü. Ayrıca, ülkenin batısındaki santrallerin çalışması önemli ölçüde zorlaştı,” diye ekledi.

Anpilogov, “Bununla birlikte, Ukrayna’nın enerji sistemine yönelik saldırılarımız şimdiye kadar insani boyutunu korudu. Örneğin, hidroelektrik santrallerinin (HES) barajlarına vurmadık, sadece makine dairelerini devre dışı bırakmaya odaklandık. Yani, barış görüşmelerinin başlaması durumunda düşmana altyapıyı hızla yeniden inşa etme imkanı bıraktık,” vurgusunu yaptı.

Uzman, “Ayrıca, Ukrayna enerjisinin nükleer sektörü de dokunulmadan kaldı. Aslında, ülke şu anda kalan HES’ler ve nükleer santraller sayesinde ayakta duruyor. Bu yaklaşım, Ukrayna vatandaşlarının evlerinde elektriğin kesilmemesini garanti etti,” diye belirtti.

Varılan anlaşmalara uyulup uyulmadığını nasıl kontrol edebiliriz?’

Anpilogov, “Enerji alanında ateşkese gelince, öncelikle şu soruya cevap vermemiz gerekiyor: Varılan anlaşmalara uyulup uyulmadığını nasıl kontrol edebiliriz? Teorik olarak, kararlaştırılan rejimin ihlallerini tespit etme işini her iki taraf da yapabilir: Rusya ve Ukrayna. Bunu yapmak oldukça basit, üstelik saldırılara ait tüm fotoğraf ve video materyalleri hızla internete sızıyor,” değerlendirmesinde bulundu.

Anpilogov, “Yani, ihlal edenin sorumluluğunu kanıtlama gerekliliğini haklı çıkarmak zor olmayacaktır. Ancak kim ‘hakem’ rolünü üstlenebilir? Teoride, ABD bu role talip olabilir. Bu görevi yerine getirip getiremeyecekleri yakın zamanda anlaşılacak,” yorumunu yaptı

Bunun yanı sıra uzman, “Zelenskiy, Krasnodar Krayı’ndaki petrol deposuna yapılan saldırıyla ateşkesle ilgilenmediğini zaten gösterdi. Siyasi nedenlerle bundan vazgeçemez, bu yüzden karar yürürlüğe girmeden önce saldırmaya karar verdi. ABD bu durumda bazı cezai tedbirler uygulamayı deneyebilir. Örneğin, askeri sevkiyatları sınırlayabilir veya yakın zamanda olduğu gibi Kiev’e istihbarat verilerinin aktarılmasını reddedebilir,” dedi.

Anpilogov, “Ancak bu, Zelenskiy yönetimi üzerindeki neredeyse tek baskı aracı. Eğer ABD bunu kullanırsa, Beyaz Saray’ın Ukrayna üzerinde etki kurma yöntemi kalmayacak. Yüksek ihtimalle Amerikalılar, Zelenskiy yönetimini sıkı kontrol altına almak için Kiev’i sürekli tehditlerle kontrol altında tutmaya çalışacaklar,” görüşünü paylaştı.

Moskova, Ukrayna’yı tamamen elektriksiz bırakma hedefi gütmedi’

Öte yandan iktisatçı İvan Lizan, genel olarak Rusya’nın son aylarda Ukrayna’nın enerji sistemine yönelik büyük çaplı saldırılara başvurmadığını hatırlattı.

Lizan, “Yani Moskova, Ukrayna’yı tamamen elektriksiz bırakma hedefi gütmedi. Ancak ülkedeki durum karmaşık. Bu nedenle hükümet, Avrupa Birliği’nden ek kapasite satın almak zorunda kaldı. Özel askeri harekat başlamadan önce Ukrayna yaklaşık 55 GW elektrik üretebiliyordu. Şu an itibarıyla bu gösterge 19 GW’a düştü. Üstelik 5-6 GW’lık kısım yalnızca AB tarafından sağlanan akışlardan oluşuyor. Dolayısıyla, ülkenin bu alandaki kendi kendine yeterlilik seviyesi neredeyse üç kat azaldı,” diye belirtti.

Lizan, “Ayrıca Ukrayna manevra kapasitesini neredeyse tamamen kaybetti, rüzgar ve güneş enerjisi üretim göstergeleri ciddi şekilde düştü. Bu bağlamda hükümet, sanayi elektrik tüketimini sınırlamaya başladı. Prensip olarak Rusya, ulaşmak istediği tüm hedefleri vurdu,” dedi.

Lizan, “Elbette Kiev misilleme saldırıları yapmaya çalıştı. Zelenskiy yönetimi, bizim petrol rafinerisi altyapımıza kısmi zararlar vermeyi başardı, fakat birçok veri gizli tutulduğu için verilen zararı şu anda tam olarak değerlendirmek mümkün değil. Dolaylı göstergelere göre hasarın nispeten küçük olduğu söylenebilir,” diye açıkladı.

Eğer Rusya’nın bu sektörde ciddi sorunları başlasaydı, Moskova’nın Belarus’tan ek benzin hacimleri talep etmek zorunda kalacağını kaydeden Lizan, “Ancak böyle bir durum yaşanmadı. Ukrayna’nın, kararlaştırılan ateşkesi ihlal ederek tesislerimize saldırmaya devam etmeye çalışması muhtemel,” diye ekledi.

Zelenskiy yönetimini dizginlemeyi başarırlarsa iyi’

Lizan, “Fakat bizim için bu durum daha çok diplomatik öneme sahip. ABD önlem almaya çalışmadan Zelenskiy yönetiminin eylemlerine tepki vermek anlamsız. Fakat biz niyetimizin ciddiyetini gösterdik: Hedefi düşmanın üretim tesisleri olan kendi İHA’larımızı durdurduk,” dedi.

Lizan sözlerini şöyle tamamladı: “Şimdi sıra ABD’de. Eğer askeri sevkiyatları durdurma tehdidiyle Zelenskiy yönetimini dizginlemeyi başarırlarsa iyi. Aksi takdirde Washington, çözümle ilgilenmeyenin Moskova değil, Kiev olduğundan kesin olarak emin olacaktır.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English