Bizi Takip Edin

Diplomasi

Schiller Enstitüsü, yeni bir güvenlik mimarisini masaya yatırdı

Yayınlanma

Schiller Enstitüsü tarafından Berlin’de düzenlenen konferansta, dünyanın topyekûn bir nükleer savaş tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısı yapıldı. Konuşmacılar, tek kutuplu düzenin çöküşüne ve BRICS öncülüğündeki çok kutuplu dünyanın yükselişine dikkat çekerek, tek çıkış yolunun tüm ülkelerin güvenlik ve kalkınma çıkarlarını gözeten yeni bir küresel mimari olduğunu vurguladı. Konferansta, Afrika’nın kalkınması için ‘Vaha Planı’ ve ‘Gündem 2063’ gibi projelerde BRICS ile Avrupa arasında işbirliği yapılması çağrısında bulunuldu.

Schiller Enstitüsü tarafından Berlin’de düzenlenen uluslararası konferansta, dünyanın topyekûn bir nükleer savaşın eşiğinde olduğu ve tarihin geri dönülemez bir noktaya yaklaştığı uyarısı yapıldı.

“BRICS ve Avrupa Arasında Afrika İçin Vaha Planı ve Gündem 2063’ü Uygulamak Üzere İşbirliği” başlığıyla düzenlenen etkinlikte, tek kutuplu dünya düzeninin çöküşü ve BRICS ülkelerinin öncülük ettiği çok kutuplu bir dünyanın yükselişi ele alındı.

Konferansta konuşan siyasetçiler, akademisyenler ve eski istihbarat yetkilileri, mevcut jeopolitik gerilimlerden çıkışın tek yolunun, tüm ülkelerin güvenlik ve kalkınma çıkarlarını gözeten yeni bir küresel mimari inşa etmekten geçtiğini vurguladı.

Schiller Enstitüsü’nün kurucusu ve başkanı Helga Zepp-LaRouche, açılış konuşmasında dünyanın, küresel bir nükleer savaş felaketinin kaçınılmaz hale gelebileceği bir “punctum saliens” yani “dönüm noktasına” hiç bu kadar yakın olmadığını belirtti.

Mevcut krizin kökenlerinin, 1971’de ABD Başkanı Nixon’ın Bretton Woods sistemini yıkarak kuralsız para politikalarına geçmesine dayandığını ifade eden Zepp-LaRouche, bu sürecin yeni bir depresyon, faşizm ve dünya savaşına yol açacağı yönündeki öngörülerin bugün gerçekleştiğini söyledi.

Zepp-LaRouche, “Tarihe müdahale etmek, iyi bir plana sahip olmak ve onu uygulamak için yeterli gücü seferber etmekle mümkündür,” diyerek karamsarlığa karşı eylem çağrısında bulundu.

‘Rus-Alman uzlaşısı paramparça oldu’

Konferansın en çarpıcı konuşmalarından birini yapan Moskova Ekonomi Yüksek Okulu Dünya Askeri Ekonomi ve Strateji Enstitüsü’nden analist Dmitriy Trenin, Avrupa’nın Ukrayna’daki vekalet savaşında Rusya için “ana düşman” konumuna geldiğini belirtti.

Bu durumun, Rusya’nın Ukrayna’da kazanmaya başlaması ve ABD’nin olası bir Trump yönetimi altında odağını Asya’ya kaydırmasıyla ortaya çıktığını savunan Trenin, “Avrupa, Rusya’yı kapıdaki düşman rolüne sokarak kendisini bir güç merkezi olarak konsolide etmeye çalışıyor,” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağı yönündeki varsayımın “saçma” olduğunu söyleyen Trenin, mevcut durumun 1962 Küba Füze Krizi’nden çok daha tehlikeli olduğunu vurguladı.

Trenin, “Rus-Alman uzlaşısı artık yok, paramparça oldu ve bu bir trajedi. Bu kriz, NATO’nun Ukrayna’ya doğru genişlemesi, Minsk Anlaşması’nın hiçe sayılması ve İstanbul’daki barış taslağının sabote edilmesi gibi önlenebilecek adımlar nedeniyle yaşandı. Eğer 11. saatte ortak bir çaba göstermezsek, bu kriz uçuruma bakana kadar durmayacak,” diye konuştu.

Çin’in yükselişi ve yeni dünya düzeni

Çinli akademisyen Profesör Zhang Weiwei ise dünyanın halihazırda çok kutuplu olduğunu ve BRICS ülkelerinin satın alma gücü paritesine göre GSYİH’sinin G7’yi geçtiğini belirtti.

Avrupa’yı ABD’ye bağımlı olmakla ve Çin’e karşı “derin bir güvensizlik” beslemekle eleştiren Zhang, “Avrupa konuşuyor, Çin yapıyor,” dedi.

Çin’in yoksullukla mücadele, Afrika’daki altyapı projeleri ve Taklamakan Çölü’nün yeşillendirilmesi gibi alanlardaki başarılarına dikkat çeken Zhang, Çin felsefesinin Batı’nın “böl ve yönet” anlayışının aksine “birleş ve kalkın” ilkesine dayandığını söyledi.

Zhang, “Batı felsefesi ‘dost ya da düşman’ der, Çin felsefesi ise ‘dost ya da potansiyel dost’ der. Bütün farkı yaratan da budur,” ifadelerini kullandı.

‘Afrika için yeni bir kapışma yaşanıyor’

Konferansa video mesajla katılan Afrikalı konuşmacılar, kıtanın geleceğine dair hem umutları hem de kaygıları dile getirdi.

Nelson Mandela Vakfı Başkanı Dr. Naledi Pandor, bu konferansın, sömürgeciliği onaylayan tarihi “Berlin Konferansı”nın aksine, Berlin’e özgürlük, adalet ve barış sesini getirdiğini söyledi.

Afrika’nın çok kutuplu bir dünyaya ve reforme edilmiş bir Birleşmiş Milletler’e inandığını belirten Pandor, kıtanın kalkınma planı olan “Gündem 2063” ile Schiller Enstitüsü’nün “Vaha Planı”nın birbirini tamamladığını ve küresel toplumun çatışma odaklı gündemden kalkınma odaklı bir gündeme geçmesi gerektiğini vurguladı.

Kenyalı akademisyen Patrick Lumumba ise daha eleştirel bir tutum sergileyerek, Afrika’da ABD, Çin, Rusya, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi pek çok aktörün dahil olduğu “yeni bir kapışma” yaşandığını söyledi.

Lumumba, “Bu durum, 1884’teki Berlin Konferansı’nı andırıyor. Tek fark, dilin daha şekerli olması. Afrika, kendi içindeki bölünmüşlük ve zayıf kurumlar nedeniyle manipülasyona açık,” değerlendirmesini yaptı.

Çok kutupluluğun eski hegemonların yerine yenilerini koymak anlamına gelip gelmeyeceğini sorgulayan Lumumba, “BRICS içinde hegemon kim olacak? Çin mi, Hindistan mı? Afrika ülkeleri yine piyon mu olacak?” diye sordu.

Savaş lobisi ve eylem çağrısı

Öte yandan eski CIA analisti Ray McGovern, ABD’de savaşı körükleyen yapıları “Askeri-Endüstriyel-Kongre-İstihbarat-Medya-Akademi-Düşünce Kuruluşu Kompleksi (MICIMATT)” olarak tanımladı.

Bu yapının temel taşının medya olduğunu belirten McGovern, savaştan kâr eden şirketlerin medyayı kontrol ettiğini ve bu nedenle alternatif medya ağlarının hayati önem taşıdığını söyledi.

McGovern, “Nuh prensibini hatırlamalıyız: Yağmur yağacağını tahmin edenlere artık ödül yok. Ödüller sadece gemi inşa edenler için,” diyerek bilgi sahibi olmanın yetmediğini, harekete geçmek gerektiğini vurguladı.

Konferansın genelinde, mevcut tehlikelere rağmen umudun yitirilmemesi ve barış için aktif çaba gösterilmesi gerektiği mesajı öne çıktı.

Helga Zepp-LaRouche, konuşmasını Alman şair Friedrich Schiller’in “Deutsche Größe” adlı parçasından alıntılarla sonlandırarak, “Gerçek zafer, kılıçla fethetmek değil, hakikatin şimşeğini kullanarak akılları özgürleştirmektir,” dedi ve tüm halklar için adalet ve akıl özgürlüğü mücadelesi çağrısında bulundu.

Diplomasi

İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Yayınlanma

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.

Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.

Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.

Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.

Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.

Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”

Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.

İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.

Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.

Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.

Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.

Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.

İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.

Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.

Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.

Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.

Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.

Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.

Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.

ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.

Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.

Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.

Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.

Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.

Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.

Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.

Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.

2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.

ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.

Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.

Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.

Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Yayınlanma

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.

Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.

Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.

Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.

Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.

WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.

WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.

Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.

WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.

14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.

Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.

Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.

Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.

Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü

Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.

Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.

Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.

Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.

Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.

Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.

Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.

Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English